Koronavirüs nedeniyle Aşure'nin tadı yok!
Hicri takvime göre yılın ilk ayı olan Muharrem ayı, İslamiyet'te birçok önemli olayın gerçekleştiği ay olarak dikkat çekiyor. Bu yıl Muharrem ayının gelmesiyle birlikte yapılan aşureler Koronavirüs'ün etkisiyle evlerde kaynıyor ancak komşulara dağıtılma noktasında tedirgin davranılıyor.
Muharrem ayının 10’uncu günü Aşure günü olarak idrak ediliyor. Aşure günü miladi takvime göre bu sene 29 Ağustos’a denk geldi. Koronavirüs tedbirleri her geçen gün sosyal hayatımıza yerleşirken, bu sene aşure adeti de bu önlemlerden nasibini aldı. Konya’da da yaşatılan bu güzel adet, bu sene Koronavirüs etkisiyle çok fazla rağbet görmedi. Sosyal mesafe ve maske kuralına uyarak aşure dağıtımı olsa da, vatandaşların çoğu komşularını zor durumda bırakmamak adına bu sene aşure dağıtımı yapmadı.
“NESİLDEN NESİLE TAŞINMALI”
Selçuk Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ramazan Altıntaş, Muharrem ayı ve Aşure gününün önemine değindi. Geçtiğimiz dönemlerde Sivil Toplum Kuruluşlarının şehirlerin farklı yerlerinde aşure ikram ettiklerini söyleyen Altıntaş, “Bu sene pandemi sebebiyle bu tür törenler yapılmamaktadır. Ancak halkımız aşure tatlısı yaparak eskisi gibi olmasa da komşularına ikram etmektedirler. Bu güzel geleneğin nesilden nesile taşınması ve canlı bir şekilde yaşatılması gerekir. Çünkü bizi millet yapan, bizi kaynaştıran ve birliktelik hamurumuzun mayası, çimentosu işte bu paha biçilmez dini değerlerimizdir” dedi.

‘HİCRET BİR DÖNÜM NOKTASIDIR’
İslam tarihinde Hz. Peygamber’in miladının 622 yılında Mekke’den Medine’ye hicretinin, bir dönüm noktası olduğuna dikkat çeken Altıntaş, “ Bu maksatla Hz. Ömer, halifeliği döneminde hicreti tarih başı kabul etmiştir. Bu tarihten itibaren İslam âleminde 1 Muharrem, hicrî takvimin başlangıcı olarak kutlana gelir. Bu maksatla Müslümanlar 1 Muharremi her sene yeni bir yılın başlangıcı olarak kabul ederler. Dolayısıyla 1 Muharrem İslam âleminin hicri yılbaşıdır. Muharrem ayının değerli olması Kur’an ve sünnette bahsedilmiş olmasından kaynaklanır. Muharrem, haram aylar arasında zikredilir. Özellikle Fecr Suresi’nin ikinci ayetinde; “on geceye yemin olsun” buyrulur. Bazı Kur’an yorumcuları burada geçen ‘on gece’ ibaresini muharrem ayının aşure gününe kadar geçen zaman dilimi olarak yorumlamışlardır. Diğer taraftan Muharrem ayının onuncu gününün Müslümanlar nezdinde faziletli kabul edilmesi Allah’ın muharrem ayının 10’uncu günü, 10 peygambere on ayrı keramet ihsan ettiğine inanılmasına da dayandırılır. Zaten Arapça ’da aşure 10 anlamına gelir. Tarihte Muharrem ayı ve aşure günü sadece Müslümanlar tarafından değil, ta cahiliye döneminde müşrikler tarafından da kutsal bir ay ve gün olarak kabul edilmiştir. Hatta aşure günü anısına müşrikler oruç tutarlardı. Hatta İslam’ın Mekke döneminde Hz. Peygamberin de bu orucu tuttuğuna dair rivayetler vardır.” şeklinde konuştu.

