• Haberler
  • Konya
  • Konya yine bir ilke imza atacak! O isim ilk kez anlatılacak

Konya yine bir ilke imza atacak! O isim ilk kez anlatılacak

Hayata geçirilen projelerle Türkiye'ye her zaman öncü olan Konya'da yine bir ilke imza atılacak. 'Türk-İslam Medeniyetinin Kurucu Aklı'diye hitap edilen o isim için ilk sempozyum Konya'da 20-21 Ekim tarihlerinde düzenlenecek.

T.C. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın himayelerinde, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi ile Konya Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nın destek ve katkılarıyla gerçekleştirilen “Türk-İslam Medeniyetinin Kurucu Aklı: Siraceddin Urmevî” projesi kapsamında, 20-21 Ekim 2023 tarihlerinde Konya Mevlana Kültür Merkezi’nde düzenlenecek olan “13. Yüzyıl Türk-İslam Düşüncesinin Kurucu Aklı: Siraceddin Urmevî” adlı sempozyumda uzman akademisyenlerin katılımlarıyla dönemin siyasi ve sosyal yapısı yanında Siraceddin Urmevî’nin mantık, felsefe, kelam ve hukuk anlayışını ve düşünce dünyamıza katkıları incelenecek. Düzenlenecek sempozyum Siraceddin Urmevî’ye ve onun düşünce dünyasına hasredilmiş ilk sempozyum olma özelliğini taşıyor.

SİRACEDDİN URMEVÎ KİMDİR?

