'Gelenek tiyatrosunu tanımıyoruz'

Türk Gelenek Tiyatrosu'nun yaşayan son temcilcilerinden Ünver Oral, "Gelenek tiyatrosunu tanımıyoruz. gelenek tiyatrosu dendiği zaman ramazan eğlencesi, Karagöz dendiği zaman çocuk eğlencesi anlaşılıyor. Bunlar on iki ay açık veya kapalı alanda sürekli sergilenmesi gereken milli tiyatromuzdur" dedi.

AA muhabirine konuşan Ünver Oral, Türk Gelenek Tiyatrosu'nu bilen, doğru uygulayan, eğitimini veren ve denetimini yapan bir kurumun olmadığını belirterek, "Gelenek Tiyatrosu'nun eğitimi ve denetim mekanizması yok. Şimdi bir de canlı Karagöz çıkardılar. Yalan yanlış kıyafetleri, konuşmaları, hareketleri, laubaliliği, terbiyesizce hareketleri ile hepten bitirdiler. Konu diye bir şey yok. çıkıp birkaç söz ediyorlar. Birbirlerine tekme atıyorlar o kadar. Çünkü bu işin temeli yok" diye konuştu.

"Karagöz bir hamurdur. Sanatçı onu nasıl yoğurursa o yoğruluş görüntüsü insanlara öyle geçer" diyen Oral. eğitimsiz birinin elinde Karagöz ve Orta Oyunu'nun müstehcen damgası yediğini, bu sanatın yürümesi, sanatçının kültürüne ve eğitimine bağlı olduğunu anlattı.

Tiyatronun bir sanatlar demeti olduğunu ve insanın var olmasıyla birlikte başladığını ifade eden Oral, şöyle konuştu:

"Her millette, kendi kültürüne, geçmişine ve tarihine bağlı olarak tiyatro gelişmiştir, Biz bunlara "Halk Tiyatrosu" diyoruz. Bizim de çok zengin kültürümüz, geçmişimiz olduğundan halk tiyatromuz oluşmuştur. Buna biz "Türk Gelenek Tiyatrosu" diyoruz. Türk Gelenek Tiyatrosu, dünyanın en eski, en zengin, en çok dala sahip tiyatrosudur, fakat ne yazık ki biz kıymetini ve önemini kavrayamıyoruz. Gelenek tiyatromuzun dalları, gölge tiyatrosu olarak Karagöz ve Karagöz'ün sahneye inmiş şekli olarak orta oyunudur. Karagöz ve Hacivat, Kavuklu ve Pişekar'ın karşılığıdır. Bunun yanında kuklamız var ki biz buna "İbişli Kukla" diyoruz, milli kuklamızdır. İbişli kuklamızın da sahneye inmiş şekline "Tuluat" diyoruz. Buna "Doğaçlama Tiyatrosu" denilmez, çünkü "Tuluat Tiyatrosu" özel isimdir. Köy tiyatromuz ve meddahlığımız da vardır. Bunlar ilk çıktıkları zamandan sonra gelişe gelişe geldiler. En gelişmiş zamanları İmparatorluğun son dönemidir. Savaşlara giden sanatçılar ve yetkililerin o sanatçıların ellerinden tutmaması nedeniyle bugüne kadar azala azala gelmiştir. Bu nedenle günümüzde o sanatlardan elde kalan bir sanatçı yok. Sanatları yeni sanatçılar geliştirir, fakat biz yeni sanatçılar yetiştirmedik."

Eskiden usta çırak ilişkisi ile yeni ustaların yetiştiğini hatırlan Oral,  "Günümüzde ise usta çırak ilişkisini devam ettirmek mümkün olmadı. Mümkün değildi de... Çünkü zaten ustalar geçinemiyordu. Bu sanatçıların geçinebilmeleri için ikinci bir işleri vardı, Bu sebepten çıraklık sistemi gelişmedi, geçmişte de ellerinden tutan olmadı" dedi.

