1. HABERLER

  2. GÜNCEL

  3. Eşref Ziya Terzi, Postmodern darbe sürecinde yaşanan sıkıntıları anlattı
Eşref Ziya Terzi, Postmodern darbe sürecinde yaşanan sıkıntıları anlattı

Eşref Ziya Terzi, Postmodern darbe sürecinde yaşanan sıkıntıları anlattı

Sanatçı Eşref Ziya Terzi, 1990 ve 2000'li yıllarda başörtüsü yasağı nedeniyle eğitim almaları engellenen öğrencilerle özdeşleşen "Ağlama Karanfil" adlı eserini seslendirdi.

A+A-

Sanatçı Eşref Ziya Terzi, 1990 ve 2000'li yıllarda başörtüsü yasağı nedeniyle eğitim almaları engellenen öğrencilerle özdeşleşen "Ağlama Karanfil" adlı eserini seslendirdi.

"28 Şubat postmodern darbe"nin üzerinden 24 sene geçti. Darbeye giden süreçte toplumun yaşam biçimi, inançları ve hayat tarzı üzerinde oluşturulan yoğun baskı, dönemin tanıkları ve bu baskıyı birebir yaşayanların hafızalarında hala tazeliğini koruyor.

Terzi, konserleri bahane edilerek verilen hapis cezasını, o dönemin zorluklarını ve hatıralarını AA muhabirine değerlendirdi.

Eğitim ve sağlık gibi temel haklarda dahi kısıtlamaya maruz kalan başörtülülerin, sürecin tek mağduru olmadığının altını çizen sanatçı, süreçten olumsuz etkilenen sanatçı, akademisyen ve siyasetçilerin, bugün dahi travma yaşamaya devam ettiğini kaydetti.

Eşref Ziya Terzi, müzikle ilgilendiği yaklaşık 30 yıl boyunca 15'ten fazla albüme imza attığını, 100'ün üzerinde albümde emeği olduğunu, 1993'te Marmara FM'i kurduklarını 1995'ten bu yana da Marmara Müzik'in sahibi olarak müzik çalışmalarına devam ettiğini ifade etti.

Türk siyasi tarihine "postmodern darbe" olarak geçen, liseli ve üniversitesi kız öğrencilerin başörtülü oldukları için okullara alınmadığı 28 Şubat sürecinde yazdığı Ağlama Karanfil eserine değinen Terzi, "O zamanlar biz de el ele yürüyüşleri organize etmiştik. O dönemleri anlatan, biraz da onlara moral veren birbirlerine kenetlenme ve bağlanma programlarıydı. Kardeşlerimize, başörtülü arkadaşlarımıza moral için yazılmış, bestelenmiş bir eser Ağlama Karanfil." diye konuştu.

- "Ağlama Karanfil okula alınmayan öğrencilerin simgesi oldu"

Terzi, Marmara FM bünyesindeki düşünce platformu olarak ortaklaşa ortaya koydukları "Ağlama Karanfil" eserinin söz ve bestesinin ana hatlarıyla Yusuf Meral'e ait olduğunu belirterek, şu bilgileri verdi:

"Ağlama Karanfil, bir yerde o karanfillerin de simgesi oldu. Yani o dönemin, okula alınmayan öğrencilerin bir simgesi haline dönüştü. Biz zaman zaman onları İstanbul Üniversitesi'nde, Beyazıt'ta ziyarete de giderdik. 'Beyazıt Meydanında' eserinin de zihinsel olarak altyapısını orada, o ziyarete gittiğim zamanlarda yaptım. O dönemleri anlatan bir eser olarak zihinlerde kaldı. Çok şükür bugün artık böyle sıkıntılarımız kalmadı. Şimdi rahat bir şekilde, özgürce üniversitelerine gidebiliyor, okuyabiliyorlar. Bu da o gün yaptığımız mücadelenin, çalışmanın bir meyvesi, bir neticesi, Allah'ın da bir lütfu ve takdiri diye düşünüyorum."

Her dönemin sosyal ve politik yapısının o dönemin müziğine de yansıdığını, bunun gayet normal bir şey olduğunu dile getiren Terzi, "Tabii o zamanlar hem yaş olarak daha genç insanlardık hem de Türkiye, bir mücadele dönemi içerisindeydi." dedi.

Eşref Ziya Terzi, üniversitedeki olaylar, Refah Partisi'nin yükselişi ve dönemin siyasi atmosferi gibi unsurların mağduriyet yaşayan insanların bir araya gelerek kenetlenmesini sağladığını aktararak, "Acıdan beslenmekten ziyade, o protestodan esinlenen ve güç alan, müzikti, kitaptı, radyolardı, siyasi atmosferdi. Hepsi birbirini tetikleyen şeyler aslında." değerlendirmesinde bulundu.

