Obezite artıyor
Dünya geneliyle birlikte Türkiye 'de de yaygınlaşan obezite, birçok sağlık sorununun da kaynağı.
OBEZİTE CİDDİ BİR SAĞLIK SORUNUDUR
Bu hafta söyleşi kuşağımızda Uzman Diyetisyen Dr. Feyza Çelik ile obeziteyi konuştuk. Türkiye’de kadınların yüzde 44’nün, erkeklerin ise yüzde 25’inin obez olduğunu ifade eden Dr. Feyza Çelik, obezitenin her geçen gün artan ciddi bir sağlık sorunu olduğunu ve farklı hastalıklara zemin hazırladığını söyledi.

OBEZİTE NEDİR?
Obezite sağlıklı yaşam durumunu ortadan kaldıran, yaşam kalitesini düşüren kronik bir sağlık sorunudur. Çok yaygın bir şekilde hem dünyada hem Türkiye’de görülüyor ve görülme sıklığı gün geçtikçe giderek artıyor. Obezite büyük bir sağlık sorunu. Çünkü birçok hastalığa neden oluyor. Tabi bunun dereceleri var. Herkes obeziteye aday veya obezitenin önceki durumu veya obezitenin ilerlemiş durumlarında olabiliyor. Burada önemli olan obezitenin neresindeyiz? Ülke olarak baktığımızda çok iyi yerlerde durmuyoruz. Baktığınız zaman Türkiye’de kadınların yüzde 44 ü, erkeklerin yüzde 25’i obez ve bunun son on yılda erkeklerde ikiye katlandığını kadınlarda yüzde 10 arttığını görebiliyoruz. Bununla ilgili yapılan çalışmalar var bu çalışmalarda gün geçtikçe obezitenin artmasıyla birlikte devam ediyor. Özellikle Dünya Sağlık Örgütünün yaptığı bir sınıflandırma var. Beden kitle indeksi dediğimiz bir değer var. Boyla kilo arasındaki oranla ölçülen bir şey. Kilogram Bölü metre kare cinsinden kilonun boya boyun karesine oranı şeklinde hesaplanıyor. Bunun 18 buçuğun altında olması zayıflık olarak geçiyor. 18 buçuk ile 25 arasındaki değeri normal kabul ediyoruz, 25 ve 30 üzerinde artçı kilolar fazla olmaya başlıyor. 25-30 arasında FLE obezite. Yani kilolu fakat obez değil 25-30 arası değerler. 30-35 arası birinci derece, 35-40 arası ikinci derece, 40’ın üzeri üçüncü derece obezite olarak geçiyor. Bu dereceler ilerledikçe birinci dereceden itibaren obezite bazı sağlık problemlere yol açıyor. Bunlardan örneğin diyabeti sayabiliriz.
TÜRKİYE’DE BU KONUDA YETERLİ ÇALIŞMALAR VAR MI?
Son on yılda bu artışla beraber yapılan çalışmalar da arttı. Obezite için Türkiye Beslenme Sağlık Araştırması gibi bir araştırma yaptı. Bakanlık, şu anda da 2013-2017 arasında sürdürdüğü ‘’sağlıklı beslenme ve hareketli yaşam programı’’ diye bir programı var. Bununla beraber tabi beslenme araştırması da yapılıyor. Bu beslenme araştırması bunun verileriyle ve işte obeziyetle ilgili yapılan verilerle bu öneriler birleştirilerek bir program hazırlanıyor. Bu bakanlık sitesinde de yayınlandı. Oradan baktığımızda özellikle çocukluk çağı beslenmesiyle, obezitesiyle ilgili yapılan bir araştırma var. En son yapılan araştırma diyebilirim. Avrupa çapında da yapılmış bir araştırma özellikle çocukluk çağına göre araştırmalar artık kaymış durumda. Çünkü ağaç yaşken eğilir diyor atalarımız bilerek demişler bunu muhtemelen çünkü öncesinde bir şey yapmazsak sonrasında ne yaparsak yapalım hiçbir şekilde önlem alamıyoruz. Ve bu çalışmalarda giderek yoğunlaşıyor. Obezitenin neden olduğu diğer rahatsızlıklarla ilgili araştırmalar yapıldığında sonuçta sebep gelip obeziteye dayanıyor. Halkımız bu konuda bilinçleniyor fakat bir yandan da hareketsizlik artıyor. Bir düzelme olmuyor. Maalesef, hepsini biliyoruz ama uygulamayla ilgili bir sıkıntımız var. Keşke hayata geçebilse bu program ama onun için görünen bir çaba var. Burada bakanlığın yapması gereken, diyetisyeni biraz daha etkin hale getirmek. Henüz onu daha tam yapabilmiş değiller. Mesela diyetisyenleri hastanelerde özellikle alanlara ayırması gerekiyor diye düşünüyorum. Herkes kendi alanında uzmanlaşıp, o alanda yardımcı olabilsin hastalarına. Bu bizim için önemli. Sayı artmalı özellikle daha çok yerde diyetisyen olmalı. Bazı dahiliye uzmanı hekimler veya dahiliye uzmanı olmasına da gerek yok. Direk pratisyen hekimler kendi kendilerine diyet de vermek istiyorlar. Ama baktığınızda aldıkları eğitimi genelde bir yerden sonra belli ediyorlar. Çünkü aldıkları beslenme eğitimi çok yeterli değil. Daha yeterli bir eğitimle biraz daha bunun etkinliğini artırarak halkı daha doğru bir biçimde bilinçlendirmek en doğru hareket olacak diye düşünüyorum.