Osmanlı yüzyılları boyunca Karagöz'ün gelişimini sürdürdüğünü, bazı din adamlarının da bu sanatlarla meşgul olduğunu ve Şeyhülislam Ebussuud Efendi'nin, "İyi niyetle izlendiğinde sakıncası yoktur" fetvası verdiğini anlatan Oral, Karagöz'ün, zaman zaman yasaklanmasının nedeninin çocukların evde oynarken mumlarla yangın çıkarması olduğunu aktardı.

Oral, "Şunu da söylemek lazım. Ne yazık ki bizim inançlarımızdan dolayı Karagöz ve Hacivat'a iyi gözle de bakılmazdı. Çünkü oynatıcı görünmediği için sanki o Karagöz'e ve Hacivat'a can vermiş gibi algılanıyordu. Bu da 'can veren Allah'tır' mantığına götürüyordu. Bu yanlış düşünce, çocukların o sanata ilgi duymalarına engel oldu" dedi.

- Yunanistan'ın Karagöz'e sahip çıkması

Yunanistan'ın Karagöz'e sahip çıkmasını yadırgamadığını ifade eden Ünver Oral, şunları söyledi:

"Orada yadırganması gereken yine bizleriz. Değerli bir şeyini yere atar gidersen, biri sahip çıkar. Yunanistan, Osmanlı toprakları içinde kaynaşmış bir eyaletti. Bu kaynaşma içinde Türklere Karagöz öğreten Yunanlılar da var. Onlar bu kaynaşma içinde bu sanatı öğreniyorlar, fakat kendi telaffuzlarıyla oynatamıyorlar. O zaman da Yunanistan'da Karagöz başlıyor. Teknik aynı, konular aynı, tipler aynı. Sadece ismi farklı yani millileştiriyor ve bahçelerde her gece oynatıyorlar. Yabancı mecmuaların desteğiyle bu sanat onlarınmış gibi algılanıyor ama bugün Türk sanatı olduğu tescillidir."

Oral, Türk Gelenek Tiyatrosu'na ve özellikle Karagöz'e sahip çıkılmadığını ifade ederek, sözlerini şöyle tamamladı:

"Şimdi Karagöz öldü. Ölüyor da değil, öldü. Şimdi deniyor ki üniversitelere girsin. Olmaz, ben Karagöz'ü sevmiyorsam, kabiliyetim yoksa bana 10 sene o eğitim verilse benden hayır çıkmaz. O halde kabiliyeti olanları seçip, ilgilenmek lazım. 'Gelenek Tiyatrosu Merkezi' veya 'Halk Tiyatrosu Merkezi' yapılırsa dünya çapında bir merkez olabilir. Bu yapılırsa, daha fazla yozlaşmadan bu gelenekler yaşatılabilir. Böyle bir merkez açıldığı takdirde bütün sanat birikimimi bağışlamaya hazırım. Gelenek tiyatrosunu tanımıyoruz. Gelenek tiyatrosu dendiği zaman ramazan eğlencesi, Karagöz dendiği zaman çocuk eğlencesi anlaşılıyor. Bunlar 12 ay açık veya kapalı alanda sürekli sergilenmesi gereken milli tiyatromuzdur. Bugün gelişmiş ülkelerde kuklacılık fakülteleri var ve buralarda Karagöz ders olarak okutuluyor. Bizim kaç tane tiyatro fakültemiz var, Karagöz, kelime olarak buralara girmedi."

- Ünver Oral

1937'de doğan Ünver Oral, sanat ve edebiyatın çeşitli dallarıyla ilgilendi. Film senaryoları, şiirleri ve tiyatro metinleriyle ödüller aldı. Türk Gelenek Tiyatrosu çalışmalarına 1961 yılında başladı. Dünya Kukla ve Gölge Oyunu Birliği (UNIMA) temsilciliği yaptı.

Türk Gelenek Tiyatrosu'nun çeşitli dallarında çok sayıda eser verdi ve ödüller aldı.

Bakmadan Geçme