Davutoğlu: 'Muallim'in konuşması hayal kırıklığına yol açtı'
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, 'Muallim'in konuşması hayal kırıklığına yol açtı' dedi.
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Suriye rejimi Dışişleri Bakanı Velid Muallim’in Cenevre-2 barış konferansında yaptığı konuşmanın saldırgan bir üslupla diğer ülkeleri suçlamaya yönelik olduğunu ve bu sebeple hayal kırıklığına yol açtığını söyledi.
Dışişleri Bakanı Davutoğlu, Cenevre’de Türk basın mensuplarıyla bir araya gelerek, Cenevre-2 barış konferansını değerlendirdi. “Savaş ve insanlık trajedisine yol açan katliamlar iki ay sonra üçüncü yılını dolduruyor” diyen Davutoğlu, “20. yüzyılda da, modern dönem siyasi tarihinde de üç yıl böylesine büyük insani facialara yol açan bir krizin herhangi bir çözüm çabası olmaksızın sürmesi çok nadirdir ve aslında uluslararası toplum için bir utanç vesilesidir” şeklinde konuştu.
150 bin kişinin kayıtlı, muhtemelen 250-300 bin kişinin de kayıtsız olarak öldüğü kabul edilen, 2,5 milyon kişinin mülteci durumuna düştüğü, en az 7 milyon kişinin Suriye içinde mülteci durumuna düştüğü ve milyonlarca insanın acil yiyecek ve ilaç ihtiyacında olduğu bir konjonktürden bahsedildiğine dikkat çeken Bakan Davutoğlu, “Aylardır bu konferansın hazırlıkları yapılıyordu. Biz Türkiye olarak da, Cenevre-1'e katılırken de, şimdi de tam bir iyi niyetle bu hazırlıklara katkıda bulunduk. Cenevre-1 bildirgesini oluşturan, yazımına katkıda bulunan ülkelerin başında geliyorduk” dedi.
Bakan Ahmet Davutoğlu konuşmasına şöyle devam etti:
“Mayıs ayında Sayın Kerry Türkiye ziyaretinde de bu konuda da teklifte bulunduğunda ve Lavrov'la görüşme sonrasında bu süreç başladığında, daha sonraki görüşmelerimizde de Cenevre-2 hazırlıklarına her türlü katkıda bulunacağımızı ifade ettik. Son haftalarda bu katkılarımızla ilgili çalışmalarımızı yoğunlaştırmıştık. Özellikle Suriye Ulusal Koalisyonu'nun Cenevre-2 Konferansı'na katılımı hususunda son bir hafta içinde yoğun bir diplomasi yürüttük bütün taraflarla. Bugün de bu toplantı gerçekleşti. Her şeyden önce Suriye halkı için hayırlı olmasını diliyorum. İnşallah bu çekilen acılardan sonra huzur ve istikrar dönemi başlar.”
“MUALLİM’İN KONUŞMASI HAYAL KIRIKLIĞINA YOL AÇTI”
Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim’in konferansta yaptığı konuşmayı da değerlendiren Davutoğlu, “Ama samimi kanaatimi ifade etmek istersem, bu sadece benim kanaatim değil, daha sonra yaptığım ikili görüşmeler ki, aralarında birçok tanınmış önemli ülkenin dışişleri bakanları da var, maalesef ilk oturumda Suriye rejiminin dışişleri bakanının konuşması gerçekten konferansın ruhuna, Cenevre-1 bildirisinin esasına aykırı bir nitelik taşıyordu. Bütün konuşmada Cenevre-1 bildirisinin ve anlaşmasının, mutabakatının ne derseniz deyin, esasını teşkil eden geçiş hükümeti kavramını bırakın, geçiş kavramına dahi bir atıf olmaksızın, sadece saldırgan bir üslupla diğer ülkeleri suçlamaya dönük ve Suriye'deki vakıayı ve yaşanan olayları, gerçek yüzünü örtmeye dönük bir çaba sergiledi. Bu büyük bir hayal kırıklığına yol açtı. Birçok ülke, daha sonra bu mantıkla konferansta nasıl netice alınabileceğini sorguladı. Biz Türkiye olarak, bize dönük bazı eleştirilere de açıkça konuşmamda cevap verdiğim gibi, Suriye rejiminin bu üslupla, bu yaklaşımla gerçekleştirdiği insanlık suçlarını örtmeye gücü yetmez” ifadelerinde bulundu.
