Dinlenen isimler arasında bulunan Ertuğrul Özkök, 'vahim tablo'yu yazdı
Yeni Şafak'ta "Vahim tablo" manşetiyle yayınlanan haber Türkiye'de gündem oldu. Haberde paralel yapının, mahkemelerden aldığı uydurma suçlamalar ve sahte isimlerle 64 kişiyi 2008-2010 yılları arasında 100 kez dinlediği ortaya çıkarılmıştı. Dinlenen isimler arasında bulunan Gazeteci yazar Ertuğrul Özkök ve Akif Beki, bugünkü köşelerinde dinlendiklerini doğrulayarak Yeni Şafak'ın haberinden bahsettiler.
Dinlenen isimler arasında merhum Erbakan, Arzuhan Doğan Yalçındağ, Mustafa Destici, Şevket Kazan, Hüsamettin Cindoruk, yazar Abdülkadir Selvi, Ertuğrul Özkök, Akif Beki, vali, yargı ve emniyet ile Havelsan ve Aselsan yöneticileri bulunuyor.
Hürriyet Gazetesi yazarı Ertuğrul Özkök bugünkü köşesinde dinlendiğini ve çağırıldığı adliyede konuşma tapelerinin önüne konulduğunu yazdı.
"Savcı önüme yarım sayfalık bir tape koydu" diyen Özkök, "Allah'tan davalar o savcıların elinden alındı" dedi.
Özkök'ün yazısı şöyle;
Geçen hafta hayatımda ilk defa Çağlayan Adliyesi'ne gittim.
Savcı önüme yarım sayfalık bir tape koydu.
Bir gazeteci ile yaptığım telefon konuşmasıydı.
Dikkatle okudum.
Ne benim söylediğim şeylerden tek kelime anladım.
Ne de karşımdakinin...
Sanki iki uzaylı konuşuyor gibiydi.
* * *
İzni olmadığı için adını yazmıyorum ama o gazeteciyle üç-dört defa konuşmuştum.
Suriye Devlet Başkanı Esad'la yapmayı planladığımız mülakat içindi.
Doğrusu hiç şaşırmadım...
Hem onun, hem benim telefonumun dinlendiğinden o kadar emindim ki...
Yaptığım konuşmada hiçbir suç unsuru yoktu... Gizli kapaklı bir şey değildi...
Peki dönemin savcıları beni niye dinlemişti?
Şimdi sıkı durun...
- 'Selam Tevhid' adlı, adını 17 Aralık'tan sonra gazetelerde gördüğüm bir silahlı terör örgütünün üyesi olmak iddiasıyla dinlemişler.
* * *
Peki bu örgütün 'bir numara'sı kim?
Savcının elindeki belgeler, olayın Başbakan Tayyip Erdoğan'a bağlanmak istendiğini ortaya koyuyor...
- Beni 'Ergenekon' çetesine sokmak için çok uğraştılar.
Kanada'ya kaçan bir adamın kargacık burgacık elyazısıyla yazdığı bir örgüt şemasını, benim vergilerimle çalışan MİT ciddiye alıp servise koydu.
Bazı gazeteler bunu manşete taşıdı.
Allah'tan dönemin savcıları bile ciddiye almadı.
- Bazı meslektaşlarımız 28 Şubat davasından içeri attırmak için epey uğraştı...
Başaramadı.
- Sonra ne idüğü belirsiz bir gizli tanık buldular.
Adam savcıya, hayatımda adını hiç duymadığım bir yayınevinin, hayatımda adını hiç duymadığım bir yazarının, hayatımda adını hiç duymadığım bir kitabının basımı ilgili olarak beni çete mensubu ilan etti.
O da tutmadı...
* * *
Ama Başbakan Tayyip Erdoğan'la aynı dinci terör örgütünün üyesi olarak telefonlarımın dinleneceği...
İşte bunu hayal bile edemezdim...
Erdoğan'la aynı çete içinde olduğum için ben mi üzüleyim...
Yoksa benimle aynı çetede yer aldığı için Başbakan mı üzülsün..
Allah'tan davalar o savcıların elinden alındı...
Yoksa ikimiz aynı hücreye de düşebilirdik...
Sizce içeriden kim kimi ikna ederek çıkardı...
2- Telefonu 25 yıl dinlenen bir adamın feryad-ı figanı
- Telefonları kanunsuz biçimde dinlenip yayınlanan bir insanın neler hissettiğini 1997 yılında öğrendim.
Dönemin iktidar ortağı Doğru Yol Partisi, kanunsuz yollarla dinlenmiş telefonlarımı hem de basın toplantısıyla bütün Türkiye'ye duyurdu.
* * *
Yetmedi...
- İki yıl önce Beşiktaş Adliyesi'nden davet aldım.
Önüme 17 yıl önce dinlenmiş telefon konuşmalarım kondu...
Aradan yıllar geçmiş... Konuştuğum kişinin kim olduğunu bile unutmuşum.
* * *
Yetmedi...
- Aynı gün önüme eşimin telefon konuşmalarını da koydular...
Evde çalışan görevliye, gelirken şunu, şunu al dediği bir konuşma...
'Gidip Başbakan'a söyleyin, bir gün gelecek, onun ailesinin telefon konuşmalarını da önüne koyacaklar' dedim...
Koydular...
* * *
Yetmedi...
- 17 Aralık'tan sonra bir gün gazetelerin manşetlerinde yine kendimi gördüm...
Bu defa 'Selam Tevhid' örgütü üyesi olmak iddiasıyla telefonlarımın dinlendiğini öğrendim.
