Mustafa Arslan: Gazetecilik, hayatımdır…
“Gazetecilik bitmeyen bir maratonun daima son yüz metresini koşma yükümlülüğüdür. Aşk mesleğinin sevdalıları tarafından yapılması gereken bir meslektir. Serdengeçtiliği ve deliliği gerektirir. Biz bu anlamda hem aşık hem deliyiz” diyerek gazetecilik sevdasını anlatan Mustafa Arslan seçimleri konusunda son noktayı koyuyor; “bizim hayatımızda başka bir iş yok”
DÜNDEN DEVAM….
…VE YENİ SAYFA. İLK MERHALE; AYRILMA. MERHABA GAZETESİ’NDEN AYRILMA SÜRECİ NASIL OLDU?
Türkiye’nin o dönemleri, objektifliğin İslam düşmanlığı olarak algılandığı bir dönemdi. Bizim bir dünya kişiliğimiz ve ideolojimiz vardı ancak aynı zamanda gazeteciydik. O nedenle yeni bir yol arayışına girdik. Kişiliğimizden dolayı bir sıkıntı duymayız ama insanların gözü ne de bunu sokmayız. O görevi o formatta yürütmeye dönük oluşan çatlaklarında örülmeye başlandığı bir dönem oldu o günler. Önümüzde iki örnek vardı. Birincisi, KONTV VE KANAL 7. İkinci yol da Milli Gazete-Tv 5 ekolü.. Onlara da bir şey demiyorum. Onlarda bir yoldu. Bende ekip arkadaşlarımla birlikte temel düşünceden ayrılmadan, Mevlana’nın pergel metaforunda olduğu gibi ayağımı oradan ayırmadan gazetecilik adına bir şeyler yapmaya çalışan bir tarz ortaya koymayı tercih ettim. 2004’ten sonra bunun haklılığı ortaya çıktı. Milli görüş 2004 ten sonra her girdiği seçimi kaybederken, milli görüşçü kimliğinden geri durmayan gazete televizyon açılım sağlıyor, hem yayıncılık adına başarılar alıyor. Hem ekenomik olarak yatırımlar gerçekleştiriyorlardı. Yeni gün gazetesini turkuaz rengini seçmiştim. Türkiye turkuazı tercih etti. Merhaba gazetesinin binasını yaparken, eski mimari yaklaşım renk ve malzemelerle yeni malzeme renkleri kaynaştırıp Selçuklu yıldızını ön plana çıkardım. Sonra o yıldız her yerde öne çıktı. Buda bir tevafuktu. Selçuklu bizim çekirdek kültürümüz. O nedenle önemli. Osmanlıya rahimlik etmiş bir medeniyet Selçuklu. Milli Görüş söylemlerimizde Yeniden Büyük Türkiye gibi sloganlarımız vardı. Ak Parti’de kullanıyor şimdi. Selçuklu haçlı seferlerine karşı savunmuştu bu ümmeti. Zihnimizdeki işgallere, saldırılara ilkültürasyon’a karşı aynı misyonu kullanmak için Selçuklu yıldızı iddiamızı anlatmak için önemsemiştim. 2004’de işletmeci ve gazeteciliğe önem vermeye çalıştığım yayıncılığa ağırlık verdiğim bir dönem oldu. Şunu öğrendim; parayla iş yapılır ama para olmadan iş yapmak istediklerinizi gerçekleştirmek çok daha keyifli çok daha önemli. Doğru bir iş yapıyor olduğumuzu bir binayı çok önemli bir binayı Eski Konya ile Yeni Konya arasında geçiş kültür köprüsü olan bir binayı inşaa ettiğimizde anladık. O binayı da İman gücüyle omuz gücüyle inşaa etmiş olduk. Değerlendirildiğinde küçük anlamsal duruş itibariyle önemli bir dönüm noktasıdır o bina. Bugün o binadan sonra Kon Tv binası ortaya çıkmıştır. O gün temellenmiştir. Gazetelerin idari binaları o gün temellenmiştir. Olmayan parayla matbaa kuruşumuz. Böylesi bereketleri yaşadık. 