Erdoğan: Bank Asya'da her şey ortaya çıktı

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Bank Asya'nın TMSF'ye devredilmesiyle ilgili, 'Eğer hukuk içinde olmamış olsa 1.5 yıl önce anında el konulurdu ama bir hukuki süreç takip ediliyor' dedi.

Erdoğan: Bank Asya'da her şey ortaya çıktı
TAKİP ET Google News ile Takip Et

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, MİT tırlarına ait olduğu iddia edilen görüntülere ilişkin "Seçimin son haftasına girerken, ismini zikrettiğiniz gazete ve o ismini zikrettiğiniz şahıs ki geçmişin biliyorsunuz malum takımlarından birisidir, şu anda bunu gündeme getirmesinin tek sebebi, tekrar ülkeye zarar vermek, bir tezvirat, böyle bir kampanya" dedi.

Erdoğan, SHOW TV canlı yayın programında gündeme ilişkin soruları yanıtladı, değerlendirmelerde bulundu.

"Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) tırlarına ait olduğu iddia edilen görüntüler yayınlandı Cumhuriyet gazetesinde. Bunun ardından bir tartışma başladı, siz de bu tartışmaya müdahil oldunuz. Bu yayını yapan gazetenin Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar hakkında suç duyurusunda bulundunuz. Bu sürece dahil gelişmede müdahil olmanızın nedeni ne?" sorusu üzerine Erdoğan, MİT'in devletin şu anda en özel teşkilatı olduğunu, bu teşkilatın gerek ulusal bazda, gerekse uluslararası bazda hassas görevleri olduğunu belirtti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Bu görevleri yerine getirirken kimler, nereye kadar buraya müdahale edebilir, bunların da hepsi kanunlarla belirlenmiştir. Bu tür bir şeyde, Başbakanın her şeyden önce, herhangi bir müdahale Müsteşara falan olacağı zaman bundan haberinin olması lazım, izninin olması lazım. Bu olayla ilgili olarak MİT araçları olduğu halde, bunlara müdahale etme yetkisi yok. Böyle bir yetki olmadığı halde, burada MİT'in bu tırlarına çok farklı bir alanda bir müdahale söz konusu olmuştur. Bunun uluslararası alanda bir tezvirat, uluslararası alanda Türkiye'ye yönelik bir karalama kampanyası, bunlar var. Peki bunun arkasında kim var? Baktığımız zaman burada bir defa yine bir üst aklın olduğuna inanıyorum. Üst aklın kullandığı kim? Bu da paralel yapı."

"Paralel yapının" burada da devreye girdiğine dikkati çeken Erdoğan, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Neticesinde bakın şu anda hepsi dökülmeye başladı. Bunlar konuşuldu. O günlerde bunlar gazetelerde, televizyonlarda yer aldı. Peki şimdi, tekrar seçimin son haftasına girerken ismini zikrettiğiniz gazete ve o ismini zikrettiğiniz şahıs ki geçmişin biliyorsunuz malum takımlarından birisidir, şu anda bunu gündeme getirmesinin tek sebebi, tekrar ülkeye zarar vermek, bir tezvirat, böyle bir kampanya. Kaldı ki bu yargıda şu anda. Yargı süreci devam ediyor. O savcılar, hakim vesaire bunlar hepsi yargılanıyor. Askerler yargılanıyor. Bununla ilgili olarak subay, astsubay bazı tutuklu olanlar var. Böyle bir sürecin içerisinde sen kalkıyorsun, böyle bir başlık atıyorsun. Böyle bir başlığı atman bile bana göre hem ülkeye bir ihanettir hem de bunun nereye gideceği konusunda sen bu kararı neye göre veriyorsun? Paralel yapının dediği istikamette bunu kullanıyor."

"BUNLARDA İCRAAT YOK"

O zaman "Biz Bayırbucak Türkmenlerine her türlü insani, lojistik desteği veriyoruz, bunu da vermeye devam edeceğiz" dediklerini de anımsatan Erdoğan, Bayırbucak Türkmenlerinin ileri gelenlerin konuyla ilgili açıklamaları olduğunu söyledi.

Hatta MHP'li bir milletvekilinin de gerek kendisine gerek dönemin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'na teşekkürleri olduğunu da hatırlatan Erdoğan, "(Siz olmasanız Bayırbucak Türkmenleri burada ne yapacaklar?) Çünkü Suriye'de rejim onların da üzerine geliyor. Lazkiye'den Hatay'a doğru, o bölgede biliyorsunuz Bayırbucak Türkmenleri var ama bunlar Türkiye'de Hükümeti, son dönemlerde şahsımı terör örgütlerine destek veriyormuşuz diye itham etme noktasına gittiler. Bir algı operasyonu. Bunu kim adına yapıyorlar, o da belli'' diye konuştu.

"MHP, MİT tırlarının durdurulması noktasında paralel yapının girişimlerine karşı bir tavır almadı. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?" sorusunu Cumhurbaşkanı Erdoğan, MHP'nin bu tür şeylerde milli bir meselesi olmadığı yanıtını vererek cevapladı.

Erdoğan, ''MHP, milliyetçilik derken, kafa tası milliyetçiliği yapıyor. MHP'nin yaptığı milliyetçilik, bu ülkenin kalkınmasına yönelik, bu ülkenin uluslararası camiada bir yer edinmesine yönelik değil. Ben millilik dendiği zaman, milliyetçilik dendiği zaman Türkiye'nin ekonomik alanda, siyasi alanda, askeri alanda velhasıl her alanda kalkınmasını anlarım. Uluslararası alanda bir saygınlığının olmasını anlarım. Bugün eğer Türkiye G20 içerisinde yer almışsa, milliyetçilik budur. Oraya Türkiye'nin gelmesi öyle sıradan olmuyor. Bunlarda icraat yok" diye konuştu.

"DEVLET İŞÇİSİNE, MEMURUNA BORÇLU OLUR MU?"

MHP, ANAP ve DSP'nin iktidara geldiğini ifade eden Erdoğan, "5 yıllığına görev yapacaklardı. Peki 3,5 yılın sonunda erken seçim kararını alıp da niye kaçıp gittin? Niye buna 5 yıl buna tahammül edemedin? Bunlar Kocaeli, Sakarya, Düzce, Bolu depremlerinin altında kaldılar. Ekonomi o denli çökmüştü" dedi.

Koalisyon dönemine ait elinde bazı tablolar olduğunu belirterek, bazı gazete kupürlerine ait haberleri paylaşan Erdoğan, şunları ifade etti: "Buyurun, 1999, 'Vergi depremi', evden otomobile, cep telefonundan kira gelirine, silah ruhsatından faize kadar her şeye vergi. Çok daha enteresan, 'Böyle geçici bütçeyi bir tek Kurtuluş Savaşı'nda gördük' bütçe büyüklüklerini anlatıyor. Aynı şekilde 'Skandal itiraf. IMF'nin deprem paralarıyla işçi ve memur maaşların ödedik' diyor. Şimdi bu Hürriyet gazetesi bunların hepsinin yanında. Bir şey daha söylüyorum o da çok enteresan. 'Devletin faiz yükü 20 yılda 754 bin kat daha büyüdü.' Buyurun, yine Hürriyet gazetesi. Bakın enteresan bir şey daha söylüyorum, burada da yine 'Bir millet eriyor', 2001, Milliyet. 'Umut veren sözler.' 'Tanrım sen aklımıza mukayyet ol.' Aynen Yunanistan'ın durumuna düşürdüler bizi."

Göreve geldiklerinde kendisine iki tablo getirildiğini anlatan Erdoğan, "Bunların bir tanesi zorunlu tasarruf denilen olay. Memur ve işçiden kesilen para. Maaşları ödeyemiyorlar ve oralardan para kesiyorlar. Eski rakamla neydi biliyor musunuz zorunlu tasarruf? 15 katrilyon, hatta 15,1 katrilyon. Bir de Konut Edindirme Yardımı, bununla ilgili de kesintiler. O da 3,5 katrilyon. Ne yaptı? 18,5 katrilyon. Devlet işçisine, memuruna borçlu olur mu?" dedi.

Bunun sadece MHP, DSP, ANAP dönemine ait olmadığını ifade eden Erdoğan, konuşmasında şunları kaydetti: "Geçmişte de var. SHP filan, onların dönemi de var. Biz bu parayı, sendikalarla arkadaşlarımız bir araya geldiler, bu borcu biz ödedik. Düşünün 18,5 katrilyon, bugünün rakamı ile 18,5 milyar. Şimdi kurusıkı atıyorlar 'Memura şunu vereceğim...' Geçmişte gördük biz sizin neyi verip veremediğinizi. Bırakıp gittiniz. Depremin altında kaldınız. Biz de deprem geçirdik. Mesela bu depremlerden bir tanesi malum Bingöl depremi. Gecesinde gittik. Aynı şekilde Simav depremi, anında müdahale. Bir yılda yeni Bingöl inşa ettik, Simav inşa ettik. En büyüğü Van depremiydi. İki yılda Van'ı yeniden inşa ettik. Şu anda bir Erciş'e gitseniz adeta deniz manzaralı bir şehir görürsünüz, yeni yaptığımız konutların olduğu bölgeyi kastediyorum. Edremit'te, aynı şekilde deniz manzaralı TOKİ'nin yaptığı yerleri görürsünüz. Bu güçlü bir iktidarın neler yapabileceğini ortaya koyması bakımından önemli. Bakın ben yaptığımızı konuşuyorum."

"Burası Van'dır, burası doğudur, burada Kürtler yaşıyor. Haşa. Böyle bir şey demedik" ifadesini kullanan Erdoğan, yola çıkarken "Batıda ne varsa güneydoğuda da bu olacak; kuzeyde ne varsa, güneyde de o olacak" dediklerini aktardı.

Türkiye'yi, 780 bin kilometrekareyi aynı şekilde ele aldıklarını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Çünkü Türkiye'nin muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkması lazım" dedi.

"1 MİLYON 700 BİN SURİYELİ'YE BURADA BAKAN BİZ DEĞİL MİYİZ?"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "İçeride böyle bir koalisyon tarif ediyorsunuz. Beş benzemezin yan yana gelmesi de insanları şaşırtıyor ama MİT tırları operasyonlarında olduğu gibi dışarıya verilen mesajlar var. Uluslararası arenada Türkiye'yi teröre destek veren ülke konumuna sokma amacı güttüğünü de söylüyorsunuz. Dışarıdan nasıl bir destek umuluyor" sorusu üzerine, şöyle konuştu:

"Düşünün. Türkiye, destek veren bir ülke olsa, şu anda Suriye'de ölümle korkutulan, bombalarla korkutulan ve ülkemize kaçan 1 milyon 700 bin Suriyeli'ye burada bakan, onlara her türlü imkanı veren biz değil miyiz? Aynı şekilde Irak'tan 300 bin insanı barındıran biz değil miyiz? Biz nasıl teröre destek veriyoruz ki Suriye'nin o zalim rejiminden kaçanları, Irak'ta aynı şekilde bunları bu ülkede besleyelim. Dünyanın hiç bir yerinde şu anda bu tür zulümlerden kaçıp da onlara bakan onları besleyen bir başka ikinci bir ülke yok. Bunu sadece Türkiye yapıyor."

Bugün Hatay ve İskenderun'da bulunduğunu anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye'den o bölgeye gelen vatandaşları ve onların kendilerine olan muhabbetlerini gördüğünü anlattı.

Bu vatandaşların çadırkentlerde değil evlerde barındıklarını belirten Erdoğan, "Ama bambaşka bir muhabbetleri var. Niye? Burada Suriye'de yaşayamadıklarını yaşıyorlar. Ama bir sıkıntıları var. Bir dairede 15-20 kişi yaşıyor. Ancak o şekilde. Ama şu anda Suriye'de bir barışa gidilse, inanıyorum ki onların hepsi tekrar Suriye'ye döneceklerdir" değerlendirmesini yaptı.

"NEW YORK TİMES'IN BU GÖREVİ YENİ DEĞİL"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, New York Times Gazetesi'nin yazılarının anımsatılması ve "(MİT tırlarının durdurulması onun üzerine geldi) yorumları da yapıldı. Türkiye'ye NATO müdahalesini ima eden yayınlar yapıldı. İçerideki bu koalisyon, dışarıda olası bir müdahaleyi mi gündemine taşıdı" sorusu üzerine, New York Times'ın bu görevinin yeni olmadığını kaydetti.

New York Times'ın, Sultan Abdülhamid'e, sonra Menderes'e, Turgut Özal'a ve daha sonra da aynı şeyi kendisine yaptığını belirten Erdoğan, şöyle devam etti: "Düşünün, 1896'da Sultan Abdülhamit'e yapan bu gazete, bir görevi ifa ediyor ve bunun arkasında hangi gücün olduğu belli. Bu güce, verilen talimat istikametinde hizmet ediyor. Şu anda da yaptığı bu. Gezi olaylarında filan da aynı görevi üstlendi, yine yürüttüler biliyorsunuz. Aynı işi BBC, CNN yaptı. Hepsi yüklendiler. Dert ne biliyor musunuz? Dert, Türkiye'yi zayıf düşürmek, Türkiye'yi bölmek, parçalamak ondan sonra yutmak. Ama bunu başaramadılar. Buna fırsat vermeyeceğiz. Bu millet, birlik, beraberlik içinde olduktan sonra, yani bir olup, iri olup diri olduktan sonra yetmez, kardeş olduktan sonra yetmez, hep birlikte Türkiye dedikten sonra bu üst aklın güdümündeki malum yapılar bu işi başaramayacaklar."

"40 YILLIK YATIRIMI BİR ANDA TABİİ Kİ SİLİP SÜPÜRÜP ATAMAZSINIZ"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Paralel Yapı'nın faaliyetlerinin bu konuda çok etkin olduğu biliniyor. Bugün örneğin 'bir trol hesap üzerinden operasyon yapılacağı tartışmaları, bazı isimlerin gözaltına alınacağı' iddiaları gündeme geldi. Paralel Yapı, hala etkinliğini nasıl sürdürebiliyor bu kadar? Paralel Yapı'yla mücadelede istenen seviyeye gelindi mi" şeklindeki soruyu yanıtlarken, bunun 40 yıllık bir siyasi, askeri, ekonomik, emniyete müteveccih güvenliğe yönelik ve devletin tüm kurumlarının içindeki bir yapılanma olduğunu vurguladı.

Erdoğan, "Bu 40 yıllık yatırımı bir anda tabii ki silip süpürüp atamazsınız. Ama şu anda çok ciddi bir zafiyet içerisinde oldukları belli. Bakın dün bir araya gelemeyenler, şu anda rahatlıkla bir araya gelebiliyorlar. Kaldı ki biz bu mücadeleyi hukuk içerisinde vermek durumundayız. Yani biz bir darbe hükümeti değiliz. Bir darbe hükümeti olduğu zaman gelir bunların hepsini doğrar geçer. Ama biz ne böyle bir özlemin içindeyiz ne de bir gayretin içindeyiz" diye konuştu.

Mısır'da yapılan darbeyle beraber 2 bini aşkın insanın ve Mursi'nin idama mahkum edildiğini, 40 bin kişinin cezaevlerinde bulunduğunu, böyle bir yapının oluştuğunu anlatan Erdoğan, "Tabii biz böyle bir noktada değiliz" dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti: "Biz bir hukuk devletiyiz ve hukukun gereği neyse bunu yapıyoruz, bunu yapmak durumundayız. Ama ne diyoruz? En son siyaset belgesinin içerisinde de bu girdi. Ulusal güvenliğimizi tehdit eden legal görünümlü illegal örgütler, şimdi çalışmalar buna göre yürüyor. Biz Milli Güvenlik Kurulu'nda tavsiye kararımızı aldık, hükümetimize gönderdik ve hükümetimiz de kararını aldı ve tekrar dönüldü ve tekrar Milli Güvenlik Kurulu'nda son durumu gözden geçirdik ve şimdi de bu yola koyulmuş vaziyetteyiz."

"SÜRECİN EN ÖNEMLİ AYAKLARINDAN BİR TANESİ"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Bank Asya'ya TMSF el koydu. Bu da Paralel Yapı'lanmanın finans kaynaklarına yönelik bir mücadelenin ayağı mı" sorusu üzerine, "Tabii bu sürecin en önemli ayaklarından bir tanesi" değerlendirmesinde bulundu.

Erdoğan, konuya ilişkin şunları kaydetti: "Orada meşru olmayan yollarla nasıl paralar toplandı ve nasıl böyle bir yapı, finans sektöründe ayakta tutuldu, şimdi bu ortaya çıktı. Suistimaller ortaya çıktı, BDDK nihayetinde, TMSF'nin teftiş raporları neticesinde kararını verdi, tabii bu kararın neticesinde de TMSF'ye devredildi. Bu süre 1,5 yıl sürdü. Eğer hukuk içerisinde bu olmamış olsa, zaten 1,5 yıl önce hemen anında el konulurdu ama bir hukuki süreç takip ediliyor ve bu hukuki süreçte de en sonunda buraya gelindi, şimdi artık TMSF burayı yürütüyor."

Döviz fiyatlarının artmasının etkisiyle ilgili soru üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Etkisi fazla olsaydı bütçe fazla vermezdi. Bakın seçimdeyiz, buna rağmen bütçe fazlası var. Güzel bir gelişme. Ama onlar bunu takdir edecek yerde değiller. Burası çok önemli. Şuanda kurda da normalleşme sürecine doğru geliyor. Yani muhalefetin hükümeti eleştirirken ülkenin kaybetmesini göze alması değil, ülke nasıl kazanır, bunu düşünerek bunu yapması lazım. Ama bunlar bunu yapmıyor" değerlendirmesinde bulundu.

Erdoğan, Doğan medya grubuyla ilgili soruya da şu yanıtı verdi: "Bunlar hayatları boyunca hep vesayetten beslendiler. Şuanda da buradan beslenmeye devam ediyorlar. O medya grubuyla diğerleri, isim vermeyeceğim, birbirlerine öteden düşmandırlar. Çok iyi bilirim. Kendisinden ayrılıp giden veya kendisinin ayırdığı köşe yazarlarının yazdığı gazeteler. Bunların beslendiği nedir? Ya cumhurbaşkanına vuracak, cumhurbaşkanının ailesine vuracak. Bunlardan beslenecek. Şimdi tabi biz de onlarla hukuk içinde mücadelemizi sonuna kadar sürdüreceğiz. Onlar gidecekler, Avrupa'yı ayağa kaldıracaklar. Nereyi ayağa kaldırırlarsa kaldırsınlar. Hukuk içinde sonuna kadar onlarla mücadele etmeye devam edeceğiz. Bizi yalanla dolanla her şeyle karalamaya bunların hakkı yok. Kandil'dekilerin elinde silah var. Bunların da en önemli silahı ellerindeki kalemleri. İftirayla hep. Bunu da sınır tanımaksızın yapıyorlar. İşte attıkları başlıkları görüyorsunuz. Aynı şekilde paralel yapının attığı başlıklar kimlerle nasıl röportajlar yapıyor görüyorsunuz. Bunların bir araya gelmeleri mümkün müydü? Ama hepsi. bakıyorsunuz, Ziya Paşa'nın 'dinime küfreden müslüman olsa' diye bir şeyi var. Bunların durumu bu."

Cumhurbaşkanı Erdoğan, medya gruplarının kendisine karşı birleşmelerine ilişkin soru üzerine şöyle konuştu: "Benim başbakanlığım döneminde iktidarım, hükümetim veya partim, biz bu ülkenin çıkarlarının dışında ve milletimizin çıkarları dışında hiçbir şeyi kabullenmedik Ama bu bunlara tamamen ters düşüyordu. Sıkıntı burada. Bıraktığım partimin buradan taviz vereceğine inanmıyorum. Ben de cumhurbaşkanı olarak kendi tasarruf alanım içinde buna asla müsaade etmem. Bu milleti biz dağa teslim etmeyeceğiz. Bu milleti biz teröre teslim etmeyeceğiz. Sonuna kadar orayı kullanmak suretiyle eğer bu milleti kullanmak tasarrufu altına almak istiyorsa, biz de mücadelemizi sonuna kadar vereceğiz. Biz dik durmaya devam edeceğiz. Biz diyoruz ki bu ülkede vatan millet meselesi hakikaten bunu savunanlar burada yerini alması lazım. Bakın son günlerde neymiş 200 tane aydın. Ne aydını? Bunlar karanlık. 6-8 ekimde bütün Kürt vatandaşlarımızı sokağa davet eden kim? Malum partinin eş başkanı. 50 kadar orada vatandaşımız öldü, değil mi? Kim bu ölenler? Kürtler. Öldüren yine Kürtler. Peki nasıl olur da bu adam, bu aydınım diye geçinenler tarafından desteklenebiliyor?"

Diyarbakır'da geçen Kurban Bayramı'nda ihtiyaç sahiplerine kurban dağıtırken vahşice öldürülen Yasin Börü'yü hatırlatan Erdoğan, "Onu şehit eden zihniyete bu 2 yüz kişi nasıl destek veriyor? Bir kınama oldu mu? Olmadı. Aynı şekilde Şırnak'ta 3 kişi öldürüldü. Muhtar aynı şekilde öldürüldü. Bütün bu olaylar ortada. Bu süre içinde oldu bunlar. Hala bu 200 tane aydın, siz nasıl aydınsınız? Nasıl bunlara destek verirsiniz?" ifadelerini kullandı.

Erdoğan, Çözüm Süreci'yle ilgili şu görüşlerini paylaştı: "Şu anda devam ediyor. İktidar devam ettirmekte kararlı ama bu seçim sonrası nasıl bir hal alır, şu anda onu bilemem. Şu anda bunu konuşmak erken diye düşünüyorum. Biz bunu başlattığımızda bu işin içinde HDP, MDP diye bir şey yoktu."

Akil insanlardan bazılarının 200 aydının içinde yer aldığını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Üzüldüm. Neleri kendileri bize rapor ettiler, şimdi neyi konuşuyorlar" dedi.

Erdoğan Çözüm Süreci'nin sulh ve sükun hayata hakim olursa yürüyeceğini savunarak, "Biz Hakkari'de havaalanını açarken, öbür tarafta Yüksekova'da kepenk indirenler, maskeli yüzlerle orada dolaşanlar olduğu sürece Çözüm Süreci tehdit altındadır" diye konuştu.

"Bir süre önce yasal bir partinin mitinginde HÜDA PAR üyeleri saldırıya uğradılar. Bölgedeki seçim güvenliğine dair alınan tedbirler neler? Güvenli bir seçime gidecek miyiz? Çünkü çok ciddi şikayetler var" sorusu üzerine, "Bu konuda tabii şikayetlere hak vermemek mümkün değil" ifadesini kullandı.

Bölgeyi dolaştığını, Iğdır'da, Erzurum'da, Kars'ta bulunduğunu dile getiren Erdoğan, muhtarların ciddi tehditler aldığını, buna dayanamayanların pes ettiğini bazılarının ise direndiğini anlattı.

Valilikler, jandarma ve güvenlik güçlerinin bütün tedbirlerini aldığının altını çizen Erdoğan, "Ne gerekiyorsa bir defa bunu sonuna kadar yapacaklar. Buradan taviz yok" diye konuştu.

Sandık kurulu görevlisi veya müşahitlerin bir müdahale olması durumunda güvenlik güçlerine bildirmesi gerektiğini ifade eden Erdoğan, karı koca olsalar bile kişilerin oy kullanmaya yalnız girmesi gerektiğini söyledi.

Oyun bireysel olduğunu ancak engelli ve yaşlıların içeriye biriyle girebileceğini dile getiren Erdoğan, "Böyle bir atmosfer var bunun dağıtılması lazım. Ben inanıyorum ki bundan önceki seçimlerde görülmeyen bir rahatlık olacaktır ama yine de ben diyorum ki tam öyle arzu edildiği gibi batıda olacağı şekilde bir havayı her halde yakalayamayacağız" ifadelerini kullandı.

Muhalefetin batıda da elektrikler kesintileri olacağı yönünde iddialarının bulunduğunun anımsatılması üzerine Erdoğan, "Bunlar tamamıyla saçma, yalan, uydurma. Havayı bozmaya, atmosferi bozmaya yönelik komik iddialar. Bunlara hiç itibar etmemek lazım" şeklinde konuştu.

Ülkede enerji konusunda bir sıkıntı bulunmadığının altını çizen Erdoğan, "Gelip geçici bir anda olur hiçbir zaman öyle uzun uzadıya olacak işler de değil" değerlendirmesinde bulundu.

Her siyasi partinin sandık kurulu üyelerinin dışında bir de müşahitleri bulunduğunu anımsatan Erdoğan, bu iddiaların seçim güvenliğini, havasını ve ülkenin dış itibarını bozmaya yönelik iftiralar olduğunu belirtti.

"YENİLGİYE ERKEN BAHANE UYDURMAYA ÇALIŞIYORLAR"

Bazı anket şirketi sahiplerinin, yurt dışındaki yayınlarında "Türk Devleti müdahale etmezse HDP barajı geçecek" şeklinde söylemlerinin bulunduğunun anımsatılması ve bu söylemlerle, HDP'nin baraj altında kalması durumunda "Seçimlere müdahale edildi" denilerek kaos mu çıkarılmasının amaçlandığının sorulması üzerine Erdoğan, şunları kaydetti:

"Bunlar yenilgiye erken bahane uydurmaya çalışıyorlar. Herhalde kendilerine göre yaptıkları anketlerde onu görüyorlar ve şimdiden bahaneyi uyduruyorlar. Yarın da 'biz demedik' mi diyecekler. Bir defa böyle bir şey söz konusu değil. Eğer bunlar barajı aşarlarsa aşar. Şu anda bir cumhurbaşkanı olarak bundan rahatsız değilim. Ama barajın altında kaldığı zaman niye birileri illa da endişeye kapılıyor ki? Şu ana kadar 6, 7, 8 puan bunları konuşurken şimdi bakıyorum herkes barajı aştı, aşacak falan filan aşmadığı takdirde şöyle olur, her taraf yakılır, yıkılır filan. Bunları konuşuyorlar. Bunlar çok çirkin şeyler. Barajı aşmak da var aşmamak da var. Bir defa bunlar milli iradeye saygı nedir, bunu henüz öğrenebilmiş değiller. Bu parti parlamentoda var mıydı? Vardı. Şimdi neyin hesabı yapılıyor. Ne kadar acaba artar? Dert ne? Dert şu andaki iktidar partisinden ne kadar oy çalınabilir veya milletvekili sayısı azaltılabilir. Buna yönelik bir çalışma, bir gayret. Ben bunu da şöyle görüyorum, burada artık açık net konuşmam lazım bazı şeyleri, bir tarafta iktidar partisi var bunun karşısında da diğer partiler var. Yapılan mücadele buna yönelik."

Bütün partilerin istisnasız yan yana geldiklerine dikkati çeken Erdoğan, şimdi muhalefet partilerinin, hangi partiyle koalisyon yapıp hangisiyle yapamayacağını konuştuğunu hatırlattı.

"Yaparsın yapamazsın bunların hepsi bugün konuşulacak şeyler değil. Bunlar da yine aldatmaya yönelik şeyler. Yarın ne olacağı hiç belli olmaz. Geçmişte, MHP'nin DSP ile bir araya gelmesi düşünülebilir miydi? Geldiler. Yaptılar koalisyonu" diyen Erdoğan, daha sonra bu koalisyonun dağıldığını hatırlatarak, "Şimdi de gelmeyiz dedikleriyle bunlar bir araya gelirler. Bunlara hiç inanmak mümkün değil. Şu anda niye kullanıyor bu ifadeyi? Şu anda onu kullanırsa oylarını kaybeder. Evet, 'biz HDP ile bir araya gelebiliriz' dediği anda MHP'nin oyları taban yapar" görüşünü dile getirdi. Erdoğan, muhalefetin, "Şu anda biz şununla koalisyon yapmayız" derken aslında oylarını nasıl yükselteceklerini düşündüklerini aktardı.

Seçim akşamı oluşacak tablonun görülmesi gerektiğine işaret eden Erdoğan seçimlere ilişkin her türlü çalışmanın yapıldığını, en sağlıklı seçimlerin yaşanması için tedbirlerin alındığını ve alınacağını söyledi.

"TEK PARTİLİ BİR BAŞBAKANLIĞI YÜRÜTTÜM VE BUNUN ÜLKEME FAYDALARINI GÖRDÜM"

Seçimler sonrası bir koalisyon veya tek partinin iktidarın olmasının Türkiye'ye maliyetinin sorulması üzerine de Erdoğan, şunları kaydetti: "Şunu çok açık net söyleyeyim bir defa, 12 yıl başbakan olarak bir koalisyon hükümetine başbakanlık yapmadım. Tek partili bir başbakanlığı yürüttüm ve bunun ülkeme getirdiği faydaları gördüm. Öyle konular oldu ki 3 kat katladık, 5 kat katladık bazıların da on kat katladık ama bir siyasi istikrarın, bir güven ortamının olmasındandı. Koalisyon hükümetlerin de ne bu istikrarı bulabilirsiniz ne bu güveni bulabilirsiniz. Son 70 yıla şöyle bir baktığımızda, 70 yılın içerisinde 40 yıl Türkiye için kayıp yıllardır. 30 yıl Türkiye bir şeyler kazanmıştır." Erdoğan, bunun belli bir süresinin Süleyman Demirel'in, Turgut Özal'ın, Adnan Menderes'in ve kendi iktidarları döneminde yaşandığını anlattı.

" TÜRKİYE'DE HALA KOALİSYON AVINA ÇIKANLAR BİR ŞEYİN PEŞİNDELER"

Bunların görülmesi gerektiğini belirten Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bunlara baktığımız zaman Türkiye'de hala koalisyon avına çıkanlar bir şeyin peşindeler. Tek partili iktidar olmasın değil, daha önce benim genel başkanlığını yaptığım partiye karşı tutumlarıdır. Niye? Daha önce ülkeyi istedikleri gibi idare eden bu ülkede güçler vardı. Bunlar kimleri idare edebiliyordu? Koalisyon hükümetlerini, istedikleri gibi hükümetleri kuruyorlar, oraya bakanlar veriyorlar, dışarıdan siparişler yapılıyor, bütün bunlarla beraber de kabinelerin içerisinde etkinlikleri oluyordu ve kendi kurumlarını, müesseselerini de istedikleri gibi büyütüyorlardı. Ama benim başbakanlığım döneminde bunu yapamadılar. Şu anda da yaptıklarına, yapacaklarına inanmıyorum. Bir defa bu vaka ortada. Bunu da yürüttük."

Öyle veya böyle Türkiye'nin bugünlere parlamenter demokrasiyle geldiğini ancak bu noktada 3-4 yıldır "patinaj" yaptığını ifade eden Erdoğan, "Tek sebebi şu, sizi parlamento çalıştırmıyor. İstediğiniz gibi adımları atamıyorsunuz. Büyük bir çoğunluğa sahip olmanıza rağmen, devletin çeşitli kurumları var, buralarda buna müdahaleler oluyor. Fakat başkanlık sistemine geçildiği anda bu bir defa ciddi manada hız kazanacak. Burada aldığınız yetkiyi çok rahat kullanabiliyorsunuz. Parlamenter demokraside maalesef böyle bir şey alamıyorsun" diye konuştu.

Bir belediye başkanının çalışmasındaki rahatlığının bir başbakan veya bakanda olmadığını dile getiren Erdoğan, "Belediye başkanlığı da yaptım. Belediye başkanlığında halktan yetkiyi alırsınız, ondan sonra da yolunuza koyulursunuz. Ama şu anda başbakan olarak halktan aldığınız yetkiyi kullanamıyorsunuz. En basit bir maddeyi bile Meclis'ten geçirirken günler gidiyor, bu hız kesmedir. Her türlü maalesef engellemeler yapılabiliyor" değerlendirmesinde bulundu.

Erdoğan, G-20 toplantısının Türkiye'de yapılacağını hatırlatarak, G-20'nin en önde 10 ülkesinin başkanlık sisteminde yönetildiğini belirtti.

Rusya, Fransa gibi ülkelerin başkanlık sistemiyle yönetildiğini, geldikleri noktanın ortada olduğunu ifade eden Erdoğan, Türkiye'nin bu noktada idari sistemde çok önemli bir kararı vermesi gerektiğini söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, gazetecinin, "HDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş, Mısır'da Türkiye'nin tavrının net olmadığını söyledi. Bir çağrı yaptı; bir heyet gönderelim, Mısır'daki idam kararlarını geri aldırana kadar o heyet Mısır'dan çıkmasın, dedi. Demirtaş'ın bu tepkisini nasıl değerlendiriyorsunuz, samimi buluyor musunuz" şeklindeki sorusu üzerine, "Yani ben inanmıyorum. Bunların bu çağrısını samimi bulmam söz konusu değil. Yani samimiyse çağrı yapmasına gerek yok. Mısır'a kimi gönderecekse göndersin" ifadesini kullandı.

"DARBECİYLE AYNI MASADA OTURMAM MÜMKÜN DEĞİL"

"Ben, Sisi gibisiyle zaten doğrusu masaya oturmam" diyen Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti: "BM Genel Kurulu'nda bizi aynı masaya koymuşlar, ben o akşam yemeğe katılmadım. Ertesi gün yine aynı şeyi yaptılar, yine katılmadım. Niye? Çünkü o fotoğraf, tarihe benim için kara leke olarak girer. Benim bir darbeciyle aynı masada oturmam mümkün değil. Kaldı ki Mursi ile ilgili olayda artık dünya bizim tavrımızı biliyor. Yani Türkiye Cumhuriyeti'nin tavrını da biliyor, Cumhurbaşkanının tavrını da biliyor. Kendisi bir defa böyle bir şey düşünürse, bu ülkede bölücü terör örgütünün sığıntısı olarak siyaset yapmasın. Ondan kurtulsun, ondan çıksın. Bunca insan ölecek, bunu hiç görmezden geleceksin, nerede, ne zaman ne olacak terör adına bunu görmezden geleceksin. Şimdi siyasi amaçla Mısır'a yönelik böyle bir beyanda bulunacaksın. Bu beyanda bulunmasının sebebi de özellikle bu konuya dünyada sadece biz sahip çıkıyoruz, başkası sahip çıkmıyor. Buradan kaynaklanıyor. Aynı zamanda Esed ile masaya oturacaksın. Bu ne perhiz ne lahana turşusu. 350 bin kişiyi öldüren Esed ile aynı masaya nasıl oturursunuz, nasıl beraber olursunuz? Bunlar da ortada"

"TABAK, ÇANAK, ŞU BU FİLAN GELDİĞİMDEN BERİ ALMIŞ DEĞİLİM"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, gazetecinin, "Muhalefet partilerinin, Cumhurbaşkanlığı Sarayı'ndaki bardaklara kadar bazı eşyaların fiyatını sorgulandığını" belirterek, programın yapıldığı bölümde yer alan bardakların, muhalefetin sorguladığı bardaklar olup olmadığını sorması üzerine, "Bunlar benim aldığım bardaklar değil, bunlar geçmişten, geldiğimizde demirbaş kaydında olan bardaklardır" diye yanıt verdi.

Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Sarayı'ndan ekrana yansıyan halı ve tabloların sonradan alınıp alınmadığı sorusuna ilişkin olarak şunları söyledi: "Tabloların hepsi bizim Çankaya'dan buraya gelen, çünkü demirbaşta kaydı olan tablolardır. Halılar aynı şekilde. Oralardan gelendir. Şu anda da zaten biz demirbaş kaydında ne varsa onlarla yürüyoruz. Onun dışında da tabak, çanak, şu bu filan geldiğimden beri almış değilim. O ifade edilen rakamlarla alınmış bardak da yok."

Gazetecinin, "Şu elimizdeki bardakların bin, bin 500 lira olduğu ifade ediliyor" sözleri üzerine, Erdoğan, şöyle konuştu: "Bununla ilgili basın açıklaması da Cumhurbaşkanlığı tarafından da yapıldı, o da biliniyor. Ama buna rağmen hala buradan bir şey çıkarabilir miyiz diye gayret edenler var. Yani bunun, milletim tarafından bilinmesini istiyorum, dönemimde bu konuda tabak çanak bardak böyle bir şey alınmış değil. Sadece inşaatımız ortadadır. Buraya şu ana kadar gelenlerin, vatandaşlarımız geliyorlar, bundan sonra da gelecekler, sağolsunlar, gelen gören sadece teşekkür ediyor, 'bu millete böyle bir yer layıktı, siz bunu ülkemize kazandırdınız.' Çünkü bu tür tasarrufta hiçbir zaman yani israf olmaz. Burada biz bu işleri de en ince teferruatına kadar düşünerek adımlarımızı attık ve bir defa Başbakanlığım dönemimde biliyorsunuz sokakta başbakanları kabul ederdik. Töreni sokakta yapardık. Yargıtay ile Başbakanlığımızın arasındaki sokak, caddede, orada yapardık. Eğer yağmur varsa iptal etme durumunda kalırdık. Şu anda Başbakanlık makamı Çankaya oldu. Artık böyle bir sorun kalmadı. Şimdi burada yağmur kış olsa da kapalı mekanda törenimizi yapabiliyoruz."

Temsilin önemine işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Hangi ülkeye giderseniz gidin öyle ülkeler var ki isimlerini vermeme gerek yok, bakıyorsunuz her şeyi en güzel şekilde yapmışlar. Yani Türkiye bu kadar cüce bir ülke mi? Küba'dakini gördünüz değil mi? Yani üstelik komünist rejimin hassas olduğu dönemde yaptıkları eseri gördünüz. Şimdi biz burada kalıcı bir eser bırakıyoruz. Bu eseri, bugün biz varız, faniyiz, gideceğiz, yarın bizden sonra gelenler kullanacaklar" diye konuştu.

Pazar günü yapılacak milletvekili seçimine halkın katılımının yüksek olacağına inancını da ifade eden Erdoğan, şöyle dedi: "Tabii pazar günü için de en yüksek katılımın olacağı bir seçim temennimdir, inanıyorum katılım yüksek olacak. Çünkü okulların kapatılmasından bir hafta önce bu seçim yapılıyor. Fakat milli iradenin tam teessüsü için, teşkili için halkımızın yüzde 100'e yakının iradesini ortaya koymasını çok önemsiyorum. Çünkü bunu başaralım ki milli irade, tam manasıyla teşekkül etsin, diyorum ve pazar gününün ülkemiz için, milletimiz için hayırlara vesile olmasını Allah'tan temenni ediyorum."

Başkanlık sistemini savunduğu, daha önce genel başkanlığını yaptığı AK Parti'nin de bu görüşte olduğu belirtilerek, "Yeterince seçim çalışmalarında başkanlık sistemi vurgusu yapıldığını düşünüyor musunuz, bu perspektifin yeterince vurgulandığını görüyor musunuz" sorusu üzerine Erdoğan, "Pek bu vurgu yapılıyor diyemem" ifadesini kullandı.

Kendisinin detaylarına girmeden bu vurguyu yaptığını çünkü bunun sıkıntısını yaşadığını dile getiren Erdoğan, şöyle devam etti: "Muhalefet zaten bunu istemiyor. Çünkü biliyor ki muhalefet, 'biz biteriz'. Çünkü bu sistem kurulduğu anda iki partiye götürür. İki partiye götüreceği için de bunların işine gelmiyor. Nasıl iki partiye gidecek? Çünkü burada bir defa birinci turda 50 artı 1'i yakalayan seçildi zaten. Yakalayamadığı takdirde ne olacak? Birinci ve ikinci parti 15 gün sonraya kalacak veya finale kalacak. Ama şu anda bir gerçek var, bakın İtalya bir karar aldı, koalisyondan kurtulmak için yüzde 40, bunu getirdi. İkinci tura kalırsa birince ve ikinci parti. Çünkü bedelini ağır ödüyor ülkeler, bunu görüyor. İngiltere çok daha enteresan. Bu bizde olsa şu anda bağırıp çağıranlar var ya demediklerini bırakmazlar. Yüzde 12,6 ile bir milletvekili çıkartıyor, öbür tarafta yüzde 4,6 ile 55 tane milletvekili çıkarıyor. Bizde böyle bir şey olabilir mi? Ama orada herhangi bir ses yok, herkes kabullendi. Niye? Bu da bir kültürün neticesi. Adil mi? Bana göre hayır adil değil. Böyle bir sistem olamaz. Yanlış sistem ama ben inanıyorum ki İngiltere de bunu düzeltecektir."

"BUNDAN KORKMAMAK LAZIM"

"Muhalefete de başkanlık kapıları açılmaz mı başkanlık sisteminde bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Onlara da belki iktidar şansı tanıyacak bir sistem değil midir" sorusu üzerine Erdoğan, bazı ülkelerin seçim öncesi koalisyonlar oluşturduklarını belirtti.

Erdoğan, "Bu tür şeyler düşünülebilir. Önce bunu bir defa tartışmaya açmak lazım. Bundan korkmamak lazım. Biz bu mekanda bu tartışmayı başlattık. Şimdi bunu meydanlarda da konuşarak tepkiyi alıyoruz. Benim mesela meydanlarda bu konuyu açtığım zaman meydanlar başkanlık sistemi için, yeni anayasa için hepsi birden yeni Türkiye için 'evet' diyor. Demek ki vatandaş artık detayını bilmese dahi konu başlığını hazmetmiş, onu yakalamış. Bundan sonrası detaydır. Bu detayı vereceğiz" değerlendirmesinde bulundu.

Yeni Türkiye'yi getirecek bir yeni anayasaya ihtiyaç olduğunu vurgulayan Erdoğan, "Yeni anayasa da yetmiyor, bu yeni anayasanın içinde de başkanlık sisteminin yer alması şart" dedi.

Yeni anayasa için TBMM'de Anayasa Komisyonunda muhalefetin dürüst davranmadığını ifade eden Erdoğan, 320 milletvekiline sahip partinin 3 üye ile 220 milletvekiline sahip diğer partilerin 9 üye ile temsil edildiğini, gösterdikleri hassasiyete, inceliğe karşın ancak 60 maddenin anayasa izleme komisyonunda tartışılabildiğini anlattı.

Erdoğan, "Her zaman olduğu gibi anamuhalefetin başındaki zat, 'buyurun gelin imzalayalım' dedi, kimse gelmedi, ben arkadaşlarımı gönderdim, dedi ki 'ikimiz olmaz, dördü de olacak'. Diğerleri imzalamıyor, ikimizin sayısı bu işe fazlasıyla yetiyor işte hadi imzalayalım, 15 günde çıkaralım şunu. Yani her konuda maalesef dürüst olmayan bir siyasetçi anlayışı. Bu çok kötü, çok çirkin ve milletin başına da bu dert. İşte işlemeyen sistem bu" diye konuştu.

"Türk tipi başkanlık sistemine dair tartışmalara ne diyorsunuz? Bazı partiler, hatta tüm partiler zaman zaman desteklediler başkanlık sistemini ama bunun Türk tipi başkanlık sistemi olmaması gerektiğine, daha evrensel normlar taşıması gerektiğine dair tartışmaya katılanlar da var. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz" sorusuna karşılık Erdoğan, "Evrensel normlardan kaçmak diye bir şey yok" dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: "Türk tipi derken bunun tamamı bize ait olsun diye de bir şey yok. Yani Türkiye'nin ilim adamları, siyasetçileri, medya mensupları dünyayı takip etmiyorlar mı? Dünyada başkanlık sisteminin olduğu ülkelerde bu sistemler nasıl işliyor, bunları bilmiyor muyuz? Hepsini biliyoruz ama bunu diyoruz ki gelin beraber tartışalım. Bizim geleneğimiz var, göreneğimiz var. Bütün bu geleneklerimize göreneklerimize uygun olması lazım. Bakıyorsunuz şimdi diyelim batıda bunlar neye göre, nasıl yapmışlar? Kendi geleneklerine göre bunu yapmışlar. Onlar kendi geleneklerine uygun şekilde bu tür bir anayasayı hazırlarken, biz niye bundan kaçıyoruz? Tartışalım, ondan sonra da nihai kararı veririz. Nasıl 60 maddede belli bir yere gelindiyse bunda da gelinir."

"Bugüne kadar da zaten Türk tipi herhalde parlamenter sistemle yönetildi Türkiye, dünyada başka örneği var mı Türkiye'deki sistemin onu da bilmiyorum" denilmesi üzerine Erdoğan, "Maalesef yok. Ama ona Türk tipi demeyelim de darbe rejiminin tipi diyelim. Çünkü Türk tipinde darbenin olması mümkün değil" ifadelerini kullandı.

"Bir rehavetten bahsettiniz. Şimdi de alanlardan geliyorsunuz, yurt gezileri yapıyorsunuz, vatandaşlarla buluşuyorsunuz, o rehavetin anlamı neydi" sorusuna Erdoğan, seçimlere dört gün kaldığını, biraz hareketlenmenin olduğunu ama yine de bundan önceki seçimlerdeki o heyecanı görmediğini belirtti.

Bugün Kars'ta ve İskenderun'da çok farklı bir hava ve canlılık gördüğünü dile getiren Erdoğan, seçime dört gün kalması dolayısıyla bu hareketliliğin yaşanmasının normal olduğunu ancak o alıştığı eski canlılık ve hareketliliğin maalesef olmadığını söyledi.

"Bunu neye bağlıyorsunuz" sorusuna ise Erdoğan, "Ya kendileri beklendikleri havayı neticeyi yakalanmadıklarını görüyorlar veyahut da diyorlar ki 'Biz Sivas ötesi meydanlar farklı ama Sivas'tan batıya meydanlar farklı'. Böyle bir yapı var" dedi.

Türkiye'nin en batısından en doğusuna kadar gittiğini, böyle bir şeyin olmadığını dile getiren Erdoğan, 7 Haziran'da neticeyi dört dörtlük görme imkanının olacağını, tüm meselenin sandığın canlılığında görüleceğini kaydetti.

Seçim vaatleriyle ilgili soru üzerine ise Cumhurbaşkanı Erdoğan, bunun rehaveti ortadan kaldırmadığını, bu noktada çok yalanların olduğuna işaret etti.

Erdoğan, konuşmasında şunlara yer verdi: "Oturduğumuz mekanla ilgili neler söylendi değil mi? 'Kaçak saray' dediler. Danıştay kararı var. Düşünebiliyor musunuz, bir Türkiye Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanı külliyesinde böyle bir yaklaşım olabilir mi? Bu ülkede siyaset yapanlar kalkıp da buraya, 'kaçak saray' denecek kadar densiz bir duruma düşebilir mi? Bunu, Tayyip Erdoğan şahsına mı yaptı? Hiç dayanakları yok.

Nitekim bunların malum odaları vardır, kendilerine tam böyle bir ideolojik, onların yönetiminde olan, onların itirazlarıyla, sonunda paralel yapıyla da uyumlu bir şekilde Danıştay bununla ilgili kararını vermiştir. Hiç böyle bir şey söz konusu değil."

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun Cumhurbaşkanlığı Sarayı'ndaki klozet kapaklarına ilişkin iddialarıyla ilgili soru üzerine ise Erdoğan, "Bununla doymadılar, bir de altın klozetten bahsettiler. İçerisinde altın klozetten bahsettiler.

Lider demeyelim. Lider bu seviyeye düşmez. Hadi genel başkanlığını yuttuk diyelim. Çünkü bu sipariş, biliyorsunuz kasetle geldi. Kasetle geldiği için bundan lider olmaz. Lider çekirdekten söke söke gelir. Hem terbiye edilir, ondan sonra da terbiye etmeye başlar. Liderlik öyle kolay elde edilmiyor. Burada bir seviye kaybı var. Siz burayla ilgili 'altın kaplı veya altın klozet kapağı' dediğiniz zaman ya burayı görmüş olacaksınız veyahut da sizin kılavuzlarınız yanlış. Şimdi bu maalesef yanlış kılavuzlarla hareket ediyor" dedi.

Sözcü gazetesinde "Cumhurbaşkanlığı Sarayı'na ait olduğunu iddia ettiği altın kapaklı klozet fotoğrafları yayınladı" sorusunu ise Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle cevapladı: "Onlar kendi evlerinin klozetlerini de yayınlamış olabilirler. Bu kadar basit. Çünkü hepsinin kendi evlerine, başkasının villasını eleştirirler ama kendileri villada oturuyorlar. Ben hemen genel sekreterime TRT'de o akşam açıklamayı yaptım, çağrımı yaptım. Ne dedim 'Buyursun hemen gelsin incelesin, nerede var. Varsa ben Cumhurbaşkanılığı görevini bırakacağım. Ama yoksa kendisi Cumhuriyet Halk Partisi'nin başından çekilecek mi?' Yapamaz. Onda o dürüstlük yok. Bu bir seviye meselesi. Bundan önce de birçok yalanları var. Bunun yalanlarını çok düzeltmeye çalıştım ama mukayese edemezsiniz.

Sayın Baykal da ayrıldı. Sordu gazeteciler 'aday olacak mısınız?' Ne dedi. 'Hayır olmayacağım' dedi öyle mi? Ne oldu sonra, adaylığını açıkladı. Buna benzer birçok olay."

Kars'ta bugün yaşadığı olayı anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Dün Kars'ta konuşma yapıyor. Kars'taki konuşmada diyor ki 'Ben Et ve Balık Kurumu'nu söz veriyorum, Et ve Süt Kurumu'na dönüştüreceğim'. Ben bunu iki yıl önce yaptım, Başbakandım yaptım. Resmi Gazete'deki yayını gösterdim. Şimdi bu yalan değil mi? Aynı şekilde kombineden de bahsediyor. Kombineyi şimdi hükümet yapıyor. İhaleye çıktı. Niye dürüst olmuyorsun arkadaş? Yalan söyleme bu millete. O televizyon yayınlarıyla bu işi halledeceğim zannediyorsun. Edemezsin. Siyasetin de dürüstlük bana göre en önemli limanıdır" diye konuştu.

"ÇÜNKÜ BİZ BİR SOKULDUĞUMUZ DELİKTEN BİR DAHA SOKULMAYACAĞIZ"

Muhalefet partilerinin yurt gezilerine yönelik eleştirileri ve yurt gezileri yapması önünde engel olup olmadığı yönündeki soruya Cumhurbaşkanı Erdoğan, yurt gezilerine çıkmasına mani olacak hiçbir yasal düzenleme bulunmadığını ve hiçbir engelin de söz konusu olmadığını belirtti.

Erdoğan, "Benim seçilmemden önce meydanlarda söylediğim bir şey vardı. 'Alışılmış bir Cumhurbaşkanı olmayan' demiştik. 'Koşacağım, terleyeceğim' demiştim. Ben bunu yapıyorum. Birileri siyasi olabilir, başkası olabilir, eğer milletime yalan söylüyorsa, ben de bunu doğrusunu biliyorsam bu doğruyu ben kah Cumhurbaşkanlığı Basın Sözcüsü vasıtasıyla düzeltirim, kah meydanlara çıktığımda meydanlarda düzeltirim. Çünkü biz bir sokulduğumuz delikten bir daha sokulmayacağız. Milletimizin doğru karar vermesine yardımcı olmamız gereken bir makamdayız" ifadelerini kullandı.

"KURU SIKI ATMANIN VEYA YALAN YANLIŞ KONUŞMANIN HİÇBİR ANLAMI YOK"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasında şunlara yer verdi: "Ne diyor 'Bana 4 yıl verin işsizliği sıfırlayayım'. Dedi mi? Ondan sonra ne dedi projesinde '2035'te işsizliği 5 indireceğim'. Bir taraftan 'dört yılda sıfırlayacağım' diyorsun diğer taraftan '2035'te 5'e düşüreceğim' diyorsun. Hangisi doğru bunların. İkisi de doğru değil. Çünkü bunun ne hesabı var ne kitabı var. Bunun kılavuzu sakat. Kimler buna kılavuzluk yapıyor bilemem ama sakat.

Şunu demek lazım. Bizim hedefimiz 2023'te 5 çekmek. Biz hesabımızı kışa göre yapalım, yaz olursa bahtımıza. Dünyada her an neler olabiliyor görüyorsunuz. ABD'ye bakın, batı ülkelerine bakın. İspanya gibi bir ülkede işsizlik yüzde 25. Gerçekleri göreceğiz, kıyasımızı ona göre yapacağız.

Ben hesabı hep şuna göre yapardım. Arkadaşlarıma da onu söylerdim. İşsizlik matematik bir olay değil. İşsizliğin bir defa mevsimsel koşullarla değişkenliği var, bunu görmemiz lazım. Onun için kuru sıkı atmayalım. Bizde hizmet sektörü ne zaman hareketleniyor? Özellikle yaz mevsiminde. Turizmin hareketli mevsimi hizmet sektörünün en hareketli olduğu dönemdir. Diğer hizmet sektörlerini buna kattığımız zaman bizde 9'un altına bu iş inmeye başlar. Şu anda Türkiye'nin gidişinde de zaten bu var. Biz 9'un altını yakaladık ama daha sonra tekrar maalesef 9'un üstüne çıktı. Yine de biz şu anda iyiyiz. 2014'te 1 milyon 350 bin kişiye istihdam sağlandı. 2015'te daha fazla olabilir. Genç işsizlikte iyi bir konuma doğru gidiyoruz. Bunları görmek lazım. 'Sadece ben hükümeti eleştireyim' diye kuru sıkı atmanın veya yalan yanlış konuşmanın hiçbir anlamı yok."

"Hakkari'de havalimanı açıyorsunuz, hastane açıyorsunuz. Orada eski partiniz AK Parti çok oy almamasına rağmen 12 yıllık iktidarınız boyunca orada çok yatırımlar yaptınız. Buna rağmen oy oranı yükselmiyor. Bu bir parti için reel bir davranış mı" sorusu üzerine Erdoğan, bunun, kendilerinin devlet yönetimi anlayışının en güzel örneği olduğuna dikkati çekti.

"Bizim için oradan ne kadar oy aldığımız önemli değil. Orada insan yaşıyor. Biz o insanlara hizmet veriyoruz" değerlendirmesinde bulunan Erdoğan, Hazreti Peygamber'in, "İnsanların en hayırlısı insanlara en faydalı olanıdır" hadisini de aktararak, insanlara faydalı olmanın gayreti içinde olduklarını ifade etti.

"EN BATIDAN EN DOĞUYA HER YER AYNI OLACAK"

"Neredeyiz? İdare makamındayız. İdare makamındayken biz bu hizmeti vermek zorundayız. Aldığımız emanet bize böyle bir yükü yüklüyor" yorumunu yapan Erdoğan, şöyle devam etti:

"Onun için de en batıdan en doğuya her yer aynı olacak. Şimdi Hakkari'deki Selahaddin Eyyubi Havalimanı oraya farklı bir hava getiriyor. Niye benim Hakkari'de yaşayan Kürt kardeşim, 4 saat Van'a gitsin, oradan uçağa binsin? Ama şimdi eğer Yüksekova'da yaşıyorsa, havalimanına 5 kilometre. Hakkari merkezde yaşıyorsa 65 kilometre. Şimdi, nereden nereye geldik? Bizim derdimiz, benim vatandaşım Türkiye'de nerede olursa olsun, insanca yaşamanın erdemine ulaşsın. İki hastane açtık, Yüksekova'da ve Hakkari merkezde, aynı gün açtık. Tehdit ettiler. Kimseyi o hastanelerin açılışına göndermediler. Böyle bir anlayış olabilir mi? Bölünmüş yollar yapıyoruz. Hakkari'ye biz geldiğimizde yanılmıyorsam 5-10 kilometre bölünmüş yolu vardı. Biz geldiğimizde 115 kilometre oraya yanılmıyorsam, bölünmüş yol yaptık.

Biz böyle çalıştık. Şırnak'ta, işte orada da aynı şekilde Şerafettin Elçi Havalimanı'nı açtık. Orada da ne tehditler oldu. Ama oraya müdahale edemediler. Oranın açılışında büyük bir katılım vardı. Onu da yaptık. Ağrı'yı, Kars'ı, Muş'u yaptık. Derdimiz, istiyoruz ki vatandaş, şöyle yarım saatlik mesafede hemen gitsin, uçağına binsin. İstanbul'a mı yoksa Ankara'ya mı gidecek, rahatlıkla gitsin."

"HİÇ DUYDUNUZ MU BÖYLE BİR ŞEY?"

Bütün bu engellemelere rağmen bunların yapıldığını anlatan Eroğan, söz konusu engellemeleri de terör örgütünün yaptığını belirtti.

Bölücü terör örgütü bu engellemeleri yaparken, onların desteklediği partinin mensuplarının, 'Ya ne yapıyorsunuz? Bu hizmetler bize" deyip demediklerini soran Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Hiç duydunuz mu böyle bir şey? Bizim sıkıntımız bunda. Doğu ve Güneydoğu'ya bizim yaptığımız toplam yatırım, 260 milyar. Geçmişle mukayese edilmez" diye konuştu.

"HALKIN GÜVENOYU VERMESİ HİÇBİR ŞEYLE MUKAYESE EDİLMEZ"

"7 Haziran seçimlerini Türkiye için nasıl görüyorsunuz" sorusu üzerine Erdoğan, şöyle konuştu: "Hepsinden öte tabi bir defa bu seçimle beraber hükümet bir güven oylaması, en geniş anlamda bunu yapmış olacak. Çünkü halkın güvenoyu vermesi hiçbir şeyle mukayese edilmez. Şimdi bu güvenoyunu hükümet aldığı andan itibaren, kurulacak hükümetle birlikte işe adeta yeniden, sıfırdan başlıyormuş gibi, çok daha farklı bir heyecanla, coşkuyla başlamış olacak. Tabi çok ciddi manada bir kadro değişikliğine gittiklerini görüyorum. Bununla birlikte de burada oluşacak yeni bir ekiple yeni bir hizmet kervanıyla Türkiye, yoluna devam edecektir. Dediğim gibi, burada bütün mesele, bu güvenoyunu halktan alabilmek. Aldığı anda mevcut hükümet çok daha güçlü yürüyecektir. Ve ben doğrusu bu noktadaki değerlendirmede bir yere kadar varabiliyorum. Ama bir koalisyon şeyi zaten düşünmüyorum. Gittiğim yerlerde, meydanlarda böyle bir hava esmiyor. Böyle bir hava da yok."

"HERHANGİ BİR SIKINTI SÖZ KONUSU DEĞİL"

Gazetecinin, Türkiye'nin bölgesel politikalarına dikkati çekerek, "HDP'nin barajı aşması ihtimali, bu kadar büyük bölgesel sonuçlara yol açmaz mı? Türkiye'nin Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi ile ilişkilerinin bozulması gibi sonuçlara yol açar mı?" sorusuna Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Yok. Orada bütün mesele, hükümetin nasıl teşekkül edeceğidir. Onlarla bu işin alakası yok. Yani burada mevcut hükümetin süreci devam ettirmesi halinde, zaten herhangi bir sıkıntı olacağına asla inanmıyorum. Herhangi bir sıkıntı söz konusu değil" ifadelerini kullandı.

"BU YENİ DİNAMİZMLE BİRLİKTE DE HÜKÜMET, FARKLI BİR ŞEKİLDE YOLUNA DEVAM EDECEK"

Burada Suriye, Filistin, Mısır, Libya, Irak meselesinin önem arz ettiğine vurgu yapan Erdoğan, şunları kaydetti: "Bütün bunlarla beraber kuzeyde, Ukrayna sıkıntısı devam ediyor. Ukrayna'da Doneks ve Ukas'ta, Ahıska Türkleri var, sayıları çok da olmasa. Onlar da çok ciddi bir sıkıntı içinde. Onlar da aynı şekilde, Türkiye'ye gelme arzuları içindeler. Doğrusu ben de elimizden ne gelirse yardımcı olacağımızı, Ahıska Türklerinin temsilcilerine söyledim. Bu konuda da hükümetimiz gerekli adımları attı. Onlara da bu konuda yardımcı olunuyor, olunacak. Bizim burada, bölgede, belirleyici bir konumda olduğumuz, zaten tüm dünyanın artık kabul ettiği bir şey. İnanıyorum ki 'Pazar günü bir kırılma noktasıdır' derken, bu kırılma noktası, özellikle dünya siyasetine yön verme noktasında, şu andaki oluşacak hükümetle inşallah yeni bir dinamizm kazanacak. Bu yeni dinamizmle birlikte de hükümet, farklı bir şekilde yoluna devam edecek."

Bakmadan Geçme