Ekrem Dumanlı sadece gazeteci mi?

İbrahim Karagül dünkü operasyon ve Ekrem Dumanlı'yla ilgili Yeni Şafak'ta çok çarpıcı bir yazı kaleme aldı...

Ekrem Dumanlı sadece gazeteci mi?
TAKİP ET Google News ile Takip Et

Ekrem Dumanlı sadece gazeteci mi?

 

Bir gazeteciyi savunmak boynumuzun borcu. Basını, medyayı, düşünce ve ifade özgürlüğünü savunmak tartışılamaz bile. Bugünün dünyasında, hangi düşünceye mensup olduklarına bakmaksızın, bu değerlere hakkını vermeyenlerin, sahip çıkmayanların saygı duyulacak bir tarafı yoktur. 

Dün Türkiye ciddi bir operasyona tanık oldu. İki yayın grubunun başındaki iki isim gözaltına alındı. Hidayet Karaca ve Ekrem Dumanlı.  Biri bir televizyon grubunu yönetiyor diğeri de bir ulusal gazetenin başında. 

Gazete yöneticisi olarak, gazeteci olarak, köşe yazarı olarak hiç düşünmeden, ilk refleksim karşı çıkmak olmalı. Medyaya, basına, gazeteciye yönelik her olayda hemen bütün gazeteciler aynı tavrı gösterir. Bu bizim için değişmez bir kuraldır. Kelle koltukta mücadele ederler, hiçbir koruma kalkanları yoktur, genelde açık tehdit altındadırlar çünkü. 

Ama hepimiz biliyoruz ki, ortadaki sorun, medya, gazeteci sorunu değildir. Bu sözü, yarın şahsıma karşı nasıl kullanacağını bilerek yazıyorum. Ekrem Dumanlı da, Hidayet Karaca da, konuyu medya özgürlüğü çerçevesinde görenler de tartışmanın, sorunun, çatışmanın ne olduğunu pekâlâ biliyor.

Öyleyse samimi olma, açık yüreklilikle konuşma zamanı. 

Fitne, komplo, tehdit, şantaj..

7 Şubat’ta başlatılan, 17 ve 25 Aralık’la açığa kavuşan bir mücadele yaşıyor Türkiye. Fethullah Gülen ve ekibinin, devlet olma projesini, bu amaçla yürüttüğü hükümeti devirme planlarını, yolsuzluk operasyonu kılıfıyla bu ülkenin Başbakanı’nı, bakanlarını, yüksek bürokratlarını, önemli işadamlarını, gazetecilerini, cemaat liderlerini, kanaat önderlerini tasfiye etme, yüzlerce insanı hapislere doldurma, önüne çıkacak ne varsa yok etme hesaplarını biliyor.  

17 Aralık’ta başlattıkları açık savaşı bir ayda bitireceklerine, amaçlarına ulaşacaklarına inanıyor, bunu kendi aralarında konuşuyor, müthiş bir özgüvenle hareket ediyor, yeni hükümetin kadrolarını şekillendiriyor, Türkiye’yi avuçlarına aldıklarına inanıyorlardı.

Dokunmadıkları hiçbir cemaat, hedef almadıkları kanat önderi, haklarında dosya tutmadıkları gazeteci, nasıl yok edeceklerini planlamadıkları siyasetçi kalmamıştı neredeyse. İstihbarat kadrolarındaki güçleri üzerinden insanları dinlediler, fişlediler, mahrem hayatlarına müdahale ettiler. Şantajlar yaptılar, tehditler yaptılar, insanları sindirdiler, korkuttular, cezalandırdılar. 

Öyle bir güç zehirlenmesi yaşıyorlardı ki, siyasi iktidar değil devlet iktidarını bile bir engel olarak görmüyorlardı. Karar verilmişti, harekete geç talimatı gelmişti, düğmeye basılmıştı. Artık Türkiye onlarındı, onlara tabi olmayan, itaat etmeyen, karşı çıkan herkes hedefti. Önlerinde potansiyel engel olabilecekler için bile dava dosyaları hazırdı. Yüzlerce belki çok daha fazla insanı gözaltına alıp yargılayacakları mekânlar için bile hazırlıklar yapmışlardı. Önlerinde Tayyip Erdoğan vardı. Ona diz çöktüremedikleri için en büyük hedef olarak onu seçmişlerdi. 
İnanılmaz derecede kirli bir iftira, fitne ve dezenformasyon süreci başlattılar. Özellikle darbe senaryosu geri tepince  sahip oldukları medya üzerinden, gazete ve televizyonlardan dünyanın en çirkin kampanyalarını yaptılar. Bir yıldır, duymadığımız hakaret ve küfür kalmadı. Akla hayale gelmeyecek yöntemler kullandılar. Türkiye entrikanın, fitnenin en ileri noktasını gördü.

YAZININ DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ

Bakmadan Geçme