22 yıl emek verdiğim ve aslında canımdan başka her şeyi mi verdiğim davamdan ayrılmadım. Merhaba gazetesi ve onun amiral gemiliği önderliğindeki diğerlerinden neden ayrıldım. Kon Tv Kanal 7 Milli Gazete ve Tv 5’in ekollerini takip değil de Merhaba Gazetesi ekolü dediğimiz ayrı bir ekolle başarmaya karar verdik. Karapınar’da bir radyo vardı; Furkan Fm. Konya’ya taşıdık. satın almadık. Borçlarını ödedim. İslam’a hizmet etmek üzere size emanet ediyoruz dediler. Bizde emaneti aldık. Konya Tv’ye bakarsak, Milli Görüşün kurmayları tarafından kurulmuş. O dönemde RTÜK üyesi üç kişi vardı, sürekli görüşme içindeydik. Bütün bağlantılarımı Karasal yayın imkanı bile olmayan bir televizyon içen seferber etmeye çalıştım. Bir yılda 52 defa Ankara’ya giderek. Herkesi araya koyarak. Bürokrasiyi aşındırarak, 9 RTÜK üyesiyle mekik diplomasisi yaparak. Memurundan amirine kadar herkesle görüşerek bugünlere gelmesine aracılık yapmışım. Aracı olmuşum. Kendimi teminat olarak ortaya koymuşum. Uyduya çıkmasını sağlamışım. Sürekli temaslarla, bir Gecekondu Tv’yi bugünlere getirmişim. Bu kadar emek verdikten sonra keyfini süreceğin zaman ne oldu da tekrar sıfıra geri döndün sorusunu cevaplamam lazım bu noktada.
Bu örneği çok sıklıkla veriyorum; Koyunlar kışın soğuktan yazın sıcaktan korunmak için birbirine sokulurlar. Ama kirpiler yaklaşırsa birbirlerine mutlak bir soğukluk yani ölüm olur. Siyaset ticaret ve medya birbirine teğettir, Paraleldir. Dünya ile ay, dünyayla güneşin birbirlerine durumu gibi biri adım öne gitse ya da gelse hayatını etkileyecek hatta bitirecektir. Her türlü işte bir güven gerekiyor. Güven bunalımı olursa bir usul bunalımı olursa bu yürütülebilir olamaz artık. Bu 22 yılda arkadaşlarıma yansıtmadan göğsümde erittiğim şeyler oldu. Siyaset ticaret medyaya karşı şehvet sahibidir onu kontrol etmek ister. Masumiyet karinesine sahip insanlar, yani sorumsuz yetkili olmak isteyen insanlar varsa işiniz bir kat daha fazla artmış olur. Bunların hiçbirini dışarıya yansıtmadık yansıtmayız. Yaşanmıştır ve geride kalmıştır. Muhasebesi tamamlanmıştır. Kalan varsa ahirette tamamlanacaktır. Bir heyetle konuşmuş bir davaya baş koymuş insanlar olarak yollarımızı ayırmışızdır. Yeni gün olarak yeni şeyler söyleme adına. Genç arkadaşlarla yoluna devam etmeye karar verdik artık.
Ancak şu var ki benim siyasal parti tamınlamasına sığmayan kendimi milli görüşçü tanımladığım bir görüşüm ve kişiliğim var. Ben milli görüşçüyüm. Bu terbiyeyi almış bir insanım. Ancak bir siyasi parti olarak artık bunun karşılığı yok. Bunu da net olarak ifade etmiş olmak istiyorum. Artık bu konuyu bir alana hapsetmiyorum. Ne üstüne abanıyorum. Ne istismar ediyorum. Bunu da belirtmek istedim.
ZORLU BİR SÜREÇTİ SANIRIM?
