Bakü'de konuşan Başbakan Davutoğlu Putin'in iddialarına yönelik olarak, "Sayın Putin’e; gelin meseeleri konuşarak ele alalım. Ama 15 gün önce söylenmeyen iddialarla, soğuk savaş dönemini andıran kampanyaları birbirimize karşı kullanmayalım. Eğer böyle bir iddia var idiyse neden 15 gün önce gündeme getirmediniz." dedi.
Başbakan Ahmet Davutoğlu, Türkiye Cumhuriyeti devletinin her zaman Azerbaycan'ın yanında olacağını vurgulayarak, "Ermenistan'a da buradan bir çağrıda bulunmak isterim: Size ait olmayan toprakları barış içinde ait olana devredecek bir barış süreci başlatmanız halinde Türkiye, Gürcistan, Azerbaycan arasında oluşan bu barış ve vizyon ittifakına sizler de katılabilirsiniz" dedi.
Davutoğlu, Azerbaycan Diplomasi Akademisi'nde, "Küresel Sınamalar Karşısında Türkiye-Azerbaycan Stratejik Ortaklığı" başlıklı bir konuşma yaptı.
Konuşmasında Türkiye'nin, yegane dostu ve kardeşi olarak Suriye halkının her zaman yanında olmaya devam edeceğini söyleyen Davutoğlu, "Kim Suriye halkını bombalarsa bombalasın, kim Suriye'ye dönük bu derece yanlış politikalar uygularsa uygulasın, biz her zaman Suriye halkının yanında olacağız. Bunu da en iyi Azeri kardeşlerimiz anlar çünkü Dağlık Karabağ'ı terk etmek durumunda kalan bir milyon Azeri nasıl bizim için aziz ise ve onlar bu acıyı nasıl hissetmişlerse Suriye'den kaçanlar da bombalardan, işgalden kaçanlar da yine bizim için aynı derecede insani olarak azizdir" diye konuştu.
Davutoğlu, dünyanın büyük ekonomik, politik krizden geçtiği ve jeopolitik fay kırılmalarının çevre ülkeleri sarstığı bir dönemde Türkiye ve Azerbaycan'ın iki istikrarlı ülke olarak son 15 yıldır düzenli bir hamle dönemi yaşadığını anlatan Davutoğlu, 90'lı yılların her iki ülke için soğuk savaş sonrası dönemin krizli yılları olduğunu hatırlattı.
Merhum Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev'in, Azerbaycan'ın iç huzurunu, istikrarını sağlayarak ufkunu ve önünü açtığını dile getiren Davutoğlu, aynı şekilde 2002 yılından sonra da AK Parti iktidarları ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın başbakanlığı döneminde yapılan hamlelerle Türkiye'nin de kendi istikrar dönemini başlattığını anlattı.
Davutoğlu, 12-13 yıldır her iki ülkenin istikrarlı olarak kalkındığını ve Avrasya'nın en önemli projelerine öncülük ederek geleceğe hazırlandığını bildirdi.
- "Birlikte planlarız, birlikte uygularız, birlikte geleceğe el ele yürürüz"
Türkiye'nin gayrisafi milli hasılasını son 13 yılda 3-4 kat, Azerbaycan'ın da 5 kat artırdığını anımsatan Davutoğlu, Azerbaycan'ın 2005-2015 yılları arasında gayrısafi milli hasılasını 15-16 milyar dolardan 75 milyar doları aşan düzeylere geldiğine dikkati çekti. Davutoğlu, şöyle devam etti:
"Bu tarih önemlidir çünkü aynı zamanda Bakü-Tiflis-Ceyhan'ın devreye girdiği tarihtir bu. Yani Türkiye'nin yükselişinde Azerbaycan'ın, Azerbaycan'ın yükselişinde Türkiye'nin doğrudan katkısı vardır. Baktığımızda Türkiye ve Azerbaycan öylesine bir omurga teşkil ediyor ki bütün bu ilişkilerde birbirleriyle bir kere hiçbir çıkar çatışması olmayan, birinin çıkarı söz konusu olduğunda diğeri onu destekleyen nadir ülkelerden biri olarak, nasıl 'bir millet, iki devlet' denmişse, dün Cumhurbaşkanı Sayın Aliyev'le oturduğumuzda, iki heyet gibi oturmuyoruz hiçbir zaman. Biz karşılıklı otursak bile her yerde tek bir heyetiz, iki bayrak yan yana durduğunda birbirinden ayrılmayacak şekilde de tek bir bayraktır. Birlikte planlarız, birlikte uygularız, birlikte geleceğe el ele yürürüz."
