Orta çağ zihniyetine tepkiler sürüyor!
CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın okul öncesi Kur'an Kursları için açıklamalar yapmış, skandal ifadeler kullanarak Diyanet'in okul öncesi eğitimi için 'Orta Çağ zihniyeti' demişti. Kur'an kurslarını hedef alan 'Orta Çağ zihniyeti'nin son ürünü CHP'li Özgür Özel'e tepkiler sürüyor.
CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, Meclis'te düzenlediği basın toplantısında Diyanet'in 2013 yılında başlattığı 4-6 yaş grubuna yönelik Kur’an kurslarını eleştirmiş ve "Çocukları bütün dünya nasıl yetiştiriyorsa öyle yetiştirmek varken bir ortaçağ zihniyetine yönelmenin, bunu kurumsallaştırmaya çalışmanın ne bu Cumhuriyet'e ne bu millete faydası var; ne de Anayasa'ya uygunluğu var" demişti. Konuyla ilgili tepkilerini dile getiren Ahmet Poçanoğlu, “İslam’ın Ortaçağ’ı yok” ifadelerini kullanırken Ramazan Altıntaş ise Batı’nın Ortaçağ diye adlandırdığı dönemin aslında dünyanın en aydınlık çağı olduğuna dikkat çekerek, “Milletimiz bu tip anlayışları asla affetmeyecektir. Bu tip demeçlerle Diyanet İşleri Başkanlığı’mıza yapılan böylesine çirkin saldırıları kabul etmiyoruz” şeklinde konuştu. İslam’a karşı kinleri dinleri olmuş kimselerin, Kur'an Kursları üzerinden Müslümanları hizaya sokmak istediğini söyleyen Mehmet Toker ise, “Müslüman-Türk toplumunu kendi elitist anlayışlarına göre dizayn etme çabasındalar” diye konuştu.
‘İSLAM’IN ORTA ÇAĞI YOK’
Özgür Özelin açıklamalarına İslam’ın Ortaçağı yok’ şeklinde tepki veren Milli İrade Platformu Konya Temsilcisi Ahmet Poçanoğlu, “İslam’ın orta çağı yoktur. Bu batının problemidir. Helalleşmek isteyenler asla helalleşmek gibi düşüncenin içerisinde değiller. Bu milletin temel değerlerine saldırmayı ihmal etmiyorlar. Bu sebeple bu millet Müslüman bir millet ve çocuklarını da Kur’an okuyan ve Kur’an’ı anlayan bir Müslüman olarak yetiştirmek istiyor ama Özgür Özel ya da onun partisi 1940’lı yıllarda yaptıkları gibi aynı şekilde milletin değerlerine hücum etmeye devam ediyorlar. Milli ve manevi değerlerimizi siyasetin materyalleri haline getiriyorlar. Sürekli manevi değerlerimize saldırmak suretiyle ülkemizde kramplaşma meydana getiriyorlar. Diyanet Başkanlığı’mız milletimizi, dini konularda aydınlatmak ve Kur’an’ın öğretilmesi konusunda yasal olarak yetkilendirilmiş bir kurumdur. Bu sebeple Diyanet yasal olan görevlerini icra ediyor. Başka bir şey yapmıyor. Dini öğretiyor ve dini konularda bu milleti aydınlatıyor. Diyanet yasayla kendisine verilmiş olan görevleri yapıyor” ifadelerini kullandı.
‘YAPILAN ÇİRKİN SALDIRIYI KABUL ETMİYORUZ’
İslam adına Ortaçağ’ın aslında dünyanın en aydınlık çağı olduğuna dikkat çeken Selçuk Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ramazan Altıntaş, “İslam âleminin İslami ilimler ve pozitif ilimler alanında çok ileri gittiği bir çağdır. Ama aksine Ortaçağ dediğimiz zaman karanlık çağı aklımıza gelir. Diyanet İşleri Başkanlığı’mızın açtığı 4-6 yaş grubu öğrencilerine yönelik anaokulları aslında modern eğitim anlayışında da vardır. Bu dönem çocuğumuzun geleceğini şekillendiren bir yaş aralığıdır. Bu milletin yüzde 90’ı Müslüman’dır. Haliyle çocuklarının da milletin ruh köküne bağlı olarak yetişmelerinden daha doğal ne olabilir? Devletin en önemli kurumlarından biri olan Diyanet İşleri Başkanlığı’mız çocuklarımızın geleceğini düşünerek milli ve manevi değerlerimize bağlı bir nesil yetiştirmek adına eğitim kurumları açmıştır. Bu eğitim kurumları hem milli kimliğimizin çocuklarımıza öğretilmesi hem dinimizin temel esaslarımızın öğretilmesi hem de adabı muaşeret kurallarımızın öğretilmesi gibi önemli bir hizmeti ifa etmektedir. Bunun alkışlanması gerekir. Aleyhine tavırlar çok üzücü ve çok kırıcıdır. Milletimiz bu tip anlayışları asla affetmeyecektir. Bu tip demeçlerle Diyanet İşleri Başkanlığı’mıza yapılan böylesine çirkin saldırıları kabul etmiyoruz” şeklinde konuştu.