“TÜRKİYE'YE DÖNÜK ELEŞTİRİLERDE BULUNMUŞ OLMALARI KABUL EDİLEMEZ”
Davutoğlu, son üç yıldır her türlü yöntemle Suriye halkının katledildiğini, tasfiye edilmeye çalışıldığını, etnik kıyım uygulandığını, insanlık suçları işlendiğini, keskin nişancılarla, tank ve topçu ateşleriyle, hava bombardımanı ile, varil bombaları ile, Scud füzeleriyle, kimyasal silahlarla denenmedik yöntem kalmadığını vurgulayarak, “Buna rağmen hala bütün bu faciadaki rollerini unutup, başka ülkelere, bu arada Türkiye'ye dönük de eleştirilerde bulunmuş olmaları kabul edilebilir bir durum değildir” dedi.
Bakan Davutoğlu şöyle devam etti:
“Bütün bir halkı terörist ilan etmek, şehirleri terörist ilan etmek, 2. Dünya Savaşı'ndaki Nazi yöntemlerini aratan resimlerle bir halkı katletmeye çalışmak. Srebrenitza'da olduğu gibi BM'nin atıl kalmasından istifade, uluslararası toplumla neredeyse alay edercesine bu katliamları sürdürmek herhalde 21. yüzyılın ilk büyük suçunu da oluşturmaktadır. Gönül isterdi ki ve ümit ederdik ki, konferans daha olumlu bir atmosferde başlasın, buna rağmen Suriye Ulusal Konseyi Başkanı Ahmet el Cerba'nın konuşması çok daha serin kanlı ve doğrudan hedefe müteallik bir konuşmaydı. Provokatif saldırılara cevap vermeyen bir yaklaşım sergiledi. Suriye Ulusal Koalisyonu'nu bu tutumu ve katılımları dolayısıyla tebrik ediyoruz.”
Cenevre’de yaptığı ikili görüşmelerden de bahseden Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu şunları söyledi:
“Konferansın bundan sonraki aşamasıyla ilgili olarak, BM Genel Sekreteri Sayın Ban ki-mun ile sabah saat 07.00'de bir toplantı gerçekleştirdim. Dün akşam Suriye Ulusal Koalisyonu temsilcileri ile gece geç vakitlere kadar süren bir görüşme gerçekleştirdim. Biraz önce Sayın Kerry ile durumu değerlendirdiğimiz kapsamlı bir görüşme yaptık. Yine Hollanda ve Almanya dışişleri bakanları ile, ki Alman Dışişleri Bakanı Sayın Steinmeir ile bu anlamda ilk defa, daha önce görüştük, telefonlaştık ama oturup gerek Suriye'yi, gerek ikili ilişkileri, bundan sonra yoğun bir takvim var. Bunları konuştuk. İngiltere Dışişleri Bakanı ile bu konuları detaylı olarak bu konuları ele aldık. Birazdan da Danimarka Dışişleri Bakanı ile görüşeceğim. Bu anlamda Cuma günü başlayacak olan müzakerelerin başarılı olabilmesi için bir kere her iki tarafın eşit şartlarda müzakerelere başlaması lazım.”
DAVUTOĞLU: “BUGÜN ELDE EDİLEN EN SOMUT SONUÇ, TARAFLARIN TANIMLANMIŞ OLMASI”
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Cenevre-2’den bugün elde edilen en somut sonucun, müzakere edecek tarafların tanımlanmış olmasının olduğunu söyledi.
Dışişleri Bakanı Davutoğlu, Cenevre’de düzenlediği basın toplantısında Türk basın mensuplarının sorularını cevaplandırdı. Bakan Davutoğlu, daha önce “Bu sürecin başarılı olması için BM denetimi lazım” dediği hatırlatılarak, bugün yaptığı görüşmeler ışığında bunu bekleyip beklemediğinin sorulması üzerine şunları söyledi:
“Şimdi BM'nin şu ana kadar üstlenmesi gereken ek sorumluluk var. Çünkü BM Konvansiyonu açık bir şekilde uluslararası güven ve istikrarı tehdit eden durumlarda BM'nin harekete geçmesini öngörür. BM, açık söylemek gerekirse, bugün kendilerini tebrik ettik bu toplantının gerçekleşmesinden dolayısıyla ama çok geç ve yavaş kalmıştır. Bu sebeple yüz binlerce insanın ölümüne yol açacak boşluk doğmuştur. Benim kastettiğim şu, eğer bir anlaşma olursa, bu anlaşmanın güvenilir olması ve uygulanabilir olmasının temel garantisi, bir BM müeyyidesi ve çerçevesinin oluşmasıdır. Tabi daha o aşamaya gelinmedi. Ama o aşamaya geldiğimizde mutlaka BM çerçevesinin bir şeklide devreye girmesi gerekir.”