Ebü’s-Senâ Sirâcüddîn Mahmûd b. Ebî Bekr b. Ahmed b. Hâmid el-Urmevî, günümüzde Azerbaycan’ın Rızaiye, Urmiye şehrinde 594 (1198)’te dünyaya gelen Siraceddin Urmevî’nin çocukluk ve gençlik dönemleriyle ilgili detaylı bilgi yoktur. Sonraki dönem kaynakları ve günümüz çalışmalarında onun ilk eğitimlerini, doğduğu şehir olan Urmiye’de aldığı söylenmektedir. Sonrasında Musul’a giden Sireceddin Urmevî, naklî (Tefsir, kelam, hadis, fıkıh… vb.) ve aklî (Matematik, edebiyat, mantık … vb.) ilimleri dönemin en iyi hocalarında okudu. İyi bir eğitim alan Urmevî’nin bilinen hocası Kemaleddin Musa b. Yunus el-Mevsılî’den dinî ilimler yanında felsefe, mantık, tıp, matematik ve astronomi dersleri aldı. Büyük; kelâm, felsefe, tefsir ve fıkıh âlimi Fahreddin Râzî’nin eserlerini çok iyi bir şekilde irdeleyen ve Râzî uzmanı olan hocası İbn Yunus’un, Râzî konusunda Urmevî de etkileri görülür. Evhadüddin Kirmanî ile görüşmek için Malatya’ya gittiği söylenen Urmevî için burada Sultan I. Alâeddin Keykûbâd, kendisinin de içerisinde bulunduğu Mısırlı âlimlerin olduğu bir toplantı düzenler. Sultan, Urmevî’ye Türkiye Selçuklu ülkesinde istediği bir şehrin kadılığını teklif etmesine karşı o, Evhadeddin’e yakın olabilmek için Malatya kadılığını tercih ettiği rivayet olunsa da menkıbevi bilgilerin sıhhati konusuna tereddütle bakmak gerekir. Sonrasında Dımaşk ve Mısır’da gördüğümüz Urmevî, Eyyubi hükümdarı el-Melikü’s-Sâlih Necmeddîn tarafından Haçlı Seferleri sebebiyle II. Friedrik’e elçi olarak gönderilir. İmparator nezdinde büyük itibar gören Urmevî, 4 yıl kaldığı Sicilya’da, Friedrik’e yazdığı bir mantık kitabını ithaf eder. Hohenstaufen Sarayı’nda kaldığı süre içerisinde İmparatorla olan yakın diyaloğu, Eyyubi hükümdarı Necmeddîn’in, Friedrik’le olan ilişkisini de olumlu yönde etkiler. Elçilik görevi ardından tekrar Kahire’ye dönen Siraceddin Urmevî’yi, bu kez el-Melikü’s-Sâlih Necmeddîn’in vefatı ardından tahta geçen oğlu el-Melikü’l-Muazzam Turan Şah döneminde görürüz. Mısır’ın Mansuriye şehrinde Zilhicce 647 (Mart 1250)’de Sultan Turan Şah’ın ilmî münazaralarda bulunduğu İzzeddin İbn Abdüsselâm ve Mısır kadısı İmâdüddin Kasım b. Hibetullah gibi büyük âlimlerin içerisinde Siraceddin Urmevî’nin de bulunması, onun diplomatik görevlerinin yanı sıra ilmî hüviyetini göstermesi bakımında oldukça önemlidir. Siraceddin Urmevî’nin Selçuklu Türkiye’sine geldiği tarih net olmasa da Celaleddin Karatay’ın yaptırdığı Karatay Medresesi’nin vakfiye zeylinden hareketle 648 (1250-1251) ve 652 (125354) yılları civarında Konya’ya seyahat yaptığına ve burada kadılık görevinde bulunduğuna hükmedilebilir. Türkiye Selçuklu Devleti’nin en önemli iki kroniğinden biri olan Müsâmeretü’l-Ahbâr’ın yazarı Kerimüddin Aksarayî’nin verdiği bilgilere göre III. Gıyaseddin Keyhüsrev’in 664 (1265-1266)’te 6 yaşında tahta oturduğu dönemde Siraceddin Urmevî Konya kadısı olarak görev yapmaktaydı. Kırım’da bulunan sabık Selçuklu Sultanı II. İzzeddin Keykâvus’un oğlu Alâeddin Siyavüş ile birlikte Karamanoğlu Mehmed Bey’in Konya’yı muhasara ettiği 675 (1277)’te ise Urmevî, fetvalar çıkarmıştır. Bu dönemde Urmevî Türkiye Selçuklu ülkesinin baş kadısı olarak atanmıştır. Siraceddin Urmevî’nin Konya hayatıyla ilgili bilgilerin önemli bir bölümünü Ahmed Eflâkî’den öğreniyoruz. Özellikle Mevlâna Celaleddin ile olan diyaloglarında fıkhi konulardaki kimi zaman farklılık kimi zaman da benzer tutumlar hakkında çok fazla bilgi sahibi oluyoruz. Eflâkî’nin bildirdiği bir rivayette de Mevlâna’nın cenaze namazını Siraceddin Urmevî kıldırmış, vefatının ardından mezarı başında, “Keşke ecel dikeni senin ayağına battığı o gün, dünya helak kılıcını benim başıma vursaydı da dünyayı sensiz gözlerim görmeseydi…” şeklinde üzüntüsünü dillendirmiştir. Siraceddin Urmevî’nin çocukları konusunda yine Eflâki’nin bildirdiğine göre İmadeddin Ömer’den bahsedilmektedir ki, iki çocuğu olan İmadeddin, babası vefat ettiğinde (muhtemelen Amasya’da) kadılık görevindedir. Siraceddin Urmevî’nin İmadeddin Ömer haricinde de oğullarının olduğunu Karamanoğlu II. İbrahim Bey döneminden gelen, sonrasında Fatih döneminde yazılan tahrirden öğreniyoruz. İmadeddin Ömer’in kendi ismiyle anılan Dârülhuffaz’ı, Türkiye Selçuklu Konya’sından Karamanoğulları ve sonrasında Osmanlılara intikal etmiştir. Hem Fatih hem Bayezid dönemlerinde ismi geçen Dârülhuffaz’ın yanı sıra Bayezid tahririnde Kadı İmadeddin’in kendi ismiyle anılan bir camisinden de bahsedilmektedir. Kadı Siraceddin Urmevî, 682 (1283)’de 85 yaşında Konya’da vefat etmiştir. Dönemin kaynakları onun büyük bir âlim ve mantıkçı olduğu konusunda hemfikirdir. Kerimüddin Aksarayî, Urmevî hakkında şöyle demektedir; “İlim âlimi, faziletler denizi, şeriat göğünün güneşi, hakikat ve tarikat okyanusunun merkezi olan; aklî ve nakli ilimlerde dünya âlimlerini geride bırakan; dünyanın fazıllarının her taraftan istifade için faydalı meclisine yönetip Konya başkentinde (Dârü’l-mülk) etrafında Pervin yıldızının etrafında toplanır gibi toplandıkları Kadı Siraceddin Urmevî de (o yıl) hayata veda etti. (O öldükten sonra etrafındaki bütün alimler) Benâtü’n-nâ’ş gibi dağıldılar.” Siraceddin Urmevî’nin cenazesi, Selçuklu Konya’sında “Meydan” ismiyle nitelendirilen günümüzde Musalla Mezarlığı olarak bilinen yere defnedilmiştir. Eflâki, Urmevî’nin buraya defnedildiğini açıkça söylerken, türbesinin yeri hakkında da doğrudan dönemin kaynağı olarak tafsilatlı bilgi vermektedir. Bunların yanı sıra Urmevî’nin mezarı üzerine bit türbeyapıldığını Osmanlı kaynaklarından da çıkarabiliyoruz. Fatih ve oğlu Bayezid tahrirlerinde Meydan tarafındaki “Sirac yeri veya zemini” ayrıca yine “Meydanda bağ” olarak zikredilen yerler, Kadı İmadeddin Dârülhuffaz’ı vakıfları arasındadır. Yine Fatih tahririnde bu kez Konya Ereğli’deki Şihabeddin Zaviyesi vakıfları arasında “Siraceddin ve İmadeddin yeri” olarak bir başka kayıt da dikkati çekmektedir. Osmanlı’nın ilk coğrafya kitabı olan XVII. yüzyılın önemli müellifi Katip Çelebi’nin yazdığı Cihannüma’da Konya’daki türbeler bahsinde Mevlâna, Konevî gibi şahsiyetlerin yanı sıra Siraceddin Urmevî de “Merkad-i Kâdî-yi Sirâciddîn” olarak zikredilmiştir. Nihayet Turgutoğlu Pir Hüseyin Bey’in