- "28 Şubat'ı başörtüsü ile sınırlamamak lazım"

Başörtüsü yasağıyla 28 Şubat'ta toplumun geniş bir kesimine uygulanan baskının herkesin üzerinde hemfikir olduğu bir mağduriyete yol açtığını belirten Terzi, sözlerini şöyle sürdürdü:

"O zamanki sosyal ve siyasal yapı çok farklıydı. Ülke gerçekten çok sıkıntılı bir süreçten geçiyordu. 28 Şubat'ı başörtüsüyle sınırlamamak da lazım. Her şeyde çok sıkıntı vardı. Benim radyom vardı Marmara FM, bir hafta, 15 gün, bir ay kapanıyordu. Bir eserden dolayı bir ay kapandığını bilirim. Konserlerim hiçbir şart sunmadan, gerekçe gösterilmeden 2 gün kala iptal ediliyordu. Bir yerde konser yapacaksınız, 15 gün öncesinden sizden bir sürü şey istiyorlar ve 2 gün kala size 'Evet yapabilirsiniz.' diye haber veriyorlar. İki gün kala organizatör orada nasıl konser yapacak?

Üzerimizde sürekli bir baskı hissettik. Albümlerdeki değişikliklere bakın, 28 Şubat sürecindeki albümlerde bazı kelimeleri kullanmakta bile zorlanıyorduk. Dinleyici 'Siz de artık işi çiçeğe, böceğe dökmeye başladınız.' diyor. Kardeşim dosyayı hazırlıyorsun, Kültür Bakanlığından geçmiyor. İçerisindeki bazı kelimelerden dolayı dönüyor, eser işletme belgesi alamıyorsunuz. Mecburen 'cihat' diyemiyor, 'sevda' diyorsunuz. Adam cihat kelimesine takmış. Bir şey diyemiyorsunuz, başka bir şeyi yerine koyuyorsunuz."

Sanatçı Terzi, sürecin yalnızca başörtüsü konusuyla bitmediğinin altını çizerek, "Bunun arka planında yaşanmış inanılmaz mağduriyetler var. Bunları da toplumun biliyor, görüyor olması lazım. '28 Şubat eşittir başörtüsü ve üniversite önlerinde bekleyen çocuklardı. Süreç bitti.' diye algılanmasını da çok doğru bulmuyorum. 28 Şubat mantalitesinin insanlarda bıraktığı travmayı da konuşmak lazım. Ciddi bir travma var. Bugün iktidar mensuplarında, iktidar olmuş, bir makama oturmuş insanlarda bile, zihinlerinin arkasında 28 Şubat'ın o sendromu hala var." ifadelerini kullandı.

- "Zulmün bir gün mutlaka biteceğine umudumuz her zaman vardı"

Zulmün kalıcı olmayacağını bildikleri için şarkıları, ezgileri ve eserleri inanarak söylediklerini vurgulayan Terzi, "Tabii ki biz her zaman bir 'Kardan Aydınlık'ın geleceğine emindik. Bu umutla yaşadık ve insanların bu umutlarını, bu bekleyişlerini diri tutmaları için gayret ettik. Küfür devam eder ama zulüm devam etmez. O yüzden bir gün mutlaka biteceğine umudumuz her zaman vardı. Hamdolsun ülkemiz birtakım meseleleri, sorunları halletti ama daha halletmesi gereken çok sorunlar olduğunu düşünüyoruz. İnşallah onlar da birer birer hallolur." diye konuştu.

Bazı sanatçılarla fikir adamlarının da içinde olduğu, toplumun bir kesiminin sağlıklı düşünemediğini savunan Terzi, şunları aktardı:

"Erdoğan düşmanlığı üzerine bina edilmiş bir yapı her kesimde mevcut. Erdoğan sevenler ve Erdoğan düşmanları... Tamamen kriter Erdoğan üzerinde birleşmiş. Sanatçılar da böyle yani Erdoğan düşmanlığı gözlerini kör etmiş durumda ve sağlıklı düşünemiyorlar. Kafalarında idealize ettikleri birtakım şeyler, Erdoğan düşmanlığından dolayı gözlerini kör etmiş, hakikati ve doğruyu perdeliyor. O yüzden 'Erdoğan ne diyorsa yanlıştır'a kilitlenmiş, kendilerini inkar ediyorlar. Kendi doğrularını, savunduklarını inkar ediyorlar. Böyle bir atmosfere girdik. Erdoğan gitsin de ne olursa olsun mantığıyla şeytanla bile iş birliği yapmakla hiçbir endişe taşımıyorlar. Zaten Nişantaşı, Beşiktaş, Taksim ekseninde gruplaşmış bir sanatçı kesimi var. Bunların çoğu HDP'li, bence PKK sempatizanı, onlara da takılmış bir CHP güruhu var. Hepsi kuzu sarması gibi bir arada yaşıyor. Kendilerince bir dünya oluşturmuşlar. Sanat dünyası ve sinema oyuncuları bir etkileşim içerisinde. Onları bir arada tutma ve bunun dışındakileri de reddetme tarzında bir çaba içerisindeler. Bu bir gerçek, herkesin de kabul ettiği bir şey. Dizi sektörüne de bunlar çoğunlukla hakim, böyle bir yapı içerisindeler. Dindar ve muhafazakar insanların ya da toplumun önemli bir kesiminin sorunları da bunları çok fazla ilgilendirmiyor bence."

