Evimizin direği sanat

35 yıl boyunca hem evliliklerini hem de uğraştıkları sanatı başarıyla sürdüren bir çift Hattat Hüsrev ve Müzehhip Naciye Subaşı.

Yıllarca Türk İslam sanatını ayağa kaldırmak için evliliklerinde türlü fedakârlıklar yaptıklarını söyleyen çift, 'Evimizin direği sanattır' diyor.

Hüsrev ve Naciye Subaşı, Geleneksel Türk El Sanatlarının kolu olan hat ve tezhip sanatını başarıyla icra eden iki sanatçı. 35 yıllık evlilikleri boyunca bu iki sanatı günümüze en iyi örnekleriyle taşımaya çalışan çift, hem evlilikleri hem sanattaki başarılarıyla meslektaşlarını imrendiriyorlar. Biz de onlarla birlikteliklerinden yola çıkarak sanatı, hem sanatla hem de sanatçıyla evli olmanın nasıl olduğunu konuştuk…

Bir evde hem hattat hem de müzehhip… Nasıl bir araya geldiniz?

Naciye Subaşı: Aslında hat ve tezhib sanatı hakkında hiçbir bilgim yoktu. Hüsrev Bey'le tanıştıktan sonra bu sanatları tanımaya başladım. Hüsrev Bey hat yazıyordu. 'Sen de denemek ister misin?' falan derken ben kendimi tezhib sanatının içinde buldum. .

Hüsrev Subaşı: Ben hat ile meşgul oluyordum. İstedim ki, eşim Naciye Hanım da bir sanatla uğraşsın. Onu tezhip sanatına kazandırmanın iyi olacağını düşündüm. Kendisine bahsettim. O da olumlu yaklaştı. Kubbealtı'nda Cumartesi günleri tezhip sanatçısı Çiçek Derman ders veriyordu. O sıralar büyük kızımız da yeni doğmuştu. Her cumartesi kızıma ben bakardım, Naciye Hanım da kursa giderdi. Çok kısa sürede alanı ve teknikleri kavradı. Ardından sergiler birbirini izledi. Teşvikle onu tezhip sanatına kazanmış olduk.

KADIN BULAŞIK ÇAMAŞIR ARASINDA SIKIŞMAMALI

Naciye Hanım, siz tezhip sanatı sevdiniz mi?

Naciye: Elbette. Lise yıllarımda seçmeli ders olarak müziği tercih etmiştim. Resim kabiliyetimin olmadığını düşünüyordum. 'Sabır' ve 'tekrar' bu sanatın olmazsa olmazlarından. Sabrederek ve de bolca tekrar ederek, çalışarak tezhibe yıllarımı verdim. Devam ettikçe de sevdim. Sevmesem bırakırdım. Çünkü günde beş altı saat masa başında sevmeden oturmanız mümkün değil.

Hat sanatına yönelmeyi neden düşünmediniz?

Naciye: Elbette düşündüm. Kufi ve talik yazıya karşı ayrı bir muhabbetim var. Hatta bir dönem sayın Mehmet Özçay'dan hat meşk ettim. Çalışmalarımın yoğunluğundan dolayı hat meşkine ara vermek zorunda kaldım. Hatta başlama konusunda hala gel-gitlerim devam ediyor.

Hat ve tezhip birbirini tamamlayan sanatlar. Birlikte çalışmak için mi Naciye Hanım'ı tezhibe yönlendirdiniz?

Hüsrev: Hayır, ticari bakmadım. Zaten sanat para için yapılmaz. Benim zevk aldığım bir alan vardı. Eşimin de benzer bir sanat dalına yönelmesini istedim. Fakat onu hiçbir zaman zorlamadım, istemeseydi yapmazdı. Sıkılabilirdi, bırakabilirdi. Ben o zaman başka bir şeye teşvik ederdim. Mesela şiirle veya musiki ile uğraşmasını isterdim. Bir kadın ev işi dışında da bir şeyler yapmalı. Hayat mutfak ve çamaşır makinesi arasında sıkışıp kalmamalı…

35 yıllık evlisiniz. Sanatçı evlikleri nasıl yürüyor?

Naciye: Toplumda sanatçı evlilikleri zor yürür diye bir algı var. Bu kısmen doğru olsa bile bazen sanat bir evliliği ayakta tutma gücüne de sahip olabilir. Sabır ve tolerans noktasında size yardımcı olur, en olumsuz anda dahi 'bu da geçer ya hu' diyerek sizi karamsarlıktan, kasvetli düşüncelerden kurtarır.

Hüsrev: Sizi anlayan biri var sonuçta yanınızda. Bu eşler için bir imkândır.

Şikâyetçi olduğunuz bir konu yok mu?

