Genetik hazine koruma altında

Tarım ve Orman Bakanlığıbünyesinde yer alan 48 araştırma enstitüsünden birisi olan Konya Bahri Dağdaş Uluslararası Tarımsal Araştırma Enstitüsü, tarımsal ıslah çalışmalarıyla gıda güvenliğinin sağlanmasında önemli rol oynuyor. Enstitü Müdürü Dr. Fatih Özdemir, 'Gen kaynaklarını korumak yarının gıdasını güvence altına almaktır. Bu nedenle genetik hazinemizi ve gen kaynağımızı geleceğe taşımak adına da özel çalışmalar yapıyoruz' dedi.

Genetik hazine koruma altında
TAKİP ET Google News ile Takip Et

Modern anlamda ıslah çalışmaları yaparak sürdürülebilir gıda güvenliğini temin etmeyi amaçladıklarını belirten Bahri Dağdaş Uluslararası Tarımsal Araştırma Enstitüsü Müdürü Fatih Özdemir, “ Daha yüksek verimli, daha kaliteli,  kuraklığa, hastalığa dayanıklı çeşitler geliştiriyoruz. Bunu yaparken de yerel tohumlardan da faydalanıyoruz. Konya gerek buğday üretimi, gerek ekiliş alanı gerekse yerel tohumların kaynağı olarak çok önemli bir noktadadır. Konya olarak bu projenin başındayız. Bu çalışmanın baş mimarı Bahri Dağdaş Uluslararası Tarımsal Araştırma Enstitüsündeki ekibimizdir.” ifadelerini kullandı.

img-8687.jpg

‘AMACIMIZ GENETİK HAZİNEMİZİ KORUMAKTIR’

Enstitü olarak yerel buğdayları koruma altına aldıklarını belirten Fatih Özdemir, “Ata tohumları bu coğrafyada yoğurulmuş, bu coğrafyanın gördüğü sıkıntıları, iklim değişikliği olaylarını, kuraklığı, kıtlığı, don gibi birçok sorunları yaşayıp onları atlatıp bugüne gelmiş ve binlerce yıllık genetik birikimini kendi kodlarına almış tohumlardır. Ve hâlâ bir yerlerde ekilmeleri önem arz etmektedir. Bu nedenle 2009 yılında bir çalışma başlattık ve Türkiye’nin her yerinden tohum toplayarak elimizde nasıl bir materyal olduğunu görmek istedik. En son bu buğdaylar Türkiye genelinde 1935 yılında toplanmış ve gen bankasına konulmuştur. Türkiye’de iki tane büyük tohum gen bankası vardır. Bunlarla ilgili çalışmalar devam etmektedir. 2009 yılında yaptığımız toplama çalışması beş yıl sürdü ve 2014 yılında bitti. 2014 yılında Türkiye’nin 65 ilinden yerel buğdayları topladığımızda elimizde 3 bin tane farklı farklı buğday tipi vardı. Bu 3 bin tane yerel buğday karakterize edildi ve gen bankasına koyuldu. Bunların üzerinde hangi genleri içerdiklerine dair detay analizleri yaptık. Birçok çalışma yapıldı ve bu çalışmalar hâlâ devam ediyor. Amacımız genetik hazinemizi korumak ve kültürel varlığımızı devam ettirmektir.” diye aktardı.

4-862.jpg

‘TÜRKİYE BUĞDAYIN ANA VATANIDIR’