Örgütün adını ilk defa işitiyordum...
* * *
Yetmedi...
- Dün sabah erken saatlerde bir arkadaşım, Yeni Şafak gazetesinin manşetini haber verdi. Bu defa Ankara Emniyeti'nde bir yapılanma, başka bir isimle, telefonlarımı dinleme kararı çıkarmış... Hem de 'uyuşturucu kaçakçılığı' gibi yüz kızartıcı bir iddiayla. 'Yuh artık' dedim...
Dedim ve bu duygularla şimdi devletime seslenmek istiyorum...
Yine dinlenenler listesinde ismi yer alan gazeteci-yazar Akif Beki de bugünkü yazısında "Yeni Şafak sayesinde 'organize' suçtan, yani Tevhit ve Selam mıydı ne, işte o terör örgütüne üyelikten takibe alındığım, suç ortaklarımın kimler olduğu vesaire gibi detayları ben de öğrenmiş oldum" dedi.
Beki'nin yazısı şöyle;
DÜN sabah Yeni Şafak gazetesinden aradılar, '2009'dan itibaren sahte bir isim altında telefonlarınız dinlenmiş, ne diyorsunuz' diye?
Telefon konuşmalarımın dinlendiği bilgisi yeni değil. Yeni olan, Yeni Şafak'ın nasıl dinlendiğime dair belgelere ulaşmış olması...
Onlarca kişiyle birlikte hangi sahte isimle, nasıl bir hileli işlemle, düzmece ihbarların ve uyduruk gerekçelerin hangi türüyle dinlendiğimi ortaya çıkarmışlar.
Yeni Şafak sayesinde 'organize' suçtan, yani Tevhit ve Selam mıydı ne, işte o terör örgütüne üyelikten takibe alındığım, suç ortaklarımın kimler olduğu vesaire gibi detayları ben de öğrenmiş oldum. Neyse ki şaşırtıcı derecede renkli bir karma yapmışlar, hapislerde süründürüp can sıkıntısı çektirmeyeceklermiş, hay o yaratıcı akıllarıyla bin yaşasın paraleller!
* * *
Merak edenler için, verdiğim tepkiye gelince...
Paralel dinlemeleri kaç kez yazdım, kaç kez üstüne konuştum, hatırlamıyorum bile. Hatta 'Paralel Yapı'nın bir iki telekulak skandalını da ilk ben ifşa ettim. Hülasası; beni arayan Yeni Şafak muhabirine dedim ki: 'Benim ne dediğim önemli değil. Asıl bu konuda hiç konuşmayanların, yasadışı dinlemelerin mağduru olduğu halde çıtını çıkarmayanların, ağzını bıçak dahi açmayanların ne söyleyeceğine bakın. Onlar ne diyor? Beni bırakın, sessizlik yemini etmiş gibi susanlara sorun...'
Korkudan mı, korumacılıktan mı pıstılar, hikmeti nedir, niye suspuslar böyle?
Hadi bazı mağdurlar üzerinde baskı var diyelim, psikolojik baskı... Tehdit ve şantaj altında hissediyorlar kendilerini, paralel elemanları kızdırmak istemiyorlar... Pısırıklıklarına, sinmişliklerine verelim, şefkat ve anlayışla karşılayalım sessizliklerini...
Peki ya diğerleri? Demokrasi ve özgürlük şampiyonları nerede?
Dinleme ve fişlemelere güya aşırı duyarlı, kendilerince mangalda kül bırakmayan Cemaat medyası da mı korkuyor, niye tek kelime isyan duyulmuyor ağızlarından?
* * *
Beni bırakın onlara sorun; tek tek isim vermek istemiyorum, 'muhabbet fedaileri' arasında kadim dostlarım da var. Nasıl yüz yüze bakacağımızı sorun, eğer utanma belasına, yasak savmak için, yalandan dahi olsa göstermelik bir şeyler söylemezlerse...
Emniyet istihbarattaki 'gönül erleri'nin, İstanbul adliyesindeki 'dava adamları'nın beni hangi 'yüce ideal' uğruna dinlediklerini sorun...
Ve o 'civanmert' arkadaşlarımın, benimle 'canciğer' takılırken arkamdan kuyu kazanlardan haberdar olup olmadıklarını sorun...
Şunları da:
İran ajanı mıyım ben hocam?
İsrail'in çıkarlarına mı ters düştüm, Amerikan düzenine mi karşı geldim? Ne yaptım, ne ettim de ucu zülfüyare dokundu?
Ben terörist miyim hocam?
Tevhit ve Selam adında bir terör örgütünün var olduğuna ve benim de üyeleri arasında bulunduğuma nasıl kanaat getirdiniz?
Hem madem onca yıl dinlediniz, bazı bulgulara ulaşmış olmalısınız. Farz edelim ki konuşmalarımı tehdit ve şantaj amaçlı kullanacaktınız, onun için terörist ya da ajan suçlamasıyla hakkımda dava açmadınız...
Çok 'şükela'sınız da, terörist veya ajan olduğuma dair elinizde tuttuğunuz delilleri bugün ne diye kamuoyuna açıklamıyorsunuz?
Yoksa ben de 'silah kaçakçısı' mıyım hocam, yok yahut da 'uyuşturucu taciri' miyim?
Hayır olamaz, ben de mi 'kadın ticareti'nden teknik takibe takıldım, demeyin hocam...
Günahım neydi, beni niye sinsice kayda aldılar?
Onun için, arayan arkadaşlardan ricam, bana değil asıl konuşması gerekenlere sorsunlar. Onlar ne diyor bu işe?
Bakmadan Geçme