1. HABERLER

  2. DÜNYA

  3. Fransa, neden İslam'a saldırıyor?
Fransa, neden İslam'a saldırıyor?

Fransa, neden İslam'a saldırıyor?

Fransa'da başta Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron olmak üzere Fransız yetkililerin Hazreti Muhammed'i hedef alan karikatürleri savunmaları ve İslam karşıtı açıklamaları, Müslüman ülkelerin sert tepkisine neden olmaya devam ediyor.

A+A-

Fransa'da başta Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron olmak üzere Fransız yetkililerin Hazreti Muhammed'i hedef alan karikatürleri savunmaları ve İslam karşıtı açıklamaları, Müslüman ülkelerin sert tepkisine neden olmaya devam ediyor. Fransa’nın son yıllarda açık bir şekilde takındığı İslam düşmanlığı ile ilgili olarak gazetemize değerlendirme yapan yazarımız Mehmet Toker, Fransa’da İslam’ın durdurulamaz yükselişinin önüne geçmek adına, Hristiyan halkı kenetlemek ve planlı bir şekilde İslam düşmanlığı algısı oluşturmak adına politika izlendiğini söyledi.

mehmet-toker.JPG

4 yıllık görevi boyunca Fransa’da edindiği izlenimleri paylaşan gazete yazarımız ve Konya İl Uzman Vaizi Mehmet Toker, Fransa’daki İslam karşıtlığını değerlendirdi. Fransa’nın ekonomik, sosyal ve ticari gelişmişliğini madalyonun görünen yüzü olarak değerlendiren Toker, Fransa’nın içinde bulunduğu durumu, “Fransa, tarihi kimliğini korumuş şehirleri, doğa harikası coğrafyası, gelişmiş altyapısı, renkli ışıklı geceleri, eğlence hayatı, dünya çapında klasik eserler vermiş edebiyatçıları, bestekarları, sanat galerileri, müzeleri, mimari yapıları ile kültür ve sanatın resmi geçit törenini andırdığı bir medeniyet merkezi, kendine özgü mutfağıyla, peynirleriyle,  ürettiği şaraplarıyla tanınan bir zenginlik merkezi. Modanın merkezi, laikliğin doğduğu topraklar, özgürlük, eşitlik, kardeşlik söylemleriyle özdeşleştirilen insan hak ve özgürlüklerinin, çağdaşlığın temsil edildiği, modern Avrupa medeniyetinin değerler toplamı, şeklinde reklamı yapılan dünya cenneti bir ülke. Bu madalyonun görülen yüzü. Bir de madalyonun diğer yüzü var. Paris'in kaldırım taşlarını kaldırdığınızda altında, milyonlarca Afrikalıların kanı, gözyaşı, alınteri. Işıltılı, zengin şehirlerinin altında, metroların dehlizlerinde, Afrika'nın sömürülmüş yeraltı ve yerüstü zenginlikleri. Okyanuslardaki adalarının, orta Amerika'daki coğrafyaların gasp edilen malları, hakları, yerüstü ve yer altı madenleri, varlıkları. İnsan hakları ve eşitlik diye yutturulan toplumsal davranışların altında katliamlar, kıyımlar, insan onurunu zedeleyecek şartlandırılmış bir toplum yapısı. Madalyonun birinci yüzüne kanıp taşı toprağı medeniyet diye gelenler; madalyonun arka yüzüyle yüzleştiklerinde ümitsiz, kırgın, yorgun ve mücadeleden yoksun, geri dönememenin, tutunamamanın çelişkisi içerisinde, sırtlarına yapıştırılmış göçmen sıfatı, göçmen etiketiyle 2. 3 sınıfı temsil eden kitleler.  Sömürü ekonomisi. Rasizmin ötekileştirdigi yığınlar” şeklinde ifade etti.

“ELLİ YIL SONRA FRANSA'DAN, ‘FRANSA İSLAM CUMHURİYETİ’ DİYE BAHSEDİLECEK!”

