Konya onun için onlarca alt başlık sıralayabilir ama o, en üste Gazeteciliği koyuyor. Gazetecilik şemsiyesi altında şekilleniyor, Siyaset, Milli Görüş, Çumra, İşletmecilik ve diğer özellikleri… Bu hafta söyleşi kuşağımıza Basın İlan Kurumu Anadolu Gazete Sahipleri Temsilcisi ve Konya Yenigün Gazetesi sahibi Konya’nın duayen Gazetecisi Mustafa Arslan konuk oldu. Mustafa Arslan gazeteciliğe başladığı günlerden, Siyasi çalışmalarına, BİK’te yapmaya çalıştıklarından, Konya basınının bugünkü durumuna kadar birçok konuda samimi açıklamalarda bulundu.
ÖNEMLİ BİR SEÇİM SÜRECİNDEN BAŞARIYLA GEÇTİNİZ. ÖNCELİKLE TEBRİK EDİYORUZ. GÖREVİNİZİN HAYIRLI OLMASINI TEMENNİ EDİYOR VE ASLINDA SONDAN BAŞLAMAK GİBİ OLACAK AMA NASIL BİR SÜREÇ OLDUĞUNU SORARAK BAŞLAMAK İSTİYORUM.
İLKLERE İMZA ATTIK DİYEBİLİRİM
Anadolu Gazete Sahipleri Temsilciliği gibi bir genel kurulda Anadolu’dan da bir temsilcinin bulunduğunun altını çizdik. Kurum eski Türkiye’yi temsil eden bir yapıdaydı. Kurumun yönünü Anadolu’ya çevirdik. Yıllar yılı elli yıl boyunca elli-yüz kişinin katıldığı kurullarla seçimlerle buraya insanlar gelmiş gitmiş. Biz 2009’da 350 kişinin 2011-2012-2013 ve 2015 yıllarında sayıları giderek arttığı katılımlarla Anadolu Gazete Sahipleri Temsilciliği gibi bir genel kurulda temsilcilik olduğunun altını çizdik. Bugün Türk medyasının en geniş katılımlı seçimi haline gelmiş oldu. İlk defa Anadolu’dan bir temsilci yönetim kuruluna girmiş oldu. Biz bu kara mekanizmalarının içine girdikten sonra hep bir temel hedef üzerinde hareket ettik. Bu kurum kurallarıyla mevzuat temelli İstanbul, İzmir ve Ankara’yı temel alan bir diğer anlamda eski Türkiye’yi temsil eden bir yapıdaydı. Biz bu kurumun yönünü Anadolu’ya çevirdi. Geriye dönüp baktığımızda başlangıcını göremeyeceğimiz kadar yol kat ettiğimizi görüyorum. Ama ileriye doğru baktığımızda da çok çok yol kat etmemiz gerektiğini de söylemek zorundayım
ANADOLU BASININA NE GİBİ KATKILARI OLDU?
Basın İlan Kurumunda yerel demokrasiyi harekete geçirmeye gayret ettik. İşte Basın İlan Kurumunda yapmaya çalıştığımız yerel demokrasiyi harekete geçiren, değerlerimizi yarına ulaştırma adına değerli kılan bir fonksiyon ifa eden, yöneten ile yönetilen arasında yönetilenden yana olan, kamu adına idareyi denetleyen, haber verme işlevi ötesinden eğitim işlevini yerine getiren, bu mecrayı kurumsallaştırma maksadıyla bu mücadeleyi yürütüyoruz. Bu bize bunu sağladı, içerden hem Selçuklu yayın grubu bağlamında kısır tartışmaların içinde yer almamam, hem de Milli Görüşün bölünme süreci içerisinde 2004’ten sonraki kurumsallaştırma sürecinin üzerinde ilaveyle Türkiye’ye açılma noktasında bir imkan sağladı
BASIN İLAN KURUMU’YLA İLGİLİ ÇOK CİDDİ BİR SEÇİM SÜRECİ YAŞADINIZ VE ÖNCESİNDE VE SONRASINDA ÖNEMLİ ÇALIŞMALARA İMZA ATTINIZ, AMA PEK FAZLA BİLİNMİYOR TABİ BUNLAR. BU ÇALIŞMALARI, PLANLARINIZI, PROJELERİNİZİ AÇABİLİRMİSİNİZ BİZE BİRAZ?
