- Haberler
- Kültür Sanat
- Din adamları 'Güzelyazıcı' gibi olmalı
Din adamları 'Güzelyazıcı' gibi olmalı
Konya Aydınlar Ocağı'nda son devir din âlimlerinden,Abdurrahman Şeref Güzelyazıcı'yı anlatan Prof. Dr. Recep Dikici, 'Hoca dediğiniz, din adamı dediğiniz Güzelyazıcı gibi olmalı' dedi.
Selçuk Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Recep Dikici, vefat yıldönümü münasebetiyle Konya Aydınlar Ocağı’nın Salı Sohbetleri’nde, son devir din âlimlerinden, şair, kütüphâneci, mutasavvıf, vâiz, eski İstanbul Müftülerinden Abdurrahman Şeref Güzelyazıcı’yı anlattı.
Sille Kültür Evi’ndeki sohbetinde, Abdurrahman Şeref Güzelyazıcı’nın 6 Mayıs 1904’de Selanik Vilayeti’ne bağlı Petriç Kasabası’nda dünyaya geldiğini, dört yaşında iken babasını, dokuz yaşında iken annesini kaybedip küçük yaşta yetim ve öksüz kalan Güzelyazıcı’nın, hem medrese hem de ilâhiyat fakültesi mezunu olduğunu söyledi. Güzelyazıcı’nın, İmam Hatip Okulları’nın eğitime başlamasından sonra bu okullarda tefsir, hadis, fıkıh ve usullerini okuttuğunu kaydeden Dikici, 30 Kasım 1972 tarihinde İstanbul Müftülüğü görevine getirilen Güzelyazıcı’nın 15 Mayıs 1978 tarihinde İstanbul'da vefat ettiğini belirtti. Evli ve 8 çocuk babası olan Güzelyazıcı’nın çok iyi derecede Arapça, Farsça ve Fransızca bildiğini ifade eden Dikici, Güzelyazıcı’nın 10’un üzerinde şiir, 20’ye yakın ciltli ilmî ve dinî eserlerinin olduğunu belirterek sponsor bulunması halinde çok önemli bir kitap olan ve çok faydalı olacağına inandığı “Ehl-i Sünnet İnanışının Değişmez Metinleri” adlı eserin, günümüz İslâm dünyasına kazandırılabileceğini söyledi.
BAYRAM HEDİYESİ GÜZEL BİR ŞİİR
Abdurrahman Şeref Güzelyazıcı ile aralarında geçen hatıralar ile başından geçen hadiseleri de dinleyicilerle paylaşan Dikici, şunları dile getirdi:
“Bir Ramazan günüydü. Bayramlaşmak için evine gitmiştim. Beni kapıda karşıladı ve içeriye davet ederek bana yaş pasta ikram etti. Bayram hediyesi olarak da bana Arapça olarak güzel bir şiir okudu:
Bayram, bayram ve yine bayram, hepsi bir araya toplandı/ Bayram günü, dostun yüzü ve bir Cuma günü üç bayram bir araya geldi.
VEHBİ KOÇ VE ANADOL
Ünlü işadamı Vehbi Koç, Ramazan’da Abdurrahman Hoca ile birlikte bize bir yemek verdi. Ali Rıza Hoca Horhor Camisi’nin imamı ama zengindi. Vehbi Bey, “Anadol” marka yeni bir otomobil imal etmiş. Abdurrahman Hoca, yemekte konuşurken Vehbi Bey’e, ‘İstanbul Müftülüğüne de bir makam arabası lazım’ demiş. Vehbi Bey de; cevaben ‘Yav sen zenginsin Ali Rıza Hoca, al bağışla’ demiş. Ali Rıza Hoca da; “Estagfurullah Efendim! Bizim ancak tekerleklerini almaya gücümüz yeter. Toptan, aynen bizatihi hediye etmek Vehbi Koç Hazretlerinin şanına yakışır” diye karşılık verince bu söz Vehbi Bey’in hoşuna gitmiş ve “Hadi verdim gitti, hediye ettim” demiş. Şu hocalardaki isteme, ikna etme kabiliyetine bakın. Hoca dediğiniz, din adamı dediğiniz kırmadan, dökmeden işte böyle olmalı.”
