Kabil-New York uyuşturucu hattı ve PKK ekonomisi

Kabil-New York transfer hattında yeraltı bekçiliği görevi verilen PKK da insana ve paraya muhtaç durumdaki örgütlerin belki de en önemlisi durumunda.

Kabil-New York uyuşturucu hattı ve PKK ekonomisi
TAKİP ET Google News ile Takip Et

Bir Amerikan gizli servis görevlisinin 1972'de Watergate skandalını ortaya çıkaran gazetecilerden Bob Woodward'a söylediği rivayet edilen söz, nerede bir gizli ilişkiler ağı varsa orayı çözmek için geçerli bir yöntem haline geldi. Parayı takip etmek öylesine önemli ki, 'Kürt haklarını korumak için' kurulan 'Partiya Karkeren Kürdistan'ın, yani Kürdistan İşçi Partisi'nin, yani hepimizin bildiği adıyla PKK'nın öteki yüzünü gözler önüne seriyor. Bu dosyada, Soğuk Savaş sonrası Virginia'da çizilen haritaları hayata geçirmek için Batı dünyasının kullandığı bir numaralı maymuncuğun cüzdanına el atacağız. Ve bu cüzdanın bizi götürdüğü yerde göreceğiz ki, Selçuklu devrinin baş ağrısı Hasan Sabbah'a gücünü veren kaynak, yine aynı coğrafyanın mucize bitkisinde saklı: HAŞHAŞ.

Bir bölgenin haricî dizaynı için birincil şart olan 'kutsal kaos', herkesin malumudur ki terör örgütleriyle sağlanıyor. Aralarında bebek kurşunlama, çocuk kaçırma, kafa kesme, adam yakma, asit havuzlarında vücut eritme, araç patlatma, bombalarla toplu imha ve namus cellatlığı da bulunan birçok yöntemle bulundukları yere korku salan, devletlerin otoritesini sarsan, kurduğu network'lerle yeraltı ticaretini yönlendiren örgütler, bu eylemleri için hem insan kaynağına hem de kesintisiz paraya ihtiyaç duyuyor. Kabil-New York transfer hattında yeraltı bekçiliği görevi verilen PKK da insana ve paraya muhtaç durumdaki örgütlerin belki de en önemlisi durumunda. Türkiye-Suriye-Irak-İran karesindeki kadim Kürt varlığına sunduğu 'özgürlük' vaadi PKK'ya insan kaynağı sağlarken, her yıl Batı Avrupa'ya giden 200 tona yakın Afgan eroini ise örgüte gerekli parayı getiriyor. Eldeki verilere bakıp, “Kürt meselesi denen şey Batı'nın esrarkeşliğidir” desek herhalde çok yönüyle eksik ama son tahlilde doğru bir değerlendirme yapmış oluruz.

Kabil'de 3 bin dolar Londra'da 45 bin

Haşhaş, yani afyon, en pahalı uyuşturuculardan eroinin birincil hammaddesi. Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Ofisi (UNODC) verilerine göre, eroin eşdeğeri afyon üretimi yıllık 10 bin tona yaklaşıyor. Afganistan, bu miktarın yüzde 90'ını tek başına üretiyor. Ülkede uyuşturucu ekimine ayrılan arazinin büyüklüğü şimdilik 250 bin hektar. Üretilen 9 bin tonluk afyon sakızından yılda yaklaşık 500 ton eroin elde edilebiliyor. Afyon sakızları, Afganistan'ın Pakistan ve İran sınırlarındaki laboratuvarlarda işlenerek eroine dönüştürülüyor. Bu dönüşümden elde edilen uyuşturucunun her yıl yaklaşık 400 tonu, dağıtımı yapılmak üzere diğer ülkelere gönderiliyor.

400 tonluk Afgan malının 100 tonunun her yıl kuzey yönünde Kazakistan, Tacikistan, Kırgızistan ve Özbekistan kanalıyla Rusya'ya iletildiği tahmin ediliyor. Toplam üretimin 100 tonluk bir kısmı da değişik yollardan Çin, ABD, Kanada ve Afrika ülkelerine dağılıyor. Elde kalan 200 ton eroinin adresi ise Avrupa. Son birkaç yıldaki verilere göre, Afganistan'dan kilosu 3 bin dolara alınan eroinin değeri, Türkiye'ye ulaştığında 12 bin dolara yaklaşıyor. Batı'ya nakil yolunda katedilen her fersah, uyuşturucunun değerini daha da artırıyor. 'Tarlasında' 3 bin dolar eden eronin kilosu, Türkiye üzerinden gittiği Avrupa'da 45 bin dolara satılıyor. Zehir sevk yolunun 'güvenliği' için başvurulan yegane kaynak ise terör örgütleri. Kabil-New York hattındaki ilk etabı oluşturan Kabil-Londra güzergahının ulaşım organizasyonunu PKK üstleniyor.

