Fethullah Gülen'in Kasetlerden Neden Haberi Oluyor?

Tahlil Haber

Gazetelerin köşe yazılarının çoğunda, Fethullah Gülen’in yapmış olduğu, “Bana seneler evvel bir telefon geldi. Dediler ki ‘Bir büyük zat, nefsine uyarak bir yerde bir tane alüfte (cilveli, düşük,

oynak kadın) ile buluşmaya gidiyor’. Gece yarısı Türkiye’de onu tanıyan bir arkadaşa telefon ettim. ‘Kalk, evine koş git, oraya gitmesin katiyen. Hem kendisi masiyete girmesin (günaha girmesin), hem de hafazanallah (Allah korusun) bir komplo meselesi ise şayet günümüzde geldiği noktaya gelemez’ dedim.” Şeklindeki açıklamaları tahlil ediliyor.

 

 Yeni Şafak’tan Ali Bayramoğlu, yazısında,

 

“Bir başka deyişle sorun cemaat ve dini topluluklar açısından eylemde 'şeffaflık ve meşruiyet meselesi'dir.

Tekrarlamakta fayda var:

Soru dindarla, dindarın dünyası ve mensubiyetle ya da ait olduğu bir dini topluluğun varlığıyla ilgili değildir.

Soru bu topluluğun 'eylem' biçimiyle, devlet içindeki konumunun ve eylemlerinin arasındaki meşru sınırlarla ilgilidir.

Bugün Gülen cemaati meselesi etrafında yaşanan derindeki sorun budur.

Cemaat sivil bir yapı, dindar bir doku olduğu için eleştirilmiyor. Tersine kendi stratejisi çerçevesinde devlet içinde ayrı bir yol izlediği, emniyette, adliyede kendisine emanet edilen yetkiyi bu çerçevede kullandığı için sorun oluşturuyor. Kimi cemaat mensupları mensubiyetlerinden dolayı 'tasfiye' edilmiyorlar, yetki gaspı ve otonom faaliyet eğiliminden dolayı, iş aktinin etik gereklerini yerine getirmediklerinden devre dışı kalıyorlar.

Bu durumda iktidar kavgası, güç merkezi omuşması, hukuk ihlalleleri yanında, bir mesele de, belki de (asıl mesele) 'cemaat-dini yapı-kamusal faaliyet ilişkileri'nin etik ve siyasi çerçevesinin tartışılmasıdır.”

şeklinde ifade ederken;

 

Yani Şafak Gazetesinden Akif Emre’nin yazısında ise şu bölüm dikkat çekiyor:

“Son günlerde yaşanan siyaset, cemaat, STK ilişkisine dair kriz ise hiçbir zaman geleneksel cemaat olmayı benimsememiş bir yapının üzerine sivil toplum elbisesi dar gelerek özellikle siyasette aktif, belirleyici olma talebiyle alakalıdır.

Sivil toplum kurumu olarak siyasette, ekonomide etkin olmanın ne kadar mümkün olduğu, mümkün olursa bunun adının sivil toplum olamayacağı ayrı bir konu. Ancak yaşanan siyaset-cemaat geriliminin her iki taraf için de zehirleyici bir boyutu var.

 

Bir yanda 'artık devlet vesayetten kurtuldu' gerekçesiyle 'devlete itaati' esas alan bir dille herkesin kendi sınırlarına çekilmesini isteyen yapı... Diğer tarafta siyasal risk almadan devleti şekillendirme talebindeki sivil toplum yahut cemaat yapılanmaları...

Her ikisinde de devleti, gücü, merkeze alan bir maddî/ci/lik, seküler muhteva kendini gösteriyor. Seküler siyasetin doğası ile cemaat ruhunun önerdiği insan tipi, toplum modelinin Müslüman zihninde doğurduğu derin yırtılmadan söz ediyoruz.

Bir yanda devletle bu zamana kadar mesafeli olan kesimlerin hangi gerekçe ile bu mesafeyi yok saydıkları sorusu ortada dururken, diğer tarafta siyasete karşı kullanılan dil ve devlet-içi mücadelede kullanılan yöntemler cemaat, sivil toplum ve siyaset kıskacındaki kitleleri sekülerleştirmektedir. Muhafazakarlık (cemaat ve sivil yapılar dahil) post-Kemalist dönemde devletin etkin unsuru haline gelirken kitleler daha da sekülerleşip sistemle aralarındaki çelişkinin üstüne şal atmış oluyorlar.

İslam dünyasında görülen modelin Türkiye uyarlamasında, geleneksel anlamda cemaat ya da modern anlamda siyasal parti çelişkisine STK olamama çelişkisi ekleniyor.”

 

Hürriyet Gazetesinden Ahmet Hakan Coşkun  ise çok önemli sorular sormuş ve mutlaka yanıtlanması gereken başlıklara vurgu yapmış.

Mesela şu ifadeler Ahmet Hakan Coşkun’un yazısından:

“Gülen’in bu anlattıklarını dinledikten sonra kafamda beliren “deli sorular”ı sormadan geçemeyeceğim:

-Gülen’e telefon edenler kimlerdi acaba? İsim olarak sormuyorum, makam mevki olarak soruyorum. Hangi makam mevkideydiler ki henüz gerçekleşmemiş olan bir eylemin bilgisine sahiptiler?

-Bu şahıslar neden Türkiye’de henüz meydana gelmemiş ama az sonra meydana gelecek bir olayın bilgisini, ta Amerika’daki Fethullah Gülen’e iletme gereği duydular?

-Henüz oluşmamış, oluşacak olan bir “kaset komplosu”nu haber alabilecek kadar gelişmiş bir istihbarata sahip olan bu şahıslar, bundan önceki kaset komplolarından da haberdar mıydılar acaba?

-İleride “çok mühim mevkilere gelecek zat” için sağlanan bu koruma perdesi, neden Baykal için de, MHP’li milletvekilleri için de devreye girmedi, giremedi? Neden onları da bir “uyaran” çıkmadı? Baykal’ın ve MHP’li vekillerin başları kel miydi?”

 

Bu arada neden Fethullah Gülen’in bu konularla ilgili bir açıklama yapmaya kendini mecbur hissettiğinin de merak konusu olduğunu belirtelim…

 

 

Bakmadan Geçme