Terzi, ülkesini seven herkesin ortak görüşünün birlik beraberlik olması gerektiğinin altını çizerek, "Bu ülke için kim gayret ediyor, kim çalışıyor, kim fedakarlık yapıyorsa onun arkasında durulması gerek. 'Aman bana yandaş derler, candaş derler.' tarzındaki yaklaşımlardan çekinmemeleri, korkmamaları lazım. Sonuçta iyiye, güzele kim gayret ediyorsa arkasında durulmalı. Sanatçılarımıza da bu konuda ciddi görevler düşüyor. Hakkı, hukuku savunsunlar. Kendi ideolojilerini, zihinlerinin arkasında taşıdıkları şeyi duygularının önüne geçirmesinler. Akıllarıyla hareket etsinler ve topluma bu manada iyi mesajlar versinler diye bekliyorum." dedi.

- "Söyleyecek sözümüz dünya döndüğü müddetçe bitmez"

Toplumun her kesimine ulaşmanın kolay olmadığını, bir müziği herkesin dinlemesinin ise çok da gerçekçi olmadığını ifade eden Eşref Ziya, şunları kaydetti:

"Benim hayata bir bakışım, felsefem, yaşam tarzım, söyleyecek sözüm var. Bunu ben müzikle söylüyorum. Çünkü yeteneğim bu yönde. Bunu insanlarla paylaşıyorum ama dünyanın neresinde, ülkenin neresinde bir karşılık buluyor, nereye ulaşıyor, nasıl ulaşıyor? Onu ben bilmiyorum. Yani sanki bir şişenin içerisine bir kağıt sıkıştırıp denize atmak gibi bir şey. Hangi kıyıda kim muhatap olacak bilmiyorsunuz. İnanın o kadar güzel şeylerle karşılaşıyorsunuz ki siz de şaşırıyorsunuz. Türkiye'nin bir köşesinde, hiç ummadığınız bir yerde insanlar sizin eserlerinizi dinlemiş, onunla hayatına yön vermiş, bir şekilde hayatın bir evresinde karşılaşmış, hayatını bununla yönlendirmiş, şekil vermiş insanlarla karşılaşıyorsunuz. Bunu da müziğin, sanatın gücü diye görüyorum. Ülkemizdeki sıkıntılar belki bir nebze hallolmuş olabilir ama dünyada sıkıntılar yine devam ediyor. Yani söyleyecek sözümüz dünya döndüğü müddetçe bitmez. O yüzden biz eserlerimizi yapmaya devam ediyoruz."

Eşref Ziya Terzi, hala eser üretmeye devam ettiklerini, Marmara Müzik'in YouTube kanalında bazılarını dinleyicilerle paylaştıklarını aktararak, "Stüdyom hala çalışıyor. Belki CD ve albüm olarak yok ama üretimimiz devam ediyor. Tabii eski sıklıkta değil ama hiç yapılmıyor da değil. Şu an üzerinde çalıştığım 3-4 eser var. Onları da zaten yakında dinleyicilerimizle buluşturacağız." şeklinde konuştu.

28 Şubat sürecinde, Türkiye'nin farklı şehirlerinde "İnanca Saygı Düşünceye Özgürlük için Bütün Türkiye Elele" ve "Beyaz Yürüyüş" adıyla el ele tutuşmak suretiyle insan zincirleri oluşturulan etkinlikler organize ettiklerini vurgulayan Terzi, "Türkiye'nin birçok yerinde konserler, programlar yaptık. Bir zincir oluşturduk. Onun öncesinde konserler yaptık. Boğaz Köprüsü'nde el ele tutuşmalar işin finaliydi. Öncesinde Türkiye'nin 7 bölgesinin tamamında kardeşlerimize moral olsun diye konserler verdik." dedi.