Bakü-Tiflis-Ceyhan'ın Hazar Denizi ile Akdeniz'i birleştirdiğini ve enerji hatlarında önemli bir alternatif alan oluşturduğunu ifade eden Davutoğlu, Bakü-Tiflis-Erzurum, Bakü-Tiflis-Kars demiryolunun da enerji ve ulaşım hatlarında Hazar'ı Anadolu'yla birleştirdiğini, iki önemli projeyle de Avrasya'yı bir uçtan diğer uca geçmekte kararlı olduklarını anlattı.
Davutoğlu, "Birisi Bakü, birisi TANAP ve TAP projesi, uzun yıllarca tartışılan Hazar doğalgazını Avrupa'ya aktarma projesi olarak daha önce Nabucco ve başka projeler gündeme geldi ama maalesef Avrupa Birliği'nin yeterli ilgi göstermemesi sebebiyle akamete uğradı ancak Türkiye ile Azerbaycan el ele verince, TANAP'ta anlaşınca, TANAP üzerinden bu sefer TAP projesiyle Hazar Denizi Adriyatik'e bağlanmış oldu, oradan da bütün Avrupa'ya. Bu yepyeni bir ufuktur. Biz geçmişte İpek Yolu üzerinden kervanların geçtiği her koridoru bu sefer boru hatlarıyla ve hızlı trenlerle buluşturacağız" dedi.
AB ile gerçekleştirilen zirvede de en çok üzerinde durulan konulardan birisinin, yüksek düzeyli enerji diyaloğunun gerçekleştirilmesi ve güney koridoruna işlerlik kazandırılması olduğunu söyleyen Başbakan Davutoğlu, "Bakü-Tiflis-Kars sadece bu üç güzel şehri birbirine bağlayan, Türkiye, Azerbaycan ve Gürcistan'ın işbirliğiyle gerçekleştirecek bir proje değil, başta zikrettiğim Pekin'den Brüksel'e ve Londra'ya kadar gidecek büyük yeni İpek Yolu'nun orta koridorunun ana omurgasını oluşturuyor. Marmaray'ı biz bunun için yaptık ve böylece Doğu'yu Batı'ya, Asya'yı Avrupa'ya bağlayan hatların altyapısını, temelini şimdiden kuruyoruz" diye konuştu.
Başbakan Davutoğlu, G20 Zirvesi'nde Çin'le bu anlamda bir mutabakat zabtı imzaladıklarını, Azerbaycan'la da bunlarla ilgili detaylı görüşmeler yaptıklarını ifade ederek, "İnşallah Sayın Aliyev'le mutabık kaldık, Sayın Aliyev önümüzdeki günlerde Çin'e yapacağı ziyarette bu konuyu kendileriyle ele alacak ve inşallah eskiden kervanlarla İpek Yolu üzerinden birbirleriyle buluşan kültürler, medeniyetler bu kez Türkiye ve Azerbaycan'ın omurgasını oluşturduğu bir koridor üzerinde kültürleri, medeniyetleri, inançları, ülkeleri birbirine bağlayacak. Bu, şunu gösteriyor; ister enerji politikaları olsun, ister ulaşım politikaları, Türkiye ile Azerbaycan hep barışa, hep istikrara, hep refaha ulaşmak için işbirliği yaptılar" değerlendirmesinde bulundu.
- "Bizler kimseye hasmane bir tutum içinde değiliz"
Azerbaycan'ın, topraklarının yüzde 20'si işgal altında olduğu halde gerilimci, çatışmacı bir politika takip etmediğini ve yükselerek Kafkasya'yı bir refah bölgesi haline getirme çabasını sürdürdüğüne dikkati çeken Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bir kez daha burada can Azerbaycan'ın işgal altındaki toprakları işgalden kurtuluncaya kadar Türkiye Cumhuriyeti devletinin her zaman can Azerbaycan'ın yanında olacağını vurgulamak isterim. Ermenistan'a da buradan bir çağrıda bulunmak isterim: Size ait olmayan toprakları barış içinde ait olana devredecek bir barış süreci başlatmanız halinde Türkiye, Gürcistan, Azerbaycan arasında oluşan bu barış ve vizyon ittifakına sizler de katılabilirsiniz. Bizler kimseye hasmane bir tutum içinde değiliz ama Azerbaycan'ın her karış toprağı azizdir ve bu topraklar mutlaka işgalden kurtarılmalıdır. Barış içinde çözüm odaklı olarak Dağlık Karabağ bağlamında yürütülen görüşmeler konusunda dün Sayın Cumhurbaşkanı Aliyev'den aldığım bilgiler etrafında önümüzdeki dönemde olumlu gelişmeler olacağı inancıyla Türkiye'nin ve Azerbaycan'ın Kafkasya'da mutlak surette barışın sözcüsü, temsilcisi olacağını bir kez daha ifade etmek isterim."
