İbrahim Karagül: Savaşı İslam'ın kalbine yerleştiriyorlar
Yeni Şafak ve TVNET Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Karagül, 'Batının uluslararası terörle mücadele diye kullandığı, uyguladığı yöntemlerin ve stratejilerin tamamı aslında İslam'la mücadeledir. Savaşı İslam'ın kalbine yerleştiriyorlar' dedi
Yeni Şafak ve TVNET Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Karagül, Konya'da düzenlenen Kitap Fuarı'nda imza gününe ve söyleşi programına konuk oldu. Mevlana Kültür Merkezi'nde düzenlenen söyleşide konuşan Karagül, Konya'da kitaba değer verilmesi ve yoğun bir takipçi kitlesinin olmasının gurur verici olduğunu ifade etti. Yeni yayınlanan 'Tanklar Kâbe'ye dayanmadan' isimli kitabı hakkında konuşan Karagül, "Aslında zor bir ifade bu. Herkesin kolay kolay kullanacağı bir cümle değil. Endişeden hareketle bir uyarı mahiyetinde bu ismi verme ihtiyacında duydum. Çünkü uzun süredir böyle bir tehlikeye dikkat çekiyorum zaten. İlk yazıyı yazdığım zaman Sen ne demek istiyorsun diye epey bir tepki aldım. Kâbe’yi neden böyle bir tartışma alanına açıyorsun, tersinden operasyon mu yapıyorsun şeklinde serzenişler ve tepkiler oldu. Bunlar aslında 30 yıldır uygulanan çok büyük bir hesabın sonucu. Varacağı yeri göstermeye çalışıyorum. Burada böyle bir hesap var, aklımızı başımıza alalım. Suriye, Irak ve Yemen savaşı gibi münferit meseleler değil bunlar. Bir coğrafya istilası var. Coğrafyanın yeniden dizaynı var. 20 yüzyılın başında Müslüman dünyasını tarih sahnesinden çıkarmaya çalışanlar, 21. yüzyılın başında yeniden tarih dışına itmeye çalışıyorlar. Bu yüzden Kuzey Afrika’dan Pasifik kıyılarına kadar, Hint-Malezya coğrafyasına kadar yeryüzünün orta kuşağını oluşturan Müslüman coğrafyayı talan ediyorlar, parçalara ayırıyorlar. Bunlar münferit hesaplar değil. Bunlar bir coğrafyanın tamamını kapsayan, 21. yüzyılın tamamına yayılacak olan bir büyük projedir" şeklinde konuştu.
“BUNLAR BÜYÜK HESABIN PARÇALARIDIR”
Yapılan planların aşama aşama uygulandığına dikkat çeken Karagül, "11 Eylül oluyor. Taliban ve El Kaide var diye Afganistan’ı işgal ediyorlar. Biz de kahrolsun Taliban, Taliban tipi İslam mı olur diyoruz. El Kaide terör örgütü başımıza bela oldu diye adamlar bize böyle bir düşünme tarzı dayatıyor. Biz bu savaşı buna göre algılıyoruz. Hâlbuki Taliban ve El Kaide ile Afganistan işgalinin hiçbir alakası yok. Afganistan işgalinin 11 Eylül'le de hiçbir alakası yok. Afganistan, Orta Asya’nın güneyden dünyaya açılan kapısı. 19. Yüzyılda en büyük oyun diye bir kavram vardır. Dünyanın stratejik noktalarının paylaşım hikâyesini anlatıyordu. Bu, İngiliz'lerle Rus'ların, Afganistan üzerindeki kavgalarından üretilmiş bir kavramdır. 21. Yüzyılda Afganistan üzerinden yeniden bir hükümdarlık savaşı başladı. Önce Sovyetler Afganistan’ı işgal etti. Ardından Sovyetler yenildi. 2001 yılında Amerika Afganistan’ı işgal etti. Bu büyük hesabın parçalarıdır. Güç hesabıdır. Orta Asya’dan güneye açılan kapıyı kim denetleyecek, kim kontrol edecek meselesidir" dedi.
