Haçlı Seferleri İslam Dünyasında neye yol açtı?
Selçuklular ve Haçlılar Sempozyumunda Büyük Selçuklular ve Haçlılar konusundaki tebliğleri 1.İzzeddin Mesud Salonunda Prof. Dr. Mahmut Atay başkanlığında konuşuldu.
Oturumda Prof. Dr. Prof. Dr. Abdülkerim Özaydın, I. Haçlı Seferinin Başarıya Ulaşmasında Büyük Selçuklular’ın İçinde Bulunduğu Siyâsî Ve İçtimâî Şartların Rolü, Yrd. Doç. Dr. Ahmed Ürkmez, Hicrî VI-VIII. Asır Muhaddis Tarihçilerinin Selçuklu-Haçlı Mücadelesine Bakışları ve Dr. Fatma İnce de Zengilerin Haçlılar İle Mücadelesi Ve Haçlılara Karşı Uyguladıkları Stratejiler konularında bildirilerini sundular.
İlk Haçlı seferi nasıl başarılı oldu?
Prof. Dr. Abdülkerim Özaydın
Haçlı Seferinin başarıya ulaşmasındaki en önemli faktör hiç şüphesiz Büyük Selçuklu İmparatorluğu’nda merkezi otoritenin sarsılması ve zaafa uğratılması olduğunu söyleyen Prof. Dr. Abdülkerim Özaydın ‘’Büyük Selçuklular bir Türk-İslâm devleti olmak itibariyle diğer Türk-İslâm devletlerinde de değişik ölçülerde gördüğümüz üzere eski Türk töre ve gelenekleriyle İslâmî unsurların kaynaşmasından oluşan bir yapıya sahipti. Eski Türk hakimiyet anlayışını benimseyen Büyük Selçuklu İmparatorluğu’nda tahta geçme konusunda belirlenmiş kesin bir kural yoktu. Bunun sonucu olarak da gerek sultanların sağlıklarında ve gerekse ölümlerinden sonra saltanatı ele geçirmek amacıyla girişilen taht kavgaları hiç eksik olmamıştır. Bu yüzden merkezi otorite zaafa uğramış ve Haçlılara karşı güçlü bir mücadele verilememiştir. Aşırı şîî fırkalardan biri olan ve İsmailiyye, Haşişiyye, Zenadıka, Melâhide, İbahiyye, Ta’limiyye gibi çeşitli isimlerle anılan Bâtınîlik Büyük Selçuklu İmparatorluğu’nu meşgul eden ve merkezî otoriteyi zaafa uğratan başlıca problemlerden biri olmuştur. Bâtınîler/İsmaîlîler son derece kuvvetli bir zekâya yüksek ihtilâlcilik ve teşkilatçılık vasıflarına sahip olan Hasan Sabbah liderliğinde faal ve muntazam bir teşkilat kurarak siyasi ve sosyal açıdan devlete ciddi zarar vermiş ve Haçlılarla mücadeleyi engellemiştir.
Büyük Selçuklu İmparatorluğu’nun sarsıntılara maruz kalmasında ve devlet otoritesinin zedelenmesinde şüphesiz ki emirlerin çıkarcı politikaları da önemli rol oynamıştır. İdarelerinde geniş topraklar ve maiyyetlerinde mühim askeri kuvvetler bulunan büyük ikta sahibi emîrlerin bazen sultanla bazen de kendi aralarında mücadeleye giriştikleri, iktalarını yetersiz gören emîrlerin de bireysel veya müşterek olarak hükümdara isyan ettiklerini görüyoruz. Bu da Haçlılarla gerektiği şekilde mücadeleye mani olmuştur. Büyük Selçuklu İmparatorluğu’nda vezirler hükümdarın mutlak vekili sıfatıyla geniş yetkilerle donatılmıştı. NizamülmülkSiyasetnâme’de sultan ve ülkenin dirlik ve düzeninin vezirin iyi veya kötü olmasına bağlı olduğunu, eğer vezir liyakatli ise ülkenin bayındır, halkın hoşnut, hükümdarın da gönlünün rahat olacağını, eğer vezir yeteneksiz ve icraatı olumsuz ise sultan ve ülkenin zarar göreceğini belirtir. Nizamülmülk’ünBâtınîler tarafından şehit edilmesinden sonra liyakatsiz ve sadece kendi şahsî çıkarlarını düşünen vezirlerin işbaşına gelmesi devlet otoritesine gölge düşürmüş ve Haçlı istilasına karşı gerekli tedbirler alınamamıştır.
