Prof. Dr. Kemal Sayar: Bu zor günler dayanışma günleridir
Türkiye'nin her zaman bir dayanışma toplumu olduğunu söyleyen Psikiyatrist Yazar Prof. Dr. Kemal Sayar, 'Türkiye toplumu sırt sırta verebilen, yürek yüreğe verebilen toplum olduğunu geçmişte göstermiştir. Yine o tenasül ahlakını, birbirimizle el ele durma ahlakını çoğaltmak zorundayız' dedi.
Her hafta birbirinden değerli konukları ağırlayan ve Klinik Psikolog Esra Coşkun’un sunumuyla gerçekleşen Selçuklu Sosyal Ekran’ın konuğu Psikiyatrist Yazar Prof. Dr. Kemal Sayar oldu. Konuşmasının ilk bölümünde tedbir ve tevekkül, ikinci bölümünde ise süreci medyanın ele alış biçiminden bahseden Sayar, bugün yayınlanan haberimizde ise toplumsal dayanışma meselesini değerlendirdi.
“BU DA GEÇER YAHU”
Umuda ve umudun kanatlarına tutunarak yükseleceğiz diyen Sayar, “Bu da geçer yahu diye sihirli bir cümlemiz var bizim. Bu sözü hiçbir zaman unutmayacağız. Hayat gelip geçici bir şey önemli olan hayata tutunmaktır. Önemli olan bu salgının bize öğretmesine izin vererek geçip gitmesini sağlamak. Bütün bu süreçten biz neler çıkaracağız? Ailemizle baş başa kaldığımızda biz ne yapıyoruz? Kendimizle baş başa kaldığımız zaman biz ne soruyoruz? Buradan nereye kanatlanacağız? Bütün bu macera, bu korku, bu endişe, tek başına kalma, yavaşlama, durağanlaşma bize ne öğretecek? Bugün pek çoğumuzun yaşadığı bir şey var. Pandemilerde zaman yavaşlıyor. Her gün birbirinin aynısı oluyor. Şu soruyu sormak lazım: Hayatım yavaşladıktan sonra neyden mahrum kaldım? Neyi kaybettim? Bütün bu yarıştan çekildim, hep koşturuyordum, hep en önde ipi göğüslemeye çalışıyordum. Böyle olunca hayatımdan ne eksildi? En değerli saydığım şeyler gerçekten en değerli şeyler miymiş? Temiz su kaynaklarını kaybediyorduk, bulduğumuz her yere beton döküyorduk. Bizim asla hiç yıkılmaz dediğimiz bütün yapıların kumdan kaleler olduğu ortaya çıktı. İnsanın kibrinin beş para olmadığı ortaya çıktı. Ufacık gözle görülmez virüs bütün dünyayı hizaya getirdi. Çok zayıf ve aciz varlıklarmışız meğerse. Kendi bedenimizin de efendisi değilmişiz. Bu büyüklenme niye? Niye başka insanları öldürelim? Niye başka canlılara hayatı zindan edelim? Niye tabiatı tahrip edelim? Bu sorular çok yapıcı ve temel sorulardır” dedi.

“ARTIK HER ŞEYE GÜCÜMÜZÜN YETMEDİĞİNİ KABUL EDELİM”
Biz bu süreçten en sağlıklı şekilde zihnimizi değiştirebilirsek çıkmayı başarabileceğiz ifadelerini kullanan Sayar, “Birbirimize yar olmayı, birbirimize şifa olmayı, birbirimize yurt olmayı başarabilmekle olacak. Bizim tabiatın boğazına sarılarak geldiğimiz nokta uçurumun kenarıdır. Kendi türümüzü yok etmek, iklimleri yok etmek, ağır bir küresel ısınmayla dünyaya ağır bedeller ödetmek gibi uçurumun kenarına geldik. Bugün bütün bu virüs krizinin, hayvandan insana geçen virüslerin, insanın tabiata aşırı müdahalesi sonucu ortaya çıktığına dair kuvvetli bir tartışma var bilim dünyasında. Elimizi başımızın arasına alalım ve çok iyi tefekkür edelim. Hep ilerleme fikri doğru muydu? Tabiata ve insanlara hükmetme fikri doğru muydu? Bazı şeyleri yok sayan kafa bizi bu ekolojik krizin kenarına bıraktı. Artık her şeye gücümüzün yetmediğini kabul edelim. İnsan başarı olarak çok iyi bir yere geldi ama kendine, aklına bağlı çiti çekmesi lazım. Biz mütevazı davranmazsak, yeryüzündeki her şeye efendilik taslarsak, bir şeyler gidiyor ve bizi biçmeye başlıyor. Merhamet ve tevazu devrimiyle buradan çıkacağız. Bu salgından bir şey öğrenerek çıkacağız, umutla çıkacağız, insan olarak özümüze yaslanarak çıkacağız “ diye ifade etti.