Fransa’da yaşadığı bir anıdan bahseden Toker, şu ifadeleri kullandı: 2008 yılının ilk baharıydı. 4 yıllık görev için bulunduğum Fransa'da, Fransızcamı geliştirmek için gitmiş olduğum dil kursuna, bir sabah Yvelines Bölgesi Fransız Toplum Polis şefi veya müdürü, 60-65 yaş civarında sivil giyimli bir beyefendi geldi. Sınıf Birleşmiş Milletler gibi. Orta Amerika'dan, Haiti'den, Dominik'ten, Çin'den, Tayvan'dan, Tayland'dan, Filipinler'den, Polonya'dan, Kosova'dan, Afrika'nın farklı ülkelerinden, arkadaşlar var. Fransız Toplum Polis Şefi İnsan Hakları, eşitlik, medeniyet vb. ezberletilmiş terimlerden sonra; konuşmasının bir noktasında zihnime kazınan şu cümleleri kurmuştu. ‘Biz Fransızlar yüz yıllık planlarla, programlarla, politikalarla çalışırız. 1789'daki Fransız ihtilalinden sonra 1889'ları, 1889'larda 1989'ları planlamıştık. Yıl 2008 ama biz 2030'u bile artık planlayamıyoruz. Çünkü devleti yaşatan, uzun vadeli planları hayata uygulayan yetişmiş kalifiye elemenlardır. Kalifiye vatandaş, kalifiye devlet ricali olmadıktan sonra, bir devlet ne kadar büyük topraklara, zengin madenlere, sanayi gücüne, askeri techizata ve kalabalık ordulara sahip olsa da yaşayamaz. Biz, 2030'u göremiyoruz; çünkü 2030'da karar alma merciinde olacak, yönetici kademelerinde bulunacak bugünkü gençlerimizin durumu maalesef hiç iç açıcı değil. Gençlerin %10-15'i maalesef uyuşturucu madde bağımlısı, %55-60 oranında alkol bağımlısı, %20-30 civarında pornografi bağımlısı, %40'larda oyun ve teknoloji bağımlısı, %10'larda kumar bağımlısı. Bununla beraber doğum oranları maalesef %0.3'lerde ve doğum yapanlar ülkede bulunan göçmen Müslüman kadınlar. Yani doğan çocuklar Müslüman göçmen çocukları. Fransa'nın demografik yapısı doğum ve nüfus artışı yoluyla İslamlaşmaya doğru evriliyor. Fransız gençleri maalesef iyi yetişmiyor. İyi yetişenler müslüman oluyor. Müslüman olmayan genç göçmen nüfusta islamlaşma her geçen gün büyüyen bir ivme kazanıyor. Belki de elli yıl sonra Fransa'dan bahsedilirken Fransa İslam Cumhuriyeti diye bahsedilecek!’ demişti.

FRANSA NEDEN İSLAM’A SALDIRIYOR?

