• Haberler
  • Konya
  • Prof. Dr. Kemal Sayar: Önce tedbir sonra tevekkül

Prof. Dr. Kemal Sayar: Önce tedbir sonra tevekkül

Selçuklu Belediyesi Sosyal Ekran'ın konuğu Psikiyatrist Yazar Prof. Dr. Kemal Sayar oldu. Sayar, 'Salgın Psikolojisiyle Baş etmenin Yolları'nı' anlattı.

Selçuklu Belediyesi Sosyal Ekran’ın konuğu Psikiyatrist Yazar Prof. Dr. Kemal Sayar oldu. Sayar, “Salgın Psikolojisiyle Baş etmenin Yolları’nı” anlattı. Koronavirüsle mücadelenin psikolojik boyutunun eksik kaldığını söyleyen Sayar, “Dinimizde çok temel bir şey vardır. ‘Önce eşeğini bağla, sonra tevekkül et’ denmiştir. Önce biz bulaşıcı hastalığın bulaşacağı şeyleri önlemek, hijyenimizi sağlamak, ondan sonra tedbir almak durumundayız. Yani zorlanabilecek her türlü kapıyı zorlamak, ondan sonra tevekkül etmek, teslim olmak zorundayız” dedi.

3-20200419174914.jpg

Her hafta birbirinden değerli konukları ağırlayan ve Klinik Psikolog Esra Coşkun’un sunumuyla gerçekleşen Selçuklu Sosyal Ekran’ın konuğu Psikiyatrist Yazar Prof. Dr. Kemal Sayar oldu. Konuşmasının başında insanın canını acıtan gerçeklikten uzak kalınması gerektiğine değinen Sayar, “Gerçeklik canımızı acıttığı zaman bizim yapacağımız en kolay şey, gerçekliğe sırtımızı dönmektir. Gerçek bizim için kabul edilmezi zor bir hale bürünmüşse kafamızı kuma gömer, onu inkar eder, onu görmezden geliriz. Bu çok yaygın bir savunma mekanizmasıdır“ dedi. Salgın gibi durumlarda ölümün üstüne yürümenin bir cesaret göstergesi olmadığının altını çizen Sayar, “Bugün bu rahatsızlığın bulaşma riskinin çok fazla olduğunu, insandan insana çok hızlı yayılabildiğini biliyoruz. Buna rağmen hala tedbir almamakta direnen insanlar bence bu ilkel yadsıma mekanizmasını biraz daha fazla kullanıyorlardır. Yani benim kanaatime göre aslında salgın hastalık gibi durumlarda ölümün üstüne yürümek cesaret değildir. Aslında korkuyu inkar etmenin bir mekanizmasıdır” ifadelerini kullandı.

‘İNSANLARDA BİLİNMEZLİK YANILSAMASI OLUYOR’

Bazı insanlarda soyut düşünme yeteneğinin çok gelişmiş olmadığını söyleyen Sayar, “Dolayısıyla ailesinden, arkadaşlarından, yakınlarından birine bu hastalık geçmediği sürece, insanlar gözleriyle görmedikleri sürece somut olarak idrak etmedikleri sürece bir soyutlama yapmakta zorlanıyor olabilirler. Ancak mahalleye bir vefat haberi geldiğinde veya ağır bir rahatsızlık hadisesini gördüklerinde o zaman belki daha kolay inanabilirler. İnsanlarda yanlış bir kadercilik anlayışı var. İnsan bazen kendinde olan şeyleri çok büyütebiliyor. Yani kendimizi olduğumuzdan daha güçlü, olduğumuzdan daha kırılmaz daha incinmez olarak algılayabiliyoruz. İnsanlarda bir bilinmezlik yanılsaması oluyor. Halbuki hayatın büyük silleleri, insana en incinmez olduğu zamanlarda gelir. Yani siz kendinizi korumadığınızda, siz bana bir şey olmaz dediğinizde hayatın büyük darbelerini yersiniz. Bu sahte incilmezlik yanılsaması da insanların hayat karşısında büyüklenmelerine, doğal afetler karşısında büyüklenmelerine ve tedbir almamalarına yol açıyor olabilir“ şeklinde konuştu.