‘DİN KARŞITLIĞINI DAYATIYORLAR’
Manevi değerlerin siyasi ameller üzerine alet edildiğini vurgulayan Ramazan Altıntaş, “Siyasilerimizin dinden elini çekmeleri gerekiyor. Bu aynı zamanda istismar etmektir. Bırakın bu millet kendi diniyle, inancıyla yaşasın. Avrupa ülkelerinde din eğitimi sadece kiliseler eliyle verilmektedir. Bunun birçok örneği var. Belçika’da 2-6 yaş arası çocuklara papaz ve rahibeler ders veriyor. Almanya’da 3-6 yaş grubunun yüzde 70’i kiliselerde din eğitimi alıyor. Finlandiya’da küçüklere ‘tanrıya sadakat ve şükran’ öğretiliyor. İngiltere’de okul öncesi din eğitimi müfredatını kilise belirliyor. Maalesef laikliğin din devlet ilişkilerinin farklı şekilde yürütülmesi değil de sanki din karşıtlığıymış gibi dayatılıyor ve laiklik de bu toplumda bu şekilde anlaşılmasına hizmet ediyor. Dolayısıyla biz istiyoruz ki devletimizin din imkanlarıyla ilgili tanıdığı imkanlar daha da geliştirilsin ve siyasetçilerimiz din karşıtı söylemler oluşturacak ya da böylesine bir iklimi canlandıracak davranışlardan uzak durmalarını tavsiye ediyoruz. Laik ülkelerde bile kiliseler eliyle okul öncesi eğitimler devam ettirilirken neden bizim ülkemizde devam ettirilmek istenmiyor? Birtakım siyasiler rant toplamak istiyorsa bu onların lehine değil aleyhine olacaklarını bilmeleri gerekir” diye konuştu.
KUR'AN KURSLARI NEDİR, NASIL DEĞERLENDİRİLMELİDİR?
Konya İl Uzman Vaizi Mehmet Toker ise , Kur’an Kurslarının işlevi hakkında önemli değerlendirmelerde bulundu. Toker açıklamasında şu ifadeleri dile getirdi: Türkiye'de kendisini elitist, çağdaş, aydın olarak niteleyen bir güruh tarafından hâlâ eğitimin üvey çocuğu olarak görülen, zaman zaman istenmeyen çocuk ilan edilerek kapatılmaları için her türlü baskı ve zulme maruz kalan Kur'an Kursları bir değerler eğitimi müessesesi olarak varlığını sürdürmektedir. İslam tarihi boyunca mescitlerde, mescit bitişiğinde inşa edilen özel mekanlarda, veya mahalle aralarına yapılan sırf Kur'an öğretimine hasr edilmiş binalarda Mü'minler 1400 yıl boyunca Kur'an-ı Kerim'i okumayı, ezberlemeyi ve temel dini bilgileri öğrenmeyi sürdürmüşlerdir. Tarih boyunca Kur'an eğitimi yapılan bu mekanlar, Darul Kur'an, Darul Küttap, Mektep gibi isimlerle anılmakla beraber, hafızlık yapılan bir ileri seviyedeki kurumlara Darul Huffaz, kıraat ilimlerin okutulduğu üst seviyedeki öğretim birimlerine ise Darül Kurra denilmekte idi. Özellikle bugünkü 4-6 yaş Kur'an Kurslarının karşılığı diyebileceğimiz, küçük çocuklara Kur'an okumanın öğretildiği ve kısa surelerin ezberletildiği yerler için ise Osmanlılarda "Sıbyan Mektebi" ismi kullanılmakta idi. Selçuklularda ve Osmanlılarda, Kur'an öğretimi yapılan her seviyeden bu kurumlar ve faaliyetleri, devletin himayesinde, gözetiminde olarak varlıklarını sürdürmüşlerdir. Cumhuriyet döneminde 3 Mart 1924'te tarihinde çıkarılan Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile Şeriyye ve Evkaf Vekaletini ilga eden kanunlar, özel vakıflar tarafından himaye edilen bütün medrese ve mektepler ile birlikte Sıbyan Mektepleri, Darul Kur'anlar, Darul Huffazlar ve Darül Kurralar Maarif vekaletine devredilmiş, 1926 tarihli Maarif Teşkilat Kanunu ile de tamamen kaldırılmıştır.
