• Haberler
  • Gündem
  • Örgüt Üyeliği Davalarında 2026'nın Kritik Başlığı: Dijital Kayıt Tek Başına Değil, Nasıl Doğrulandığı da Önemli

Örgüt Üyeliği Davalarında 2026'nın Kritik Başlığı: Dijital Kayıt Tek Başına Değil, Nasıl Doğrulandığı da Önemli

Türk yargı makamlarınca FETÖ/PDY olarak nitelendirilen yapılanmaya ilişkin ceza davalarında yeni Yargıtay kararları, dijital delillerin değerlendirilme yöntemini yeniden gündeme taşıdı. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 2026 yılında verdiği bozma kararlarında ByLock tespitinin yanı sıra HTS kayıtları, iletişim kurulan kişiler, tanık ve etkin pişmanlık beyanları ile sanığın itirazlarının birlikte araştırılması gerektiğine dikkat çekildi. Kararlar, örgüt üyeliği yargılamalarında 'dosyada bir kayıt bulunması' ile o kaydın ceza mahkûmiyetine nasıl dönüştürüldüğü arasındaki farkı öne çıkarıyor.

 

 

15 Temmuz 2016 sonrasında Türkiye'de açılan örgüt üyeliği davalarının önemli bölümünde dijital veriler ve iletişim kayıtları kritik deliller arasında yer aldı.

Aradan geçen yıllara rağmen bu dosyalara ilişkin temyiz incelemeleri, yeniden yargılamalar ve bireysel başvurular devam ediyor.

2026 yılında verilen bazı Yargıtay kararları ise özellikle ByLock tespitlerinin bulunduğu dosyalarda yapılması gereken araştırmalar açısından dikkat çekici bir tablo ortaya koydu.

Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 12 Mayıs 2026 tarihinde verdiği bir kararda, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan verilen mahkûmiyet hükmü eksik araştırma gerekçesiyle bozuldu.

Kararda yalnızca ByLock tespitinin bulunup bulunmadığı değil, söz konusu tespitin hangi teknik verilerle desteklendiği ve sanığın savunmasının yeterince araştırılıp araştırılmadığı üzerinde duruldu.

Bu yaklaşım, örgüt üyeliği dosyalarında delil değerlendirmesinin giderek daha teknik bir alan haline geldiğini gösteriyor.

Yargıtay'dan 2026'da Dikkat Çeken Bozma

Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 2023/11180 esas ve 2026/9932 karar sayılı dosyasında ilk derece yargılaması Manisa 3. Ağır Ceza Mahkemesinde yapıldı.

Dosyada silahlı terör örgütüne üye olma suçundan verilen mahkûmiyet kararı istinaf incelemesinden geçtikten sonra Yargıtayın önüne geldi.

Yargıtay ise 12 Mayıs 2026 tarihinde mahkûmiyet kararının eksik araştırmayla kurulduğu sonucuna ulaştı.

Dairenin üzerinde durduğu konuların başında güncel ByLock tespit belgeleri ve ayrıntılı tespit-değerlendirme raporlarının dosyaya getirtilmesi bulunuyor.

Bunun yanında ByLock'a bağlanıldığı değerlendirilen telefon hattına ilişkin HTS kayıtlarının da incelenmesi gerektiği belirtildi.

Yargıtayın yaklaşımına göre dijital bir kaydın bulunması yargılamanın sonu anlamına gelmiyor. Sanık bu kayda itiraz ediyorsa teknik verilerin savunmayı denetlemeye imkan verecek şekilde araştırılması gerekiyor.

ByLock Tespitinde Teknik Veriler Neden Önemli?

FETÖ/PDY dosyalarında ByLock uzun yıllardır en fazla tartışılan delil başlıklarından biri.

Yargıtayın yerleşik yaklaşımında, söz konusu iletişim sistemine örgüt talimatıyla dahil olunduğunun ve gizliliği sağlamak amacıyla haberleşmede kullanıldığının her türlü şüpheden uzak şekilde teknik verilerle belirlenmesi örgüt bağlantısına ilişkin delil olarak değerlendiriliyor.

Ancak özellikle sanığın “Bu programı kullanmadım” veya “Bu kayıt bana ait değil” şeklinde savunmada bulunduğu dosyalarda teknik inceleme daha önemli hale geliyor.

Telefon hattının kime ait olduğu tek başına bütün tartışmayı sona erdirmeyebiliyor.

Hattın hangi cihazda kullanıldığı, bağlantıların hangi tarihlerde gerçekleştirildiği, HTS ve baz kayıtlarının ne gösterdiği, iletişim listesinde görünen kişilerle gerçek hayatta irtibat bulunup bulunmadığı gibi konular yargılamanın sonucunu etkileyebiliyor.