Başbakan Davutoğlu, Türkiye ile Azerbaycan'ın önümüzdeki dönemde 5 milyar dolar civarındaki ticaret hacmini 15 milyar dolara, yatırım hacmini de 13 milyar dolardan 20 milyar dolar seviyelerine çıkarma kararlılığında olduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti:
"Enerji, yatırım, ticaret, kültür ilişkilerinde Türkiye ve Azerbaycan'ın oluşturduğu ve Gürcistan'ın da büyük bir destek verdiği bu alanlar önümüzdeki dönemde Kafkasya'ya da Asya-Avrupa bağlantılarına da barış ve istikrar getirecek alanlardır. Biz buradan bir kez daha Kafkasya'da kalıcı barışın ihdası ve Kafkasya'nın Hazar ile Karadeniz ve Akdeniz arasında, Asya ile Avrupa arasında bir barış köprüsü olması gerektiği inancımızı teyiden vurgulamak istiyoruz. Bütün bu bağlamda Türkiye'nin ve Azerbaycan'ın arzu ettiği ilişki Kafkasya'da, Orta Asya'da, Karadeniz'de, Hazar'da, Akdeniz'de, Balkanlar ve Avrupa'da, bütün çevre coğrafyada kalıcı barış ve istikrarı temin etme ilişkisi olacaktır."
Kendisini dışarıda bekleyen öğrencileri "öğrencisiz ders olmaz" diyerek içeri aldırdığını aktaran Davutoğlu, öğrencilerin olduğu her salonu güvenlikli ve huzurlu gördüğünü söyledi.
Türkiye ile Azerbaycan ilişkilerinin özel olduğunu belirten Davutoğlu, iki ülkede iş başına gelen her liderin, ilk resmi ziyaretini bu ülkelere yaptığını ifade etti.
Hükümet güvenoyu aldıktan sonra KKTC'den sonra ilk resmi ziyaretini Azerbaycan'a gerçekleştirdiğini dile getiren Davutoğlu, İstanbul ve Konya'ya gitmeden önce Bakü'ye geldiğini aktardı.
"Bizim için Bakü, İstanbul kadar, Konya kadar aziz ve hepimiz Bakülüyüz" ifadesini kullanan Davutoğlu, Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinin dünyadaki herhangi iki ülke arasında olabilecek ilişkilerden farklı ve özel bir yere sahip olduğunun altını çizdi.
Davutoğlu, bunu en güzel şekilde, Haydar Aliyev'in "Bir millet iki devlet" ve Bahtiyar Vahapzade'nin "Bir ananın iki oğlu" diyerek anlattığını vurgulayarak, Türkiye ve Azerbaycan arasındaki ilişkiyi "et ve tırnak" şeklinde tanımladı.
Hükümet programını cumartesi günü okuduğunu, daha sonra Avrupa Birliği Zirvesi için Brüksel'e gittiğini anımsatan Davutoğlu, orada 11 yıl sonra ilk defa 28 Avrupa ülkesi lideriyle Türkiye Avrupa ilişkilerini ve ortak geleceği ele aldıklarını anlattı. Davutoğlu, Bakü'de sadece iki ülke ilişkilerini değil Türkiye'nin Asya ve küresel perspektifini ele almak üzere bulunduğuna dikkati çekti.
Brüksel'de Avrupa liderlerine "Türkler bir Avrupalı millettir ve Türkiye tarihi olmadan, İstanbul arşivleri olmadan Avrupa tarihi yazılamaz, Türkiye olmadan Avrupa'nın geleceği tayin edilemez" dediğini aktaran Davutoğlu, "Bakü'de bu kez yine yönümü bu sefer Doğu'ya dönerek söylüyorum, Türkler Asyalı bir millettir ve Türkiye olmadan, Türkiye Azerbaycan ilişkileri anlaşılmadan Asya tarihi ve Asya'nın geleceği anlaşılamaz. Bunları söylediğimde de bir çelişki ifade etmiş değilim. Türkiye'nin en önemli hususiyeti çok boyutlu bir coğrafyaya sahip olmasıdır" ifadesini kullandı.
Stratejik Derinlik kitabında bu temel hususu vurgulamaya çalıştığını aktaran Davutoğlu, Türkiye'nin dış siyasetinin hiçbir zaman tek boyutlu olamayacağını, Türkiye'nin Asya'yı, Avrupa'yı, Karadeniz'i, Akdeniz'i, Hazar'ı, Körfez'i ihmal edemeyeceğini, Afrika, Latin Amerika, Atlantik ittifakı ve Asya'daki gelişmeleri de görmezden gelemeyeceğini söyledi.