Naciye: Husrev Bey'in asıl mesleği eğitimcilik. Talebelerine vakit ayırması gerekiyor. Bu sebeple yazı yazmaya vakti kalmıyor. Başka hattatlardan yazı istiyoruz. Hattatlar da hemen yazamadığı için zor durumda kaldığım zamanlar oluyor.

Hüsrev: Vaktiyle Naciye Hanım'ı bu alana sokmakla iyi mi ettim diye düşündüğüm anlar olmuyor değil. Çünkü bir ev hanımının bir sanat dalında başarılı olmasının ardında kendi çabaları kadar eşinin ve çocuklarının büyük fedakarlıkları da vardır.

BİR ÇİFT OLARAK TAKDİR EDİLİYORUZ

Naciye hanımın yurt içinde ve yurt dışında önemli başarıları var. Bu durum aranızda rekabet oluşturuyor mu?

Hüsrev: Asla. 2001 yılında Naciye Hanım'ın bir sergisi açılmıştı. O sergide bir açılış konuşması yaptım. Salondan çıkarken bazı hanımlar beni tebrik ettiler. Hiçbir eş kendi eşini bu kadar onore edecek şeyler söylemiyor diye… Kadınlarımız evin düzenine ve çocuklarına bakıyorlar. Bununla birlikte bir de oturup yedi sekiz saat masa başından hiç kalkmadan sanat icra ediyorlar. Gece uykularından feda ederek bu eserleri üretiyorlar. Yaptıkları ise, yakın zamana kadar itilmiş, kakılmış bir İslâm sanatını ayağa kaldırmak. Bunu alkışlamak gerekir.

Naciye: Tezhip sanatı zaten sizi eğitiyor. Ben evde çalıştığım için dışarıdaki olumsuz şeylere çok da takılmıyorum. Bizi bizde bırakıyor. En son Kuveyt seyahatimizde Hüsrev Bey'i çok yakından tanıyan birkaç hattat arkadaşı, 'Böyle bir eşe sahip olduğunuz içir çok şanslısınız' dediler. Aslında ben Hüsrev Bey'le çok bir arada görünmüyorum. Çünkü çalışmaktan vakit bulamıyorum. Genelde takdir ediyorlar bizi bu sanata hizmet eden bir çift olarak. Sanat evimizin direği.

İSLAM SANATINDA KİBİRE YER YOKTUR

Ego çatışması oluyor mu?

Hüsrev: Kişiliği ve karakteri muallel insanlarda o olur. Bu sadece evliliklerde değil, aynı zamanda sanatkârlar arasında da olabilir. Bir kompleks sorunudur. Sanat bir irfan işidir. Ârif kişinin ego sorunu olmaz. Kendinizi ulaşılmaz kılıyor ya da sanıyorsanız, etrafınıza tepeden bakıyorsanız, bu yapı İslam sanatçısını ifade etmez. Bir İslam sanatı ile meşgul olmak, İslam sanatçısı olmak anlamına gelmez. Tavrınız kaleminizden veya fırçanızdan dökülen güzelliklerle uyumlu değilse bir yerlerde sorun vardır. Sanat amaç değil araçtır. Amaç eserden müessire, tüm güzelliklerin asıl kaynağına, yani Allah'a ulaşmaktır.

SANAT İÇİN İKİMİZ DE FEDAKARLIK YAPTIK

Birbirinizi eleştiriyor musunuz?

Hüsrev: Bizim evde kıskançlık yoktur; ne o benim, ne ben onun başarısını kıskanırım. Bilakis teşvik ve takdir ederim. Orada aile terbiyesi devreye giriyor. Mesela ben yaptığı işlerde fikrimi söylerim. Uygun bulursa yapar, eğer uygun bulmazsa yapmaz. Beni dinlemeyip kendi bildiğini de yapabiliyor. Ben bunu bir anlaşmazlık konusu olarak görmem. Kaldı ki her konuda da anlaşmak zorunda değiliz.

Naciye: Ben hattan bir hattat kadar anlamam, ama 'şöyle yapsan daha iyi olur' 'şuraya bu daha çok yakışır' gibi önerilerde bulunuyorum. Bundan rahatsızlık duyduğunu düşünmüyorum.

Fedakâr olan taraf hangisi?

Naciye: Tek taraflı fedakârlık katlanılacak bir şey olmasa gerek. Herkes kendine göre fedakârlık yapmıştır. İcabında yemek pişmemiştir, ütü yapılamamıştır. Hüsrev Bey eksik kalan bazı şeyleri görmezden gelmiştir. Tezhib sanatı gerçekten zor bir sanat. Her gün sekiz on saat çalışacaksınız. Bunun yanı sıra ev işleri, yemek, çocukların bakımı ve eğitimi ile de uğraşmak zorundasınız. Bazan bir takım aksamaların olmaması mümkün değil.

