Suriye’nin Bütünlüğü İçin Ankara ve Şam’dan Ortak Askeri Operasyon KAÇINILMAZDIR.
Suriye halkı, önce Esed zulmüyle, ardından son on yılın kanlı savaşıyla çok ağır sınavlardan geçti. Tam bu büyük yıkımın külleri arasından bir umut ışığı doğmuşken, önümüze dikilen en büyük engel ekonomik enkaz yada mezhep çatışması da değil akılsız asalaklar oldu. Bugün Suriye’nin geleceğini tehdit eden asıl unsur Suriye’nin kuzeydoğusunda “özerklik” maskesiyle metastaz yapmış olan SDG isimli PKK/YPG terör örgütüdür.
Yeni Suriye yönetimi, göreve geldiği günden bu yana ülkenin toprak bütünlüğünü sağlama ve tüm etnik unsurları tek bir bayrak altında toplama iradesini ortaya koymuş bunun en büyük destekçisi ise ülkemiz TÜRKİYE olmuştur. PKK/YPG’nin omurgasını oluşturduğu SDG ise ne diplomasi dilinden anlamakta ne de yeni Suriye’nin inşasına katkı sunmaktadır. Aksine, elinde tuttuğu silahları ve gasp ettiği enerji kaynaklarını, meşru hükümete karşı bir şantaj yoksul ve yıpranmış halka karşı ise zorbalık aracı olarak kullanmaktadır.
Oyalama Devri Sona Ermiştir
Aylardır süren müzakereler ve 2025 yılında denenen “entegrasyon” çabaları, örgütün gerçek niyetini ifşa etmiştir. SDG, Suriye ordusuna katılmak veya silah bırakmak şöyle dursun; Halep’te, Tel Rıfat hattında ve Fırat’ın doğusunda sivil yerleşimleri hedef alarak çatışmayı körükleyen taraf olmuş ve olmaya devam etmektedir.
Bu yapı, ABD yâda İsraillin Dünya kamuoyuna sunmaya çalıştığı gibi bir “Kürt hakları savunucusu” değil, bölge halkını ideolojik kamplara hapseden, çocukları zorla silah altına alan ve Suriye’nin demografik yapısını değiştirmeye çalışan terörist ayrılıkçı bir örgüttür. Şam’daki yeni yönetimin iyi niyetli uzlaşı çağrılarına, Halep’in mahallelerine top mermisi yağdırarak cevap veren bir zihniyetle masada konuşulacak hiçbir şey kalmamıştır.
Bugün gelinen noktada, Türkiye’nin ulusal güvenlik kaygıları ile yeni Suriye yönetiminin egemenlik hakları birebir örtüşmektedir.
Türkiye için: Sınır hattında bir terör koridorunun varlığı kabul edilemez bir beka sorunudur.
Suriye için ise Ülkenin enerji ve tarım merkezlerinin, merkezi otoriteyi tanımayan silahlı bir grubun işgali altında olması, devletin ekonomik geleceğine vurulmuş bir prangadır.
Batılı başkentlerin, binlerce kilometre öteden yaptığı “sükunet” çağrıları artık sahada karşılığı olmayan boş laflardır. Bir devletin (Suriye), kendi topraklarında kendisine silah doğrultan gayrimeşru bir orduya müsamaha göstermesi beklenemez.
Kanserli hücre, bünyeden atılmadıkça hasta iyileşemez. Suriye’nin iyileşmesi için gereken reçete açıktır: Ankara ve Şam’ın askeri koordinasyonu.
Türkiye’nin askeri kapasitesi ve tecrübesi ile yeni Suriye ordusunun sahadaki meşruiyeti birleştirilmelidir. Bu, bir “savaş” değil, uluslararası hukuka uygun bir “terörle mücadele ve asayiş” operasyonu olacaktır. İki devletin orduları, Fırat’ın doğusundan batısına kadar uzanan hatta, örgütün silahlı kapasitesini tamamen imha edecek ortak bir harekat planını devreye sokmalıdır.
Böyle bir operasyon sonucunda:
Suriye’nin toprak bütünlüğünü fiilen sağlayacak,
Türkiye’nin sınır güvenliğini garanti altına alacak,
Bölge halkını örgütün baskısından kurtararak gerçek bir demokratikleşmenin önünü açacaktır.
Tarih, zayıflığı ve kararsızlığı affetmez. SDG/PKK yapılanması, Suriye’nin kuzeyinde bir “devletçik” kurma hayaliyle hem Türk hem de Suriye halkının geleceğini ipotek altına almaya çalışmaktadır. Bu kilidi açacak tek anahtar, iki başkentin (Ankara ve Şam) göstereceği ortak ve kararlı askeri iradedir.
Diplomasi defterinin kapandığı yerde, silahlı kuvvetlerin caydırıcı gücü konuşmalıdır. Suriye'nin huzuru ve Türkiye'nin güvenliği için neşterin vurulma vakti gelmiştir.