DİYETİSYEN’E GİTMENİN AMACI VE ÖNEMİ?
Bence herkesin bir defada olsa diyetisyenle görüşmesi gerekiyor. Bu mümkünse özellikle çocukluk çağında olması gerekiyor. Bana gelen çocuk hastalarım çocuk endokrilonoji bölümünden muayene olup geliyorlar ve gelenler ideal kilolarında da olabiliyor, kiloluda olabiliyor ama benim anlattığım sabit bir şey var. Sağlıklı beslenme. Bunu öğrenirsek zaten sağlık sorunlarının üstesinden geleceğiz ileride.
OBEZİTE’NİN NEDENLERİ, KİMLER BU TEHLİKENİN ALTINDA?
Genetik yatkınlık diye bir şey var. Bunu göz ardı edemiyoruz. Ama genetik yatkınlık deyip de bunun arkasına saklanmak da doğru değil. Çünkü genelde aileden gelen obezite ailesel beslenme alışkanlıklarından kaynaklı. Örneğin anneniz obezdir ama evde hamur işi daha çok yapılıyordur. Sizde obeziteliğe meyillisinizdir. Bunun nedeni genetik değil, ailesel beslenme alışkanlığıdır. Bunun yanısıra hareket siz bir toplumuz. Az su tüketiyoruz, çok fazla karbonhidrat tüketiyoruz. Yağdan ziyade asıl karbonhidrat bizim sıkıntımız, sebze meyve tüketimi bizde düşük biraz daha fazla artırmamız gerekiyor. Asıl nedenlerimiz bunlar. Bunun dışında obeziteye neden olan hastalık diye aslına bakarsanız kısır döngü halinde var yani illaki başı obezite çekiyor. Sonrasında diğer rahatsızlıklar çıkıyor ve tetikliyor. Bazı ilaçların kullanımları da neden olabiliyor ama sağlıklı beslenme ve beslenme alışkanlığını düzeltmekle bunun üstesinden gelmek mümkün.
KİMLER ŞEKER HASTASI OLMAYA ADAYDIR, GİZLİ ŞEKER NEDİR?.jpg)
Şeker hastalığın iki tipi vardır. Tip bir diyabette bunun için yapabileceğimiz bir şey yok. Yani bu tamamen genetik bir rahatsızlık. Tip iki diyabet tamamen beslenme alışkanlıkları, obezite, sağlıklı yaşamın olması gerekenlerini yerine getirmemek. Örneğin; sigara kullanmak, buna bağlı dolaşım bozuklukları. Bunlar hep obeziteyi tetikleyen ama aynı zamanda da diyabeti tetikleyen durumlardır. Diyabet için özellikle yapabileceğimiz şey diyabetten korunmak için, bir defa vücuttaki yağ oranını dengede tutmamız lazım. Çünkü vücudumuzdaki yağ dokudan salınan bazı maddeler var. Bunlardan bir tanesi şu anda bizim için en önemlisi diyebilirim. TNF ALFA ve İNTELLOİKİN’ler var. Bunlar vücuttaki insülin salınımını olumsuz etkiliyor. Nasıl etkiliyor, insülin salınıyor fakat vücutta kullanılamıyor bu sefer insülin direnci dediğimiz durum ortaya çıkıyor. Kanda insülin düzeyi yükseliyor sürekli. Kullanılamadığı için yükseliyor. İnsülin yükseldikçe de vücut daha fazla yağ depoluyor dediğim gibi kısır döngü burada başlıyor. Vücuda hem yağ dokudan kaynaklanan bir durum bu, hemde yağ dokuyu artıran bir durum. Bu yüzden en başından bunun önüne geçmek için özellikle yağ dokuyu azaltmamız lazım vücuttaki şeker hastalığının insülin direnci dediğimiz tipi ortaya çıkması tip iki diyabete dönüşüyor. Tip iki diyabette özellikle yediğimiz şeylerin şekerli veya yağlı oluşu,hareketsiz oluşumuz ,fazla kilomuz, tüm bunlar tetikliyor. Bununla beraber yediklerimizin sıklığı bizim için önemli. Sık beslenmiyoruz. Özellikle tatil günlerinde saat on-on bir gibi kahvaltı, akşamleyinde dört-beş gibi akşam yemeği, gecede abur cubur bitti. Tüm bunlar atıştırma oluyor. Bizim için düzenli beslenme alışkanlığı değil .İki- üç saatte bir şeyler yememiz lazım vücudumuzu hızlandırmamız lazım aç kalmamamız lazım. Buna hem tedavi sırasında hem de diyabetin öncesinde önlenmesi için kullanmamız lazım. Mümkün olduğunca hareketli bir yaşamımızın olması da önemli. Spor, özellikle yürüyüş çok çok önemli çünkü diğer sporlarda spor salonlarına gidiyoruz. Bir ay sonra bırakıyoruz, bıraktığımız an her şey eskiye hatta daha da kötü bir şekilde geriye dönüyor. Bu yüzden bırakacağımız bir şey yapmayıp özellikle sporu yürüyüşü düzenli bir hale getirmemiz lazım. Tip-iki diyabet içinde ileride insülin kullanımı olabiliyor. İlaçlarla tedavi ediliyor. Çok küçük yaşlarda ortaya çıkmaya başladı. Bunun içinde sağlıklı beslenmeye çok erken yaşta başlayıp ömrümüze yaymamız yerleştirmemiz lazım diye düşünüyorum.
SAVAŞ GÖVDETAŞAN / YENİ HABER GAZETESİ