Selçuk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mustafa Aydın, Konya Aydınlar Ocağı’nın Salı Sohbetleri’nde, “Dünyevîlik ve Kutsallık Arasında İslâm”ı anlattı.
Sille Kültür Evi’ndeki sohbette, sosyal ve kültürel açıdan tartışmalı bir konuyu gündeme taşıyan Prof. Dr. Mustafa Aydın, günümüz Türkiye’si ile İslâm dünyasında Müslümanların sekülerleştiğini ve İslâm toplumlarında böyle bir problemin var olduğunu dile getirdi. Bilge Kral Aliya İzzet Begoviç’in “Doğu-Batı Arasında İslâm” adlı eserinden hareketle kültür ve medeniyet ikileminden bahseden ve daha çok Kur’an ekseninde hayata aktarılan bir kültürden söz eden sosyolog Mustafa Aydın, “Medeniyet dünyevî bir şeydir. Açılımdır. Piramitlerdir, saraylardır, kâşanelerdir. Aynı zamanda bilimdir” dedi. Bizim insan olarak iyi ve kötü arasında bir sentez yaparak orta yolu bulmamız gerektiği üzerinde duran Aydın, özelllikle ahlâkî konularda davranış ve düşünüş bakımından orta yolu bulmamız lazım geldiğini söyledi. Aristo’nun; “Herşeyin ortası iyidir. Ortayı bulabiliyorsanız doğruyu bulmuş sayılırsınız” sözünü hatırlatan Aydın, şunları dile getirdi: “İfrat ve tefrit arasında orta çizgiyi nasıl belirleyeceğiz? Bu çizgi ilahi bir şeyle belirlenmesi gereken bir çizgidir. Allahû Teâlâ, “Siz orta bir ümmetsiniz” buyuruyor. Bu kendine özgü, sistematik ve sentezlenmiş bir orta yol. Bize bir yol gösteriliyor. Siz, benim ortaya koyduğum bir çizginin mensuplarısınız anlamına bir şey.. İzzetbegoviç, “İnsanın iki yönü var. Bir alet kullanan tarafı var, bir de kült kullanan tarafı var” diyor. Alet tarafımız başdöndürücü bir medeniyet inşa ediyor. Bilim falan yapıyor. Bunun en tipik örneğini Batı medeniyeti dediğimiz ve onu paylaştığımız, kapıştığımız dünya görüşü veriyor bunu. Ama bir de gittikçe boşalan bir kült tarafı, kültür tarafı var. Kült aslında inançtır, ahlâktır, san’attır. İnsanı insan yapan değerlerdir. Diğer hayvanlarla ortak olmayan bir dünyamızdır. Ve Allahu Teâlâ başından beri bizim o kült tarafımızı, inanç, manevi ve moral değerler dediğimiz yapımızı devamlı geliştiriyor.. Bizim bu dünyada daha rahat yaşayabilmemiz için devamlı düzenlemeler yapıyor.”
YAHUDİLİK-HRİSTİYANLIK VE İSLAM
İnsanın her iki tarafına hitabeden dualist dinlerin ortaya çıkmasıyla birlikte semavi olarak adlandırılabilecek dinler içerisinde de ikili ayrımın görülebileceğini ve bunun tipik iki örneğinden birisinin Yahudilik, diğerinin ise Hristiyanlık olduğunu belirten Aydın, bu konuda şu benzetmeleri yaptı: “Yahudilik ve Hristiyanlık ilahî din geleneği içerisinde iki farklı dindir. Ben burada bozulmuş haliyle değil, genel olarak yahudilik ile hristiyanlıktan bahsedeceğim. Cennet ve cehennem, inanan ve inanmayan Kur’an’ın omurgasını oluşturan bir şey. Tevrat’ta buna rastlayamazsınız. İncil’de ise moral şeyleri görürsünüz. İncil’de en çok kullanılan kavramlar arasında kutsal, melek, ebedi hayat, günah, tevbe, af, sır, ruh, kurtuluş, sevgi sayılabilir. Kur’an-ı Kerim’de bir hayli dünyevi kavramlar da görürüz. Akıl, sağlık, temizlik, sözleşme, mücadele, savaş (cihad), meyve, menfaat, misilleme gibi.. İncil de bunların hiçbirisi yok. Yahudilikte çok dünyevî (seküler) şeyler yüklü. Hristiyanlıkta ise daha çok uhrevî çizgiler var. Meselâ, Hz. İsa evlenmedi. Ve Hristiyanlıkta en ileri hayat düzeyi evlenmeden bekarca yaşayabilme ve dünyadan el etek çekmektir. Ruhbanlığı Hristiyanlığın kendisi icat etti. Keşke uysalardı buna. Allah, biz emretmedik bunu diyor. Kendileri icat ettiler diyor. Yahudiliğin kendine göre bir dünyevî çizgisi var. Bir de Hristiyanlığın ruhanî, manevî bir çizgisi var. Allahu Teala insanlığı iki dünya arasında, iki dini çizgi eğilimin ortasında bizzat Allah tarafından gerçekleştirilen bir sentez veriyor. Orta din, orta ümmet veriyor. Bu dinin uhrevi ve dünyevi özellikleri taşıyan tarafları var.