Kandil üretim tesisleri

Örgüt, Afgan sınırındaki 'İran piyasası'ndan aldığı işlenmiş eroini Avrupa'ya sevk için Kandil hattını kullanarak önce Türkiye'ye iletiyor. Uyuşturucunun küçük bir kısmı Türkiye içinde satılıyor. Kalan 'büyük parti mal' ise Yunanistan, Bulgaristan, Sırbistan, Romanya, Macaristan, Avusturya, Almanya, Hollanda yolları kullanılarak bu ülkelerde dağıtıla dağıtıla en son İngiltere'ye ulaşıyor. Eroini işlenmiş halde alarak görece pahalıya mâl eden PKK, bazen de Afgan afyonunu ham halde alıp kendi laboratuvarlarında üreterek kârını artırmanın yollarını arıyor. PKK'nın hem İran topraklarındaki Kandil dağlarında hem de Kuzey Irak kamplarında eroin üretim tesisleri olduğu biliniyor.

Afganistan'dan Avrupa'ya akan 200 tonluk eroinin nakli ve dağıtımı sonucu PKK'nın yıllık kazancının 2 milyar dolara ulaştığı tahmin ediliyor. Bu rakama yurtiçindeki bazı vatandaşlardan ve gurbetçi Kürtlerin bir kısmından alınan haraçlar dahil değil. Örgütün cirosuna, kırsalda bizzat ürettiği Hint keneviri ile esrardan elde ettiği gelirler de dahil değil. İstikrarsızlaştırılmış Müslüman coğrafyasından Avrupa'ya doğru göçü bile insan ticaretiyle paraya çeviren PKK'nın, birçok açık-gizli bağışçısından topladığı para da buna elbette dahil değil. Türkiye'ye karşı çok sayıda ülkenin destek verdiği terör örgütü, silahların gölgesinde sattığı 'bağımsızlık' hayaliyle yıllar içinde epeyce zenginleşti. ABD kaynaklı raporlar, PKK'nın yıllar içinde ulaştığı bütçenin 86 milyar dolar olduğunu söylüyor, hatta el-Kaide'e ilişkin rakamların iki katı olduğuna dikkat çekiyor. Ne para ama!

Rojawa köprüsüyle uyuşturucu ucuzlar mı?

Bu kadar büyük para ağının üstünde oturan ve illegal dolaşımı rahat bulan bir örgüt için Türkiye'de yürütülen barış ve çözüm sürecinin pek de cazip gelmeyeceğini, daha doğrusu örgütün işine gelmeyeceğini söylemek mümkün. Bu parayla dünya genelinde finanse edilen çıkar grupları Türkiye üzerinde politik baskılar kurarken, örgüt Batı ülkelerinden 'maliyetine' aldığı silah ve bombalarla saldırılarını sürdürüyor. 'Rojawa' adı verilen Kuzey Suriye'de isim değiştirip YPG adını alan PKK, küresel üst aklın propagandasıyla 'legalize' edilişinin ardından silah alırken artık kaçakçılara bile ihtiyaç duymuyor. Piyade tüfekleri, toplar, tanksavar sistemleri ve stinger füzeleri ABD ve Almanya'dan artık doğrudan geliyor. Suriye ve Irak'ta Batı için işlevsel bir anahtar görünümünde olan IŞİD'in ele geçirdiği her bölgeye bir süre sonra YPG'nin yerleştirilmesi dikkat çekiyor. Türkiye'nin güneyinde oluşturulmaya çalışılan üst akıl destekli Kürt koridorunun, Kabil-New York hattında uyuşturucu transfer maliyetini ne kadar düşüreceği ise merak konusu.

KÜRT SİCİLYA'SI

Eldeki verilere göre PKK destekli suç örgütleri arasındaki hiyerarşik bağ ve koordinasyon, Sicilya mafyasına benziyor. Yıllar içinde çok katmanlı bir iş örgütü haline gelen PKK, ana geliri olan uyuşturucu dışında insan ticareti, kaçakçılık, şantaj, hırsızlık, sahte belge üretimi, torbacılık ve gasp faaliyetleriyle de uğraşıyor. Türkiye ve Avrupa'da bu işlerle meşgul çetelerin birçoğu PKK'ya haraç ödemek zorunda. PKK koruması altında çalışan suç örgütleri, diğer gruplara karşı bir çeşit dokunulmazlık elde ediyor. Uyuşturucunun yurtiçindeki dağıtımı için hem Marksist-Leninist Komünist Parti (MLKP) üyesi Türklerden hem de Yurtsever Devrimci Gençlik Hareketi (YDG-H) gönüllüsü Kürtlerden yararlanan PKK, yurtdışında ise binlerce sokak satıcısını eşgüdüm içinde organize edebiliyor.