2026 tarihli Yargıtay kararında da bu nedenle uzman bilirkişiden inceleme alınması gerektiğine işaret edildi.

Amaç, dijital verinin yalnızca dosyada bulunması değil, sanıkla ilişkisinin teknik olarak denetlenebilmesi.

“Listede Adı Geçiyor” Mahkûmiyet İçin Otomatik Sonuç Değil

Örgüt üyeliği davalarının başka bir tartışmalı alanını üçüncü kişilerin ifadeleri oluşturuyor.

Bir soruşturma kapsamında etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak isteyen kişinin çok sayıda isim vermesi mümkün.

Benzer şekilde başka dosyalarda tanık olarak dinlenen kişiler de sanık hakkında çeşitli iddialarda bulunabiliyor.

Ancak kişinin başka bir dosyada adının geçmesi doğrudan suçluluğunun kesinleştiği anlamına gelmiyor.

Ceza yargılamasında söz konusu beyanın içeriği, ayrıntı düzeyi, başka delillerle uyumu ve sanığa bu beyana karşı savunma yapma imkanının sağlanıp sağlanmadığı önem taşıyor.

Yargıtay'ın 12 Mayıs tarihli kararında da UYAP'taki örgütlü suçlara ilişkin bilgi bankasında sanık hakkında başka kişilerin beyanlarının bulunup bulunmadığının araştırılması gerektiği belirtildi.

Varsa bu beyanların duruşmada tartışılması ve gerekli görülmesi halinde kişilerin tanık olarak dinlenmesi istendi.

Bu ayrıntı ceza yargılamasının temel prensiplerinden biriyle doğrudan bağlantılı.

Mahkeme hükmünü, duruşmaya getirilen ve tarafların tartışabildiği deliller üzerinden kurmalı.

Tanık Beyanlarında Ayrıntı Belirleyici Olabiliyor

Örgüt üyeliği suçlamalarında “sohbete katıldı”, “örgüt mensubuydu”, “bölgede görev yapıyordu” veya benzeri genel ifadelerle karşılaşılabiliyor.

Ancak ceza yargılamasında bir beyanın değerini yalnızca kullanılan suçlayıcı ifade belirlemiyor.

Tanığın sanığı nereden tanıdığı, hangi tarihlerde görüştüğü, doğrudan gözlemlediği olayların bulunup bulunmadığı ve verdiği bilgilerin diğer maddi delillerle örtüşüp örtüşmediği de önem taşıyor.

Bu nedenle savunma tarafının tanığın anlatımının kaynağını sorgulayabilmesi gerekiyor.

Tanık kendi gördüğü bir olayı mı aktarıyor, başka birinden duyduğu bilgiyi mi söylüyor, yoksa yıllar sonra genel bir değerlendirme mi yapıyor?

Bu soruların yanıtı aynı olmayabiliyor.

Özellikle ağır ceza yargılamalarında birden fazla dosyadan gelen beyanların birlikte kullanıldığı durumlarda her bir delilin sanıkla bağlantısının ayrı ayrı değerlendirilmesi önem kazanıyor.

Anayasa Mahkemesi de “Esaslı İtirazlara Cevap” Diyor

Örgüt üyeliği dosyalarındaki delil tartışmaları yalnızca Yargıtayın gündeminde değil.

Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu da 25 Eylül 2025 tarihli Ali Bayram İskender kararında, ByLock tespitine yönelik sonuca etkili itirazların yeterince karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verdi.

Anayasa Mahkemesinin üzerinde durduğu mesele, mahkemelerin sanığın ileri sürdüğü her iddiayı kabul etmek zorunda olması değil.

Temel nokta, davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikteki ciddi itirazların mahkeme kararında karşılanması.

Bir sanık ByLock kullanmadığını veya tespitin kendisine ait olmadığını ileri sürdüğünde, bu savunmanın dosyadaki teknik veriler karşısında neden kabul edilmediğinin anlaşılabilir bir gerekçeyle ortaya konulması gerekebiliyor.

Bu yaklaşım “ByLock artık delil değildir” anlamına da gelmiyor.

Aksine tartışmanın odağı, delilin somut sanıkla ilişkisinin hangi araştırmalar sonucunda kurulduğu.

HTS Kayıtları Tek Başına Ne Anlatıyor?

Örgüt dosyalarında sık karşılaşılan başka bir kavram HTS.

