<?xml version="1.0" encoding="utf-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/">
   <channel>
      <title>Konya Yeni Haber: Konya son dakika ve güncel haberler</title>
      <link>https://www.yenihaberden.com/haberler/saglik/</link>
      <language>tr</language>
      <description>Konya haberleri ve son dakika gelişmelerini Yeni Haber ile takip edin. Konya’nın güncel olayları, Konyaspor haberleri ve yerel gündeme dair her şey burada.</description>
      <category>Newspaper - Sağlık</category>
      <lastBuildDate>Sat, 24 Oct 2026 05:49:46 +0300</lastBuildDate>
      <ttl>1</ttl>
      <sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	  <sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
      <atom:link href="https://www.yenihaberden.com/rss/haberler/saglik/" rel="self" type="application/rss+xml"/>
      <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com"/><atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.superfeedr.com"/>
        <item>
            <title><![CDATA[Sigara içenlerin yüzde 70’i mutlu değil]]></title>
            <link>https://www.yenihaberden.com/sigara-icenlerin-yuzde-70-i-mutlu-degil/1861358/</link>
            <description><![CDATA[Nazmi Bilir, ülkemizde COVID-19 salgınında bir yılda 52 bin kişi hayatını kaybederken, tütün kullanımı nedeniyle ise 91 bin kişinin yaşamını yitirdiği bilgisini aktardı. Ayrıca sigara içenlerin yüzde 70’inin mutlu olmadığını söyledi.]]></description>
            <guid>https://www.yenihaberden.com/sigara-icenlerin-yuzde-70-i-mutlu-degil/1861358/</guid>
            <category domain="https://www.yenihaberden.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 17:40:11 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Düzce Üniversitesi Bağımlılıkla Mücadele Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından düzenlenen değer üreten üniversite nefes alan gelecek dumansız üniversite yolculuğumuz başlıyor adlı program gerçekleştirildi. <strong>Cumhuriyet Konferans Salonu&#39;nda </strong>konferansa; Rektör Prof. Dr. Nedim Sözbir, Düzce Belediye Başkan Yardımcısı Ayşe Kılıç, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mustafa Koç, Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Muhammet Ali Kayıkçı, kamu kurum ve kuruluşlarının temsilcileri, akademik ve idari personeli ile öğrenciler katıldı.</p><p>Programın açılış konuşmasını gerçekleştiren Düzce Üniversitesi Bağımlılıkla Mücadele Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Tijen Acar,<strong> &#39;Dumansız Üniversite&#39; </strong>yolculuğuna başlamak için bir arada olduklarını ifade ederek zor bir yola girdiklerini belirtti. Kararlı adımlarla iyi bir başlangıç yaparak bu süreçte başarılı olmak istediklerini dile getiren Acar, destek sunan herkese teşekkür etti.</p><strong>'Bende varım' dediler</strong><p>Program kapsamında Rektör Nedim Sözbir, Düzce Belediye Başkan Yardımcısı Ayşe Kılıç, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nazmi Bilir ve Cumhurbaşkanlığı Sağlık Politikaları Kurulu Üyesi ve Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gülhane Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Toker Ergüder 'Dumansız Kampüse Ben de Varım' destek panosunu imzalayarak bu anlamlı sosyal sorumluluk projesine desteklerini sundu.</p><strong>'91 bin kişi yaşamını yitirdi'</strong><p>Program konferans bölümüyle devam etti. Konferansın ilk konuşmacısı Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nazmi Bilir, 'Neden Sigara / Tütün Ürünleri Kullanmamalıyız?' başlıklı sunumuyla bilgi ve tecrübelerini paylaştı. Sağlık, ekonomik, çevreye etki ve başkalarına zarar verme noktasından hareketle sigara kullanmamanın nedenlerini açıklayan Bilir, ülkemizde COVID-19 salgınında bir yılda 52 bin kişi hayatını kaybederken, tütün kullanımı nedeniyle ise 91 bin kişinin yaşamını yitirdiği bilgisini aktardı. </p><p>Sigara içenlerin yüzde 70&#39;inin mutlu olmadığını söyleyen davetli konuşmacı, sigara içilmesini tütün endüstrisinin istediğine dikkat çekti. Sigarayla mücadelenin etkili olması için izlenmesi gereken önlemleri de paylaşan Bilir, bu konuda sigaraya başlamanın önlenmesi, bırakma konusunda destek ve pasif etkilenimin önlenmesi noktasındaki çalışmaların önemi üzerinde durdu.</p><p>Cumhurbaşkanlığı Sağlık Politikaları Kurulu Üyesi ve Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gülhane Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Toker Ergüder, 'Kampüs Değişirse Davranış Değişir: Bağımlılıkların Önlenmesinde Dumansız Kampüs' konulu sunumunda, Sağlık Bilimleri Üniversitesi&#39;nin 'Dumansız Üniversite' uygulamasından söz etti. 2021 yılında senato kararıyla uygulamanın başladığını ifade eden Ergüder, bu süreçte; müfredata Tütün Kontrolü dersi eklediklerini, izleme ve değerlendirme sistemi kurduklarını, öğrencilerin sigara içme durumlarını ölçtüklerini dile getirdi. Dumansız Üniversite Ofisi kurduklarını, disiplin ve para cezası uyguladıklarını söyleyen Prof. Dr. Ergüder, sigara içilebilen alanları belirlediklerini ve sayılarını zamanla azalttıklarını sözlerine ekledi.