1. HABERLER

  2. DÜNYA

  3. İsrail’de siyaset krizinin temel dinamikleri
İsrail’de siyaset krizinin temel dinamikleri

İsrail’de siyaset krizinin temel dinamikleri

İsrail'de hükümet kuramama krizi temel olarak siyasetin kültürel olarak keskin etno-kültürel hatlarda çatallanmasının doğurduğu sınırlamadan kaynaklanıyor.

A+A-

İsrail’de siyasetin kültürel düzeyde krizde olduğu söylenebilir. Hükümet kurma görüşmeleri taraflar arasındaki ideolojik ve dini farklı konumlanışlar nedeniyle tıkanmış durumda. Neticede İsrail Mart 2020’de tekrar genel seçimlere gidiyor. Peki İsrail’de hükümet neden kurulamıyor ve erken seçim tartışmaları bugünlerde niçin bitmek bilmiyor?

Bu soru ile esasında İsrail’de siyasetin ve devletin, toplum etrafında baş gösteren kültürel krizle baş etme konusunda net bir kurumsal cevap üretemedikleri sonucuna varılabilir. İsrail’de gün geçtikçe derinleşen demografik sorun (Arap ve Ultra-Ortodoks nüfusun oransal artışı), kendisini sadece toplumsal gruplar arasındaki güven krizinde göstermiyor, aynı zamanda temsilî siyasetin kurumlarında müzakere süreçlerinin ilerlemesini ve derinleşmesini engelliyor. Sonuç olarak temsilî siyasetin İsrail’de süregiden krizi ise koalisyon ve konsensüs siyasetinin zayıflamasıyla eş anlamlı.

Toplumsal düzey

İsrail siyaseti kurucu elitler tarafından dizayn edildiğinden bugüne bir dizi büyük çaplı siyasi krize sahne oldu. Yeni kurulan İsrail devleti bir yandan kurumsal kapasitesini arttırmak isterken bir yandan da ulus inşasını tüm hızıyla devam ettiriyordu. Jeopolitik kriz hatlarının merkezinde yer alan İsrail yönetici elitleri için esas hedef, etnisitenin (Yahudiliğin) özgül/partiküler kısıtları ve kozmopolit/evrensel değerler arasında bir denge bulma ısrarıydı. Birbirini sürekli iten bu iki kavramsal set, İsrail’de siyaseti ve toplumsal sektörleri farklı etno-kültürel hatlar etrafında kümelenmeye zorladı. Sonuçta Aşkenazi ve Mizrahiler arasındaki sınıfsal ve kültürel ayrışmalara dini bölünmeler de eklenmiş oldu.

Aşkenazi ve Mizrahi sekülerlerini temsil eden partilere bu iki grubun dindar partileri de eklendi. Sovyetik Yahudi göçünün hızlanması ve yoğunlaşmasıyla Sovyetik Yahudilerin partileri oluşmaya başladı. Kısaca İsrail’de siyasi kültür, ideoloji ve değer merkezli olma vasfını kaybederken, belli etno-kültürel endişelerin temsilcileri olan siyasi aktörler etrafında İsrail’in yeni siyasi kültürü olgunlaşıyordu. Bugünlerde gözlemlediğimiz hükümet kuramama krizi temel olarak İsrail’de siyasetin kültürel olarak keskin etno-kültürel hatlarda çatallanmasının doğıurduğu sınırlamadan kaynaklanıyor.