“HEM MEDENİYET, HEM DE DİN EKSENLİ BİR MÜCADELE”
Savaşların insanlara her zaman belirli söylemlerle ve gerekçelerle pazarlandığını kaydeden İbrahim Karagül, "Kitleler buna inanır. Biz de inanırız. Gazeteciler, siyasetçilerde inanır. Ama belirli bir süre geçtikten sonra aslında bu gerekçelerin tamamı uydurma gerekçeler olduğunu ve hesabın bambaşka olduğunu görürsünüz. Irak işgal edildi Saddam gerekçe gösterildi. ‘Saddam, Kürtlere ve Şiilere zulüm yaptı’ denildi. Irak işgalinde adamlar gelip Mezopotamya’ya 300 bin kişilik batılı ordusunu yerleştirdi. Mezopotamya bizim coğrafyamızın ve medeniyetimizin merkezidir. Haçlı savaşlarından beri bu coğrafya için mücadele ediliyor. Büyük bir mücadele vardır. Kadim bir mücadeledir. Hem medeniyet hem de din eksenli bir mücadeledir. Bir tarih, bir coğrafya mücadelesidir. Saddam gerekçe gösterilerek, bahaneler üretilerek ve bu bahaneleri bize satarak, Mezopotamya’nın kalbine Fırat-Dicle havzasına 300 bin kişilik batılı-Hristiyan orduyu yerleştirdiler. Biz bu savaşı da Saddam’la algıladık. Bize öyle öğrettiler. Öyle düşünmemizi istediler, biz de öyle düşündük. Sonra Suriye savaşı başladı" ifadelerini kullandı.
“SAVAŞLARIN VE KRİZLERİN TAMAMI BİR PROJEDİR”
Suriye savaşında sorgulanması gereken birçok şeyin olduğuna dikkat çeken Karagül, "2003 yılında Irak İşgali yapıldıktan hemen sonra 2005 yılında Suriye de işgal edilecekti. Ben o günleri hatırlıyorum. Şam’a gittik. Şam sokaklarında protesto gösterileri yaptık. Dayanışma çadırlarına katıldık. Irak’tan sonra Suriye’nin de işgal edilmemesi için ekipler hazırladık. Yazılar yazdık, haberler yaptık ve kampanyalar yürüttük. Adamlar o günden beri yapamadı. Daha sonra yaptılar. O günler de neden yapamadılar? Çünkü Irak’ı çok rahat işgal edemediler, ettiremediler. 6 ayda bitirip denetim altına alacaklardı. Hemen Suriye cephesini açacaklardı. Neden? Suriye cephesi, şimdi görüyoruz. Afrin müdahalesini yaparken görüyoruz. Suriye cephesi, Türkiye cephesini açmak için başladı. Suriye’yi işgal etmeden, Suriye’yi paramparça etmeden, Suriye’yi coğrafyada devlet olma ve güç denkleminden çıkarmadan Türkiye cephesini açamayacaklardı. Irak işgalini tamamlayamayacaklardı. Suriye ve Irak’ın coğrafyası bütündür. Mesela 1991’de Irağı Amerika işgal etti. Ama Saddam’ı indirmedi. Neden indirmedi? Coğrafya müsait değildi. Proje uygulanamayacaktı. 2003’te işgal ettiler. Ardından hemen Suriye dosyasını açtılar. Şimdi Suriye dosyasını açmazsanız, Irak’ın işgalini tamamlayamazsınız. Suriye dosyasını açmazsanız, Türkiye cephesini ve İran cephesini açamazsınız. Yemen’de Libya’da Suriye’de Irak’ta ve Afganistan’da olan savaşların, tartışmaların ve krizlerin tamamı bir projedir" diye konuştu.
“YÜZYILLIK HESAPLAŞMA”
Batı'nın 21.yüzyılın başında yeniden Müslüman orta kuşağı kuşatmakta olduğunu ifade eden Karagül, "Bu bir yüzyıllık hesaplaşmadır, kuşatmadır. Denetim altına almaya çalışmaktadır. Yeni bir Ortadoğu ve coğrafya dizayn etmektedir. Bütün münferit tartışmaların ve çatışmaların hepsi bu büyük projenin parçasıdır. Çekiç güç de bunun parçasıdır, Türk-İsrail ekseni de bunun bir parçasıdır, 28 Şubat da bunun bir parçasıdır ve Irak’ta yaşananlarda bunun bir parçasıdır. Bizim Suriye’nin kuzeyinde bugün mücadele ettiğimiz Akdeniz’den İran sınırına uzanan yüzlerce kilometrelik terör kuşağı da bunun parçasıdır. Belki de Türkiye cephesini açmadan önceki son aşamadır. İşte biz böyle bir coğrafyanın içinde yaşıyoruz. Tam merkezinde yaşıyoruz. Gariptir, biz bu coğrafyayı bin yıldır biçimlendiriyoruz. Büyük Selçuklu’dan, Anadolu Selçuklu’dan ve Osmanlı’dan bu yana bu coğrafyayı biz biçimlendiriyoruz. Biz siyasi bir genetiğe sahibiz. Öyleyse bizim bir şeyler konuşmamız lazım. Öyleyse bizim bu coğrafyayı doğru tanımlamamız lazım. Bize gelen uluslararası müdahaleleri, istila dalgalarını doğru anlamamız lazım. Yani Afganistan’ın Taliban ile alakasının olmadığını, Irak'ın Saddam’la ilgisinin olmadığını, Suriye’nin Beşar Esad’la ilgisi olmadığını doğru anlamamız lazım. Aslında ideolojilerin, rejimlerin ve düzenlenenlerin sadece argüman ve gerekçe olarak kamuoyuna pazarlandığını, bir enformasyon mücadelesi burada yürütüldüğünü, hesabın başka olduğunu, coğrafya da hemen hemen her ülke için parçalanmış harita taslakları olduğunu ve bu haritaların uygulandığını, projenin bu olduğunu görüyoruz' dedi.