Davutoğlu, Türkiye'nin coğrafi konumu nedeniyle çevresindeki gelişmelerden etkilendiğini, Türkiye'nin tüm kararlarının aynı coğrafyada bulunan ülkelerde etkisini gösterdiğini dile getirdi.
Türkiye'nin geçen günlerde G20 dönem başkanlığına ev sahipliği yaptığını anımsatan Davutoğlu, Türkiye'de nisanda İslam İşbirliği Zirvesi'nin, mayısta da Dünya İnsani Zirvesi'nin yapılacağını bildirdi.
- "Hattı diplomasi yoktur, sathı diplomasi vardır"
İnsani veya stratejik mesele olsun, Türkiye'nin dünyanın her yerindeki meselelerle ilgisinin çok boyutlu olduğuna işaret eden Davutoğlu, Dışişleri Bakanı olduğunda "Türkiye için artık hattı diplomasi yoktur, sathı diplomasi vardır. Satıh ise bütün dünyadır" dediğini anımsattı.
Azerbaycan ile ilişkilerin bu çerçevede bütün dünyada takip edilen diplomasinin en ayrıcalıklılarından biri olduğuna değinen Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
"3-4 B diye formüle edebileceğimiz bir çizgi. İngilizcesinden alacak olursak, 'Pekin-Beijing', Bakü, Boğaziçi, Brüksel. Asya ve Avrupa ekseninde Doğu'dan Batı'ya doğru öylesine bir önemli koridoru oluşturuyor ki Türkiye Azerbaycan ilişkileri bu koridorun ana omurgası teşkil ediyor. Türkiye bu anlamda bakıldığında Avrupa ufkuyla, Asya derinliğini barındıran bir ülke. Yine o kitapta zikrettiğim gibi Asya'ya doğru yayı derinliğine geremezsek Avrupa'da istediğimiz vizyona ulaşamayız. Bunun çok somut, enerji ve ulaştırma alanında karşılıkları var. Biz Avrupa Birliği sürecini hızla ilerletirken Asya ilişkilerimize de aynı derinliği, aynı önemi vermek durumundayız."
Davutoğlu, 2009'da Dışişleri Bakanlığı görevini yürütürken Afrika'da 12 olan büyükelçilik sayısını 39'a çıkarttıklarını bildirerek, Türkiye'nin Avrupalı ve Asyalı olduğu kadar Afrikalı da olduğuna dikkati çekti.
"Nerede konuşursak, oranın kimliğiyle ifade eder, oranın meseleleriyle buluşur, o meseleleri birlikte ele alırız" diyen Davutoğlu, şunları kaydetti:
"Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olarak Brüksel'de bir Avrupalı, Bakü'de ya da Semerkant'ta Asyalı, Etiyopya'da, Addis Ababa'da, Afrika Birliği Merkezinde bir Afrikalı olarak konuştuğumda hiç yabancılık hissetmem, çünkü biz bulunduğumuz her coğrafyaya o coğrafyanın diliyle hitap ederiz. Bütün insanlığa kardeş nazarıyla bakar, her coğrafyada o coğrafyayı anlayarak, onların diliyle onların meselelerine yaklaşırız. Hiç kimseye tepeden bakmayız. Hiç kimseyi hor görmez, hiç kimseyi bu anlamda tarihin akışının nesnesi olarak görmeyiz. Biz bütün insanları eşit, bütün ülkeleri saygın, bütün kıtaları birbirinin kardeşi addeden bir yaklaşıma sahibiz. "
- "Nerede bir insani mesele varsa Türkiye mutlaka oradadır"
Haiti'de deprem, Japonya'da, Filipinler'de tsunami yaşandığında oraya ilk Türkiye'ye ait uçağın indiğini vurgulayan Davutoğlu, 20 yıl sonra resmi olarak terk edilmiş Somali'ye de ilk inen uçağın, o dönem Başbakan olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın olduğunu, uçakta kendisinin de bulunduğunu belirtti.
Davutoğlu, "Nerede bir insani mesele varsa Türkiye mutlaka oradadır. Nerede bir mazlum, bir mağdur varsa Türkiye mutlaka oradadır. Bu diplomasiye insani diplomasi, vicdani diplomasi diyoruz. Bugün de bütün zorluklara rağmen Suriye'de barbar bir rejimden, katil ve barbar terör örgütlerinden kaçan Suriyeli kardeşlerimize de ev sahipliği yapmaktan büyük onur duyuyoruz" dedi.