Bu noktada şunu da belirtmek isterim ki; Konya Tv süreci başlamadan önce bize isnat edilen bir konu var. İkinci gazete ve yeni gazete furyasının bana dayandığına dair. Ama hayır. 2008 yılı krizler dönemiydi. Benim bir açılım yapmam lazımdı. 30 ekip arkadaşıyla birlikte çalışıyorduk. Merhaba gazetesini İstanbul’a taşımak. Yenigün’ü de ekonomi ağırlıklı olarak Konya’da yayın hayatını sürdürmesini istedim. Bütün gazetecilerle, gazete sahipleriyle tek tek konuştum. Hepsi hayattalar bugün. Bundan sonra Temmuz 2008’de Yenigün Gazetesini çıkardım. Bir yıl sonra Konya’nın Sesi ve diğerleri çıktı. Geriye dönüp şimdi şunu sormak istiyorum bu bir furyaysa neden Yenigün ve Mustafa Arslan’la başlayan bir furya ise Temmuz 2008’i takip eden Yenigün’le başladıysa neden Temmuz 2008 i takip eden Ağustos, Ekim 2008’de çıkmadı. Bunun cevabını vicdanlarına, bana ve kamuoyuna verme ihtiyacı ve yükümlülükleri var.
YENİGÜN GAZETESİNİN İDDİALI BİR GAZETE OLMASINI NEYE BAĞLIYORSUNUZ?
Bizim hayatımızda başka bir iş yok. Gazetecilik bitmeyen bir maratonun daima son yüz metresini koşma yükümlülüğüdür. Aşk mesleğinin sevdalıları tarafından yapılması gereken bir meslektir. Serdengeçtiliği ve deliliği gerektirir. Biz bu anlamda hem aşık hem deliyiz. Ortaya koyduğumuz emeğe mukabil, onca çalışmaya rağmen ekonomik getirisi olmamasına rağmen iddia ve ideal sahibiyiz. Biz bu mesleğe inanıyoruz. Mahalli basına inanıyoruz. Bu şehre inanıyoruz. Bu şehirde, Sanayi, Sivil Toplum, Mahalli İdareler, Bürokrasi, Üniversite, ve Basın altılısı arasında iş dünyasının ve sanayinin, dünya ile temasta, ihracat yapabilme now hav üretebilme, inovasyon, yenilikçilik anlamında diğer beş alandan daha iyi. İşin doğası gereği Medyanın tüm bunlardan daha iyi olması önde olması ışık tutması önden çekip arkadan itmesi gerekiyor. Biz bu anlamda Medya’nın görevini tam olarak yerine getiremediğini de tespit ediyoruz. Bizim, Ankara yolunda görünen bir yerde yayınlarının çizgisi takip edildiğinde şunu yapmaya çalıştığımız görülüyor; Birinci kuşağı tecrübeleriyle iş erenler diyerek, geçmişte Karamanoğlu Beyliğinin Erenlerini Osmanlı Balkanlara fütühat amaçlı götürdüyse, bugün Konya’dan çıkıp dünyada iş yapan insanları iş erenler, vakıf insanlar çınarlar diyerek ama özellikle genç kuşak sizin öncü kuşak çalışmanızın bir başka çalışması genç kuşak yapıyoruz. Yapmak istediğimiz bu genç kardeşlerimize yaptıkları işin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha göstermek. Çalışmalarına katkı sağlamak şehrin toplam değerlerine katkı sağlamak. Ve bir şey daha yapmaya çalışıyoruz. 15 gazetemiz var herkesin kendi usulü var Konya’da. Yayıncılıkta yazdığınızdan değil yazmadıklarından kazanırsınız anlayışı var Türkiye de. Ama Konya’da bu yok. Konya’da yazdıklarınızla kazanırsınız. Ortaya çıkardıkları ürünlerden kazanıyor Konyalı Gazeteler. “Şunu yazarım bak” diyerek para kazananlar var. Mesleğin yüzkaraları yani. Konya’da da yok değil tabi… Var ama azınlıkta bu isimler. Çok az istisna bunlar . 