Önünde 2015 kamu yatırım programına dönük bir dosya hazırlığı yapıyorum. Basın İlan Kurumuna yönelik yaptığım ve keyifle anlatabileceğim bir tablo. Basın İlan Kurumu daha çok somurtkan ve eli sopalı bir kurum olarak anılıyordu. Oysa ki kurum basını kurumsallaştırmaktır. Basın kuruluşlarını gazetecilere bu anlamda destek vermek, onları kamu adına üstlendikleri işleri kolaylaştırmaya dönük adımlar atmak. Biz kurum uygulamalarını mevzuatını buna çevirmeye dönük bir program izledik yani bilinçli bir program. Çok çağ dışı olan uygulamaları dayatmaları kaldırdık. Basın İlan Kurumu Maliyenin ve sigortanın SGK’nın tahsildarı gibiydi ve bunun için gazetelere inanılmaz için ceza yazıyordu. Anadolu ajansının abonelik takipçisi gibiydi. Herkes kendi işini yapsın, basında kendi işini yapsın istedik. Geleceğin medyasına hazırlık olmak kaydıyla şuanda mevzuatımızda internete ilişkin bir düzenleme olmamasına rağmen biz Basın İlan Kurumu’na internet haber portallerini koyduk. Şu an için en önemli düşüncemiz ‘Şura.’ Üçlü saç ayağıyla. Kamu- Sektör Temsilcileri ve Üniversiteler tarafından oluşturulacak bir şura ile orta uzak vadede mevzuatı ele alarak, Türkiye’nin büyüklüğüne yakışan bir mevzuat oluşturma önümüzdeki dönemin en önemli konusu olacak bizim için.
BİK YÖNETİM KURULUNA SEÇİLEN MUSTAFA ARSLAN’I DÜNÜ BUGÜNÜYLE TANIMAK İSTİYORUZ. ASLINDA TÜM KONYA’NIN YAKİNEN BİLDİĞİ BİR İSİMSİNİZ. TABİ BİLMEK TANIMAK DEĞİLDİR? BİLİNEN, BİLİNMEYEN TÜM YÖNLERİYLE MUSTAFA ARSLAN’I TANIMAK İSTİYORUZ ÖNCELİKLE?
“Mum dibine karanlıktır” Tabi bu anlamda kendime bir değer atfetmekten ziyade, hatasını sevabını iyi bildiğiniz insanları diğerlerine yeğlemek gibi bir eğilimin gerekliliğine inandığım için teklifinizi duyunca hem sevindim hem de heyecanlandım. Evet Mustafa Arslan kimdir? Arslan, Türkiye’nin çalkantılı bir döneminde yetişmiş, aslen Bozkırlı bir ailenin Çumra’da doğmuş ve büyümüş, Prof. Dr. Şaban Çalış’ın deyimiyle “sivrisineklerinden” sonra en Çumralı olanlarından biridir. Öncelikle bu noktada Çumra’yı açmak istiyorum. “Çumra, Osmanlı projesi, Cumhuriyet dönemi uygulamasıdır”. Çatalhüyükten bu yana bir medeniyet merkezidir. Medeniyet dediğiniz şey sadece tek yönlü değildir. Bir kültür merkezli havzadır. Çumra bir Kültür merkezi ve Medeniyet havzası, zorunlu uygulamaların sonucunda göçün olduğu bir merkezdir. Osmanlının mağdur ve mazlumları Cumhuriyet ideolojisinin dayatmaları ve uygulamaları sonucu zorunlu göç ve ikametgahlarından biri olmuştur. Başarılı bir merkez olmuştur. Dağ bölgesinden gelen insanlar vardır, Dersim dahil doğu ve Güneydoğu bölgesinden tehcir yada göçle alevi Kürt kardeşlerimiz vardır, Pomakların, Doğu ve Güneydoğudan göç edenlerin merkezidir. Halep Türkmenlerinin var olduğu köyler var. Toros kuşağından Bozkır, Hadim, Taşkent, Ermenek bölgesinden Oğuz Türkmenlerinin bulunduğu, daha önce yerleşmiş Türkmen boyları, Yozgat’tan gelen bir takım boylar, Tatarlar, başta