Hüsrev: (Gülerek) bazen değil epeyce…

Bırakma noktasına geldiniz mi?

Naciye: Acaba bıraksak mı? dediğim zamanlar oluyor. Fakat ben işimi severek yapıyorum. Başarılı bir sergi veya aldığınız ödüller de sizi yüreklendiriyor. Sevmeyen biri nasıl onca saat oturup masanın başında çalışabilir? Sergilere ve konferanslara katılıyoruz, orada biraz moral depoluyoruz. Sonra tekrar işimize devam ediyoruz. Zaten bir noktadan sonra yıllarınızı verdiğiniz sanat, hayatınıza yön vermeye başlıyor. Sizi size dahi bırakmıyor.

Hüsrev: Ben hiçbir zaman bıraksak mı demedim. Sanatta yorulmak yoktur. O alanı seviyorsanız yorulmazsınız.

KIZLARIMIZ İŞİMİZE SICAK BAKMIYOR

Hangi noktalarda zıtlaşırsınız? Sanatın sizi birbirinize düşürdüğü oluyor mu?

Hüsrev: Bir noktada itirazım vardır, bunu da Naciye Hanım bilir. İlahiyatçı temelimden dolayı hat tasarımlarına o gözle bakıyorum. 'Allah' kelimesi aşağıda, 'Ebubekir' kelimesi yukardaysa, kul sözü ana fikir, âyet fon veya efekt pozisyonunda ise, bunları onaylamam mümkün değildir. Tezhip hattın elbisesidir. Asıl olan hat sanatıdır. Müstakil tezhip de olur elbette. Bu mantık çerçevesinde bazı eleştirilerim olur.

Birbirinizi sanat konusunda başarılı bulur musunuz?

Hüsrev: Naciye Hanım'ın rakibi yok bana kalırsa (gülüyoruz); çünkü o farklı bir tarzda çalışıyor. Ahşap üzerine veya kâğıt üzerine kabartma motifler kullanarak yaptığı çalışmalar var. Bu kendi tarzı olarak ortaya çıktı. Naciye Hanım daha ziyade o tarz üzerinden gidiyor. Kâğıt tezhibi ile ahşap tezhibini birleştirdi. Bunu kimse yapmıyor.

Naciye: Hüsrev Bey'in akademik başarısı malum. İyi bir hat eleştirmenidir. Aynı zamanda edebiyattan ve musikîden de hoşlanır. İyi bir kulağı, güzel bir sesi vardır. Klasiği bozmadan yeni açılımlar yapabilmek, hem sanat hem de sanatçı adına gereklidir. Bu noktada, yıllarca ahşab üzerine uyguladığım kabartma süslemeler böyle bir arayışın sonunda ortaya çıktı. Değişim insanlarda doğuştan var olan bir ihtiyaçtır.

Çocuklarınız ne yapıyor?

Naciye: İki kızımız var. Birisi küçükken resme meraklıydı. Birkaç ay resim dersi aldı, fakat sürdüremedi. Ebru ile meşgul oldu. Büyük kızımız ise ud çalıyor..

Hüsrev: Bir de annesinin babasının ilgisini sanata verdiğini gören çocuk, sanata pek sıcak bakmıyor. Bir eş sanata olan fedakârlığı sorun etmeyebilir, ama çocuk sizden ilgi bekliyor…

MİSAFİR AĞIRLAYAMIYORUZ

Evde nasıl bir çalışma ortamı var?

Naciye: Evde genelde ben çalışıyorum. Sabah çok erken çalışmaya başlıyorum. Önce günü programlıyorum. Mola verme zamanında ise kahvaltı ediyoruz. Sonrasında evle ilgili işlerimi hallediyorum. Önce eşimi çocuklarımı evden uğurluyorum tabii.

Misafir ağırlayabiliyor musunuz?

Naciye: Maalesef! Çok az. Misafir de alamıyorum, misafirliğe de gidemiyorum. İki ay oldu taşınalı ilk misafir sizsiniz. (Gülüyoruz..)

İçinizde ukde kalan bir şey var mı?

Naciye: Çalışmaktan gerektiği gibi komşuluk yapamadık. Bunun ne kadar önemli olduğunu biliyoruz. Üzerimizde manevi yükü var. Çocuklarımıza istediğimiz gibi vakit ayıramadık. Gezemedik, tozamadık diye düşünmedim hiç.. Bunların dışında herhangi bir pişmanlığımız yok.

Hüsrev: Bir yandan bir İslâm sanatıyla uğraşıp, diğer taraftan İslâmî geleneğin önemli kıldığı komşuluk konusunda tam istediğinizi yapamayacaksınız. Bu bizim için maalesef zor bir nokta. Mesela düğüngibi bazı davetlere genelde katılamıyoruz.

 

 

 

Bakmadan Geçme