15 gazetenin bu haliyle devam etme şansı yok ancak. Bunların arasında bir farklılaşmaya gidilmesi gerekiyor. Astlık-üstlük anlamında değil bu. Belki sonuç oraya da gelebilir. Yayın çizgisi arasında bir farklılaşmaya gidiyor Medya. Biz Konya iş dünyasını öne çıkarmaya, onları cesaretlendirmeye dönük yayınlarla ön plana çıkmaya çalışıyoruz. “Onlar” şu an yayın hayatında ve benzeri dergiler de gelecek. Burada şunu da söylemek, ortaya koymak istiyorum. Bu tür röportajları yapmaya gittiğimizde borcumuz ne diyen iş adamlarını görünce büyük üzüntü duyduk. Haberin paralı olmayacağı olamayacağı bir anlayışı ortaya koymak için ciddi bir gayreti ortaya koymaya çalıştık. Gazeteciliğin asıl başarısında takip ettiğimiz iki kırmızı çizgiye de dikkat çekmek istiyorum. Bizim iki kırmızı çizgimiz var. Biri İslam düşmanlığı, biri bölücülük. Bunun dışındaki herkes her STK her siyasi parti kendini ifade edebilir bizde. Bu özgürlüğü sağladım sağlamaya çalıştım. Ve arkadaşlarıma yayında özgürlük sözü verdim. Geldiğimiz noktada 2013 Aralığından 2014 Aralığına ölçümleme yapılsın, iddialıyım. MHP CHP Saadet Partisinin toplam haberleri diğer gazetelerle karşılaştırıldığında katlanacak şekilde burada yer almıştır. Ak Partinin haberleri de diğer gazeteler kadar yer almıştır. Belediyelerde de iyi yaptıklarına iyi, eksik yaptıklarına da eksik, diyebilecek bir yaklaşım ortaya koyduk. Bir güven inşaası oluşturdu bu. Gazetenin Rezervlerinin de olmaması yani kimseye düşmanlık etme ihtiyacı yada kimseye lehine yazma ihtiyacı gibi bir rezervimiz de yok. Hiç kimsenin tamamen aleyhinde yada lehinde bir tutum almadık. İmam hatip ve basın yayın dönemine bir iddiam olduğunu daha öne ifade etmiştim. Bu iddia şu temele de dayanıyor. Yerellikle yaygınlığın hatta küreselliğin iç içe geçtiği bir dönemi yaşıyoruz. Yani çoğunlukla ‘’Dünya büyük bir köy’’ ifadesi kullanılıyor. Benim köyüm Çumra’nın Deli Osman çiftliğinde üretilen bir içeriğin sosyal medya aracılığıyla ya da medyayla haber portalı aracılığıyla üretilen bir içeriğin Kanada’da ya da başka bir yerde okunması karşısında hiçbir engel yok. Onun için yerellikle küresellik arasında sınırlar olabildiğince kalkmış durumda. Aslında yerellik lehine bir süreci yaşıyoruz.
GÜNÜMÜZ MEDYASININ YEREL YADA GENEL ANLAMDA DURUMUNU NASIL DEĞERLENDİRİYORSUNUZ BU NOKTADA?
Medyanın günümüz de sağ da sol da tekelleşti. Uluslararası medyanın uzantıları yada başka bağlantılarla mikronize olduğunu, kutuplaştı. Bu bir kontrol edilebilirlik getiriyor. bugün durduğumuz yer itibariyle olumlu bir kontroldür ama yarın olumsuz bir kontrol haline gelebilir. Düşünün Türkiye 17 Aralık’tan bu yana yaşadığı süreçte kurduğu koalisyonların taban tabana zıtlaştığı bir süreç yaşıyor. Tamda buna işaret ediyorum ben. Yani bugün merkez medya kontrol edilebilir bir halde. Olumlu manada da pozitif manada da Anadolu basını kontrol edilemez durumda. Yani bu topraklar üzerinde yaşayan bu coğrafya üzerinde yaşayan sadece Türkiye ile sınırlı olmayan, ümmeti de içine alan insanlar topluluğu için kontrol edilemez, özgürlüğünü ve özgünlüğünü koruması gereken bir mecra olarak Anadolu, yerel basını duruyor. Ben bu yaklaşım önce güçlendirilmesi ve sonrasında ise kurumsallaştırılması, büyütülmesi gerektiğini düşünüyorum. Bunun yazılı basın kurallarından bir tanesi Basın İlan Kurumunun karar mekanizması içinde olmaktır. Bu şekilde de Basın İlan Kurumu maceramız başladı ve yaptıklarımızı ve yapacaklarımızı da söyleşinin başında anlatmıştım. İşte, en kısa, en yalın, haliyle, dünü ve bugünüyle yaşanmışlıklarıyla Mustafa Arslan…
Teşekkür ederim….
HAYRETTİN ATAK VE YUSUF KARAKAŞ’IN SÖYLEŞİSİ
Bakmadan Geçme