Suriye'den Türkiye'ye sığınanları "Sen Müslüman mısın, Hristiyan mısın, sen Arap mısın, Türkmen misin, Kürt müsün, sen Sünni misin, Şii misin' diye sormadan misafir ettiklerini vurgulayan Davutoğlu, "Suriye nüfusunun neredeyse yüzde 10-15'ine yakın bir nüfus şu anda Türkiye'de. İki buçuk milyona yakın mülteciyi barındırıyoruz. Suriye krizinin bütün bedelini neredeyse Türkiye tek başına insani olarak üstlenmiş, götürüyor. Avrupa Birliği'nde bunları tartıştık" diye konuştu.
Davutoğlu, konuşmasında, Türkiye'nin hiç bir zaman gerilimlerden, çatışmalardan ve kutuplaşmalardan yana olmadığını, Soğuk Savaş kültürüne karşı her zaman bu kültürü terk etmek ve komşuluk ilişkilerini en iyi düzeyde tutacak yeni bir dönem başlatma iradesine sahip olduğunu belirtti.
Bu irade kapsamında, Asya, Afrika ve Avrupa politikalarının birbirini bütünleyen politikalar olarak gördüklerini anlatan Davutoğlu, "Türkiye bir Avrupa ülkesidir ve Avrupa kıtasının geleceğinde aktif rolü üstlenecektir. Türkiye bir Asya ülkesidir ve Asya'daki her türlü gelişmeyi yakından takip ederek, Asya'da barış ve istikrarın sağlanmasına katkıda bulunacaktır. Çin, Hindistan ve Japonya, Güneydoğu Asya ile geliştirdiğimiz güzel ilişkiler bunun yansımasıdır. Türkiye bir Kafkasya ülkesidir ve Kafkasya'da barış için gereken her türlü çabayı gösterir. Türkiye bir Balkan ülkesidir Balkanlar'da etnik ve mezhebi, dini çatışmaların aşılıp kalıcı istikrarın gerçekleşmesi için katkı sağlar. Türkiye bir Karadeniz ülkesidir, Karadeniz'de barış ve istikrarı en öncelikli dış politika meselesi olarak görür" değerlendirmesinde bulundu.
Türkiye'nin dolaylı olarak Hazar'dan etkilenen bir Hazar ülkesi olduğunu da aktaran Davutoğlu, "Hazar'ı ticaretin, ulaşımın ve enerjinin aktığı bir barış denizi olarak görmek ister. Türkiye bir Ortadoğu ülkesi olarak da Ortadoğu'da yaşanan tüm krizlerin aşılmasını, halkların kendi iradeleriyle seçtikleri liderlere ve yönetimlere sahip olarak, onurlu şekilde dünya üzerindeki yerini almasını ve herkesin birbirine karşı saygı içerisinde toprak bütünlüğüne tam bir hürmetle davrandığı bir bölge olmasını arzu eder. Afrika'da ise tüm geri kalmışlıkların, Afrika'ya dönük olarak yapılan tüm haksızlıkların, eşitsizliklerin ortadan kaldırılmasını, Afrika'nın dünyada hak ettiği yeri almasın arzu eder" diye konuştu.
- "Rus halkına dönük en ufak bir tereddüt ve olumsuz hissiyat içerisinde değiliz"
Başbakan Davutoğlu, Türkiye'nin politikasının sınırları içerisinde barış, huzur ve istikrar, Türkiye çevresinde karşılıklı saygı ve ekonomik etkileşim, Türkiye'nin etrafındaki kıtalarda ise soğuk savaş kültürünün bittiği, herkesin yeni bir anlayışla birbirine saygıyla yaklaştığı bir politikası olduğunu vurguladı.
Bu kapsamda son bir haftadır gündemi büyük ölçüde işgal eden Türkiye-Rusya ilişkilerinden bahsetmek istediğini söyleyen Davutoğlu, Türkiye- Rusya ilişkilerinin Soğuk Savaş döneminin karşılıklı kutuplaştırıcı dilinden sonra, özellikle AK Parti iktidarları döneminden büyük bir ivme kazandığına dikkati çekti.
Rusya ile ilişkilere her zaman önem verdiklerini anlatan Davutoğlu, Rusya ile ilişkileri geliştirdiklerinde "AB'den sapılıyor mu? AB yerine Rusya'ya mı yöneliniyor? NATO üyesi olan bir ülkenin Rusya ile bu kadar iyi ilişkiler geliştirmesi normal midir?" tarzında Türkiye ve uluslararası basında çok eleştirilerin olduğuna işaret etti.
