Konyaspor'u hayata döndüren adam: Osman Özdemir
Konyaspor'un transfer yasaklı olduğu dönemde teknik direktörlük yapan ve alt yapı takviyeli takımla Süper Lig'in kapısından dönen Osman Özdemir, o günleri Sportmen Dergisi'ne anlattı
1.Lig’e düşen bir takım. Transfer yasağı, maddi darboğaz, her gün kulübe gelen haciz ve daha fazlası… Hal böyleyken elini taşın altına koydu teknik direktör Osman Özdemir... Tek amacı zamanında formasını giydiği Konyaspor’u ligde tutabilmekti. Tarihin tozlu raflarında yer almasına gönlü razı değildi. ‘Ligde kalalım yeter hocam’ sözlerine aldırış etmedi. Alt yapı takviyeli takımla Süper Lig’in kapısından döndü. Birçok futbolcuyu Konya ve ülke futboluna kazandırdı. Uyuyan devin uyanmasındaki kilit isimlerden olan Osman Özdemir ile sohbet ettik. O günleri konuştuk…
Transfer yasağı, maddi kriz, lig düşen bir şehir... Çok zor bir zamanda göreve gelmiştiniz. Konyaspor’a geliş sürecinizi anlatır mısınız hocam?
Konya’ya bir dönem geldik, güzel işlere imza attık. Daha öncesi de var. Gençlerbirliği Oftaş’ta yaşadığım 1.Lig şampiyonluğu var. Dahası Süper Lig’de alt yapı ağırlıklı bir takımın neler yapabileceğini göstermiştik. Konyaspor da bir nevi onun devamı oldu benim için. O günkü şartlarda Bahattin Karapınar başkan beni aradı görüştük. Mustafa Eraydın da sportif direktördü. Tatildeydim. Bahattin başkan telefonda ‘Osman ağabey Süper Lig’den düştük, paramız yok, transfer yasağımız var. Biz, seninle çalışmak istiyoruz’ dedi. Daha önce Konyaspor’da futbolcu olarak da görev yapmıştım. Çok sıkı dostluklarım vardı. Her şeye rağmen görevi kabul ettim.
Korkmadınız mı hocam?
Hiç korkmadım. Çünkü bir kere yönetimdeki insanlar doğru konuştu. Hiç kimse bulutların üzerinde dolaşmıyordu. Ayakları yere sağlam basıyordu. Tek amaçları takımı ayakta tutabilmekti. Bana da ‘Hocam, takımı ligde tut yeter. Ligi 15. sırada bitirsek bile bizim için başarıdır’ denildi. Ekonomik anlamda başkanın sözler vermesi beni rahatlatmıştı. Sadece kendim için değil, tüm takımın maddi sıkıntı çekmeyeceğinin garantisini aldığım için görevi kabul etmiştim. Final oynayan bir PAF takımı vardı. Hiç seyretmemiştim takımı ama en kötü 7-8 oyuncunun A takımda oynayabilecek kapasitede olabileceğini düşünmüştüm. Bunda da haklı çıktım diyebilirim.
Takımın kilit noktalarındaki tecrübeli isimlerin olması da sizin işinizi kolaylaştırdı diyebiliriz.
Süper Lig’den düşen yabancı oyuncuların kalitesi ve karakteri o günkü şartlarda müthişti. Kaleci Pawelek, forvet Robak, orta sahada Meija ve yabancı kontenjanına takılan Kere takımı ayakta tutan etmenler arasındaydı. Yine yerlilerden ilk aklıma gelen Erdinç, Hakan, Gökhan bunlar önemli detaylardı bizim için.
Şampiyonluğun kıl payı kaçmasında ufak nüanslar oldu. Lige kötü başlamanız da bunların başında geliyordu değil mi?
Lig başladığında bir takım olumsuzluklar oldu. Aslında olumsuz da değil. Öyle bir kadronun mağlubiyet ve beraberliklerle lige başlayacağını biliyordum. Nitekim de öyle oldu. İlk 4 hafta gol atamadık. Bu bir süreçti. Önemli olan filmin sonunu görmek... Herkes filmin başında, filmin sonuyla ilgili yorum yapıyor. Konya’da da öyle Sakarya’da da öyle sabır konusunda büyük sıkıntı yaşıyoruz.
Daha dün gibi hatırlıyorum o sezonu içim acıyor hocam. Akhisar ile berabere kalmasak, Elazığ’a son dakika golüyle yenilmesek, kritik Adana ve Göztepe mağlubiyetleri olmasa o sezon şampiyon olacaktık.
