1. HABERLER

  2. GÜNCEL

  3. "Darbeler ve 17-25 Aralık Yargı Darbesi" paneli
"Darbeler ve 17-25 Aralık Yargı Darbesi" paneli

"Darbeler ve 17-25 Aralık Yargı Darbesi" paneli

Eski TBMM Başkanı İsmail Kahraman:- "Dini bütün, sağlam bir insanı Türkiye'nin başında istemiyorlar ve mutlaka gitmesini istiyorlar. Eğer Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan gibi kuvvetli bir şahsiyet olmasaydı gezide de giderdi, Hakan Fidan hadisesinde

A+A-

İSTANBUL (AA) - Eski TBMM Başkanı İsmail Kahraman, "Dini bütün, sağlam bir insanı Türkiye'nin başında istemiyorlar ve mutlaka gitmesini istiyorlar. Eğer Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan gibi kuvvetli bir şahsiyet olmasaydı gezide de giderdi, Hakan Fidan hadisesinde de giderdi, 17-25 Aralık'ta da giderdi." dedi.

Türkiye Adalet Araştırmaları Merkezince (TÜRKAD) İstanbul Üniversitesi Rektörlük Binası Doktora Salonunda "Darbeler ve 17-25 Aralık Yargı Darbesi" başlıklı panel düzenlendi.

Panelin açılışında konuşan Kahraman, Türkiye'nin başkanlık sistemine geçmesiyle makas değiştirdiğini dile getirerek, şunları söyledi:

"Hollanda'da, Almanya'da, İtalya'da, Amerika'da, Kanada'da sistem değiştirilmesini isteyenlere konuşma imkanı tanınmadı, istemeyenlerle meydanları açtılar. Hedef ne? Türkiye istikrarlı hale gelmesin. Bir haçlı savaşıyla karşı karşıyayız. Bu zihniyet günümüzde devam ediyor. Dini bütün, sağlam bir insanı Türkiye'nin başında istemiyorlar ve mutlaka gitmesini istiyorlar. Eğer Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan gibi kuvvetli bir şahsiyet olmasaydı gezide de giderdi, Hakan Fidan hadisesinde de giderdi, 17-25 Aralık'ta da giderdi. Dik duruyor, milletine güveniyor. 15 Temmuz'u onun sayesinde atlattık. Eğer meydana çıkıp milletini çağırmasaydı, o millet ona inanarak gelmeseydi Türkiye bitmişti."

Kahraman, 15 Temmuz'u "bir işgal teşebbüsü" olarak tanımladığını ifade ederek, Türkiye'nin büyük badire atlattığını söyledi.

İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mahmut Ak ise İstanbul Üniversitesinin Türkiye'ye karşı yapılan tüm hainliklerin karşısında olduğunu ifade ederek, "Bunun için canla başla çalışıyoruz. Çalışmalarımızın en başında nitelikli eğitim vermek, etkin ve donanımlı projeler üretmek, hem eğitimlerimizi hem de projelerimizi halkla paylaşmak yer almaktadır. Milletimizin mutluluğu ve refahı, ülkemizin gelecek vizyonuna katkı yapmak stratejik hedeflerimiz arasında yer almaktadır. Bu bilinç ve kararlılıkla çalışmalarımızı sürdürmektedir." diye konuştu.

17-25 Aralık'ın hukukun temel ilkelerine aykırı davranıldığında ülkeye ne kadar büyük zararlar verildiğinin en büyük ispatı olduğunu belirten Ak, şöyle devam etti:

"Hukukun manipülasyona açık bir hale gelmemesi bu aşamada çok önemlidir. Manipülasyona açık hale gelen hukuki temeller, adaletin sarsılmasına, bürokrasinin zedelenmesine neden olacaktır. Bu noktada toplumun her kesimine önemli sorumluluklar düşmektedir. FETÖ'nün 17-25 Aralık'ta yargısal bir faaliyetmiş gibi yapmış olduğu hukuksuz davranışlarının asıl amacının demokrasiye darbe vurarak, seçilmiş bir hükümeti düşürmek olduğu hepimizin bildiği bir gerçektir. FETÖ'nün 15 Temmuz hain darbe girişimi de bu amaçtan hareketle yapılmaya çalışılmış, ama çok şükür ki başarıya ulaşmamıştır. Bunlar her ne kadar acı tecrübeler de olsa, milli birlik ve beraberliğin önemini bir kez daha göstermiştir."

- "82 milyon Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının mağdur edilmesi hedeflenmiştir"

TÜRKAD Başkanı Mehmet Sarı, 17-25 Aralık soruşturması ve sürecinin, ceza soruşturması adı altında hukuksuzlukların tezahür ettiği bir süreç olduğunu belirterek, "Adaletin tesis edilmesi bir yana 82 milyon Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının mağdur edilmesi hedeflenmiştir. Savcı kılığındaki kimselerin hukuksuz operasyon ve soruşturmalarına maruz kaldığımız bir süreci yaşadık. Burada bir uluslararası istihbarat şebekesinin ülkemize, meşru, seçilmiş Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Hükumetine karşı bir girişimi olduğunu gördük." diye konuştu.