Kafkaslardan gelen Çerkezler ve Yörüklerin var olduğu bir ilçedir Çumra. Bir çok etniğe mensup, inanca mensup insanların yaşadığı bir ilçedir. İyi ki orada doğup büyüdüm diyorum. “Balık derya içindedir, deryayı bilmez” ama bizim yetişmemizde Çumra’nın önemini bu mozaikle anlıyorum. Bu bizim de aslında sonradan fark ettiğimiz bir zenginlikti. Bir şahsiyetin inşaasında, bu konuyla ilgili tespitlerin haklılığını işaret için söylüyorum, bir taraftan coğrafya ve biriktirdiği insanların sizin genlerinize de yansıdığı gerçeğini işaret için yani. Dolayısıyla böyle bir zenginlik içinde yetişmiş olduk. Ama Biz Çumra sempozyumunu yapmaya karar verdiğimizde insanlar bize 80 yıllık ilçenin hangi tarihini kültürünü anlatacaksınız demişlerdi. Ama bizi inandığımız işleri yaptık.
BU İNŞAADA EĞİTİMİNİZİN DE ÖNEMİNİN BÜYÜK OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYORUM. EĞİTİM SÜRECİNİZİ SÜZGEÇTEN GEÇİRECEK OLURSANIZ, NELER SÖYLERSİNİZ?
Çumra İmam Hatip Lisesinde okumamın ben büyük bir şans olduğunu düşünüyorum bu noktada. Çok değerli insanlarla birlikte bu havzayı soluduk. Çumra’da da kalmadı bir klan olarak bu havayı bu havzayı Ankara’ya taşıdık. Birçok bölüm kazanıldı. Bende Basın-Yayın’ı kazanan tek kişi olarak gittim Ankara’ya. Bizim güçlü bir özelliğimiz vardı; çok tartışırdık ki bu tartışmalarımız bizim kişiliğimizin oluşmasında önemli bir yol oldu. Görüş alışverişi yaptığımız arkadaşlarda bulundukları alanlarda liderlik yapan arkadaşlardı. Onların yüklenip geldiği fikirler bizim kazancımız oldu. Bugün adını sayamayacağım bir çok arkadaşımız iyi yerlere geldi. Her zaman bir duam vardı o da şu: Ya Rabbim beni İslam’a ve insanlığa hizmet edebileceğim bir mesleğe bir alana yönelt, istihdam et diyordum. İmam Hatip lisesinde son sınıfta abilerimizle çağrı adında bir gazete çıkardık. Basın yayına girmiş oldum bu şekilde. Zaten çok uzak değildim bir yönelmem vardı. İmam Hatip Lisesinde bir dergi çıkarmıştım. Bir temel oluşmuştu. Üniversite yıllarında da boş durmamaya çalıştım. Üniversitede de “Görünüm” gazetesinin editörlüğünü yürüttüm. Böylece hem mesleğe hazırlanma hemde ideallerimizi hayata geçirecek bir süreci yaşamış oldum. Çok Anadolu, İslam duyarlılığı olan bir ilçede yetişmiştim. Ateistlerle karşılaşmam da benim için çok yüzleşici ve öğretici bir durum oldu. Ahmet Taner Kışlalı’nın öğrencisiydim. Ahmet Taner Kışlalı bizim hocamızda çok iyi bir kişiydi. Derse başlamadan önce 15 dakika güncel konular işlerdi. O günlerde başörtüsü konusu vardı. Tartışırdık ve dersin sonunda bu konulara ilgili arkadaşlarımızın olduğunu söylerdi. Özgüvenimizi o da farketmişti. Üniversite dersten ziyade bir üniversal atmosfer alanıydı. Benim herkese tavsiyem doğup büyüdükleri yerin dışında tedrisat eğitimlerini alsınlar. Üniversiteyi dışarda okumak hayatımda önemli bir dönüm noktalarındandı. Dışarıda okumayı tavsiye ediyorum. Hem özünüzden kopmadan hem dünyayı tanıyarak. Bu çok önemli.