Namaz bedenî ve ruhî olarak içiçe, omuz omuza getirilmiş müthiş bir ibadet. Zekat, maddi bir şey ilk bakışta. Fakat temizlenme, arınma gibi ruhanî gibi bir tarafı da var. Zengin-fakir dengelerini sağlıyoruz. Zekat aynı zamanda hem malı arındırmakta, hem de ruhu arındırmaktadır. İslâm ise; hem dünyevî, hem uhrevî olan bu iki çizgi arasında güzel bir sentez oluşturarak orta bir çizgi, orta bir yol ortaya koyuyor.
MÜSLÜMAN HIRİSTİYAN OLMAZ!
Sözü misyoner faaliyetlerine getiren ve “Müslümanlar hristiyanlaşıyor veyahut yahudileşiyor mu?” sorusuna cevap arayan Aydın, “‘Müslüman hristiyan olmaz!’ diyerek dinin bir versiyon olarak manevi ve ruhani çizgide gerçekleştiğini ifade etti. Tarihsel açıdan Müslümanların bugünkü durumunun ne misyoner faaliyetlerden, ne hristiyanların ne de yahudilerin üzerimizde oynadıkları oyunlardan kaynaklanmadığını öne süren Aydın, “Sonuç itibariyle bir süreç yaşıyoruz. Son bir kaç yüzyıldır geldiğimiz noktada Yahudiliğin versiyonuna uygun bir İslâm’ı dünyevi çizgide anlayan, algılayan bir yere doğru gidiyoruz. Oturup konuşmayı, tartışmayı ve analizi gerektiren bir durum bu. Gerçekten dünyevileşiyoruz. Tabi sosyal hayatlada bağlantılı bu. İslâm daha çok dünyevî bir çizgi içerisinde gelişiyor. Burada Yahudileşiyoruz derken kültürel bir katagorik olaydan söz ediyorum.”
ORTA SINIF VE İSLAMİYET
Türkiye’de yükselen bir orta sınıfın olduğunu belirten sosyolog Aydın, orta sınıfın temel özelliklerini sıralarken istikrar ve muhafazakârlığı saydıktan sonra “Bu orta sınıf uç noktalardan hep kaçınır. AKP’yi sürekli iktidar yapan bu toplumsal yapıdır. Bunu da siyasi olarak değil, sosyolojik olarak söylüyorum. Orta sınıf istikrar ister. Orta sınıf ortalama dindardır. Orta sınıf ne marksizdir, yanlış anlamayın ama ne de şeriatçıdır.. Yani ortalama müslümandır. Tarih boyunca orta sınıf aslında toplumda en yaygın olan dini, geçerli olan dini benimsediği söylenebilir. Türkiye’de, İslâm dünyasında ve müslüman toplumlarında orta sınıfın dininin İslâm olması kadar doğal bir şey olamaz. Başka türlüsü olmaz zaten” dedi.
Soru-cevap şeklinde geçen sohbette Aydın, Müslümanların ve İslâm dünyasının zaman zaman kaygı verici, düşündürücü bir sekülerizme kaydığını da belirtti.