Mahallî emîrlerinin idaresinde yağma ve ganimet peşinde koşan kabileler de merkezi hükümeti meşgul eden faktörlerden biriydi. Bu kabileler çeşitli amaçlarla isyan eden emîrlere ve maceraperestlere katılmaya hazırdı. Çok çabuk taraf değiştiren bu kabileler de siyâsî ve sosyal kargaşaya sebep oluyor ve devlet Haçlılarla mücadele edeceği yerde enerjisini bunlarla mücadeleye harcamak zorunda kalıyordu. Merkezi otoritenin zaafa uğramasında saray kadınlarının ihtirasları ve siyasi faaliyetlerinin de küçümsenmeyecek yeri vardır. Politik mücadelede ve çekişmelerde en göze çarpan Hatun entrika ve ihtiraslarıyla devlet otoritesinin birinci derecede sarsılmasında etkili olanı hiç şüphesiz Melikşah’ın hanımı denilen Terken Hatun’dur. Terken Hatun’un sadece Sultan Melikşah üzerinde değil, onun emîr ve kumandanları üzerinde de büyük etkisi vardı. Terken Hatun Melikşah’ın ölümünden sonra da kumandanlar üzerindeki nüfuz ve otoritesini devam ettirmiştir. 4-5 yaşlarındaki oğlu Mahmud’’u tahta geçirmek amacıyla halife, ulema ve kumandanlar üzerinde baskı kurmak için her yola başvurmuş, Sultan Melikşah’ın en büyük oğlu Berkyaruk’a karşı ciddi bir mücadele vermiştir. Netice itibariyle bu mücadele ve taht kavgası devlet otoritesinin sarsılmasına sebep olmuştur. Haçlı istilası sırasında Büyük Selçuklu ülkesindeki mezhep çatışmaları da sosyal yapıyı sarsan ve Haçlılara karşı birlikte hareket etmeyi engelleyen faktörlerden biridir. Mezhep çatışmaları Şîîlerle Sünnîler arasında olduğu gibi bizzat Sünnî mezhep mensupları arasında da eksik olmuyordu. Bu da İslâm toplumunun Haçlılara karşı birlikte hareket etme duygusuna kısmen de olsa zarar veriyordu.
Haçlı seferleri İslam dünyasında derin yaralar açtı
Yrd. Doç. Dr. Ahmet Ürkmez
Selçukluların Haçlılar karşısındaki tarihi mücadelesi, oluşturduğu siyasal, sosyal, ekonomik ve kültürel sonuçlar kadar, ilim adamlarının yazdıkları ve yaptıkları üzerindeki etkisi açısından da incelenmeye değer olduğunu söyleyen Yrd. Doç. Dr. Ahmet Ürkmez, ‘’Akademik formasyon ve birikimin tarihsel olayları incelemedeki yönlendirici fonksiyonu bilinmekte, her ikisi de temelde rivayet tenkidine dayanan tarih ve hadis ilimlerinin buluştuğu noktada gerçekleştirilecek ölçümler “tarihin hadisçiyi, hadisin de tarihçiyi ne kadar beslediği” hakkında fikir verebilmektedir.Büyük bölümü hicrî V. asırda gerçekleşen haçlı seferleri İslâm coğrafyasında derin yaralar açmış ve bu yaralara niçin maruz kalındığı sorgulandığında verilen cevaplar arasında “sünnetten uzaklaşmak” önemli bir yer tutmuştur. Bu durum, müteakip asırlarda kitap telif eden muhaddisler tarafından dikkate alınmış, gerek müstakil eserlere konu teşkil etmesi, gerekse muhaddislerin kaleme aldığı tarih kitaplarının metinlerine yansıması bakımından incelenmeye değer bir tablo oluşmuştur.Tarafımızdan sunumu tasarlanan tebliğ, aynı anda hem hadisçi hem tarihçi kimlikleriyle ön plana çıkan üç önemli ilim adamının Selçuklu-Haçlı mücadelesi hakkındaki tespit ve düşüncelerini hadis ilimleri açısından incelemeyi hedeflemektedir.