RÜŞVETSİZ EVRAK ÇIKMAYAN BELEDİYE
İstanbul Müftü Yardımcısı iken Ermeni asıllı şarkıcı Asu Maralman’ı kendisinin müslüman yaptığını belirten Dikici, müftülük binasının ruhsatı ve rüşvetle ilgili bir hatırasını da şöyle dile getirdi: “İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin en üst katında Fen İşleri Dairesi var. Müftülük bina ruhsatını almak için 2 ay boyunca büyük mücadeleler verdim. Araya tanıdıkları da sürdüğüm halde tam 2 ay sürdü Fen Dairesine geliş ve gidişlerim. Bilirkişi falan getirdim ve Allah da bana yardım etti. Her gittiğimde beni geri çeviriyorlardı. İki ay sonra imza atılacaktı. Sabrım tükenmek üzereydi.. Sabah geldim, daire başkanı öğleden sonra imzalayacığını söyledi. Ben de dayanamadım ve hamasetle çıkışarak “Beyefendi, ben İstanbul Müftü Yardımcısıyım. Benim babamın evi, apartmanı, dükkanı değil burası. Bu Ümmet-i Muhammed’in ve Müslümanların şerefgâhıdır burası.. Eğer zerre kadar imanın varsa atarsın imzanı, niye geciktiriyorsun?..” dedim. Daire başkanı hemen imzayı attı. Ruhsatı aldım, daireden çıkacağım sırada kapıyı açan çaycı beni otutturdu. Ben çaycıya nasıl geçiniyorsun diye sordum. O da bana, ben fazla birşey yapmıyorum. Akşamları şehir kulübüne takılırım. Bir dosyayı o masadan bir diğer masaya koyuyorum. İşlemler 15 gün ileri gelmiş oluyor. Müteahhit de çıkarken zarfın içinde ikramiyemizi cebimize koyuyor. İşte böyle geçinip gidiyoruz, dedi. Sonra bana şunları söyledi: “Hocam ben sizi, burada neden oturtturdum biliyor musuuz? Hocam 20 seneden beri ben buradayım. Buradan isterse Allah’ın evi olsun, rüşvetsiz bir tane evrak çıkmaz. Ben, yirmi seneden bu tarafa ilk defa buradan rüşvetsiz bir evrak çıkarttığınız için sizi kutlamak ve tebrik etmek, kim olduğunuzu merak ettiğim için size çay içirttirdim.”
ÇAY RİSALESİ
Prof. Dr. Recep Dikici, Abdurrahman Şeref Güzelyazıcı’nın kendisine “Çay Risalesi” olduğunu söylediğini ifade ederek bununla ilgili şunları kaydetti: “Sonra ben onu bir kütüphanede buldum. Efendim çay, 25 dakikada demleniyor. Çayın üç özelliği var. Çay aç içildiğinde tok yapar. Tok içildiği zaman ise sindirme özelliğinden dolayı aç yapar.
İkinci özelliği ise, Allahû Teâlâ’yı hatırlatır. Edib olduğu için anlatıyor.
Eserde diyor ki; çay içen kişi çaya baktığı zaman sevgilinin kırmızı yanağını hatırlar. Platonik aşktan gerçek aşka.. Yani önce dünya sevgilisini kırmızı yanağıyla çaydan dolayı hatırlar, oradan hareketle de gerçek sevgili Allahû Teâlâ’yı hatırlar. Efendim, yani çay insana Allahû Teâlâ’yı hatırlatır, diyor. Üçüncü özelliği ise; “Çay insan-ı kâmildir diyor. Tasavvufî olarak.. Çünkü çay başlangıçta hamdı.. Ateş üzerinde çileler çekti. Yavaş yavaş çilesini doldurdu ve çilesi zirveye çıkınca fokur fokur kaynamaya başladı. Çile sona erip kalbini (ruhunu) temizleyince, o demlendi.. Sukûnete ererek insan-ı kâmil oldu, diyor.”
Bakmadan Geçme
Bugünkü Konya gündemi (26 Ocak 2026)
Konya merkezde motosiklet durağa çarptı, 17 yaşındaki genç hayatını kaybetti
Konyaspor'da senaryo değişmiyor: Son dakika beraberliği
Konya’da 25 Ocak'ın acı listesi! Bugün vefat edenlerin isimleri açıklandı
Yoğun bakımdaki bebeği darbetmişti! Firari hemşire tutuklandı
Konya turizminde iş birliği! Büyükşehir ve TÜRSAB rotayı ilçelere çevirdi