Bu eleştirilere hiç kulak asmadıklarını ve Rusya ile ilişkileri dost ve komşu iki ülkenin ilişkileri olarak en iyi düzeyde tutmak için gereken her türlü tedbiri aldıklarını, Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi'nin kurduklarını, vizeleri kaldırdıklarını, Rusya'nın Türkiye üzerinden birçok alana açılmasını sağladıklarını dile getiren Davutoğlu, Rusya ile birlikte birçok alana açıldıklarını, milyonlarca Rus vatandaşının Antalya'da, Türkiye'nin gerçek misafirleri olarak ağırladıklarını ve buna devam edeceklerini kaydetti.
Türk ve Rus halkları arasında hiç bir sorun olmadığını ve olmayacağının altını çizen Davutoğlu, Rus halkına seslenerek, şunları söyledi: "Rus halkına dönük olarak en ufak bir tereddüt, kaygı veya en ufak bir olumsuz hissiyat içerisinde değiliz. Türkler ve Ruslar Avrupa ve Asya arasında, Avrupa ve Asya tarihini birlikte şekillendirmiş iki büyük halktır. Rusya halkı onurlu bir halktır, biz ona saygı duyuyoruz. Ama herkes de bilmelidir ki Türk halkı da onurlu bir halktır ve saygı duyduğu halklardan saygı görmeyi bekler. Türkiye kimseye tepeden bakmaz ama kendisine tepeden bakılmasına da izin vermez. Türkiye herkesin sınırlarına saygı gösterir ama saygı gösterdiği ülkelerin kendi sınırlarına da saygı göstermesini bekler."
- "Türkiye-Suriye sınırı Türkiye-Suriye sınırıdır"
Davutoğlu, yaşanılan son olayların Türkiye ve Rusya yönetimleri arasında bir problem olarak da çıkmadığını belirterek, "Herkes bilmelidir ki coğrafya şunu söyler; Türkiye-Suriye sınırı Türkiye- Rusya sınırı değildir. Türkiye-Suriye sınırı Rusya-Suriye sınırı da değildir. Türkiye-Suriye sınırı Türkiye-Suriye sınırıdır ve sadece bu iki ülkeyi ilgilendirir. Bu çerçeveden baktığımızda son dönemde tırmanan retoriği, söylemi ve Rus liderlerin Rus televizyonlarında yapılan yorumların Türkiye'ye karşı bir iftira kampanyasına yönelmiş olmasını kabul etmemiz, anlayışla karşılamamız bunlara tahammül etmemiz mümkün değildir" ifadelerini kullandı.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Rus liderlere seslenen Davutoğlu, şunları kaydetti:
"Gelin meselelerimizi konuşarak, yüz yüze ele alalım. Ama 15 gün önce zikretmediğiniz gündemde olmayan iddialarla, 'Türkiye IŞİD'e, DAEŞ'e destek oluyor' gibi iddialarla soğuk savaş dönemini andıran kampanyaları birbirimize karşı kullanmayalım. Eğer böyle bir iddia var idiyse niye 15 gün önce gündeme getirmediniz? Biz bu iddiaların tümünü Soğuk Savaş döneminin pravda usulü yaklaşımları olarak görürüz. Oturup, konuşalım. Peki ne oldu Türkiye-Suriye sınırında?"
Türkiye-Suriye sınırının beş yıldır milyonlarca mültecinin Türkiye'ye geçmek zorunda kaldığı, Türkiye'nin sınırının karşısında muhatabının olmadığı, problemli bir sınır olduğuna dikkati çeken Davutoğlu, Türkiye'nin sınırdan gelen herkesi mülteci olarak kabul ettiğini anlattı.
- "Biz kimsenin sınırını ihlal etmedik"
Başbakan Ahmet Davutoğlu, konuşmasına söyle devam etti:
"Bu sınır üzerinde son dönemde hem Türkiye'nin içerisinde olduğu koalisyon tarafından hem de Rusya tarafından, prensipte DEAŞ'a karşı olduğu söylenen operasyonlar yapılıyor. Türkiye-Suriye sınırında 2012 Haziran'ında Türk uçağı düşürüldü ve o pilotlarımız şehit oldu. O pilotlarımız Türkiye-Suriye sınırında görev yaparken düşürüldü ve şehit oldu. Bunları Rus dostlarımızın çok iyi anlaması gerekir.
Biz o zaman şu kararı aldık; 'Bundan sonra Türkiye-Suriye sınırından, Suriye'den Türkiye dönük gelen uçaklar tehdit kabul edilecek ve Suriye sınırından Türkiye'ye geçiş hiçbir şekilde ihlal kabul edilmeyecek'.
