İstanbul'un fethiyle tarihin seyri değişti
Dünya tarihinin dönüm noktası olan İstanbul'un Fethi'nin 568. yılı kutlanıyor. Selçuk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Alaattin Aköz, İstanbul'un fethinin Ortacağ Avrupa ve İslam dünyasında nasıl etki yarattığı konusunda bilgi verdi.
İstanbul, Osmanlı Padişahı Fatih Sultan Mehmed tarafından 29 Mayıs 1453'teki kuşatma ile fethedildi. Türk ve dünya tarihine adını altın harflerle yazdırdı. “İstanbul’un fethi olmasaydı Osmanlı Devleti bugünkü bildiğimiz büyüklüğüne erişemeyecekti” diyen Prof. Dr. Alaattin Aköz, “Osmanlı Devleti İstanbul’u almakla sadece bir şehri almış olmadı. Bir imparatorluğun mirasını devralmış oldu. Bu, Osmanlı Devleti’nin hem İslam dünyasında hem de kendi içerisinde bir seçkinlik ve onur kazandırdığını ifade eder. İstanbul’un fethi sadece sınır geliştirmekle ilgili bir şey değildir. İstanbul’un alınması dünya tarihinin seyrini değiştirmiştir. Bin 100 yıl devam eden imparatorluk sahneden çekilmiş, onun yerini yeni bir imparatorluk almıştır. Bunu, büyük bir şehrin alınması diye küçültemeyiz. İstanbul’un fethi, dünya tarihi merkezinin ele geçirilip oradan dünyaya yön verilmesi anlamına gelmektedir.” ifadelerini kullandı.
‘BİRÇOK KERE KUŞATILDI FAKAT ALINAMADI’
İstanbul’un dünya tarihinde pek çok kere kuşatıldığını fakat alınamadığını belirten Prof. Dr. Alaattin Aköz, “İstanbul’un Türkler tarafından alınması dünya tarihinde son derece önemli bir değişim noktasıdır. Çünkü İstanbul milattan önceki yıllardan başlayarak pek çok millet tarafından defalarca kuşatılmış fakat alınması başarılamamıştır. 1453 yılına kadar yaklaşık 30 kere kuşatılmıştır. Uzun soluklu bir başkenttir İstanbul. Bin 100 yıl boyunca Bizans İmparatorluğunun başkentliğini yapan bir şehirdir. Dünyada İstanbul’un alınması bütün milletler için bir ideal hedef haline geldi. Türkler için bunun başka bir cephesi daha var. Birinci yönü; İstanbul’un, Doğuyu Batıya bağlayan bütün dünya medeniyetinin buluştuğu noktada olmasıdır. Bu bütün ülkeler ve milletler için önemlidir ama Türkler ve Müslümanlar için en önemli ikinci yönü dini yönüdür. Çünkü iki şeyin fethedilmeden önce fethedileceği müjdelenmiştir. Birincisi doğrudan Kur’an’ı Kerim’de İstanbul’un fethi Hazreti Peygambere müjdelendi. İkincisi ise Hazreti Peygamber tarafından ümmetine müjdelendi. Hazreti Peygamberin hadisi nedeniyle bütün Müslümanlar İstanbul’u almayı kendilerine en büyük hedef olarak koydular ve bunun mücadelesini verdiler. İstanbul; Emeviler ve Abbasiler zamanında da defalarca kuşatıldı fakat alınamadı. Nihayet bu şeref ve onur Fatih’e nasip oldu. O Mehmet olan Sultan, İstanbul’un alınmasından sonra Fatih ismiyle anıldı. Kendi unvanının içeresine de Ebu’l Feth (fethin babası) kısmını ekledi.” şeklinde konuştu.
