Pakistan'ın Mehmed Akif'i 'Muhammed İkbal'
Şiirleri çağdaş Urdu ve Fars Edebiyatı'nın en önemli yapıtlarından olan Pakistanlı İslam âlimi, şair, filozof ve politikacı Muhammed İkbal'in ölümünün 79. yıl dönümü
İkbal’in geride bıraktığı miras, Hint alt kıtasının ve fikir babalığını yaptığı Pakistan’ın sınırlarını aşarak geniş bir coğrafyaya yayıldı.
Yirminci yüzyıl İslam dünyasının önde gelen düşünürlerinden Muhammed İkbal, şair, filozof ve eylem adamı kimliğiyle temayüz etmiş bir kişilikti. Şiirleri çağdaş Urdu ve Fars Edebiyatı’nın en önemli yapıtlarındadır. Allâme İkbal olarak da bilinir. Hindistan'daki Müslümanların bağımsızlık mücadelesini ilk defa dile getiren kişidir.
1873'de Pakistan'ın Pencap eyaletine bağlı Siyalkut kentinde doğan Muhammed İkbal, mutasavvıf bir anne ve babanın oğlu olarak dünyaya geldi. İlk eğitimini Kur'an üzerine aldı. Kur'an eğitimini medresede tamamladıktan sonra, Arapça ve Farsça hocasının yönlendirmesiyle İslam edebiyatıyla ilgilenmeye başladı. Lahor'da yükseköğrenimini tamamladıktan sonra Doğu Dilleri Fakültesi'ne hoca olarak tayin edildi. Bu yıllarda Muhammed İkbal'in şiirleri de yayınlanmaya başlandı. 1905'de Londra'daki Cambridge Üniversitesi'nin felsefe ve iktisat bölümünden mezun oldu. Londra'da üç sene kadar kalan İkbal, burada Arap Dili ve Edebiyatı Fakültesi'nde hocalık yaparken, bilhassa Londra'da ilgi görmesine sebep olacak çeşitli İslami konularda bir dizi konferans verdi. Yine Londra'da kaldığı müddet içinde hukuk üzerine okuyan İkbal, savcılık diplomasını aldıktan sonra Almanya'ya giderek Münih Üniversitesi'nde felsefe dalında doktora yaptı. 1908'de Hindistan'a döndüğünde, yazı ve şiirlerine hayranlık duyanlar tarafından büyük bir coşkuyla karşılandı.
MİLLİ MÜCADELE’DE ANKARA’YA 1,5 STERLİN YARDIM GÖNDERTTİ
İkbal, daha genç yastayken Hindistan Müslümanlarının fikri ve siyasi liderlerinden biri olarak öne çıkmıştı. Hindistan’da yaşayan yaklaşık 80 milyon Müslümanın siyasi geleceğini güvence altına alacak formüller üzerinde düşünüyordu. Gençlik yıllarında savunduğu Hint milliyetçiliğinin Hindistanlı Müslümanları zora soktuğunu gören İkbal, bu fikrinden daha sonra vazgeçecektir. İkbal’in bu yıllardaki ana fikri, artık bir arada yasama imkânı kalmamış olan Hindularla Müslümanların birbirilerinden ayrılması ve iki topluluğun farklı devlet çatıları altında toplanmasıydı. Ona göre İngilizlerin Hindistan’daki iki asırlık böl-yönet politikaları başarılı olmuş ve Hindularla Müslümanlar arasında büyük uçurumlar meydana gelmişti. Hinduların çoğunluk olduğu Hindistan’da Müslüman azınlığın haklarını korumak artık mümkün değildi. Bu dönemde Türkiye’deki gelişmeleri ve Türk İstiklal Harbini de yakından izleyen İkbal, bağımsız bir devletin Hint Müslümanlarının yegâne alternatifi olduğuna inanmıştı. Türkiye’nin bağımsızlığının Hint Müslümanları arasında yol açtığı büyük coşkuyu İkbal’in eserlerinde izlemek mümkün. Burada Hindistanlı Müslümanlara verdiği mesaj açıktır; Biz de Müslüman Türkler gibi bağımsızlığımızı kazanmak zorundayız. Ayrıca, Kurtuluş Savaşı yıllarında, zor durumda Pakistan halkını, Türk halkının milli mücadelesine destek vermek için örgütlemiş, Milli Mücadelede kullanılmak üzere Pakistan halkından 1,5 milyon sterlin toplayıp Ankara hükümetine yollatmıştır. İkbal’in Müslümanlar için Hindulardan bağımsız bir devlet mi önerdiği, yoksa iki devletli bir Hint Federasyonu modeli mi savunduğu hala tartışma konusu. Fakat onun ilk tohumlarını attığı bağımsız devlet fikri, vefatından dokuz yıl sonra 1947 yılında Hindistan’ın bölünmesi ve Pakistan devletinin kurulmasıyla hayata geçirilecektir. Ayni yıl “Doğu Pakistan” adıyla kurulan ve Hindistan’ın doğusundaki Müslümanlara ev sahipliği yapan devlet, daha sonra Bangladeş adını alacaktır. Muhammed İkbal’in siyasetle ilgili düşüncesi ise, "Siyaset; çalışmak, izzet ve şerefe davet etmekti" şeklinde idi.
MEHMET AKİF ERSOY’A BENZETİLİYORDU
Müslüman Hint mücahitler adıyla yazdığı şiirleri Hindistan'daki Müslümanların hareketlenecek İngiliz sömürüsüne başkaldırmalarında ve Pakistan'ın kuruluşunda büyük tesiri olmuştu. Bu yönüyle İkbal, Mehmed Akif Ersoy’a da benzetilmiştir. İkbal, uzun süren bir hastalıktan sonra 21 Nisan 1938'de vefat etti.
BÜŞRA AKSAKBAĞI / YENİ HABER GAZETESİ