Bunu 2012 Haziranı'nda tüm dünyaya ilan ettik. Daha sonra Rusya Suriye'ye müdahale etme kararı aldığında 30 Eylül 2015'te, 3-4 Ekim'de üç kez Türkiye sınırı Rus uçaklar tarafında ihlal edildi. Biz kimsenin sınırını ihlal etmedik. Biz Rusya'ya veya herhangi bir ülkeye ofansif bir müdahalede bulunmadık ama bizim sınırımız ihlal edildi. O zaman dostça Rus yetkililere açık bir şekilde şunu ifade ettik; 'Lütfen, bu sınırların tekrar ihlal edilmesine izin vermeyin'. Yine dostça şunu söyledik. 'Operasyon yaptığınız bölgelerde kesinlikle hiç bir DEAŞ unsuru yoktur, orada bizimle tarihi bağları olan ve Türkiye'nin himayesine muhtaç Türkmenler yaşar. Lütfen yeni göç dalgalarına da izin vermeyin. Sizin yaptığınız operasyonlar binlerce, on binlerce insanı Türkiye'ye yöneltiyorsa Türkiye'ye yeni mülteci akınlarına yol açıyorsa, bu Türkiye'nin çıkarını doğrudan etkiliyor demektir.' Bunları açıkça kendileriyle paylaştık."
Rus yetkililerin defalarca bir daha sınır ihlali olmayacağına dair söz verdiklerini hatırlatan Başbakan Davutoğlu, "Bu sefer 24 Kasım'da binlerce Bayırbucak Türkmeni ki Azeri gardaşlarımız bunu çok iyi anlar. Karabağ'dan binlerce, yüz binlerce Karabağlı Türkiye'ye dönüp gelseydi biz onları korumaz mıydık? Burada, Kafkasya'daki soydaşlarımızla ilgili tarihi sorumluluğumuz varsa Suriye'deki kardeşlerimiz için de aynı sorumluluğumuz var. Bundan kaçınmayız. Gözümüzün önünde Türkmen Dağı'ndan Türkmenler katledilirken, 'DEAŞ'e karşı operasyon yapıyoruz' diyerek DEAŞ'ın hiç olmadığı yerde sivillerin üzerine bomba yağdırılırken yine de biz sabırla bekledik ama bizim üzerimizde ihlal yapıp tekrar oradaki masum insanların bombalanmasına da ne vicdanımız ne tarihimiz ne de ahlakımız müsaade eder" değerlendirmesini yaptı.
Olayın yaşandığı gün, üç kez bütün radar göstergeleriyle Türkiye sınırı üzerinden Türkmenlerin bombalandığına şahit olduklarını vurgulayan Davutoğlu, bombalayan uçağın milliyetinin belli olmadığını belirtti.
Davutoğlu, Ruslara defalarca "Nerede operasyon yapacaksanız bize söyleyin, bilelim. DEAŞ'a karşı operasyon yapacaksanız birlikte yapalım ama bizim sınırlarımızı ihlal eden uçağın hedefini, mahiyetini bilmediğimiz için bu sınır ihlallerine izin vermeyiz" dediklerini aktardı.
Milliyeti bilinmeyen bir uçağa, daha önce verdikleri angajman kuralları çerçevesinde müdahalede bulunulduğuna işaret eden Davutoğlu, uçağın Türkiye sınırlarında ateş edilerek hedef olduğunu, sınırdan çıktığı anda da düştüğünü anlattı.
Davutoğlu, tabloya bakıldığında bunun Rusya'ya saldırı mahiyeti taşımayacağına dikkati çekerek, "Yani biz başka bir yerde Rus menfaatlerini göz ardı etmiş değiliz. Açık hava sahasında ya da başka bir ülkenin hava sahasında Rus uçaklarına dönük bir operasyon da yapmış değiliz. Biz, bizim hava sahamıza giren, milliyeti belli olmayan bir uçağa karşı meşru müdafaa hakkımızı kullanarak, herkesin bildiği angajman kurallarını uyguladık. Bunun için kimse Türkiye'yi suçlayamaz. Bunun için Türkiye'den kimse özür bekleyemez. Biz, sınırlarımızı koruduğumuz için özür dilemeyiz. Hesabımızı da sadece ve sadece, meşruiyetini 1 Kasım seçimlerinde halktan aldığımız aziz milletimize karşı veririz. Kimseye hesap vermeyiz" diye konuştu.
- "Bu olay, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin daha fazla mülteci almaması için"
Olayın Rusya hava sahasına yakın bir bölgede değil, Türk hava sahasında yaşandığını vurgulayan Davutoğlu, Rusların öncelikle bunu anlamasını beklediklerini söyledi.
Davutoğlu, olayın Türkiye hava sahasına yönelik ofansif bir tutum sebebiyle Türkiye'nin defansif olarak kendini koruması şeklinde cereyan ettiğini, DAEŞ'e operasyon yapan Rus Hava Kuvvetlerine karşı da yaşanmadığını belirtti.