Kalenderhane Zaviyesi’nin 10 Recep 832 (15 Nisan 1429) tarihli vakfiye kaydında, “Mevlâna Siraceddin Türbesi” olarak karşımıza çıkan yapıdan söz edilmektedir. Türbenin tarifi yakın zamanda “Cennet Çukuru” olarak isimlendirilen alana tesadüf gelmesi, buranın Fatih döneminden itibaren “Sirac” ismiyle zikredilen yer olduğunu göstermektedir. Siraceddin Urmevî, XIII. yüzyıl İslam Düşüncesinin en önemli isimlerinin başında gelmektedir. Kadı, bürokrat, Şafii fıkıh alimi ve özellikle büyük bir mantıkçı olması, yaşadığı dönemden itibaren ortaya koyduğu sistematik Osmanlı düşüncesini doğrudan etkilemiş ve şekillendirmiştir. Bilinen iki öğrencisinden biri olanSafiyyüddin Hindî aklî ilimlerde, Orhan Gazi tarafından İznik Medresesi müderrisliğine getirilen Taceddin el-Kürdî ise fıkhî ilimlerde yetkinliğiyle tanınmıştır.

Siraceddin Urmevî’nin önemli eserleri şunlardır:

Beyânü’l-Hak ve Lisânü’s-Sıdk

el-Mebâhic fî Şerhi’l-Menâhic

et-Tahsîl mine’l-Mahsûl

Gâyâtü’l-Âyât fi’l-Mantık

Letâifü’l-Hikme

Levâmiu’l-Metâli

Lübâbü’l-Erbaîn fî Usûliddin

Metâliu’l-Envâr

Risâle fi’l-Fark beyne Mevzû`ayi’l-İlmi’l-İlâhî ve’l-Kelâm

Şerhu’l-İşârât ve’t-Tenbîhât

Bakmadan Geçme