O sezon şampiyonluğu kaybetmiş olabiliriz ama Türk futboluna birçok yeni oyuncu kazandırmış olduk. Onları futboldan ekmek yerken görmek de beni çok mutlu ediyor açıkçası. Sezon başındaki hedef ikinci yarı itibariyle değişti. Bu sefer şampiyonluk hedefi ortaya atıldı. Çok zor bir olaydı. Devre arasında transfer yapma durumumuz yoktu. Kadromuz yeterince geniş değildi. Tecrübeli oyuncu sayımız azdı. Gençlerle gidebildiğimiz yere kadar gitmemiz gerekiyordu. Hiçbir zaman bahanelere sığınmam. Bahane de üretmedim hep işime odaklandım ama hesapta olmayan puan kayıplarıyla şampiyonluktan olduk. Play-off’ta da elendik.
Lig bitince neler hissettiniz? Hayal kırıklığı ya da bir kahroluş oldu mu?
Ne üzüntüyü ne de sevinci abartılı yaşayan birisi değilim. Hayatın gerçeklerini biliyorum. Futbol oyununu bir spor, bir eğlence olarak görmeye gayret ediyorum ama etrafım maalesef öyle görmüyor. Vatan-millet, namus meselesi haline getiriyorlar. Bu biraz yanlış… Bu bir yarış ve sonunda hedefe ya varırsınız ya da varamazsınız. Benim tek üzüntüm kaybetmek ve şampiyon olamamak. Üzüntüm uzun sürdü mü dersen? Kesinlikle sürmedi. Profesyonel bir hayat çünkü... Herkesin bir ideali, hedefi var. Ya gerçekleşiyor ya da gerçekleşmiyor.
Devre arasında Hakan Aslantaş takımdan ayrılmıştı? Belki de size en büyük kazığı o attı?
Öyle demeyelim de(gülüyor) herkesin kendi tercihidir. Gitmek isteyen bir oyuncuyu zorla takımda tutamazdım. O günkü şartlarda Bursaspor’a gitmek istediğini söyledi. Takımın durumunu da biliyordu. Yolunun açık olmasını istedik. Hakan gitti ama biz Tolga ile yola devam ettik. Tolga’yı futbola kazandırdık. Yine biz mücadeleye devam ettik. Kıl payı şampiyonluğu kaçırdık.
Bahane ve mazeretlere sığınmadığınızı söylediniz ama ben merak ediyorum. Şampiyon olmanızı etkileyen faktörler nelerdi?
Uzun soluklu ve geniş kadro olmaması, zirve takibinde tecrübe eksikliğinin sıkıntılarını yaşadık. Takımdaki 5-6 oyuncumuz çok tecrübeliydi ama geri kalan 15-16 oyuncumuzda tecrübe namına bir şey yoktu. Hedefe oynayan takımlarda baskıyı her oyuncu kaldıramaz. O günlerde bunu yaşamıştık. O sezon müthiş bir yarış oldu ve ben o sezon gerçekten büyük zevk aldım. Şehirdeki tablo olumsuzdu ama biz o takımla müthiş bir başarıya imza attık bence.
Ayrılığınız biraz sıkıntılı oldu zannedersem hocam. Size ayrılıkla alakalı bir tebliğ yapılmayınca yönetimin tavrını beğenmeyerek şehirden ayrılma kararı almıştınız yanılmıyorsam.
Sezon sonuna doğru şampiyonluk yarışı devam ederken, yöneticiler bizimle bir sonraki sezon devam edeceklerinin sinyalini vermişlerdi. Ben, o günlerde şunu söylüyordum: Bakın, ligin bitmesine daha var. Çok şey değişir. Sizde de değişir bende de. Futbol sektörü çok acımasız, bir olumsuz tabloda bu düşüncelerden hemen vazgeçebilirsiniz’ şeklinde bir yaklaşımda bulunmuştum. O yaklaşımda ben haklı çıktım.
Ayrılırken teşekkür ettiler mi size?
Teşekkür etmelerine gerek yoktu. O yönetimin içerisinde olan bazı arkadaşlar sağolsunlar çay-kahve ısmarlayıp bizi yolcu ettiler. Onu da yaptılar yani.
Birçok genç futbolcuyu vitrine çıkardınız. O isimleri sahada görürken neler hissediyorsunuz?