İkinci Haçlı Seferinden İslam dünyasını Zengiler korudu
Dr. Fatma İnce
Zengilerin Haçlılar ile mücadelesi ve Haçlılara karşı uyguladıkları stratejileri aktaran Dr. Fatma İnce, ‘’Tarihte büyük bir öneme sahip olan Zengiler, Halep ve Musul merkez olmak üzere El Cezire, Doğu Anadolu ve Suriye’de hüküm sürmüş olan bir atabeyliktir. Atabeyliğin kurucusu Kasimüddevle Aksungur’un Suriye Meliki Tutuş ile yaptığı savaşı kaybetmesi ve daha sonra da ölmesiyle yerini tek oğlu olan ve o sırada 7 yaşında bulunan İmameddinZengi almıştır. Babasının ölümünden sonra, Musul valileri tarafından himaye edilen İmameddinZengi, gösterdiği başarılar sonucu kısa zamanda Musul valiliğine seçilmiştir. Zengiler, II. Haçlı Seferi’ni etkisizleştirmişler ve İslam dünyasını Haçlıların istilasından korumuşlardır. İmameddinZengi 1144 tarihinde Urfa’yı fethetti ve I. Haçlı Seferi sonunda kurulan Urfa Kontluğu’na son verdi. Urfa’nın kaybedilmesi üzerine Avrupa, II. Haçlı Seferi’ne hazırlanmıştır. Zengiler’in Haçlılar ile mücadelesi İmameddinZengi’nin ölümünden sonra da devam etmiştir. Haleb beyi Nureddin MahmudZengi ve ağabeyi Musul beyi Seyfeddin Gazi ile ve 1148 tarihinde ağabeyinin ölümünden sonra yerine geçen küçük kardeşi KutbeddinMevdud ile birlikte hareket etmişlerdir. Zengiler, haçlılara karşı İslam cephesini birleştirmiş, II. Haçlı Seferinin etkisizleştirilmesine çalışmışlardır. Zengilerin bu fedakarlıkları sonucu Haçlılar daha fazla ilerleme imkanı bulamayarak sahil şeridinde sıkışıp kalmışlardır. Nureddin, kısa süreliğine Haçlılar’ın eline geçen Urfa’yı ani bir baskınla 1146’da tekrar fethetti. 1149’da Antakya Prensi Raymond’u öldürdü. Böriler’in elinden Şam’ı aldı. 1153 tarihinde Yukarı Mezopotamya, Güney Doğu Anadolu ve Suriye’yi tek hakimiyet altında toplayarak sultanlığını ilan eden Nureddin Mahmud, 1157’de Kudüs Kralı Baudouin’i yenilgiye uğrattı. 1158’de haçlılara yenildiyse de onları 1164’de Harim’de ağır bir bozguna uğrattı. Nureddin Zengi, EsedüddinŞirkuh ve Şirkuh’unyeğeni Selahaddin Eyyubi’yi Mısır’a göndermiş ve Fatimiler’in haçlılar ile işbirliğine girmelerinin ve dolayısıyla Mısır’ın Kudüs Krallığının kontrolüne girmesinin önünü kapamış ve İslam dünyasında ikiliğe sebep olan Fatimi Halifeliğinin 1171’de yıkılmasını sağlayarak İslam birliğinin gerçekleşmesine ön ayak olmuştur.” şeklinde tebliğini sundu.
Bakmadan Geçme