‘BİLDİĞİMİZ DÜNYANIN SONUNA GELDİK’
Dünyanın yavaş yavaş sonuna gelindiğini belirten Sayar, “Aşina olduğum dünya tekinsiz bir yer. Uyandığım dünya, emniyet içinde bize bir sürü rutini davet eden bir dünyaydı. Şimdi o rutinleri yapmak, gidip bir yerde kahve içmek, yemek yemek mümkün değil. Yani aslında bildiğimiz dünyanın sonuna geldik. Ne kadar aynı şekilde devam edeceğini bilmiyoruz. Şuanda bildiğimiz dünyadan başka bir dünyadayız. Ütopik bir evrendeyiz. İnsanın insandan çekindiği bir evrende yaşıyoruz. Ve bu da insan için çok yeni bir deneyim. Düne kadar çantada keklik sandığımız şey, büyük bir nimetmiş meğerse, insan ilişkisi büyük bir nimetmiş. İnsanın yüzüne görmek bir nimetmiş, komşunun yüzünü görmek bir nimetmiş. Hafta sonu sokağa çıkma yasağı olduğunda önemli bir kısım insanın çok ciddi bir panik havasına büründüğünü gördük. Aniden haber alan insanlar, zihinlerinde alabildiğince felaketleştirdiler. Bir şeylerin sonu gelecek, kıtlığa gireceğiz gibi tuhaf bir psikolojiye kapıldılar, mantıklı hareket etmediler ve limbik beyin denilen, bizi hayatta kalma moduna sokan kısmıyla hareket ettik. Belki burada değiştirilmesi gereken şey markete gitmekten çok markete giderken maske takmak, markete girerken mesafeyi ayarlamak olmalı” dedi.
“HERKES TUVALET KAĞIDI ALIYOR DİYE İNSANLAR TUVALET KAĞIDI ALMAYA BAŞLADI”
Toplumsal psikolojinin pandemilerde, salgınlarda çok çok önemli olduğunu vurgulayan Sayar, “Siz toplumsal psikolojiyi gözeterek bazı duyuruları yapmanız gerekir. Bu duyuruları yaparken de toplumun ferasetli insanlardan oluştuğu varsayımıyla değil, toplum içinde mesajınızı doğru algılamayabilecek, daha endişeli daha panik halinde hareket eden kitleler olduğunu bilerek bu mesajları vermeniz lazım. Ve bu mesajları da çok uygun bir saatte, çok uygun bir dille, çok sakin bir üslupla söylememiz lazım ki insanlar kitlesel olarak panik olmasınlar. Çünkü bu tür durumlarda insanlar birbirlerini sıklıkla takip ederler. Örneğin herkes tuvalet kağıdı alıyor diye insanlar tuvalet kağıdı almaya başladı “ ifadelerini kullandı.
“TÜRK TOPLUMU HER ZAMAN BİR DAYANIŞMA TOPLUMU OLMUŞTUR”
Türkiye’nin her zaman bir dayanışma toplumu olduğunu söyleyen Sayar, “Türkiye toplumu sırt sırta verebilen, yürek yüreğe verebilen toplum olduğunu geçmişte göstermiştir. Yine o tenasül ahlakını, birbirimizle el ele durma ahlakını çoğaltmak zorundayız. Sınıflar arası ayrımı aşarak elimizi taşın altına daha çok koymamız lazım. Bu günler dayanışma günleridir. Ekonomik olarak da belli bir zorluk sürecinin içinden geçiyoruz. Paylaşarak atlatacağız. Biz bu tecrübeyle daha azla yetinebileceğimizi de öğrenmiş olduk. Daha sade bir hayatla yaşayabileceğimizi, iki öğünle istifa edebileceğimizi, çok da cafcaflı hayatlar yaşamadan hayatlarımızın akıp geçebileceğini görmüş olduk “ diye konuştu. Sayar, son olarak Konya’yı çok sevdiğini, Hazreti Mevlana aşığı olduğunu sözlerine ekleyerek Konyalı vatandaşlara selam gönderdi.
SÜMEYRA KENESARI / YENİ HABER GAZETESİ