“BATI, İSLAM’LA SAVAŞ YAŞIYOR”
‘Tanklar Kabe’ye dayanmadan’ kitabının ilk yarısının bir hafıza tazelemesi olduğunu belirten İbrahim Karagül, ‘Hafızayı tazelemeye çalışıyorum. Bunları diyorum. Gördüğünüz gibi değil. Başka bir şey. Tarihi, coğrafi gerçekliklerle okuyalım. Bizlere sunulan enformasyonlarla, siyasi söylemlerle ve güvenlik stratejileriyle okumayalım. Bu adamların varmak istediği nokta İslam kendi içinde savaşacak projesini uygulamaktadır. Yani coğrafyaya müdahale ederken aslında İslam’a da müdahale ediyorlar. Aslında batı şuanda İslam’la bir savaş yaşıyor. Terörle mücadele dedikler her şey aslında İslam’la mücadele. Bunu böyle algılayın. Bu terimi kullanmıyorlar. Bu terimi biz de kullanmaya korkuyoruz ama uluslararası terörle mücadele diye kullandıkları, uyguladıkları yöntemlerin ve stratejilerin tamamı aslında İslam’la mücadeledir. En sonda şunu dediler: ‘Savaş İslam’ın kalbine gelecek. İslam kendi içinde savaşacak. Müslümanlar kendi içlerinde savaşacaklar.’ Dolayısıyla batı uğraşmayacak. Bu projeyi yerleştirmeye çalıştılar. Irak işgali sırasında mezhep savaşı çıkarmaya çalıştılar. Suriye savaşı sırasında mezhep savaşı çıkarmaya çalıştılar. Şimdi İran-Suudi Arabistan arasında mezhep bloğu oluşturmaya çalışıyorlar. Savaşı, İslam’ın kalbine yerleştiriyorlar. Aslında niyetleri şu. Kudüs nasıl 1917’de İngilizler tarafından nasıl işgal edilmişse, nasıl Osmanlı’nın elinden alınmış ve bir daha özgürleşememişse şuan da İsrail egemenliği altında ise niyetleri İslam’ın kutsallarını da rehin almaktır. Yani Mekke ve Medine’yi rehin almaktır. Kâbe üzerinden bir savaş ve tartışma başlatmaktır. Türkiye’nin verdiği mücadele işte böyle tehlikeli bir süreci engellemeye dönük bir mücadeledir. Yani adamların ne yapmak istediklerini, bugüne kadar ne yaptıklarını ve bundan sonra bizim ne yapmamız gerektiğini kitapta anlatmaya çalışıyoruz. Kitabın önce hafıza tazeleme, ortası adamların ne yapmak istediklerine dair bir perspektif ve kitabın son bölümü ise bizim ne yapmamız gerektiğine dair uyarılar, çağrılardan oluşuyor” şeklinde konuştu.
"TÜRKİYE, COĞRAFYANIN SAVUNMASINI YAPIYOR"
2019 seçimlerinin bir kırılma noktası olduğuna dikkat çeken Karagül, "2019 seçimi bana göre seçim değil. Bildiğimiz anlamda demokratik seçimlerin ötesinde bir tarihsel kırılma noktasıdır. Yani biz bu yolu ya yürüyeceğiz ya bir yerde bizi durduracaklar. 2019 seçiminde bizi durdurabilecekler mi, durduramayacaklar mı bu seçimi böyle görmemiz lazım. Yani normalde ortada bir seçim çerçevesinde tartışmamamız lazım. Türkiye’nin tarihsel yürüyüşü devam edecek mi, yeni bir ivme mi kazanacak, Yoksa durdurulacak mı? Şimdiye kadar ki seçimlerin hiçbirisi bu kadar önemli olmadı bence. Türkiye, bir Türkiye mücadelesi vermiyor. Çok uluslu bir bloka karşı bir coğrafya mücadelesi veriyor. Hem vatan savunması yapıyor hem coğrafyanın savunması yapıyor" ifadelerini kullandı. Yeni Şafak ve TVNET Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Karagül, söyleşinin ardından okurlarına kitabını imzaladı.
HÜSEYİN KOYUNCUOĞLU / YENİ HABER GAZETESİ
Bakmadan Geçme