Konya Aydınlar Ocağı’nın Salı Sohbetleri’nde, vefatının ilk sene-i devriyesi münasebetiyle Türkiye’nin büyük şâiri Abdurrahim Karakoç yâd edildi.
Sille Kültür Evi’nde gerçekleştirilen sohbette Konya Aydınlar Ocağı Genel Başkanı Dr. Mustafa Güçlü, “Abdurrahim Karakoç, 7 Nisan 1932’de Kahramanmaraş’ın Elbistan İlçesi Ekinözü (Celâ) Köyü’nde doğuyor. Beş kardeşler ve beşi de şâir ruhlu. Bahaddin Karakoç’tan sonra gelen Abdurrahim Karakoç’un şiire olan merakı ise küçük yaşlarda başlıyor. Bildiğiniz gibi Türkiye’de üç meşhur Karakoç var. Bahaddin Karakoç ve Abdurrahim Karakoç kardeşler. Bunlarla ilgili olmayan birde Diyarbakır Ergani’li Sezai Karakoç var. Sezai Karakoç da şâir fakat tefekkür yanı daha güçlü. Bahaddin ve Abdurrahim Karakoç’un şâir yönleri daha fazla” dedi.
Şâirlerin huyundan, suyundan, ekmeğinden, havasından nıdır bilinmez hep Maraş’tan çıktığını kaydeden Dr. Güçlü, “Şâirler nedense hep Maraş’tan çıkıyor. Necip Fazıl Maraş’lı, Erdem Beyazid ve Cahit Zarifoğlu da Maraş’lı. Abdurrahim abi, köyde yaşayan fakir bir ailenin çocuğu. Daha küçük yaşta babasının dini ve tarihi kitaplarını okuyor. Şâirlik yanını daha ilkokuldayken farkediyor ve arkadaşlarını hicveden şiirler yazmaya başlıyor. İlkokulu bitirdikten sonra maddi imkânsızlıklar sebebiyle şehre gidemiyor ve eğitimini devam ettiremiyor. Abdurrahim abi, “Bizim orada işsizlik çok olduğu için insanlar bu boşluğu şiir yazarak dolduruyordu” diye bir yorumu var. İşsizlikten dolayı insanların şiir yazdığını söylüyor. Ben bu teze katılmıyorum. Kendi beldesindeki belediyede muhasipliğe başlayan Abdurrahim abi, 26 yaşına kadar yazdığı ve “hamlık dönemi” olarak bulduğu şiirlerini yakıyor. Ben keşke yakmasaydı diyorum. Yakmasaydı da o şiirleri üç cilt halinde bastırılıp ilk, orta ve lisede okuyan çocuk ve gençlere dağıtılsaydı, daha teşfik edici olurdu, diye düşünüyorum. 1958’den sonraki şiirlerini derliyor, topluyor ve değişik dergiler ile gazetelerde yayınlanmaya başlıyor. 1965’de “Hasan’a Mektuplar” adlı ilk şiir kitabı basılıyor ve bu kitap o dönemde 10 bin adet satıyor. 67-69’da da 10 bin civarında basılıyor” diye konuştu.
Karakoç’u, o dönemde meşhur olan ve marş olarak da söylenen “Hakyol İslâm yazacağız” şiiriyle tanıdığını ifade eden Dr. Güçlü, şunları dile getirdi: “Abdurrahim abi, bu şiirinden dolayı 30-40 defa mahkemelik olmuş. Kendisini bu mahkemelerde hiç avukat tutmadan savunmuş. 1981’de emekli oluyor. 1984’de Ankara Sincan’a gelerek yerleşiyor. Milliyetçi ve İslâmcı bir görüşe sahip olan Abdurrahim abi, gelen teklifler üzerine 85’den itibaren milliyetçi İslâmcı dergi ve gazetelerde yazmaya başlıyor. 2000 yılından itibaren de Vakit’te yazmaya başlıyor. Eli kalem tuttuğu sürece yazmaya devam ediyor. Çünkü bu konuda vaadi var. Hastalığından dolayı son 1-1,5 aydır yazamadı. Bildiğiniz gibi 7 Haziran 2012’de Hakk’ın rahmetine kavuştu. Vasiyeti ise, “Memleketimin her yanı değerlidir. Neresi olursa olsun oraya defnedin. Orada Müslüman toprağı, burada Müslüman toprağı ne fark eder? Cenazemde alkış ve çelenk istemiyorum” şeklinde idi. Böylesine de bir vatan sevgisi vardı. Allah gani gani rahmet etsin. Mekanı cennet olsun. Cenazesinde MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, TBMM Başkanı Cemil Çiçek de katılmıştı.
O, KİMSENN ADAMI DEĞİLDİ
Abdurrahim abi tanıyabildiğim kadarıyla 1992’lerden sonra Konya’ya üç-dört kere geldi. Çünkü oğlu Enderhan Karakoç Konya’da okuyordu. Kızı Mihriban da sonra Konya’ya geldi. Kızı ve oğlu Konya’da olduğu için sık sık şehrimize geliyordu. Selçuklu Vakfı’nda ve Konya Aydınlar Ocağı’nda konuştu. Ya değilse konuşmuyor, konferanslara gitmiyor, ödül almaya dahi gitmiyordu. O kimsenin adamı değildi ve olmadı da. “Şiire nasıl başladın?” sorusuna “Besmeleyle” diye cevap vermişti. Siyasete nasıl girdin ve çıktın sorusuna da; Allah rızası için girmiştim, Allah rızası için ayrıldım” şeklinde cevap vermişti.”
Sohbetin sonlarına doğru hatıralarını da dinleyicilerle paylaşan Güçlü, şiir ve hicivlerinden de birer paragraf okudu. Karakoç’un “Vur Emri” adlı şiir kitabının çok basıldığını ve mahkemelik olarak hakim karşısına çıktığını belirten Güçlü, 28 Şubat’ta bu kitabı evlerinin kütüphanelerinde bulunduran Kuleli’de okuyan öğrencilerin Ordu’dan atılma ve ilişiği kesilme sebebi (suç unsuru) olarak görüldüğünü de sözlerine ekledi.