Öncelikle ben bir ailesi babasıyım. Benim de bir çocuklarım var. Çocuklarımın doğru yetişmesine, hayata doğru hazırlamak gerektiğini düşünüyorum ben. O günlerde çocukların gözlerinin içine baktığım zaman birçok şeyi yapmak istediklerini görüyordum. Sadece bu konuda onlara biraz şans vermek gerektiğini hissettim. Zaten şartlar da o gün onu gerektiriyordu. Güvendiğimizi devamlı dile getirdik onlara. Birçok şeyi başarabileceklerini, içinde bulundukları durumu fırsata çevirmeleri gerektiğinin altını çizdik sürekli. Benimki psikolojik bir tedavi süreciydi o sezon. Çoğuyla da hala görüşüyorum takip ediyorum. Bazen izlediğim maçlardan sonra arayıp uyarılarda bulunuyorum. Bazen rakip olarak karşıma çıkıyorlar. Güzel şeyler beni çok mutlu ediyor.
Konyaspor’un o günlerden bu günlere gelebileceğini hayal ettiniz mi? Avrupa takımı olabileceği aklınızın ucundan hiç geçti mi?
Hayretler içerisinde izliyorum gerçekten. Çok zorlu süreçte şampiyonluğa oynarken bize şimdiki gibi taraftar desteği olmamıştı. Sebebi nedir açıkçası bilmiyorum. Yeni yapılan stat ve milli takımın maçlarının Konya’da oynanması, Aykut Kocaman’ın istikrarlı başarısı tabloyu güzelleştirdi. Kim ne derse desin Aykut hoca çok güzel işlere imza attı. Bu sürecin ne kadar süreceğini açıkçası merak ediyorum. Başarıya göre mi takımın peşinden geliyor taraftar yoksa gerçekten arma aşkı için mi geliyor? Bunu biraz zamana yaymak lazım... Müthiş bir değişim var. Hoşuma gidiyor. İnşallah başarı istikrarlı bir şekilde devam eder. Yürekten başarı diliyorum.
Aykut hoca ayrıldıktan sonra sistem çöktü. Siz de bir hocasınız, kulüpleri bir kişinin sistemi üzerine kurgulamak ne kadar doğru?
Özellikle ülkemizdeki teknik adam değişikliklerinin çok sık olmasından dolayı her takım yaşıyor bu sorunları. Kurumsallaşma dediğimiz, daha doğrusu kulübün yapısı. Alt yapıdaki yapılanma ve plan-program ne kadar doğru devam ederse orası bozulmazsa yukarı da bozulmamış olur. Maalesef altta da sıkıntı yaşıyoruz üstte de. En ufak antrenör değişikliğinde her şey allak bullak oluyor.
Başarılı olan bazı antrenörler, alt liglerde çalışırken şimdiye kadar kayda değer bir başarıya sahip olmayan antrenörlerin üst liglerde sürekli çalışmalarına ne diyeceksiniz?
Ülke olarak birçok şeyi yaşıyoruz. Spor, siyaset, ekonomi, iş dünyasının ne tür ilişkiler içerinde olduğunu hepimiz biliyoruzdur. Çok şükür biz böyle ilişkilerin içinde olmadık. Ne siyasi yönden ne de başka bir yönden. Bazen üzülmüyor değilim, üzülüyorum. Ya biz, bu sistemin adamı değiliz ya da sistem maalesef bizi dışına itiyor. Ülkemizde ahbap çavuş ilişkileri halen devam ediyor. Onların sisteminde yer almamak beni daha çok memnun ediyor. Hiçbir kulübe icazetle gitmiyorum, kimseye göbek bağım yok, dik durabiliyorum. Bu beni ayakta tutuyor ve bu sektörün içerisinde böyle kalabiliyorsam bundan daha güzel ne olabilir ki?
Peki hocam, Konyaspor’u özlediniz mi? Bir gün yine Konya’da çalışmak ister misiniz?
Konya’da 1 sezon top oynadım. Daha sonra teknik adamlık yapmak da nasip oldu bana. Benim için hepsi çok güzel geçti. Bu işte duygusallık çok başka bir şey... Duygularınızı bazen yeniyorsunuz bazen yenemiyorsunuz. Profesyonel bir hayat bugün buradayız, yarın nerede olacağımız belli değil. Yarınlarla ilgili çok güzel planlar yapıyoruz ama gelecekle ilgili sadece tahminlerden geçmiyor. Onun için hakkımızda hayırlısı neyse o olsun diyorum ben. Konya’da çalışmak evet önemli olabilir ama benim için gelmek, gezmek, dostları ziyaret etmek de önemli benim için. Hayat böyle geliyor gidiyor. Bu hayatta bizim için pek bir seçme şansımız yok. Arz talep meselesi yarın ne olacağını bilmiyoruz. Konya’yı ve Konyaspor taraftarlarını seviyorum ve de başarılı olmalarını istiyorum.
VELİ ÖZKAN / SPORTMEN DERGİSİ 4.SAYI
Bakmadan Geçme