Yaratılmak istenen yolsuzluk algısının kamuoyunda istenen karşılığı bulmadığını anlatan Sarı, "17-25 Aralık operasyonlarının bir darbe girişimi olduğu da açık ve net şekilde ortaya çıktı." dedi.

- "Hoca kılıklı adamın yönetime ortak olmak için yapmış olduğu bir hamle değildi"

Avukat Mustafa Doğan İnal, açılış konuşmalarının ardından düzenlenen panelde yaptığı konuşmada, 17-25 Aralık soruşturmalarının 2012 tarihli olduğuna değinirken, şunları anlattı:

"Başarılı olamadıkları MİT operasyonunun hemen akabinde yolsuzluk eksenli bir soruşturma başlatmış idiler. Bu soruşturmalar 17 Aralık kısmı itibarıyla 3 ayrı soruşturmaydı. Çevre ve Şehircilik Bakanlığının olduğu bir soruşturma, Halkbank'ın içinde olduğu bir soruşturma ve bir de bunlardan bağımsız yaptıkları bir takım inşaat işlerine ilişkin soruşturma. Üçünü bir araya getirip operasyonu ve tutuklamaları yaptılar. O günlerde emniyette bir değişikliğe gidildi. 25 Aralık'a gelirken operasyonu polisle yapamayacaklarını anladılar ve o gün için operasyon talimatını Muammer Akkaş jandarmaya yazmıştı. Yani operasyonu jandarma eliyle yapmak istemişti. Jandarma yapmayınca mecburen emniyete göndermek durumunda kaldı. Ertesi gün emniyete geldiğinde emir, emniyet bir süre bekletti. Bakan değişikliği oldu, sonra yeni savcılar atandı dosyaya. Onlar, operasyonun yapılıp yapılmaması yönünde bastıran başsavcı vekiline karşı direnip operasyonu durdurdular, bütün talimatları geri çektiler."

O gün iş adamlarının mal varlıklarına tedbir konulduğunu belirten İnal, üçüncü köprü, havalimanı gibi projelerle ilgili tedbir kararı olduğunu anlattı.

İnal, "17-25 Aralık'ta hedeflenen şey aslında çok kolay bir şekilde yolsuzluk algısıyla hükumeti düşürecekler ve toplum nazarında itibarsız hale getireceklerdi. Ama bunu tek başlarına yapmadıklarını daha sonra öğrendik. Bunu Amerika ile birlikte yapmışlar. Çünkü şu anda 17-25 Aralık dosyasında var olan delillerin tamamı Halkbank dosyasında var. Buradaki bütün iddialar Halkbank dosyasında aynen mevcut. Tamamen belgeleri dışarı çıkartmışlar, bütün ses kayıtları, bütün belgeler var. Dolasıyla bu ihanet, Türkiye ölçekli, bir hoca kılıklı adamın yönetime, siyasete ortak olmak veya yönetimi ele geçirmek için yapmış olduğu bir hamle değildi." diye konuştu.

- "Türk Lirası ciddi değer kaybıyla karşı karşıya kaldı"

Medipol Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kerem Alkin de Türkiye'nin son 17 yılda oyun kurucu ülke olmasının memnuniyetle karşılanmadığını ifade ederek, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Gezi olayları aniden çıktığı iddia edilen ama uluslararası televizyon kanallarının bir hafta öncesinden canlı yayın araçlarını kiraladığını öğrendiğimiz ve bunu da o dönemki hükumetimizle, ekonomi yönetimiyle paylaştığımız bir süreçtir. Çünkü ekonomiyi çökertmek için döviz kurlarına operasyon yapmaları gerekiyordu. Gezi olayları etkili yönetildi ve o dönemde Amerikan Merkez Bankasının aldığı sert tedbirler nedeniyle dünyadaki birçok gelişmekte olan ülkenin parası değer kaybederken, gezi olaylarında biz paramızın değerini koruyabildiğimiz kadar korumaya çalıştık. Maalesef 17-25 Aralık'ta operasyonun dozajını çok daha sertleştirdiler ve buna bağlı olarak maalesef Türk Lirası ciddi değer kaybıyla karşı karşıya kaldı."

Sabah Gazetesi yazarı Kenan Kıran da 7 Mayıs 2010'da CHP'ye yönelik operasyon yapıldığını, 11 Nisan 2010'da AK Parti Hükumeti bürokratlarının ve başbakanın dinlenmeye başladığını, 17- 25 Aralık 2013'te operasyon düzenlendiğini anlatarak şöyle konuştu:

"MHP Genel Başkanı Bahçeli o dönem 'Fetullah Gülen cemaati faaliyetlerini durdursun.' dedi, 27 Nisan 2011'de ve 12 Haziran 2011 seçimlerinden hemen önce bu çağrıda bulunduğu için kaset operasyonu başladı. Mayıs ayında CHP'ye, daha sonra AK Parti'ye yönelik kumpas ve MHP'ye yönelik kumpas vardı. Maalesef CHP'ye yönelik olanda başarılı olundu. 17-25 Aralık operasyonunda, Sayın Cumhurbaşkanımız o dönem başbakandı ve Konya'da bu operasyona, tehditlere boyun eğmeyeceğini iade etti. MHP'ye yönelik kumpasta da Sayın Devlet Bahçeli FETÖ'nün siyasete yönelik girişimi engelledi."



HABERE YORUM KAT