5-406.jpg

‘GELECEĞİ DÜŞÜNMEKTE EKSİK KALIYORUZ’

Toplum olarak geleceği düşünmede eksik kaldığımızı vurgulayan Sayar, şunları kaydetti: “Biz biraz yakın yönelimi yaşayan bir toplumuz. Uzak vadeli düşünemiyoruz. Uzak vadeli düşünecek olsak davranışlarımızın 2-3 hafta sonraki sonuçlarını biraz daha iyi analiz edebilirdik. Daha çok bugün ve yarın eksenli yaşadığımız için uzun vadeli sonuçlarla çok fazla muhakemede bulunmadığımız için de bugün yapacağımız şeylerin yarınki olumsuz sonuçlarını çok hesap etmiyor, hatta maneviyatta ve dinde yeri olmayan tuhaf bir kaderciliğe teslim oluyor ve kendimizi tedbirsiz bırakabiliyoruz. İşin üzücü tarafı şu: Biz tedbir almadığımızda, dışarıya çıktığımızda, maske takmadığımızda veya hijyene ve fiziksel mesafe kurallarına dikkat etmediğimizde sadece kendimize zarar vermiş bulunmuyoruz. Onlarca 50-100 tane insana zincirleme olarak bir risk barındırıyoruz. Bu da aslında insanlarda bir tür bencillik ve hoyratlık olduğunu bize düşündürüyor. Sosyal medya kullanımında terazinin kefelerini ayarlamak çok önemli. İki kefesine de dengeli bir ağırlık koymak lazım. Yani ne bizi rehavete sürükleyecek bir tutumumuz olmalı ne insanları bir toz pembe düşün içerisine sokacak kadar rahatlatıcı konuşmalar yapmalıyız ne de tedbirleri elden bırakmalıyız. Eğer toplumun bir kısmında hala tedbirlere ehemmiyet vermeme gibi vurdum duymaz, umursamaz bir tutum varsa o zaman insanlarımızı bazı gerçeklerle ilk elden tanıştırmakta fayda var diye düşünüyorum. Mesela biz hala yoğun bakımda neler yaşandığını bilmiyoruz. Ben İtalyan televizyonundan bunu seyrediyorum. Pek çok yabancı kanalda yoğun bakımda ne gibi zorluklarla karşılaştıklarını, insanların ölümün kıyısında dolaşırken, ailelerin, doktorların ne yaşadıklarını, buralarda görebiliyoruz. Fakat biz 1-2 aydır Türkiye’de sadece ileri tıbbi konularda teknik tartışmalar izliyoruz. İşin duygusal boyutu eksik. İnsanlar sadece rakamları görmekle bir şeylere ikna olmuyorlar. Biz, mutlak surette insanımızı daha çok ikna edebiliriz. Kalabalığa karışmama konusunda çok hızlı ikna edici filmler döndürmemiz lazım.  Programların içerisine kamu spotları koymamız lazım. Bu konuda bir seferberlik ilan etmemiz lazım” dedi.

kemal-sayar.jpg

‘İŞİN TOPLUMSAL PSİKOLOJİK BOYUTU EKSİK’

Ben işin toplumsal psikolojik boyutunun maalesef eksik kaldığını düşünüyorum diyen Sayar şu ifadeleri kullandı: “Biz eğitimli insanları belki birazcık daha ikna edebildik. Ama bazı insanlarımızı yeterince ikna edemedik. Belki insanlar, ‘olacak olan olur, ben bunu engelleyemem’ gibi bir düşüncenin de içinde olabilirler. Kendilerinin bildiği bir kadercilik ile ilişkilendiriyor olabilirler. Ama bizim dinimizde çok temel bir şey vardır. ‘Önce eşeğini bağla, sonra tevekkül et’ denmiştir. Önce biz bulaşıcı hastalığın bulaşacağı şeyleri önlemek, hijyenimizi sağlamak, ondan sonra tedbir almak durumundayız. Yani zorlanabilecek her türlü kapıyı zorlamak, ondan sonra tevekkül etmek, teslim olmak zorundayız. Buradaki zihinsel tembellikleri ve bazı ön yargılarımızı, hızlı bir şekilde aşacak, toplumsal psikolojiyi, işi olmayan hiçbir insanın dışarı çıkmayacağı kuvvetli bir sorumluluk ahlakına hazırlamak durumundayız. Bu mesele sadece bizim zarar görmememiz meselesi değildir. Aynı zamanda bizim zarar vermememiz meselesidir.“

SÜMEYRA KENESARI / YENİ HABER GAZETESİ

Bakmadan Geçme