‘HRİSTİYANLARDA HÂLÂ ETKİSİ DEVAM EDİYOR’
İstanbul’un fethinin Hristiyan dünyasında büyük etki uyandırdığını ifade eden Aköz, şöyle konuştu: “Batı dünyası İstanbul’un fethinden önce iki gruba bölünmüş durumdaydı. Katoliklerle Ortodokslar arasında çok ciddi bir uyuşmazlık, anlaşmazlık vardı. Daha çok İtalya devletlerini temsil ettiği Katoliklerle Bizans’ın temsil ettiği Ortodokslar kendi aralarında rekabet ve uzlaşmak halindeydiler. Yani ortada bir gerilim vardı. Bu iki mezhebi birleştirme çabaları da vardı. Nihayet 1439 yılında bir anlaşma yapıldı. Fakat bu çok fazla hayat bulmadı. Her ne kadar taraflar, temsilciler bu kararı alsalar da haklar bu birleşmeye sıcak bakmadılar, tepki gösterdiler. Özellikle Bizans, Ortodoks halkı Latinlerin 1200’lü yıllarda verdiği talimatı hatırlayarak Katoliklerle bir araya gelmeyi, birlikte olmayı asla kabul etmediler. Fetihten sonra Hristiyan dünyası için tamiri imkansız bir travma oldu. Papa dedi ki: ‘Bu hadise dünyada bu güne kadar gelmiş en feci hadisedir. Kıyamete kadar da bundan daha feci bir hadise olmayacaktır.’ Bütün Hristiyan dünyası İstanbul’un Türklerin önüne geçmesini, Hazreti İsa’nın çarmağa gerilmesi kadar acı veren bir hadise olarak yorumladılar. Bu travma hala da devam etmektedir. Bu fetihle birlikte Doğu-Roma İmparatorluğu tarihe karıştığı için Ortodoksların hamiliği Müslüman bir devletin önüne geçti. Dolayısıyla artık Katolik dünyanın muhatabı Bizans değil, Osmanlı Devleti oldu ve Osmanlı Devleti Batıdan gücünü hükümranlığını kabul ettirdi. O yüzden birçok tarihçi Ortaçağ’ın bu hadisiyle sona erdiğini, yeni bir cağın başladığını söyler. Batı, Yeniçağ sürecinde o egemenliği kabul etmek zorunda kaldı. Yakın çağ dediğimiz modernleşme sürecinde ise bu travmayı kısmen kırdılar. Sanayileşmeyle birlikte tekrar eski güçlü konumlarını alabildiler.”
‘DÜNYA TİCARET ROTASININ MERKEZİ: İSTANBUL!’
İstanbul’un, dünya ticaret rotasının merkezinde yer aldığının altını çizen Aköz, “Doğu- Batı, Kuzey- Güney ticaret yollarının, karayollarının ve denizyollarının erişim ve geçiş noktası İstanbul’dur. Tarihi İpek Yolu, Baharat Yolu, Kuzey- Güney ticaret yolları üzerinden gelişen ticaret hep artık İslam dünyasının doğrudan Osmanlı hakimiyetine geçti. Bu okyanusların ticarete açılmasına kadar böyle devam etti ama Osmanlı Devleti o dönemde ticarete yön veren ve ticaretten büyük bir gelir elde eden bir devlet haline geldi. Çünkü Batıya giden kervanlar, gemilerin hepsi bir şekilde Osmanlı sularından geçiyorlardı. Nitekim Batılı devletlerle, Osmanlı İmparatorluğuyla pek çok ticari anlaşmalar imzaladılar. Devlet o güçlü konumundan dolayı onlara birtakım ticari imtiyazlar tanıdı. Daha sonra kapitülasyonlar Osmanlı Devleti’nin başına bela oldul ama önceki dönemde ticari egemenliğin göstergesiydi bu. Osmanlı Devleti, ticarete yön veren bir devletti. Batı devletleri de Osmanlı devletine bu anlamda muhtaç durumdaydılar. Osmanlı Devleti hem kendi çıkarlarını hem Batının çıkarları ölçeğinde bu anlaşmaları yaptı ve onlara birtakım ticari ayrıcalıklar vererek o kapitülasyon dediğimiz anlaşmaları imzaladı. Dolayısıyla batının ticari hayatına, İspanyolların Amerika’yı keşfedip Amerikan gümüşünün ve altının Amerika’ya girişine kadar durum böyle devam etti” diye aktardı.
SÜMEYRA KENESARI / YENİ HABER GAZETESİ
Bakmadan Geçme