Konya’nın buğdayda önemli bir noktada olduğunun altını çizen Özdemir, şöyle konuştu: “Türkiye olarak buğdayın ana vatanıyız. Bunun en iyi kanıtları Göbeklitepe ve Çatalhöyük’tür. Konya yüzde 10’luk bir alanda buğdayın yüzde 12’lik kısmını üretmektedir. Ülkemizin 20 milyon ton bandında bir buğday üretimi var. Bunun 10’da 1’ini Konya olarak biz üretiyoruz. Konya sadece buğday üretimiyle değil sanayi yönüyle de oldukça önemli bir şehrimizdir. Konya yem ve un sanayisiyle buğdayın ham madde olarak kullanıldığı o ham maddenin de katma değere dönüştüğü bir şehrimizdir. Konya tohumculukta da oldukça önemli bir şehrimizdir. Türkiye sertifikalı tohumunun yüzde 30’unun üretildiği bir şehirdir. Enstitü olarak Konya’da çok önemli bir görevi ifa ediyoruz. Hem tohumculuk sistemine hem un ve yem sanayi sektörüne hem de çiftçimize hizmet ediyoruz. Yerli ve milli buğday, arpa, yulaf, tritikale, çavdar gibi farklı farklı tescilli çeşitlerimizle çiftçilerimizin değişen iklim koşullarından etkilenmeden daha yüksek verim almasını daha kaliteli ürün ve daha fazla kazanç elde etmeleri için elimizden geleni yapıyoruz. 100’ün üzerinde özel sektör firmasına anaç tohum tedarik ediyoruz. ARGE’sini yaptığımız tohumları özel sektöre devrediyoruz.”

2-20220112004437.jpg

‘KURAKLIĞA DAYANIKLI ÇEŞİTLER GELİŞTİRDİK’        

İklim değişikliğinden en fazla etkilenen illerden birisinin Konya olduğunu vurgulayan Özdemir, “İklim değişikliği küresel boyutta dünyayı etkileyen bir unsurken Türkiye’yi de etkilemektedir. Bu nedenle Tarım ve Orman Bakanlığımız araştırma enstitümüzü Kuraklık Test Merkezi ilan etti. Enstitü olarak 10 yılda Konya’da arpa, buğday, yulaf gibi 8 tane kuraklığa dayanıklı materyal geliştirdik. Bunların özel sektöre devirleri yapıldı, hızlı bir şekilde çoğaltılıyor ve üreticimiz bunları ekiyor. Şiddetli bir kuraklıktan etkilenmeyecek bir buğday yoktur. Orta Anadolu koşullarında Konya’da yağışımız 300 mm civarındadır. Bizim amacımız 200-250 mm aralığında yağış olduğunda da verim alabileceğimiz buğdaylar geliştirmekti ve bu amaçla Taner diye bir buğday çeşidi geliştirdik. Bu buğdayın kurak geçen bir yılda verimi 300 kiloyken yağışlı yağmurlu geçen bir yılda da 900 kilo verim aldık. Yani kuraklığa dayanıklı olması yanında yağışı bulduğunda verimin 3 kat arttırabilme özelliğine sahip bir çeşit oldu. Dolayısıyla mevsim yağışlı geçerse yeni çeşitlerimiz yağıştan maksimum şekilde faydalanacak yapıda geliştirilmiştir” cümlelerini kullandı.

img-8680.jpg

‘KURAKLIKTAN ETKİLENEN ALANLAR AZALACAK’

Kendi geliştirdikleri buğdaylarla birlikte kuraklıktan etkilenen alanların azalacağını belirten Özdemir, bunu şöyle açıkladı: “Çünkü Orta Anadolu ve geçit bölgelerinde 3 milyon hektar alan kadar 3.2 milyon hektar alan yağışa dayalı üretim yapan yer var. Yani yağmur yağarsa verim oluyor yağmazsa verim olmuyor. Bu buğdayları oralara ektirdiğimiz zaman kuraklıktan etkilenen üreticilerimizin sayısı veya miktarı daha çok azalmış olacak.  Verim kayıplarımız daha azalmış olacak, kuraklığa da daha hazır hale girmiş olacağız. Diğer taraftan daha az suyla aynı verimi alabildiğimiz ürünler geliştirmeye çalışıyoruz.  Bir taraftan da silajlık mısıra alternatif olabilecek bitkiler örneğin silajlık yulaf geliştiriyoruz. Mısıra göre 1/5 oranında daha az suyla yaklaşık aynı verimi alabileceğimiz bir yulaf geliştirdik. Onun da hızlıca piyasaya girmesini sağlayıp üreticilerimize kazandırdığımız zaman daha çok su tüketen silajlık mısır yerine silajlık yulafı sisteme kazandırmış olacağız.”

SÜMEYRA KENESARI / YENİ HABER GAZETESİ

1-20220112004436.jpg
 

Bakmadan Geçme