Fevzi Kayacan'dan Mısır'a farklı bir yolculuk

Yazarlarımızdan Fevzi Kayacan'ın kendi gözünden Mısır'ı ve gezi olaylarını anlattığı işte o yazısı...

STOCKHOLM SENDROMU

 

Stockholm Sendromu psikolojide yer alan bir terimdir.  Kabaca katiline âşık olma hali diyebiliriz. Psikoloji bilimine giren bu terim, ismini 1973 yılında İsveç'in başkenti Stockholm'de yaşanan bir olaydan almaktadır. Banka soyguncusu tarafından altı gün boyunca rehin tutulan bir kadın, soyguncuya duygusal olarak bağlanır. Serbest kaldığında soyguncuyu savunmakla kalmaz, nişanlısını terk eder ve kendisini rehin alan banka soyguncusunun hapisten çıkmasını bekler. Vakıa Psikiyatr Nils Bejerot tarafından Stockholm Sendromu olarak adlandırılır. İlginçtir, bu sendrom birçok rehine olayında yaşanmıştır.

            Aslında, sadece rehine vakıalarında değil, günlük hayatta da buna benzer olayları farkında olmadan da yaşayabiliyoruz. Toplum mühendisliğine soyunan, bu uğurda örgütler ve plânlar tertip eden, hangi caminin yıkılacağı, kimin kaçırılacağı, kimin öldürüleceği, kimin hangi şehre vali olarak atanacağı, kimlere işten el çektirileceği gibi en ince ayrıntısına varan plânları icra etme niyetinde olan kişilerin yargılanmaları ve cezaya çarptırılmalarının akabinde, kimi çevrelerin yaşadığı duygu yoğunluğu Stockholm Sendromu ile izah edilebilir mi acaba? Bilemiyorum. Psikiyatrlara sormak lâzım. Üstelik bu duygu yoğunluğunu yaşayanlar, 12 Eylül Darbesi ve 28 Şubat Post Modern Darbesini yaşayanlar ise…   

            Mısır’da yaşananlar ortada. Zannedilmesin ki, bu ülkede yaşananlar birden bire gelişmiştir. Yaşananlar masa başında hazırlanan bir senaryonun sahnelenmiş halidir. Seçilmiş Cumhurbaşkanı düşürüldü. Tutuklanarak bilinmeyen bir yere götürüldü. Şehirlere güvenilir generaller vali olarak atandı. El-Fetih Camiine sığınan yüzlerce vatandaş abluka altına alındı. İhvan-ı Müslim’in önde gelenlerin kimisi öldürüldü, kimisi tutuklanarak yine bilinmeyen yerlere götürüldü … Bilmiyorum bana bu senaryo nedense tanıdık gibi geliyor. Tüm bu zalimlikleri yapan kişi veya kişilere âşık olabilmek mümkün müdür? Veya bu zalimlikleri plânlayanlara âşık olabilmek mümkün müdür? Tabloyu bu şekilde ortaya koyduktan sonra soruya elbette “hayır” denileceğini biliyorum. Ama farkında olmadan âşık olabiliyoruz. Bu ise ancak psikolojik bir duygu zafiyeti ile izah edilebilir. Bunun adı da Stockholm Sendromudur.

            Türkiye’de Mayıs Ayının sonu, Haziran ayının başında Gezi olayları yaşandı. Bir senaryo idi. Tutmadı. Tutmadı çünkü eski Ordu zihniyeti işbaşında değildi. Zamanlamasına bakar mısınız; birkaç hafta sonra Mısır’da benzeri bir senaryo sahnelendi. Tuttu mu tutmadı mı şu an bir şey söyleyemiyoruz. Ancak bu gün itibarıyla Müslümanca yaşamak isteyenler kıyım altında. Kıyımı yapan kim? Ordu. Ordunun bir başı var. Mısır’ı korumakla görevli. Üst rütbe ve alt rütbe tüm askerlerin görevi bu. Ama yaptıkları terör değil mi? Hedefteki insanların ısrarla, “silahla direnmeyeceğiz” demelerine karşın.

            Ülkemizde; kim ne derse desin, Cumhuriyet tarihimizin en önemli yargılamaları yapıldı. Usule ilişkin eksiklikler olabilir. Hukuk kaideleri içinde bu eksiklikler giderilebilir. Ancak işin özünden, esasından uzaklaşılmamalıdır. İşin özünde ise, bir kıyım önlenmiştir. Belki Mısır’dan daha şiddetli bir şekilde sahneye konulacak plânlar çökertildi. Darbe düşüncesi bu ülkede bir daha yaşanmamak üzere silindi. Bu yargılamalar çok önemli. Önemi bugün de anlaşılıyor ama, sanırım tarih de bu yargılamaların altını çizecek.

            Bugünlerde af konusunun gündeme getirilmesi, bazı şahsiyetlere atılı suçlamaların yakıştırılmaması, plânlarda isimleri geçenlere abartılı sevgi gösterileri, üstelik bunu yapanların bir dönemin mağdurları olması bir sendromdur. Katiline âşık insan hali demek ki buymuş.

 

Bakmadan Geçme