İsrail’de bugünlerde görülen bu toplumsal çatallanmalara ilaveten yönetici elitlerde hâkim olan nefret ve dışlama duygu setlerinin siyasi kaldıraç olarak kullanılması, müzakere süreçlerinin kuruculuğunu zayıflatıyor. Araplar, Ultra-Ortodokslar, Sağcılar, Solcular veya Yerleşimciler birbirlerine şüpheyle bakıyor ve söylemlerinde hâkim olan biriciklik ve ahlaki üstünlük doğal olarak diğerlerinin dışlanmasına yol açıyor. Dışlanma pratikleri bugünün İsrail’inde adeta siyasetin doktrini haline gelmişe benziyor. 2015 seçimlerinde İsrail vatandaşı Araplara yönelik nefret, şüphe ve dışlama pratikleri, 2019 seçimlerinde Ultra-Ortodoks gruplara yapılmakta. Toplumun görece çevresinde kalan bu kültürel, dini ve etnik gruplar nispi temsil seçim sisteminin verdiği imkanla siyasi süreçlere dahil oluyorlar. Sisteme dönük karşıtlıkları, kimliklerini öncelemeleri, aidiyet hissettikleri toplumsal ağların baskıları gibi faktörlerin birleşimiyle İsrail’de siyasetin doğası değişiyor. Bunların itkisiyle ana akım partilerin (Likud ve Mavi-Beyaz) ittifak kümeleri daralıyor ve İsrail’de siyaset katılaşıyor.

Lider tipi

İsrail’de siyasi liderlik 1990’lara değin kurucu neslin tavır, retorik ve gelenekleri üzerinden yükseldi. Bu da genel olarak statükocu ve dengeci liderliği tahkim etti. Ben Gurion, Menahem Begin, İzak Şamir, İzak Rabin ve Ariel Şaron’a bakıldığında temel olarak dış politik açılımlarda radikal kararlar verirken iç politikada ise etnik, kültürel ve dini farklılıklar arasındaki dengeyi sürekli gözeten bir lider tavrına rastlanır. Bugünün İsrail’inde Begin’in prenslerinden olan Cumhurbaşkanı Reuven Rivlin de bu tarz liderlik anlayışını temsil etmektedir. Binyamin Netanyahu (Bibi) ise uzun yıllar Amerika’da yaşamanın etkisiyle o ülkenin siyasi kültürünü ve liderlik stilini benimsemişe benziyor. ABD’de 1990’larda kendini hissettiren serbest piyasa liberalizmi, dış politikada caydırıcılık ve iç siyasette iş bitirici olma önem kazanmıştı. Bibi’nin de pratik siyasette seçkin bir tarz oluşturmak ve sağı konsolide etmek için siyaseti sınırlayan hukuksal kısıtları ve kurumsal baskıları aşmayı ve esnetmeyi temel ilke edindiği söylenebilir. Netanyahu için kişisel başarılar, ideolojinin mekanik çerçevesinden daha önemli duruyor. Kişisel başarıyı tahkim etmek için etrafındaki teknokrat ve danışman sınıfını şahsi işlerinde kullanmaktan geri durmadığı da görülüyor.

Bibi’nin biyografisini kaleme alanlar için onun bir konuda takıntılı olduğu açıktır: aile. Bibi için aile kurumu çok önemli. Siyasi kararlarını vermeden önce çocuklarına ve eşine danıştığı ise herkesin bildiği bir "sır". Bibi’nin üç kez evlendiği iki kez boşandığı biliniyor. Evlilik yaptığı kadınların ortak özelliği güçlü ve dominant olmaları. Evlilik yaptığı kadınlar Bibi’nin kariyeri için kendisini adayan kişilerden oluşuyor. Bibi’nin diğer öne çıkan özelliği ise kendisini kurtarıcı olarak görmesi ve tarihin akışını değiştiren bir lider olarak kodlaması. Bibi’nin bu niteliği onun bazen yalnız kurt liderlik stilini açıklamada yardımcı oluyor. Esasında Bibi’nin şahsi öyküsünde yer alan bazı kırılma noktaları, onun siyasi liderliğini yapılandıran gelişmeler olarak da okunabilir. On sekiz yaşında ABD’de konforlu bir hayat sürerken İsrail’e dönmesi ve beş yıl boyunca İsrail Silahlı Kuvvetleri’nin Sayeret Matkal adlı elit biriminde görev alması bu açıdan önemli. Bibi 1968’de Beyrut Havaalanına gerçekleştirilen askeri müdahalede ve 1973 savaşında İsrail ordusunda görev yapıyordu. Bibi’nin askeriyede komutan pozisyonunda olması onun benmerkezci siyasetinin girdisini oluşturuyor. Kısaca Bibi’nin liderlik stilinde öne çıkan pozitif özellikler tutkulu, kararlı, medyayı iyi kullanan, etkileyici retorik ve kişisel çekim gücü olarak sayılabilir. Bibi’nin güven eksikliği, kişisel ilişkilerindeki başarısızlık ve megaloman, şüpheci ve benmerkezci kişiliği ise İsrail siyasetinde bugünlerde gördüğümüz kutuplaşmanın ve uzlaşmayı becerememenin lider yönlü kaynakları olarak görülebilir.