‘AŞURE GÜNÜ HRİSTİYANLAR VE YAHUDİLER TARAFINDAN DA KUTSALDIR’
Muharrem ayı ve aşure gününün Ehl-i kitap olan Yahudi ve Hıristiyanlar tarafından da kutsal kabul edildiğinin bilgisini veren Altıntaş, “ Hz. Peygamber (a.s) Mekke’den Medine’ye hicret edince bu orucu tutmuşlar ve Müslümanlara da tavsiye etmişlerdir. Bu konuda hadis külliyatımızda birçok rivayet vardır. Hicretin 2. yılı Ramazan orucu farz kılınınca Hz. Peygamber (a.s): “Aşûre orucunu isteyen tutar, isteyen terk eder” buyurmuşlardır. Bu tarihten itibaren Ehl-i kitaba muhalefet etmek için Müslümanlar bu orucu, ya Muharremin 9’uncu ve 10’uncu günleri veyahut da 10’uncu ve 11’inci günleri tutarlar. Öyleyse biz de sünnet olan bu orucu tutmalıyız. Çocuklarımıza bu günün önemini ve değerini anlatmalıyız. Zaten Anadolu’da Sünni, Alevi, Caferi bütün Müslümanlar bu oruca büyük değer verirler; hem oruç tutarlar ve hem de on ayrı gıdadan aşure tatlısı yaparak komşulara ikramda bulunurlar. Geçmiş yıllarda büyük şehirlerimizde devlet erkânının da yakın ilgi göstermesiyle aşure günü birlik, kardeşlik adına kutlanmaya başlanmıştır” ifadelerine yer verdi.

‘AŞURE YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA ÖRNEĞİDİR’
Aşurenin simgesel anlamda Müslümanların birliğini temsil ettiğinin altını çizen Altıntaş, “Bu gün Müslümanlar; nohut, kuru fasulye, buğday, fıstık, fındık, kayısı, kuru üzüm, kuş üzümü, portakal kabuğu, elma, toz şeker vb. gibi on çeşit ürünü karıştırarak aşure tatlısı yaparlar. Komşulara ikram edilir. Bu bir yardımlaşma ve dayanışma örneğidir. Aslında “aşure” simgesel anlamda Şii’siyle, Sünni’siyle, Arabıyla, Acemiyle, Türküyle, Kürdüyle, farklı mezhep, meşrep ve etnik kökene haiz olan Müslümanların birliğinin bir simgesidir. Tasavvuf anlayışındaki “kesrette vahdet” düşüncesinin bir yansımasıdır. Nasıl ki farklı özelliklere sahip ürünler bir araya gelince bir tatlı türünü meydana getiriyorsa, farklı inanç ve etnik kökene sahip Müslümanlar da bir araya gelince vahdeti oluşturur. Mevlana’nın dediği gibi aynı dili konuşan insanlar değil, aynı manayı paylaşan insanlar anlaşabilir. Dolayısıyla biz Müslümanlar için en büyük değer “Müslüman olmak” ortak paydasında buluşmaktır” ifadelerini kullandı.

‘MÜSLÜMANLAR TUZAKLARIN FARKINDA OLSUN!’
Muharrem ayının onuncu günü Müslümanları eleme boğan önemli hâdiselerden birinin de Kerbelâ faciası olduğunu ifade eden Altıntaş, şöyle devam etti: ”Hicri 61’inci yılda Muharrem ayının 10’uncu günü Hz. Peygamber Efendimizin cennet gençlerinin efendisi diye nitelendirdiği Ehl-i beyt imamlarından Hz. Hüseyin (a.s) 55 yaşındayken 70 kadar taraftarıyla birlikte Kerbelada aç susuz bırakılarak hunharca şehit edilmişlerdir. Dünya Müslümanları bu olaydan büyük üzüntü duymuşlar ve hala da duymaktayız. Bir nevi Kerbela olayı, Muharrem ayının maneviyatı üzerine acılar ekmiştir. Bugün de emperyalist güçler İslam dünyasının her tarafında etnik ve mezhepsel farklılıklar üzerinden Müslümanlara yeni Kerbelalar yaşatmak istemektedirler. Müslümanlar Sünni’siyle, Caferi’siyle, Alevi’siyle vb. bu tuzakların farkında olmalıdırlar. Çare, “her gün aşure, her yer kerbelâ” duyarlılığını korumaktır. İşte muharrem ayı ve bu ayda cereyan eden Kerbela olayından sonuçlar çıkarmalı, bütün çeşitleriyle Müslümanlar arasında birlik ve dirlik ruhumuzu korumada azami çaba sarf etmeliyiz.”

AŞURE GÜNÜ NE GİBİ İBADETLER YAPILIR?
Aşure gününün başlıca ibadetlerinden birisinin, Hz. Peygamber (a.s)’ın sünneti olan oruç tutmak olduğunu belirten Altıntaş, “Bu oruç Muharrem ayının 9’uncu ve 10’uncu günleri, ya da 10’uncu ve 11’inci günleri tutulmalıdır. Özel bir namaz yoktur. Ancak, Müslümanlar arasında sevgi ve birlik ruhunu güçlendirmek için “aşure” tatlısı gibi veya çorbası gibi yemekler yaparak konu-komşuya ikram etmek güzel bir davranış olur. Bu da yardımlaşma ve dayanışmanın en güzel örneğini oluşturur” diyerek sözlerini tamamladı.
•SÜMEYRA KENESARI / YENİ HABER GAZETESİ