Davutoğlu, Kerry ile Muallim’in görüştüğüne dair söylentiler olduğu ve bu konu hakkında bir bilgisi olup olmadığı sorusuna ise, “Kerry ile Muallim arasında bir görüşme olduğundan haberim yok. Zannetmiyorum” cevabını verdi.
“ESAD’IN SURİYE’Yİ YÖNETME MEŞRUİYETİ KALMAMIŞTIR”
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Rusya’nın, Esad konusundaki pozisyonunun ve bu konudaki yorum farklılıklarının ne olduğuna ilişkin bir soru üzerine şöyle konuştu:
“Rusya'nın pozisyonunu zaten bugün Lavrov'un konuşmasında gördünüz. Buna ek bir yorum getirmeyi düşünmüyorum. Tabi yorum farkı o zaman da vardı. O yorum farkı devam etti. Ama o günden bugüne de, Cenevre-1'i yaptığımızda zannediyorum, kaybettiğimiz Suriyeli kardeşlerimizin sayısı 15-20 bindi. Şimdi kayıtlı olarak bunun 10 misline çıktı. Facia çok daha üst boyutlarda ve bunların arkasında sorumluluğu bulunan bir yönetim var. Sorumluluğu bulunan bir devlet başkanı var. Bu sorumluluklardan kaçınması mümkün değil. İşte hepiniz o fotoğrafları gördünüz. O fotoğrafları görüp de herhangi bir ülkenin, sorumluluk sahibi bir liderin sessiz kalabilmesi, vicdanında bir şey hissetmemesi mümkün mü? Ama bunlar maalesef bu yoğunlukta bir tepki doğuracak netice ortaya çıkarmadı. Ancak bu tablolar açık bir şekilde gösteriyor ki, birçok ülke dışişlerinin vurguladığı gibi artık Esad'ın Suriye'yi hem ahlaki olarak yönetme meşruiyeti kalmamıştır, hem de fiilen siyasi olarak da yönetme kudreti kalmamıştır. Yani düşünün Suriye'nin hangi şehrini ele alırsanız alın, bir devlet başkanı olduğunu iddia eden birinin o şehre gidememesi düşünülebilir mi? Orada herhangi bir şekilde halkı idare edebilmek açısından. Gidemediği bir şehir, kontrol edemediği bir ülkenin nominal olarak, birkaç ülkenin tanıdığı bir devlet başkanı olarak kalmasının ne anlamı var. Önemli olan bir kişinin geleceği mi, bir halkın, bir ülkenin, bir bölgenin geleceği mi? Bu konuda artık herkesin tercihini net ve açık yapması gerektiği kanaatindeyim.”
“İRAN’IN BU TOPLANTIYA KATILMASININ FAYDALI OLACAĞI KANAATİNDEYDİK”
Davutoğlu, kendisine yöneltilen bir soru üzerine, “Biz Türkiye olarak İran'ın bu toplantıya katılmasının faydalı olacağı kanaatindeydik. Son ana kadar da bu konuda çaba gösterdik. Pazar günü Sayın Ban beni arayıp Suriye muhalefetinin katılımı dolayısıyla desteklerimize teşekkür ettiği zaman, bugün de toplantıda teşekkürü yeniledi. Bu teşekkür şahsen bana yapılan bir teşekkür değil, Türk halkına, devletimize yapılan teşekkürdür. Pazar günü aradığında bu konudaki düşüncesini bana ifade etti ve bizden yardım da bulunmamızı rica etti. Ben de Pazartesi günü sayın Cevad Zarif'le de konuştum. Tabi gönül isterdi ki, olumlu bir açıklama ile birlikte İran da bu toplantı da bulunsun. Çünkü İran'ın bölge ülkesi olarak bir şekilde bu sürece katkıda bulunma zarureti var” ifadelerinde bulundu.