HTS kayıtları telefon hatlarının iletişim trafiğine ilişkin çeşitli veriler içerebiliyor. Dosyanın niteliğine göre arama, mesajlaşma ve baz istasyonu verileri üzerinden kişiler arasındaki iletişim veya belirli zamanlardaki konumlara ilişkin değerlendirmeler yapılabiliyor.

Ancak iki kişinin telefonla görüşmüş olması, görüşmenin içeriğini tek başına ortaya koymuyor.

Benzer şekilde aynı baz istasyonundan sinyal alınması da olayın diğer koşullarından bağımsız olarak değerlendirilmemeli.

Bu nedenle HTS verileri çoğu zaman başka delillerle birlikte anlam kazanıyor.

Yargıtayın son dönem kararlarında ByLock irtibat listesinde bulunan kişiler ile sanık arasında telefon bağlantısı olup olmadığının ve bazı durumlarda aynı baz istasyonlarından sinyal alınıp alınmadığının uzman incelemesine tabi tutulmasının istenmesi de bu doğrulama mantığından kaynaklanıyor.

Dijital deliller birbirinden bağımsız parçalar olarak değil, bütün halinde değerlendiriliyor.

Etkin Pişmanlık 2026 Kararlarında da Gündemde

FETÖ/PDY ve diğer örgüt üyeliği soruşturmalarında sık tartışılan kurumlardan biri etkin pişmanlık.

Türk Ceza Kanunu'nun 221. maddesinde suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve örgüt üyeliği bakımından belirli koşullarda uygulanabilen etkin pişmanlık hükümleri bulunuyor.

Ancak kişinin yalnızca “etkin pişmanlıktan yararlanmak istiyorum” demesi otomatik olarak cezada indirim veya cezasızlık sonucunu doğurmuyor.

Verilen bilgilerin niteliği, aşaması, doğruluğu ve yararlılığı gibi unsurlar somut olaya göre değerlendiriliyor.

Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 12 Mayıs 2026 tarihli kararında da sanığın önceki aşamalarda kişisel faaliyetlerine ilişkin bazı bilgiler verdiği dikkate alınarak, etkin pişmanlığın şartları hatırlatılıp yeniden savunmasının alınması gerektiği belirtildi.

2026'nın başında verilen başka Yargıtay kararlarında da temyiz aşamasında etkin pişmanlıktan yararlanma talebinde bulunulmasının ardından kişinin yeniden dinlenmesi ve verdiği bilgilerin doğruluk ve faydalılık düzeyinin araştırılması gerektiği yönünde değerlendirmeler yapıldı.

Bu durum etkin pişmanlık kurumunun örgüt davalarında hâlen önemli bir hukuki başlık olduğunu gösteriyor.

Savunmanın İlk İfadeden İtibaren Önemi Büyük

Örgüt suçlarına ilişkin soruşturmalar sıradan bir ceza dosyasından çok daha geniş bir veri seti içerebiliyor. İzmir örgüt suçları avukatı bu konuda daha detaylı bilgilere sahip olup bilgilendirme yapabilirler.

Telefon kayıtları, banka hareketleri, dijital materyaller, tanık ifadeleri, başka soruşturmalardan gelen belgeler ve yıllar öncesine ait iletişim kayıtları aynı dosyada bir araya gelebiliyor.

Bu nedenle şüphelinin kolluk veya savcılık aşamasında verdiği ilk ifadeyle mahkeme aşamasındaki savunması arasındaki tutarlılık önemli hale gelebiliyor.

Özellikle telefon hattı, kullanıcı ID'si veya tanık beyanı gibi teknik ve ayrıntılı iddialar varsa savunmanın dosyadaki belgeler görülmeden oluşturulması sonradan sorun yaratabiliyor.

Şüpheli veya sanığın hangi delille suçlandığını bilmesi, teknik kayıtlara yönelik itirazlarını somutlaştırması ve lehine olan delillerin toplanmasını talep edebilmesi savunma hakkının temel parçaları arasında yer alıyor.

Bu nedenle örgüt üyeliği gibi ağır ceza yargılamalarında İzmir ceza avukatı araştırması yapan kişilerin yalnızca isnat edilen suçun adına değil, soruşturma dosyasındaki dijital delillerin niteliğine, tanık beyanlarına ve yargılamanın hangi aşamada bulunduğuna göre hukuki durumlarını değerlendirmeleri önem taşıyor.

Çünkü aynı suçlama altında görünen iki dosyanın delil yapısı tamamen farklı olabiliyor.

Banka İşlemi, Dernek Üyeliği veya Sosyal İlişki Nasıl Değerlendiriliyor?