Fransa’da meydana gelen Charlie Hebdo, Bataclan Konser Salonu, Stad de France ve sarı yelekliler olaylarını değerlendiren Toker, “2015 yılının Ocak ayında Charlie Hebdo dergisine yapılan kontrollü baskın/tiyatro, akabinde 13 Kasım'da Paris'te gerçekleşen ve 130 kişinin hayatını kaybettiği Bataclan Konser salonundaki ve Stad de France civarındaki saldırılar ve 14 Temmuz 2016 bağımsızlık gününde Nice kentinde 84 kişinin hayatını kaybettiği kamyonla yapılan saldırılar bir anda Fransa'nın makyajının dökülmesine sebep oldu. Devam eden dönem içerisinde ekonomik krizlerin etkisi ile gösteriler düzenleyen sarı yeleklilerin protesto gösterilerindeki polis şiddeti, artık madalyonun ön yüzünün miadını doldurduğunun ilanı gibiydi. Özgürlükçü, eşitlikçi, laik, demokrasinin beşiği Fransa'nın yerini; baskıcı, İslam’ı kendisine düşman olarak gören, özgürlükleri kısıtlayan, halkı ile çatışan bir polis devleti almaya başladı. Bu noktada Fransa neden İslam'a saldırıyor? Neden Müslümanlara karşı düşmanca bir tavır içerisinde? Soruların cevabını sadece Fransa'nın dış politikadaki başarısızlıklarına bağlamak veya Fransa Devlet Başkanının yetersiz, sığ kişiliğine indirgemek mümkün mü? Yoksa 2008 yılında Fransız Toplum Polis Şefinin de ifade ettiği gibi; "Fransa, geleceğini göremediği için, toplumunu bir arada tutacak argümanları destekleme noktasında sûni bir düşman mı icat etti? ABD'nin Orta Doğuyu sömürmek için icad ettiği gibi. Büyük parçayı bastırmak ve yönetmek için küçük parçayı terörize et veya o doğrultuda algı oluştur. Evet, öyle gözüküyor. Kitle psikolojisi açısından Fransa'daki hem iç politikadaki, (ekonomik krizler vb.) hem dış politikadaki başarısızlıklarını örtmek için ve Fransız toplumunu idealize (ideolojize) edebilmek, geleceğe hazırlayabilmek, geleceği politik olarak dizayn edebilmek için ülkedeki Müslümanlar sûni düşman seçilmiş durumda” dedi.

“İSLAM’A OLAN YÖNELİŞİ AZALTMAK İÇİN BU YOLU SEÇTİLER”

Tarihinde hep başkalarının ölümü ile kendi varlığını sürdüren Fransız devlet politikası ve derin devlet aklı, içerisine düşmüş olduğu çaresizliği aşmak için ve gerek kendi halkından, gerekse göçmen nüfus üzerindeki İslam'a karşı meyili, olumlu yönelişi azaltmak için Müslümanları düşman ilan etmiş durumda diyen Toker, “Tabii, Fransız Toplum Polis Şefinin 2008 yılında istatistiki olarak vermiş olduğu bağımlılıkların altında; Fransız Devlet geleneğindeki laiklik anlayışının, toplumu Katolik ve Protestan cemaat yapısından, hayat algılayışından uzaklaştırıp; tamamen seküler, materyalist ve hedonist bir hayat algısının oluşmasına sebep olmasından kaynaklandığını, toplumu maneviyattan uzaklaştırmanın açtığı derin ve sessiz yaraları göremediğini söyleyebiliriz” diye konuştu.

“ETNİK ANLAMDA; KAOS, KARGAŞA VE AYRIŞMALAR DERİNLEŞİYOR”

Fransa’daki çok parçalı etnik yapının da kaos, kargaşa ve ayrışmaları derinleştirdiğini belirten Toker, “Dışarıdan bakıldığında Fransa sadece Frankların yaşadığı homojen, monoblok bir ülke gibi gözükse de; göçmenleri de hesaba katmasak dahi,  Alsace'lar, Basklar, Katalonlar, Normanlar, Bretonlar, Sevoilar gibi coğrafyanın yerlisi etnik halkların artık bağımsızlık mücadelesi iddiasında bulunacak derecede ırklarına vurgu yapmaları, ana dillerini yaygınlaştırma çabaları Fransa'yı her geçen gün farklı bir kaotik ortama sürüklemektedir. Ülkedeki özellikle Maroccan, Algerien (Fas'lı, Cezayir'li) ve Afrika'nın farklı bölge ve ülkelerinden dedeleri köle veya işçi olarak getirilmiş göçmenlerini de değerlendirdiğimiz zaman, bu kaos daha da derinleşmektedir. Özellikle son dönemlerde Fransa'nın dış politikadaki başarısızlıkları, Libya, özelinde Kuzey Afrika'da kaybetmeleri, Lübnan ve background' da Doğu Akdeniz ve Orta Doğu'da ekonomik olarak kaybetmeleri, Afrika'daki özellikle halkı Müslüman olan sömürgelerin özgüven kazanması Fransa'yı daha da saldırgan bir politika izlemeye iten sebepler olarak göze çarpmaktadır” ifadelerini kullandı.