Başbakan Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bu olay, bütün bu mülteci dalgalarını üzerine çekmek durumunda kalan Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin daha fazla mülteci almaması için... Olayın aslı budur. Olayı, bu oluş seyrinden çıkararak sanki 'Türkiye, Rusya'ya saldırıda bulunmuş, Rusya'yı arkadan hançerlemiş' gibi bir argüman kullanmak doğru değildir. O zaman bizim de 'Hava sahamızı ihlal eden uçak kim olursa olsun bizi göğsümüzden hançerlemiştir' deme hakkına sahip oluruz. Biz, Rusya ile hiçbir zaman gerilimli bir politika içinde olmadık, olmayacağız. Bütün provokatif açıklamalara rağmen defaatle ve tekrar tekrar her türlü diyaloğa açık olduğumuzu söyledik. Dün, Dışişleri Bakanımız da Rus Dışişleri Bakanı ile bu çerçevede bir görüşme gerçekleştirdi. Bu anlamda da bazı somut teklifler de söz konusu oldu. 'Gelin beraber konuşalım, bunları ele alalım' hala teklifimiz, çağrımız budur."
Davutoğlu, bu çerçevede hareket edildiğinde Suriye alanında bundan sonra yapılacak operasyonlarda bazı şeylerin açık bir şekilde ortaya çıktığını belirterek, şöyle konuştu:
"İngiltere de haklı bir kararla Suriye'de DEAŞ'a karşı koalisyona katılacağını ilan etti. Bu kadar çok hava unsurunun aynı hava sahasında DEAŞ'a karşı mücadele ediyor olmasından doğacak birçok kaza veya istenilmeyen olay, burada olduğu gibi yaşanabilir. O zaman yapılması gereken, DEAŞ'a karşı mücadelede bütün ülkelerin birbirleriyle koordineli bir şekilde ve birbirlerine haber vererek sadece DEAŞ'a karşı operasyon yaparak mücadele etmeleri lazım. 'DEAŞ'a operasyon yapıyoruz' diyerek Türkmenleri katletmek ya da Suriye rejimini ayakta tutmaya çalışmak için ılımlı muhalefeti yıpratmak 'DEAŞ'a hizmet etmek' anlamına gelir."
Başbakan Davutoğlu, Rusya'ya "Uluslararası koalisyonla birlikte hareket etme, hep beraber DEAŞ'a karşı mücadele etme" çağrısında bulundu.
- "Ambargoların Türkiye gibi onurlu bir ülkeyi dize getireceğine düşünenler yanılır"
Türkiye-Rusya ilişkilerinin geleceğine de değinen Davutoğlu, ilk olarak süratle yüz yüze görüşerek, bu meselenin konuşulması gerektiğine, ikinci olarak da ekonomik ambargoların kimseye fayda getirmeyeceğine inandıklarını belirtti. Davutoğlu, sözlerini şöyle tamamladı:
"Rus dostlarımız şunu çok iyi bilirler, kendilerine dönük çok kapsamlı bir ambargo uygulandığında biz açık, şeffaf ve dürüst bir politikayla ambargolara karşı olduğumuzu ve Rusya'ya ambargo uygulamayacağımızı ilan ettik. Başka ülkeler kendilerine ambargo uygulandığında memnun olmayan Rusya'nın dönüp Türkiye'ye ambargo uygulaması kendi içinde büyük çelişkidir. Ekonomik ambargoların Türkiye gibi onurlu bir ülkeyi, Türk milleti gibi onurlu bir milleti dize getireceğine düşünenler yanılırlar.
Rusya'ya çağrımız, 'Gelin, ekonomik ambargolar yerine ekonomik işbirliğini artıralım. Rus dostlarımızın Türkiye'ye gelmesini engellemek yerine daha çok Rus'un Türkiye'ye, daha çok Türk'ün Rusya'ya gitmesi suretiyle dostluğumuzu pekiştirelim. Gelin şimdiden kutuplaştırıcı bir dil kullanarak, sanki Türkiye ile Rusya her yerde mücadele edecekmiş gibi bir hava vererek, bütün Avrasya ölçeğinde birlikte hareket ettiğimizde barış gelecek olan bölgelerde, yeni gerilim alanları oluşturmayalım.' Bir kez daha Türkiye'nin temel dış politikasına, içinde bulunduğu ve ait olduğu bütün bölgelere ve coğrafyalara sadece barış odaklı bakıyoruz, buralardaki istikrardan medet umuyor, istikrarı hedefliyoruz. Bütün bu zor günler geçer, geride kalacak olan uluslararası ve bölgesel istikrara katkı yapan politikalar olacaktır."
Bakmadan Geçme