BİRÇOĞU ÖRGÜTLE İRTİBATLI

Asya'dan Avrupa'ya akan yüzlerce ton eroinin son kullanıcıya ulaşmasında terör örgütünün ciddi emeği var. Fransız güvenlik birimleri, başkent Paris'e sokulan uyuşturucunun yüzde 80'inde PKK'nın sorumlu olduğunu kaydediyor. Alman İçişleri Bakanlığı ise 1997 yılında hazırladığı bir raporda, ülkede yaşayan 500 bin Kürt kökenliden en az 10 bininin PKK sempatizanı olduğunu ve bu grupların istediği anda 10 binlerce kişiyi mobilize etme kabiliyeti olduğunu belirtiyor. Alman makamları, Avrupa'da yakalanan uyuşturucunun yüzde 80'inin PKK ile bağlantısı olduğunu ifade ediyor. Aynı çevreler Almanya ile birlikte İtalya, Hollanda ve İspanya'da narkotik kaçakçılık yapan 'Kürt klanlarının' çoğunun PKK destekçisi olduğunu söylüyor.

HER ÖRGÜTÜN BİR ABİSİ VARDIR

Esrar ve eroin dağıtımında PKK'nın büyük payı olduğunu dile getiren Avrupa ülkeleri, diğer yandan terör örgütünün Türkiye'nin istikrarsızlaştırılmasında ifa ettiği 'paha biçilmez' çabayı destekliyor. Böylelikle 'narkotik' refleksler ikinci plana itiliyor. Bu ülkeler, haklarında yakalama kararı olan ve isimleri Interpol kayıtlarında bulunan 600'ün üzerinde teröristi de Türkiye ile suçluların iadesi anlaşması bulunmasına rağmen Ankara'ya göndermiyor. Bunun yanında birkaç yıl öncesine dek Rus gizli servisinin PKK'lı teröristleri eğittiği iddiaları çokça dile getirilmişti. Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Kesimi de yine yakın bir döneme kadar ülkelerindeki PKK kamplarına göz yummuş, hatta PKK lideri Abdullah Öcalan 1999 yılında Kenya'da yakalanıp Türkiye'ye getirilirken cebinde 'Mavros Lazaros' adına düzenlenmiş Kıbrıs pasaportu bulunmuştu. Türkiye'nin baskıları sonucu Suriye'nin sınır dışı etmek zorunda kaldığı Öcalan, önce soluğu Rusya'da almış, oradan İtalya'ya geçmiş, son olarak ise Kenya'ya gitmişti. Geçtiğimiz temmuz ayında Kuzey Irak ve Kandil'deki terör kamplarına yönelik Türk Silahlı Kuvvetleri'nin başlattığı hava bombardımanında Kandil'de öldürülenler arasında 1 Alman ajanının bulunduğu gerçeği ise henüz geçtiğimiz günlerde ortaya çıkmış, bölgede PKK'lılara bomba eğitimi veren 7 Alman'ın varlığı da aynı günlerde anlaşılmıştı.

KÜRESEL TORBACILAR

Türkiye'deki en önemli Kürt aydınlardan Kemal Burkay'ın, “PKK'nın amacının ne olduğunu Kürtler anlayamadı ki Türkler anlasın!” cümlesiyle özetlediği durum, örgütün ideolojik çıkmazını gözler önüne seren en güzel örnek oldu. Son 10 yılda Türkiye'nin demokratikleşme yolunda attığı kararlı adımlar, PKK'nın 'Kürt hakları adına' yaptığını iddia ettiği saldırıları temelsiz bıraktı. Çözüm sürecindeki 'silah bırak' çağrılarına uymayacağını açıklayan, ardından güvenlik güçlerine saldırılar başlatan ve Güneydoğu'daki bazı ilçelerde sözde 'özyönetimler' ilan ederek şehir savaşlarına girişmek isteyen PKK, hükümetin kararlı tutumu sonrası büyük darbe yedi. Yapılan operasyonlar sonucu Kandil ve Kuzey Irak kadrosunun yarıdan fazlasını kaybeden örgüt, 'özyönetim' ilanında bulunduğu ilçelerde bile barınamadı.

ABD GELDİ, ÜRETİM COŞTU!

Türkiye'de PKK büyük oranda çökertildi, ancak İran'ın doğusundan Avrupa ve Amerika'ya eroin akmaya devam ediyor. Soğuk Savaş'ın bitimiyle Amerika'nın kontrolüne girdikten sonra uyuşturucu üretimi yıldan yıla artış gösteren Afganistan'da haşhaş ekimi, ABD'nin 11 Eylül 2001 saldırılarının ardından bu ülkeye 'yerleşmesiyle' birlikte en üst düzeye çıktı. Yılda 9 bin ton afyon üretilen bölgeden Batı'ya doğru akan eroinin önüne çıkacak her engel, çok geçmeden kan ve bombayla karşılık buluyor. Uyuşturucu koridorunu büyük ölçüde elinde tutan PKK için 'Kürt sorunu' artık, zehir ticaretine gerekli olan ucuz elemanı bulma söyleminden ibaret. Milyarlarca dolarlık pazardan dışlanmak istemeyen oyuncular, görünen o ki, bir süre daha yeraltı zehir hattına fedailik yapmaya devam edecek.

(Derin Ekonomi)

Bakmadan Geçme