Küresel siyasetin çevrelemesi ve basınçları

Brexit krizi, Donald Trump’ın başkanlığı ve "Yeniden Büyük Amerika" projesi, Çin lideri Şi Cinping’in "Büyük Diriliş" fikri, Hindistan’da Modi’nin Hint milliyetçiliği ve Rusya’da görülen Avrasyacı jeopolitik revizyonizmi gibi dinamikler, küresel siyasette kültürel ve ulusal uyanışı besliyor.

Kozmopolit fikirler ve değerleri savunan siyasi elitler ise sağcı siyasetçiler tarafından kendi dar çıkarlarını düşünen, sınırları ve ulusal kültürü silmeyi dert edinmiş kişiler olarak kodlanıyor. 1980’lerin sonunda liberalizm ve milliyetçilik Sovyet tehdidine karşı birbirini besleyen ideolojiler olarak öne çıkıyordu, 2000’lerin başında ise bu durum tersine dönmüş durumda. Küresel siyasetin yeni dalgası popülizm ve onun ikon figürleri paranın, sınırların ve hukukun kontrolünü etraflıca çevrelemek istiyorlar. Macaristan, Polonya, ABD, İngiltere ve İsrail’de görülen bu siyaset stili ve hükmetme biçimi siyasi düzeyde koalisyon inşa ve konsensüs oluşturma süreçlerini tıkıyor. İspanya’da dört yıl içinde dört kez seçime gidilmesi, İngiltere’de Brexit dolayısıyla erken seçim yapılması ve İsrail’de bir senede üç kez seçime gidilmesi ve hâlâ hükümet oluşturulamaması, esasında küresel siyasette yükselen “demokratik kilitlenmeyle” de bağdaştırılabilir. Bu yeni siyasi fenomenle seçimler demokratik siyasetin hızlı ve etkin işlemesi sonucunu doğal olarak beraberinde getirmiyor. Özellikle nispi temsile dayanan seçim sisteminin hâkim olduğu ülkelerde bu daha net görülüyor. İki partiye dayanan siyasi sistem bozuluyor. Siyasetin kimlik ve kültür merkezli kutuplaşması küçük ve özgün çıkarların siyasallaşmasını doğuruyor. İsrail’de küçük ölçekli partilerin dar çıkarları büyük partilerin koalisyon ve konsensüs süreçlerini baskılıyor.

Son zamanlarda İsrail akademik çevrelerinde anayasaya duyulan ihtiyaç ve seçim sisteminin değişikliğinin gerekliliği vurgulanmakta. İsrail’de erken seçim sonrası siyasetin nereye evrileceği merak konusu. Ama bildiğimiz ve değişmesi pek de mümkün gözükmeyen şey ise İsrail’de toplumun yapısı, lider tipleri ve küresel siyasetin kısa vadeli eğilimleri. 

[Kudüs İbrani Üniversitesi Truman Center’da ve Brandeis Üniversitesi Schusterman Modern İsrail Araştırmaları Merkezi’nde misafir araştırmacı olarak bulunan Gökhan Çınkara İsrail, Filistin siyaseti, Yahudi dünyası ve Orta Doğu toplumları ve siyaseti konularında akademik çalışmalar yürütüyor]

HABERE YORUM KAT