SONRASINDA İŞ DÜNYASI SANIYORUM? MESLEĞE TAM ANLAMIYLA BAŞLAMA HİKAYENİZ NASIL?
Stajımı Ulus Gazetesinde yaptım. Mahalli bir gazeteydi. Mahalli gazeteye inancım o günlerde başladı. Hem okuldan hem tecrübelerimden yararlanmıştım. Milliyet gazetesinde işe başladım. Üç ay sonra kadroya girdim. Aslında bu istisna idi. Sonra Meydan Gazetesi çıktı; Milliyet Gazetesi grubu içinde. Bende onun Yazı İşlerini üstlendim. Basamakları çok kolay yükseldiğim bir süreci yaşadım. Eyüp Canların, Fikret Bilaların, Derya Sazakların olduğu bir dönemde yer aldım. Matbaada sayfa sekreterliği yapıyorduk. O dönemki dostlarım beni kuşkuyla karşılamışlardı. Tavizsiz ve ideolojik görüntümden dolayı. Hiç yılmadım. Çok ağladım. Ama dik durdum ve bu mesleğin böyle bir meslek olduğunu kabullendim ve bu noktaya geldim.
VE KONYA. KONYA YOLCULUĞUNUZA SEBEP OLAN ŞEY NEYDİ?
Düşünce dünyam ve ideallerim açısından o kurumda sürdürmemin bir anlamı olmadığını gördüm. Orda devam etmem , başka yerlerde başka konumlarda olmamı sağlardı ama tercihimi bu yönde kullandım. Muharrem Candan benim ideolojik sorumluluğumu üstlenmek suretiyle Milli Görüş Camiasının Gazetesi Merhaba’da bir yönetici arandığını ancak bana yönetici demedi bir eleman aranıyor diye beni Rıza Güneri’ye, Rıza Abiye, Sayın Bakanıma yönlendirdi ve Merhaba Gazatesi’nde çalışmaya başladım. 1992 Martında kurulmuş gazete. Hakan Albayrak gibi isimler gelmiş geçmiş, ancak gelmemden hemen önce dağılmak üzere kafası karışık bir durumdaydı kurum. Bende alaylıların hakim olduğu bu ortamda çalışmak durumunda kaldım. Özgüvenim farklı değerlendirilen biriydim. Hem gazetede hem Konya Basınında kabulüm kolay olmadı . Ama ben hep mesleğime odaklandım. Farklı haberler üretmeye çalıştım. Günlük istihbarat toplantıları yapmaya çalıştım. O dönemde bir çok alanda değişikliklerin olduğu bir dönemdi. Merhaba gazetesini son derece bozuk olan finansmanını düzeltme konusunda da çok önemli katkılarım oldu.
BU DÖNEMLE BİRLİKTE SİYASİ YÖNÜNÜZDE ORTAYA ÇIKIYOR. YA DA SİZİN SİYASİ YÖNÜNÜZÜN FARKINA VARILIYOR, VEYA KENDİNİZİ GÖSTERMEYE BAŞLIYORSUNUZ. SİZ HANGİSİNİ UYGUN GÖRÜRSENİZ? SİYASİ SÜRECE NASIL DAHİL OLDUNUZ BAŞLADI?