“FRANSA İÇİN ARTIK DENİZİN SONU GÖZÜKMEKTEDİR”

Fransa için artık tünelin ucunun, denizin sonunun gözüktüğünü söyleyen Toker, “Her alanda, "kaht-ı rical" dediğimiz "adam kıtlığı", yetişmiş, kalifiye eleman sıkıntısı kendisini hissettirmektedir. Kaht-ı ricalin, kalifiye adam yetersizliğinin en belirgin örneği, kifayetsiz muhteris, sığ, bayağı, ahlak ve maneviyat yoksunu bir şahsın Fransa Devlet Başkanlığı koltuğunda oturuyor olmasıdır. Kifayetsiz muhteris bir zatın devlet başkanı olabildiği bir ülkede, piramidin aşağısına doğru kimlerin mevki, makam işgal edip, hangi sorumlulukları aldığını varın siz düşünün. 2011 yılında yaşadığım bir anekdotu aktarayım. 2011'in Nisan veya Mayıs aylarıydı. Fransa'daki görevimin bitmesine yaklaşık 5-6 ay gibi bir süre kalmıştı. Bir cumartesi günü, camide okuttuğum çocukları ders bitimi camiden uğurluyorum. Çocukların bir kısmı kaykayları ile, bir kısmı bisikletleriyle, bir kısmı yürüyerek cadde aşağı ve caminin yanında bulunan parkın içinde evlerine doğru neşe içerisinde güle oynaya dağılıyorlar. Caminin önündeki caddede 65 yaş civarlarında zayıf uzun boylu bir Fransız beyefendi, dikkatli gözlerle bir çocuklara bakıyor bir de caminin avlu kapısında duran bana bakıyor. Ben; ‘Acaba bir şey mi soracak?’ diye kendisine doğru yönelince o da bana doğru geldi ve ‘Mösyö İmam! Size imreniyorum!’ dedi. Ben, ‘niçin?’ diye sorduğumda: ‘Ben’, dedi, ‘Nehrin karşısında bulunan Saint Louis Kilisesi'nin papazıyım.  Bak, sen ne güzel çocuklarla muhatap oluyorsun.’ Caminin önünde çardağın gölgesinde oturan gençleri başıyla işaret ederek: ‘Gençlerle muhatap oluyorsun. Ama benim muhatap olduğum en genç cemaatim, benden yaşlı. Öyle görülüyor ki Fransa'da gelecekte en büyük/kalabalık din İslam olacak. Çünkü Müslüman çocuklar şimdiden dini duygu ile yetişiyor. Sizi tebrik ediyorum. Katoliklik Fransa'da yüz yıldır can çekişiyor. Bizim geleceğimiz yok!’ dedi. Çay davetimi ve oturup konuşma davetimi nazikçe reddederek, cadde aşağı, hızlı adımlarla döndü, gitti. Bu gerçeği görenler sadece yaşlı Polis şefi ve Saint Louis Kilisesinin yaşlı papazı değildir herhalde. Ortada bir vakıa var. Safları sık tutun. Ve yaklaşıyor yaklaşmakta olan. Fransa'nın (Macron ve avanesinin) İslam'a saldırması, kahramanlığını ispat için Don Kişot'un yel değirmenlerine saldırmasıyla eşdeğerdir Müslümanların dünya üzerinde rüzgarı ne kadar kuvvetli eserse, Don Kişot'un sahtekarlığı, sahte kabadayılığı o kadar aşikar olacaktır. Bilmem anlatabildim mi?” ifadeleriyle cümlelerine son verdi.

SEYFULLAH KOYUNCU / YENİ HABER GAZETESİ

HABERE YORUM KAT