KUR’AN KURSLARI ÇOK BÜYÜK MESAFE KAYDETTİ
Günümüze geldiğimizde, 2002 yılından 2020 yılına kadar geçen süreçte, 4-6 yaş Kur'an Kursları, Hafızlık Kur'an Kursları da yaklaşık %400 artışla sayısal anlamda fevkalâde bir mesafe katetmiştir. Buna rağmen, bugün 80 milyonu aşan ve %99'unun Müslüman olduğu iddia edilen Türkiye nüfusu ile oranlandığında Kur'an Kurslarının sayısı ve öğrenci kapasitesi maalesef olması gereken düzeyde değildir. Toplam nüfusun hâlâ %59'unun Kur'an-ı Kerim'i yüzünden dahi okuyamadığı resmi istatistiklerce ifade edilmektedir. Toplam nüfus içerisinde %25'lik kesimi oluşturan 20 milyon civarındaki gençlerin ancak %10'u civarında bir sayı yaz Kur'an Kursları ile tanışmaktadır. Bugünkü özgürlük ortamında 4-6 yaş grubundan başlamak suretiyle, cezaevlerinde, KYK'larda, HEM'lerde, Gençlik Merkezlerinde, hastane, üniversite kampüsleri gibi kurumlarda da artık ihtiyaca binaen Kur'an Kursu açılabilmektedir. Bununla beraber, Türkiye'de maalesef Kur'an Kurslarının varlığından, yaygınlaşmasından, daha fazla insana ulaşıp, din ve ahlak eğitimi, değerler eğitimi gibi manevi alanda topluma farkındalık kazandıracak eğitimler yapılmasından rahatsızlık duyan bir kitleyle de karşı karşıya bulunmaktadır. Sürekli olarak Kur'an Kursları sayısını, öğretici ve öğrenci sayısını, Diyanet'in bütçesini gündeme getirerek negatif algı operasyonu peşinden koşan bu kesimler Kur'an eğitiminden rahatsızlık duymaktadırlar.
KUR'AN KURSLARI ÜZERİNDEN MÜSLÜMANLARI HİZAYA SOKMAK İSTİYORLAR
İslama karşı kinleri dinleri olmuş, Kur'an Kursları üzerinden Müslümanları hizaya sokmak isteyen kimselerin, Müslüman-Türk toplumunu kendi elitist anlayışlarına göre dizayn etme çabası devam etmektedir. Kendi köklerini ve inançlarını açıkça ifade edemeyen elitist, kripto azınlığın, kendi aristokrasilerini ve Müslüman-Türk halkını sömürerek kurmuş oldukları burjuvazi yaşamı sürdürmek için, laiklik kavramını, arkasına sığındıkları bir kalkan ya da içlerindeki Müslüman düşmanlığını, İslam'a karşı olan kini saklamak için bir kamuflaj olarak kullanmaktadırlar. Bu kesimin Türkiye toplumu üzerinde yeniden söz sahibi olmaması adına, Kur'an Kurslarında görev yapan kadınıyla erkeğiyle bütün Kur'an Kursu Öğreticilerinin tek amacının ve gayesinin Allah rızası olması ve adanmışlık şuuruyla görev yapması gerekmektedir. Kur'an Kurslarına gelen ister 4-6 yaş, ister proje öğrencisi, ister lise çağı, ister yetişkin olsun her bir vatandaşımıza Allah'ın kelamı ile beraber mesajını da öğretmek, bilinç ve şuur sahibi bir Mü'min yapmak en mühim vazifedir. Sahip olunan maddi refah ve imkanlar, özgürlük ortamı, manevi rehaveti beraberinde getirmemeli. Kur'an Kurslarını ümmet menbaının pınarı olarak görmeli ve o pınarın bulanmaması, kurumaması, berraklığının ve safiyetinin bozulmaması için her bir Mü'min İslam adına, dava şuuru ve fedakarlık bilinciyle hareket etmelidir.
SÜMEYRA KENESARI / YENİ HABER GAZETESİ