</p><p>Düzce Üniversitesi Bağımlılıkla Mücadele Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Tijen Acar ise 'Değerlerim Dumandan Güçlü: Dumansız Kampüse Yol Haritamız ve Tütün Bırakma Desteği' konulu bir konuşma gerçekleştirdi. Projede yargılayan ve dışlayan bir dil değil, yanında olan, el uzatan bir dil kullanacaklarını belirten Prof. Dr. Tijen Acar, konuyla ilgili ulusal standartlardan bahsederek kağıtta kalan kurallarla değil, destekle yürüyen bir süreç yönetimi izleyeceklerini ifade etti.<br>Dört aşamalı bir yol haritası oluşturduklarını dile getiren Acar, bu aşamaları; </p><p>'İlan ve Hazırlık', 'Kapalı Alanda Tam Uyum', 'Açık Alan Düzeni' ve 'Kurumsallaşma' başlıkları altında açıkladı. Planlanan çalışmalarla ilgili yönetim, kampüs, eğitim ve iletişim ile birlikte hareket etme süreçleri hakkında da bilgiler paylaşan Acar, 9 Şubat 2027 tarihinde tüm yerleşkelerde; binaların içi ve balkon, teras, yangın merdiveni, bina girişlerinin 20 metre çevresi, hastane, spor, oyun ve yemek alanları, üniversite araçları ve kampüsteki ziyaretçi araçlarında 'Dumansız Üniversite' uygulamasına geçeceklerini ifade etti. Sigarayı bırakmak isteyenlere de Düzce Üniversitesi Bağımlılıkla Mücadele Uygulama ve Araştırma Merkezi, Aile Hekimliği ile Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalları olarak kapılarının her zaman açık olacağını vurguladı.</p><p><strong>'Değerlerimiz dumandan her zaman daha güçlü!' </strong>ilkesiyle hareket ettiklerine dikkat çeken Tijen Acar, katılımcıları daha sağlıklı, daha enerjik, daha özgür bir geleceğe ilk adımı atmak için 'Dumansız Kampüse Ben de Varım' panosuna imza atmaya davet etti.</p><p>Program, teşekkür belgesi takdimi ve günün anısına hatıra fotoğrafı çekimiyle sona erdi.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.yenihaberden.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/sigara-icenlerin-yuzde-70-mutl_1791988809_kH6i1L.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Sigara içenlerin yüzde 70’i mutlu değil ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.yenihaberden.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/sigara-icenlerin-yuzde-70-mutl_1791988809_kH6i1L.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Konya Yeni Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Konya Yeni Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Selçuk Üniversitesi'nin ev sahipliğinde 6. Uluslararası Aşı Bilimi Kongresi başladı]]></title>
            <link>https://www.yenihaberden.com/selcuk-universitesi-nin-ev-sahipliginde-6-uluslararasi-asi-bilimi-kongresi-basladi/1861351/</link>
            <description><![CDATA[Aşı Bilimi Derneğince, TÜBİTAK ve bazı üniversitelerin desteğiyle Selçuk Üniversitesi'nde düzenlenen 6. Uluslararası Aşı Bilimi Kongresi kapılarını açtı. Kongrede Türkiye'nin köklü aşı kültürü ve yerli üretim vizyonu ele alındı.]]></description>
            <guid>https://www.yenihaberden.com/selcuk-universitesi-nin-ev-sahipliginde-6-uluslararasi-asi-bilimi-kongresi-basladi/1861351/</guid>
            <category domain="https://www.yenihaberden.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 16:07:48 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p><strong>Aşı Bilimi Derneğince, </strong>TÜBİTAK ve bazı üniversitelerin desteğiyle Selçuk Üniversitesi (SÜ) ev sahipliğinde düzenlenen 6. Uluslararası Aşı Bilimi Kongresi başladı.</p><p><strong>Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB) Aşı Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Ateş Kara,</strong> Selçuk Üniversitesi Sultan Alparslan Kültür Merkezi&#39;nde düzenlenen kongrenin açılış töreninde, çocuk enfeksiyon hastalıkları uzmanı olduğunu ve 30 yılı aşkın süredir aşı bilimi üzerine çalıştığını söyledi.</p><p>Alanı dolayısıyla çok sayıda çocuğun menenjit, su çiçeği gibi hastalıklardan dolayı hayatını kaybetmesine tanık olduğunu dile getiren Kara, 'Bunları yaşadıktan sonra da neden aşıya bu kadar gönül verilmesi gerektiğini, neden aşının bambaşka bir alan olduğunu düşünmeye başladım.' ifadesini kullandı.</p><p>Aşının Anadolu coğrafyasında kadim bir kültüre sahip olduğunun altını çizen Kara, şunları kaydetti:</p><p>'<strong>Biz 1847&#39;de ilk defa yazılı yani resmi gazetede aşıyla ilgili bilgiyi paylaşan toplumuz. </strong>1852&#39;de ilk defa aşının okullarda zorunlu kılınmasını sağlayan toplumuz. Biz şehr-i saadete, İstanbul&#39;a veya büyük şehirlere girilirken çiçek aşısı olmayanların girememesini, yasaklanmasını ancak çiçek aşısı sonrasında girebilmesini sağlayan toplumuz. