1. HABERLER

  2. SAĞLIK

  3. “Erken tanı ve etkili tedavi ile cüzzam hastalığı az görülmekte”
“Erken tanı ve etkili tedavi ile cüzzam hastalığı az görülmekte”

“Erken tanı ve etkili tedavi ile cüzzam hastalığı az görülmekte”

Lepra (Cüzzam) hastalığı hakkında bilgi veren Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi Deri ve Zührevi Hastalıkları Anabilim Dalı Uzmanı Yrd.

A+A-

Lepra (Cüzzam) hastalığı hakkında bilgi veren Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi Deri ve Zührevi Hastalıkları Anabilim Dalı Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Didem Mullaaziz, Lepra hastalığının deri ve sinir sistemi olmak üzere tüm organ ve sistemleri etkileyen kronik bir bulaşıcı hastalık olduğunu, hastalığın tanısının deri muayenesi ile birlikte tanısal testlerle ve deriden biyopsi alınması ile konulabileceği bilgisini verdi.

"Cüzzam hastalığının görülme sıklığı giderek azalmakta"

Lepra (Cüzzam) hastalığının 1873 yılında Gerhard Armauer Hansen tarafından bulunan bir hastalık olduğunu söyleyen Yrd. Doç. Dr. Didem Mullaaziz, lepra hastalığının başlıca deri ve sinir sistemi olmak üzere tüm organ ve sistemleri etkileyebilen kronik ve bulaşıcı multisistemik bir hastalık olduğunu belirtti. Mullaaziz şöyle devam etti, "Halk arasında Cüzzam hastalığı olarak da bilinen lepra hastalığı 15. Yüzyıl başında Avrupa'da yaygın olarak gözlenirken, erken tanı ve etkili tedavi ile 19. Yüzyıldan itibaren görülme sıklığı giderek azalmıştır. Günümüzde Portekiz, İspanya, İtalya, Yunanistan, Türkiye, Kıbrıs ve Güney Rusya'da bulunmaktadır."

"Cüzzam hastalığının tek kaynağı insandır"

Lepra hastalığının tek kaynağının insan olduğunu söyleyen Mullaaziz, çoğunlukla tedavi edilmemiş hastaların derisindeki yaralara temasla, ağız veya burun salgıları ile yakın ve uzun süreli temas sonucu damlacık yolu ile bulaştığını ve Mycobacterium Leprae hastalığının çok yavaş çoğaldığı bilgisini verdi. Hastalığın kuluçka süresinin üç veya on iki yıl arasında değişiklik gösterdiğini belirten Mullaaziz, "Hastalığın kuluçka süresi üç veya on iki yıl arasında değişmekle birlikte ortalaması iki veya dört yıldır. Belirtilerin görülmesi bazen otuz yılı bile bulabilir. Çocuklar Lepra hastalığına karşı daha duyarlıdır. Doğal bağışıklığın yanında bebeklik çağında yapılan tüberküloz aşısı vücut direncini artırarak lepra hastalığına yakalanmayı önlemektedir. Bu nedenle tüberküloz aşısı tüberkülozun yanında lepra hastalığından da korumakta" dedi.

Tüberkülod Lepra

Hastalığın klinik bulguları hakkında bilgi veren Mullaaziz, hastalığın klinik bulgularının deride soluk beyaz veya kırmızı renkli doku bozuklukları, geniş yayılımlı çevresel sinir sistemi, göz, kemik, kas ve diğer dokuların tutulduğu şekil bozuklukları ve sakatlıkları içeren geniş bir tabloya kadar değiştiğini belirtti. Lepra hastalığının şiddetinin kişinin hücresel bağışıklık sisteminin gücü ile birebir ilişkili olduğunu söyleyen Mullaaziz, "Bağışıklık sistemi iyi olan bir kişide tüberkülod lepra şekli görülür. Bu tür cüzam çoğunlukla çevresel sinir sistemini etkiler. Bu hastalığa yakalanan kişiler yüz felci geçirebilir. El kaslarına gelen bazı sinirlerin felci sonucunda pençe el görünümünü alır. Duyu sinirlerinin felci sonucu ısı temas ve ağrı hislerinin ortadan kalkması söz konusudur. Ter bezleri de çalışmadığından deride kuruluk giderek artar ve deri dökülmeye başlar" dedi.

Lepromatöz lepra

Bağışıklık sistemi zayıf kişilerde ise Lepromatöz lepra hastalığının görüldüğünü, Lepromatöz lepra hastalığının cüzamın en kötü tipi olduğu ve bu hastalığın vücut direncinin tamamen hasarlı olduğunu belirten Mullaaziz, şöyle devam etti; "Hastalık etkeni olan yaralar çok sayıda ve etkin olurlar. Küçük, çok sayıda ve gövdede simetrik olarak yayılmış, sınırları keskin olmayan, parlak bakır kırmızısı renginde lekeler söz konusudur. Bu lekelerin olduğu deri bölgeleri zamanla duyu kayıplarına uğrarlar. Yüz, ense, meme başı ve üreme organlarında yerleşen, leprom adı verilen sert açık kahverengi lekeler belirir. Yüze yerleştiklerinde arslan yüzü denilen yüz görünümünü ortaya çıkarırlar. Lepromlar ayrıca semer burun denilen burun çöküntüsüne, damak delinmesine, göz kapaklarının düşmesine, ses kısıklığına, parmakların kendiliğinden kopmasına da yol açarlar. Lepromlar iyileşecek olurlarsa mutlaka yerlerinde iz bırakırlar."

Tanısı

Hastalığın tanısının deri muayenesi ile birlikte tanısal testlerle deriden biyopsi alınması ile konulabileceğini ve hastalığın tanısı konulduğunda kontrol altına alınabilinen bir hastalık olduğunu Mullaaziz, "Hastalığın tedavisi çoklu ilaçların kullanımı ile az basilli vakalarda 6 ay, bol basilli vakalarda 2 yıl süreli olabilir. Lepra hastalarının tedavileri ve takipleri deri ve zührevi hastalıkları kliniklerinde yapılmaktadır. Türkiye'de Prof. Dr. Türkan Saylan'ın öncülüğünde 1976'da kurulan Cüzamla Savaş Derneği'nin sayesinde hastalık kontrol altına alınmış ve görülme sıklığı büyük oranda azalmıştır" diyerek cümlelerini sonlandırdı.

İHA

HABERE YORUM KAT