FETÖ/PDY davalarında geçmiş yıllarda banka hareketleri, belirli dernek veya sendikalarla ilişkiler, eğitim kurumları, sohbet olarak adlandırılan toplantılar ve çeşitli sosyal bağlantılar da dosyalarda delil olarak tartışıldı.

Burada önemli olan her eylemin otomatik olarak örgüt üyeliği anlamına geldiğinin varsayılmaması.

Silahlı terör örgütüne üyelik suçunda kişinin örgütle bağlantısının niteliği, bilerek ve isteyerek hareket edip etmediği ve örgütsel ilişkinin boyutu ceza hukuku açısından önem taşıyor.

Yargıtayın yerleşik kararlarında örgüt üyeliğinin değerlendirilmesinde “organik bağ” ile süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gösterebilen faaliyetler üzerinde duruluyor.

Bununla birlikte her dosya aynı delil kombinasyonunu içermiyor.

Bazı dosyalarda ByLock temel delil olurken başka bir dosyada tanık anlatımları veya örgütsel görev iddiaları daha belirleyici olabiliyor.

Dolayısıyla örgüt davalarında internet üzerinde görülen başka bir kişinin kararını birebir kendi dosyasına uygulamak yanıltıcı sonuçlar doğurabiliyor.

Bozma Kararı Beraat Kararı Anlamına Gelmiyor

Yargıtayın bir mahkûmiyet kararını bozması kamuoyunda zaman zaman yanlış yorumlanıyor.

“Karar bozuldu” ifadesi her durumda sanığın beraat ettiği anlamına gelmiyor.

Eksik araştırma nedeniyle verilen bozma kararında dosya yeniden ilgili mahkemeye gönderiliyor ve Yargıtayın işaret ettiği eksikliklerin tamamlanması gerekiyor.

Yeni HTS kayıtları getirilebilir, bilirkişi incelemesi yapılabilir, tanıklar dinlenebilir ve yeni belgeler dosyaya eklenebilir.

Bu işlemlerin ardından mahkeme ortaya çıkan bütün delilleri yeniden değerlendiriyor.

Sonuç yine mahkûmiyet olabileceği gibi delil durumuna göre farklı bir hüküm kurulması da mümkün.

12 Mayıs 2026 tarihli kararda da dosyanın İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdi edilmesine karar verildi.

Dolayısıyla bozma kararının asıl önemi sonuçtan çok, yargılamada hangi araştırmaların yapılmasının zorunlu görüldüğünü göstermesinde.

2026 Kararlarının Ortak Mesajı: Delil Denetlenebilir Olmalı

Örgüt üyeliği davalarında yaklaşık on yıldır oluşan geniş içtihat birikimi 2026 yılında da gelişmeye devam ediyor.

Son kararlar, özellikle dijital delilin teknik olarak doğrulanması ve savunma tarafının itirazlarının değerlendirilmesi üzerinde yoğunlaşıyor.

Bir telefon hattıyla ByLock bağlantısı kurulduğu ileri sürülüyorsa bu ilişkinin teknik dayanakları; iletişim listesindeki kişilerden söz ediliyorsa bu kişilerle gerçek irtibat; tanık beyanı varsa anlatımın sanığa bildirilmesi ve gerektiğinde tanığın dinlenmesi önem taşıyor.

Etkin pişmanlık talebi bulunuyorsa bunun da yalnızca şeklen değil, kanundaki şartlar açısından değerlendirilmesi gerekiyor.

Ceza yargılamasının temel ilkesi ise değişmiyor.

Mahkûmiyet, dosyadaki delillerin hukuka uygun biçimde değerlendirilmesi ve suçun sanık tarafından işlendiği konusunda mahkemenin gerekli ispat standardına ulaşmasıyla kurulabiliyor.

FETÖ/PDY kapsamında açılan dosyalarda 2026 yılında verilen bozma kararlarının gösterdiği en önemli gelişme de bu noktada ortaya çıkıyor: Dijitalleşen ceza yargılamasında artık yalnızca “hangi delilin bulunduğu” değil, o delilin kime ait olduğunun nasıl belirlendiği, diğer verilerle nasıl doğrulandığı ve savunmanın buna karşı etkili biçimde itiraz edip edemediği de kararın merkezinde yer alıyor.

Yıllar önce başlayan örgüt soruşturmalarının yargısal etkileri devam ederken, önümüzdeki dönemde Yargıtay ve Anayasa Mahkemesinin özellikle dijital deliller ve gerekçeli karar hakkı konusunda oluşturacağı yeni içtihatların ağır ceza yargılamaları açısından yakından takip edilmesi bekleniyor.

Bakmadan Geçme