Bakan Davutoğlu sözlerine, “Nihayet Suriye rejiminin arkasındaki en önemli destek veren ülkeler, nasıl muhaliflerin arkasında Suriye'nin Dostları Grubu varsa Suriye'nin de arkasında Rusya ve İran'ın desteği herkesçe malum. Dolayısıyla onların da elini taşın altına koyması doğru olurdu ancak telefon görüşmemizde olumlu bir görüşme hissetmiştik ancak daha sonra bu katılım mümkün olmadı. Biz gelecek Pazartesi, Salı günü Sayın Başbakanımızla İran'da olacağız. Tabi bütün bunları onlarla da değerlendireceğiz. Önemli olan bu kanın bir an önce durması ve Suriye'de halkın iradesini yansıtan bir yönetime geçişin sağlanması” şeklinde devam etti.
“700 BİN İNSANIN SURİYE'DEN NİÇİN KAÇTIĞINI SORMAK BİZİM HAKKIMIZ”
Bakan Davutoğlu, kendisine yöneltilen bir soru üzerine, Suriye rejiminin temsilcilerinin ifadelerinin hep konuyu teröre indirgemek şeklinde olduğuna dikkati çekerek şunları söyledi:
“Dünyada terörle mücadele eden ülkeler sıralansa herhalde en başında Türkiye ve şu anda Suriye muhalefetine destek veren ülkeler gelir. Hiç kimse terörü mazur gösterecek hiçbir tavır içinde olmaz ama onun yanında devlet terörü de var. Onun yanında terörün bir şekilde baskıya araç olarak kullanılması var. Ben de konuşmam da vurguladım. Bu açık bir iki yüzlülük. Yani karşımıza oturup, bize, yani ülkesinde 700 bin mülteciyi misafir eden bir ülkeye ya da diğer ülkelere saldırgan bir ifade kullandığınızda ve teröre destek gibi bir ifade kullandığınızda, bu 700 bin insanın Suriye'den niçin kaçtığını sormak bizim hakkımız. Onlar terörist mi? 2,5 milyon insan birden terörist mi? Halep bütünüyle bir terörist şehir mi? Humus'ta taş üstünde taş bırakılmadı. Bütünüyle terörist bir şehir mi? O zaman bu terör kavramının içini doldurmak gerekiyor.”
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu şu sözlerle devam etti:
Tekrar teyiden söylüyorum, bu, terörün en vahşi olanıdır. Çünkü düzenli bir şeklide hava bombardımanı ile Nazi yöntemleriyle bir şehri katlediyorsanız, dünyada Nazi yöntemlerinden daha büyük bir terör var mı? Ya da Srebrenitza'dan daha büyük bir terör? Bir şeyin terör ve insanlık suçu olması için illa gizli saklı bir takım gruplar tarafından yapılması gerekmiyor. Bir düzenli ordu da, halkını böyle katlederek veya bir halkı bütünüyle tasfiye etme yönünde Srebnetizsa'da olduğu gibi eyleme kalkışırsa bundan daha büyük bir terör olmaz.
Dolayısıyla bu argümanın temeli olmadığı açık bir şekilde görüldü. Zaten herhalde bu konuşmayı kendisinden başka kimse ciddiye almadı. Hiçbir şekilde kredibilitesi, itibarı olmayan, sadece var olan gerçekleri örtmeye çalışan, kötü bir savunma mahiyetindeydi. Ama insanlık vicdanı da tarihte bu yaklaşımı tabi yargılayacaktır. Bu anlamda dediğiniz gibi biz her tür teröre ama en yıkıcı, yıpratıcı olan bugün Suriye rejiminin uyguladığı teröre de aynı şiddetle karşıyız.”