O günler, islam dünyasının en acı dolu günleriydi. Bosna savaşını hatırlarsınız. Türkiye’de de Milli Görüş Gelenekleriyle merkez anlayışının değişmeye başladığı günlerdi. Sıkıntılı günlerdi. Ulusal Medyadan Konya’ya büyük ilgi vardı. Rıza Güneri’ye yol arkadaşlığı yaptım işte ben o dönemde. Partinin Ufku ve vizyonunu belirleyecek metinleri kaleme aldım. Fikir üretme mesabesinde oldum. Hem Fikir üreten, hem çalışan bir Mustafa Arslan vardı siyasi hayatta. KONTV ‘nin kuruluş aşamasında bulundum. Çalışmalar yaptım. Programları yönettim. Gençlik Fm’in kuruluşunda müteşebbislerin arasında yer aldım. Merhaba gazetesinin bozuk finansal yapısına finansla ilgim olmamasına rağmen önemli katkılarda bulunmaya çalıştım.1994 seçimlerinden sonra Refahyol iktidarı kurulmuş oldu. Bizde Rıza Bey’le birlikte görev yapmaya çalıştık. Hayatımın önemli aşamalarından biridir. Siyasette ve hizmette bir haz alınması gerekiyorsa bu konumda Rıza Bey hiç cimri davranmadı. Çok genç bir ekipti bizim ekibimiz. Kimdi onlar? Başta Hamdi Yıldırım, Şaban Çalış, Süleyman Yiğenler, Yusuf Erdem, Lütfi Elvan, Hüseyin Rahmi Çetin, Yadigar Gökalp, Hilmi Güler, Ali Osman Koca, Mehmet Ceylan, Mustafa Kalaycı gibi geniş bir istişare ve danışma heyetiyle çalıştık. Bir Bakanlar Kurulu çıkarabilecek bir heyeti Rıza Bey’in önderliğinde kurduk. 11 aylık dönemde büyük adımlar atılmıştı. Madencilik politikalarında önemli gelişmeler yapabilmiş bir heyet olarak başarılı bir çalışma yaptık. Konya yatırımları konusunda yıllar yılı yatırımlarda geri bırakılan Konya’nın yatırımları konusunda önemli adımlar attık. Mavi Tünelin kredili olarak ihaleye çıkmasını sağladık. Bu işin Sekreteryasını yürüttük. O zaman doğalgaz planlamasında Konya yoktu. Konya ve bölgenin doğalgaz’a kavuşmasını sağladık. İTÜ’den hızlı trenin omuz zoruyla raporu çıkarttık. İlk adımın atılmasını sağlamış olduk. Bir başka hizmette pancar ve buğday taban fiyatları üzerinde yaptığımız çalışma oldu. Bunun yansıması köylerimize giren traktör sayısı yüzde 400 arttı belki. Bunlar Allah’ın zaman içinde zaman bahşetmesinin örneğini gördük. Böylece o dönemde devleti ve bürokrasiyi tanımış olduk. Önemli bir aşamaydı bizim için. Hızlı trenle ilgili ilk adımın atılmasına vesile olduk. Seydişehir’de bazı projelerin hayata geçmesine vesile oldum. Cenab-ı hakkın bahşettiği hayatımda zaman içinde zaman bahşettiği bir döneme yaşadım. Bu süreçte devleti, bürokrasiyi tanımaya başladım. Kişiliğimde önemli katkısı oldu bu tanımanın. Bizim duruşumuz var. Bir milli görüşçüyüz ama gazeteciyiz. Bizim görüşümüzde Yeniden Büyük Türkiye, Yeni Bir Dünya söylemi vardı. Şimdi Ak Partinin kullandığı slogan yani; Yeni Türkiye bir tevafuktur buna şaşırmamak gerekir. Bugün dünün ürünü, yarının meyvesidir. Bugün söz söylemek, yazı yazmak lazım. Yarın meyveye dursun.1994 2004 dönemi. Bir taraftan Milli Görüş Partilerinde İl Başkan Yardımcılığı görevleriyle birçok il başkanıyla birlikte çalıştığım ve diğer taraftan da gazetecilik yaptığım bir dönemdi. Hem verimliydi hem de algı olarak sıkıntılıydı. Gazeteciydim siyasetçi olamıyordum. Siyasetçiydim gazeteci olamıyordum. Vivet Kanetti ile bizim kurduğumuz ilişkimiz, Murat Bardakçıyla, Abbas Güçlüyle başlayıp iletişimimiz ve ilişkilerin temeli o günlere dayanıyor. Yeni yüzyıl gazetesinde kapak olmuştuk. Hollanda’dan gelip bizle görüşüyorlardı. Hem yüzü hem aklı olmaya çalışıyorduk Milli Görüş hareketinin.
HAYRETTİN ATAK VE YUSUF KARAKAŞ’IN SÖYLEŞİSİ YARIN DA DEVAM EDECEK
Bakmadan Geçme