Çocuk katillerin sayısı neden arttı? 'En karanlık dışavurum'
Son günlerde yaşanan olaylar, toplumu derinden sarstı. Konuyu 'görülme arzusunun en karanlık dışavurumu' olarak açıklayan Psikolog Sümeyra İhtiyar, önemli noktalara değindi.
Pandomim Aile&Psikolojik Danışma Merkezi, Çocuk-Ergen-Yetişkin Psikoloğu ve Oyun Terapisti Sümeyra İhtiyar, son yaşanan okul saldırılarına ilişkin yaptığı açıklamada şiddetin bireysel bir anlık öfke patlamasından öte toplumsal bir sorun olduğuna dikkat çekti.
Sümeyra İhtiyar, bu tür olayların “görülme arzusunun en karanlık dışavurumu” olduğunu vurgulayarak çocuk ve gençlerde artan yalnızlık, dijital etkiler ve empati eksikliğinin şiddeti beslediğini ifade etti.
‘GÖRÜLME ARZUSUNUN EN KARANLIK DIŞAVURUMU’
“Öncelikle hepimizin başı sağ olsun. Bu sadece eğitim sisteminin bir parçası değil, toplum olarak hepimizin ruhunda açılmış çok derin bir yaradır. Okul, bir çocuk için aileden sonra gelen en güvenli limandır. Bu limanın sarsılması, çocuklarımızda 'dünya güvenli bir yer değildir' algısını pekiştiriyor.
Psikolojik açıdan baktığımızda; bu saldırılar bir anlık öfkenin ötesinde, birikmiş bir engellenmişlik hissinin, empati yoksunluğunun ve en önemlisi 'görülme' arzusunun en karanlık dışavurumudur. Biz buna bir nevi 'toplumsal çığlık' diyebiliriz ama ne yazık ki bu çığlık can yakıcı bir yöntemi seçmiş durumda.”
‘ÖLÜMÜ VE ZARAR VERMEYİ BİR OYUN SANAL GERÇEKLİĞİNDE İÇSELLEŞTİRİYOR’
Şiddetin zamanla beslenen bir davranış olduğunu vurgulayan İhtiyar, “Hiçbir çocuk şiddet eğilimiyle dünyaya gelmez. Şiddet, öğrenilen ve zamanla beslenen bir davranıştır. Burada üç temel sacayağı var: Yalnızlaşma, dijital deformasyon ve rol model eksikliği. Günümüzde gençler, kalabalıklar içinde korkunç bir yalnızlık yaşıyor.
Akran zorbalığına uğrayan, aile içinde duygusal olarak ihmal edilen veya akademik başarı baskısı altında ezilen çocuk, kendine bir 'çıkış yolu' arıyor. Eğer biz ona duygularını regüle etmeyi öğretmezsek, o bu boşluğu şiddet içerikli oyunlarla, internetteki karanlık alt kültürlerle dolduruyor. Ölümü ve zarar vermeyi bir oyun sanal gerçekliğinde içselleştiriyor. Sonuçta o 'sanal' öfke, gerçek dünyaya taşınıyor. Ebeveynlerin şu anki en büyük görevi çocuklarına 'duygusal bir kalkan' olmaktır.” şeklinde konuştu.
‘BU ADIMLAR HAYATİ’
İhtiyar, sözlerini şu şekilde sürdürdü;
“Şu adımları hayati buluyorum:
• Haber Maruziyetini Kısıtlayın: Olay anına dair görüntülerin, silah seslerinin veya detaylı haberlerin sürekli açık olması çocuklarda 'ikincil travma' yaratır. Bilgi verin ama detaylarda boğmayın.
• Duyguları Onaylayın: Çocuğunuz 'Okula gitmek istemiyorum, korkuyorum' dediğinde ona 'Saçmalama, bir şey olmaz' demeyin. 'Korkunu anlıyorum, bu gerçekten üzücü bir durum ama biz ve okulun senin güvenliğin için çalışıyoruz' diyerek duygusunu küçümsemeden yanında durun.
• Gözlemci Olun: Çocuğunuzun son zamanlardaki uyku düzenini, iştahını ve özellikle internetteki aktivitelerini sessizce ama dikkatle gözlemleyin. Ani öfke patlamaları veya aşırı içe kapanma birer 'imdat' çağrısı olabilir.
• Açık İletişim Kurun: Akşam yemeklerinde sadece derslerini değil, gün içinde onu neyin üzdüğünü veya neyin heyecanlandırdığını sorun. Görülmek, her türlü şiddetin panzehiridir. Okullarda artık 'önleyici psikoloji' birincil gündem olmalı. Güvenliği sadece kapıya konulan bir dedektörle sağlayamazsınız. Gerçek güvenlik, öğrencinin kalbinde başlar.
• Rehberlik Servisleri Güçlendirilmeli: Psikolojik danışmanlar sadece evrak takibi yapan kişiler değil, öğrencilerin ruhsal haritasını çıkaran aktif gözlemciler olmalı.
• Akran Zorbalığına Sıfır Tolerans: Birçok saldırganın geçmişinde ağır zorbalık hikayeleri yatar. Zorbalık, şiddetin ana rahmidir. Bunu durdurduğunuzda büyük faciaların önüne geçersiniz.
• Duygusal Okuryazarlık: Müfredata acilen öfke kontrolü, çatışma çözme ve empati eğitimleri eklenmeli. Çocuklara hayır demeyi ve reddedilmeyi yönetmeyi öğretmeliyiz.
Şiddet bir sonuçtur; sevgisizliğin, adaletsizliğin ve duyulmayan seslerin sonucudur. Biz bugün sadece o silahı tutan eli konuşursak hata ederiz. Bizim o eli o noktaya getiren yalnızlığı ve boşluğu iyileştirmemiz gerekiyor. Psikolojik destek bir lüks değil, su ve ekmek kadar temel bir ihtiyaçtır. Lütfen çocuklarınıza sadece başarılı olmayı değil, iyi insan olmayı ve acıyla başa çıkabilmeyi öğretin. Unutmayın, iyileşmemiş yaralar her zaman başkalarını yaralar. İyileşmek için ise önce birbirimizi gerçekten duymaya ihtiyacımız var.”