“BUGÜN ELDE EDİLEN EN SOMUT SONUÇ, TARAFLARIN TANIMLANMIŞ OLMASI”
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Cenevre-2’nin bugünkü oturumundan çıkan sonucun ne olduğuna yönelik soruya, “Aslında şu an çok önemli bir somut sonuç var. Her şey bu anlamda olumsuz değil. Önemli çıkan somut sonuç, bundan 1 hafta öncesine kadar, 3 hafta öncesine kadar birkaç ay öncesine kadar iki taraf bilinmiyordu. Yani iki taraf var ama tanımlanmamıştı. Şimdi bugün iki taraf tanımlandı. Ve bundan sonra masa oluştuğunda kimlerin oturacağı belli. Bu çok önemli bir aşamadır. Nihayet problem çözümü söz konusu olacaksa müzakere edecek iki tarafın tanımlanmış olması ve karşı karşıya oturmuş olmaları önemli bir aşamadır. Bu sonuç şu anda çıktı. Bundan sonra ne olacağı açıkçası Suriye rejimi ve ona destek veren ülkelerin, tarafların yapacakları katkılara bağlı. Suriye rejimi bugünkü üslubunu sürdürürse ve ona destek verenler bu üslubunu değiştirmesi yönünde ağırlık koymazlarsa mesafe almak mümkün değil çünkü geçiş kavramını bile kullanmadı hiç. Bir yerde galiba diyalog dedi o da havada kalan bir şey. Şimdi böyle bir üslupla yürümez. Eğer bu sağlanırsa biz muhalefetin yapıcı katkı konusunda olumlu bir tavır içinde olacaklarını düşünüyoruz. Mesafe almak kolaylaşır. Bu uluslararası irade burada çok önemli. Ve BM’nin etkin bir arabuluculuğu tabi nasıl olacak onları da görebilmemiz önemli” cevabını verdi.
“PYD’NİN BU MASAYA GELMEMESİNİN SORUMLULUĞU KENDİLERİNE AİT”
Bakan Davutoğlu, Cenevre 2’ye PYD’nin katılmamasına ilişkin soruyu ise şöyle cevaplandırdı:
“Suriye Ulusal Koalisyonu bünyesindeki bütün gruplar birlikte bu kararı aldılar. Yani o konuda Suriye Ulusal Koalisyonu bünyesinde bir sıkıntı olacağını düşünmüyorum. Tabi görüş ayrılıkları olur, oturulur bunlar çözülür. PYD ise, bu maalesef kendi tercihlerinin sonucunda ortaya çıkan bir tablo. Biz daha Mayıs ayında ilk Cenevre hazırlıkları başladığında Salih Müslüm’ü Türkiye’ye getirmiş, kendisine, kendisine rejimle işbirliğini kesmeleri, muhalefet içinde yerlerini almaları ve defakto bir, emrivaki tarzında bir ilandan kaçınmaları konusunda 3 somut teklifte bulunmuştuk. Ve bunları yapmaları halinde bizim de muhalefete onların katılımı için her türlü katkıyı vereceğimizi söyledi ve verdik de. Yani daha sonra Suriye Kürt Ulusal Konseyi muhalefetle müzakere etti ve onları Türkiye de destekledi. Ve Suriye Kürt Ulusal Konseyi bugün Suriye Ulusal Koalisyonu’nun başkan yardımcısı düzeyinde temsil edilmektedir ve burada varlar. Fakat PYD özellikle kimyasal silah kullanımından sonra rejime karşı bir şey olmayacağı düşüncesiyle rejimle olan işbirliğini arttırdı ve muhalefetle masaya oturmadı. Muhalefet mesafe koydu. Bu sefer de muhalefet Cenevre’ye katılım konusundaPYD’nin ancak rejim içinde katılabileceğini ama kendileriyle aynı safta olmayacağını vurguladı. Şimdi burada biz Türkiye olarak kimsenin dışlanmasını arzu etmedik. Herkesin sürecin içinde olmasını istedik.”
Bunun, bu anlamda tarafların netleşmesi bakımından önemli olduğuna değinen Davutoğlu, sözlerini, “Herkes yerini belli edecek. Nerede olduğunu, Suriye’nin geleceğini kimlerle birlikte düşündüğünü belli edecek. Rejimin Suriye içindeki bazı uydu muhalefet diye oluşan yapıları da bu masada yok. PYD de bu anlamda bu masaya gelmemesinin sorumluluğu kendilerine ait. Biz PYD’nin de, diğer bütün Kürt grupların da Suriye Ulusal Koalisyonu içerisinde yer alması için her türlü çabayı gösterdik ama bize verdikleri sözleri yerine getirmektense tercihlerini rejim yanında durma yönünde kullandılar. Gelinen tablonun sebebi budur. Yoksa bu tutumlarını gözden geçirirlerse herhalde bir şekilde sürece katılabilirler ama önemli olan nerede durduklarının anlaşılması” ifadeleriyle sonlandırdı.
Bakmadan Geçme