• Haberler
  • Konya
  • Öykü yazarları Selçuk'ta öğrencilerle buluştu

Öykü yazarları Selçuk'ta öğrencilerle buluştu

YUSUF KARAKAŞ / YENİ HABER

Öykü yazarları Selçuk'ta öğrencilerle buluştu
TAKİP ET Google News ile Takip Et

Birbirinden güzel ve kaliteli etkinlikler düzenleyen Selçuk Üniversitesi Edebiyat ve Sanat Topluluğu ‘Öykünün Günü IV’ adlı etkinlik düzenledi

Selçuk Üniversitesi Edebiyat ve Sanat Topluluğu'nun "Öykünün Günü IV" adlı etkinliğine öykü camiasından tanıdık simalar konuk oldu. Prof. Dr. Köksal Alver, Yrd. Doç. Dr. Abdullah Harmancı ve İsmail Özen'in konuşmacı olarak katıldıkları söyleşi, Süleyman Demirel Kültür Merkezi Malazgirt Salonu'nda yapıldı.

‘’Öykü yazmak meziyetli bir iştir’’

 "Nasıl Öykü Yazıyoruz?" teması üzerine konuşan öykücülere öğrenciler tarafından yoğun ilgi gösterildi. Kaliteli sohbetleri ile izleyicilerin anılarında hoş bir yer edinen öykücüler etkinlik bitiminde kitaplarını imzalayıp söyleşiye gelenlerin sorularını cevapladılar. Prof. Dr  Köksal Alver’in moderatörlüğünde gerçekleşen etkinlikte Alver, kendi yazdığı öykülere değinerek, öykünün gerçeğe yakınlık konusunu anlattı. Öykü yazmanın meziyetlerine değinen Doç. Dr Abdullah Harmancı, edebiyat dergilerinin öykü için ne kadar önemli olduğuna vurgu yaptı. Öykü yazarı İsmail Özen ise kendisinin nasıl öykü yazmaya başladığını, öykü yazarken ve yazmadan önce başına geçen olaylardan, öykü yazmanın doğuştan gelen bir meziyet mi yoksa sonradan kazanılan bir yeti mi olduğunu öğrencilerle paylaştı. Şehir ve mekânla bütünleşik bir algısının, ruhum ve hayatının olduğunu ifade eden Prof. Dr Köksal Alver, ’’Günlük hayatımda şehir ve mekân önemli bir yer tutuyor. Ayrıntılara ve hikâyelere meraklıyım. Bakmak, görmek, gezmek beni oldum olası cezbeder. Bir sokak adından dolayı onlarca kilometre kat edip o sokağı görmeye gidebilirim. Buna benzer daha başka şeyler. Bu cezbe hali öykülere yansıyor ister istemez. Kendimi şehirden ve mekânlardan alamadığım için öykülerim de bundan izler alıyor. Bir de sözü edilen hususlara dikkat çekme derdim olabilir. Yani şehir ve mekânın bir bilinç ve yaşama hali, bir duyuş, bakış, hissiyat alanı olduğuna ilişkin keskin bir görüşüm var. Bunu dillendirmekteyim. Kâh akademik yazılarımda, kâh öykülerde. Şehir ve mekân boş şeyler değil; bir mana, ruh ve hayat ile dopdolu engin tecrübe alanları. Zamanın aynaları,  zamanın anıtları. Şehir ve mekâna karşı ödevli olduğumuzu düşünürüm’’ şeklinde konuştu.

‘’Faydasız ilimle uğraşmak tedirgin ediyor’’

Her yazar için geçerli olan bir durumdan bahsettiğini söyleyen ve kendi yazdıklarına karşı fikirlerinin sürekli değiştiğini belirten Yrd. Doç. Dr Abdullah Harmancı,’’ Hep de olumsuz anlamda değil. Olumlu anlamda da değişir. Öykülerimin estetik değeriyle ilgili olarak zaman zaman yaptığım okumalarda farklı şeyler düşündüğüm olmuştur. Benim kastım sanırım buydu. Öykü yazarlığının beni endişelendirmesi meselesi ise, ben “faydasız ilim”le meşgul olduğumu düşündüğüm zaman tedirgin oluyorum. Kur’an’a ayırdığımız süreyle edebiyata ayırdığımız süreyi karşılaştırsak, sanırım çok üzücü bir sonuç çıkar. Ben bunu düşündükçe acaba edebiyat bizim için bir kayba mı dönüşüyor, diye endişeleniyorum. Öte yandan şu da yanlış anlaşılmasın. Sezai Karakoç’un Suna dedimse sensin, Leyla dedimse sensin, deyişi gibi, aslında edebi metinlerle meşgul olurken de onun alt metinlerinde irfani geleneğimizin özünü, hadisleri, ayetleri bulmak çok mümkün oluyor. Çalıştığım üniversitede farklı gruplarla Küçük Prens okumaları yaptık ve şunu gördüm ki, öğrenciler Küçük Prens’in bir sözünden aniden bir hadise sıçrayabiliyorlar’’ dedi.

Soru cevap kısmında öykünün mahremiyet meselesi, yazarının hiç tecrübe etmediği mevzuların öyküye aktarılmasından bahsedildi.

Bakmadan Geçme