- "İnşallah o günler bir daha gelmez"

Bursa'daki bir konser sonrasında 311. maddeden "Halkı kin ve düşmanlığa açıkça tahrik etmek" suçunu işledikleri iddiasıyla 2 yıla yakın hapisle cezalandırıldığını, hükmün ertelendiğini ve bütün bunları bizzat yaşadığını aktaran Terzi, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Biz tabii zaten sürekli bir tedirginlik içerisindeyiz. Ben evime giderken evin önüne geliyorum, 2-3 tur attıktan sonra eve çıkıyorum. Gözüm hep beyaz bir Toros arıyor. O psikolojiyi şimdi belki anlatıyor, gülümsüyoruz ama yaşadığınız zaman gerçekten çok tedirgin edici bir psikoloji. Şöyle düşünün; 'Bugün mü sizi alacaklar, yarın mı? Evinize giderken mi? Nerede? Radyoya mı gelip alacaklar, yoksa bir konser çıkışında mı?'

Ben konser çıkışlarının bir çoğunu karakolda bitiriyordum. 'Sizi şöyle alalım' diyerek geliyorlardı. Şimdiyse polis arkadaşlar fotoğraf çektirmek için geliyor. Bu tabii Türkiye'deki değişimi de gösteriyor. Tabii bugünkü gençler bunu çok fazla bilmiyor. Her şeyin zaten böyle olduğunu düşünüyorlar. 'Zaten her şey vardı ülkede.' diye bakıyorlar." O yüzden çok fazla bir kıymet bilmiyorlar. Ama inşallah o günler bir daha gelmez. Altıncı sınıfta okulundan atılan çocuklar vardı. Tıp fakültesi altıncı sınıfta, mezun olacak ve doktor olacak. Düşünebiliyor musunuz o insanın psikolojisini?"

- "Hiçbir zaman devlete karşı olmadık"

Başörtülü kızların yıllarca Türkiye'de eğitim alamadıkları için yurt dışında çeşitli imkanlar aradıklarını ve büyük bir travma yaşadıklarını dile getiren Terzi, şunları söyledi:

"Hiçbir zaman, ülkesine, vatanına düşman olmadı bu insanlar. Biz 28 Şubat'ta eylemler yaptık ama bir tane cam kırmadık, araba bombalamadık, otobüs devirmedik. Hiçbir asfaltı kırmadık, polisin üzerine bir şey atmadık. Neden? Bunun geçici olacağını biliyorduk. O zamanki iktidar, yapı, düzen ve sistemden olduğunu düşündük. Hiçbir zaman devlete karşı olmadık.

Mesela Boğaziçi'nde de eylemler yapıyorlar, ne var kardeşim? İnancınızdan dolayı sizi içeri mi almıyorlar? Varsa böyle bir şey ben gelmeye hazırım. Ben alışığım böyle şeylere. Mesela başı açıksın diye seni üniversiteye almıyorlar mı? Kot pantolon giyiyorsun, mini etek giyiyorsun diye almıyorlar mı? Ben yine gelirim. Düşüncenden dolayı, inancından dolayı, Alevi misin, Sünni misin, hiç problem değil. Geleyim ben de sana destek olayım. Ama senin derdin ne? Rektörü beğenmiyor. Beğenme tamam. Sen rektörü beğenmeme hakkına sahipsin. O da rektör atama hakkına sahip. Gayet normal bir şey. Rektörü beğenmeyebilirsin, söylersin. Bir bildiri de yayınlarsın, bu da senin demokratik hakkın ama polisle çatışmak ne kardeşim ya? Dert bu değil, dert başka. Üniversitelerden ikinci bir gezi çıkarabilir miyiz, yeniden ortalığı karıştırabilir miyiz? Yeniden toplumu birbirine düşman edebilir miyiz? Bütün dert, mesele bu."

Yeni nesillere 28 Şubat'ta yaşanan zorlukların ve Türkiye'nin bugün kaydettiği gelişmenin yeterince anlatılamadığını söyleyen Terzi, sözlerini şöyle tamamladı:

"Çocuklarımız bugün bedeli ödenmiş bir hayatı yaşıyorlar. Ya yaşadığınız hayatın bedelini ödersiniz ya da bedeli ödenmiş bir hayatı yaşarsınız. Bunlar bedeli ödenmiş bir hayatı yaşıyorlar, hazır buldular bir çok şeyi. Ben hepsine buradan isteğim, dileğim şudur. Yaşadığınız toplumun, dönemin kıymetini bilin."

Eşref Ziya Terzi, Postmodern darbe sürecinde yaşanan sıkıntıları anlattı

Eşref Ziya Terzi, Postmodern darbe sürecinde yaşanan sıkıntıları anlattı

HABERE YORUM KAT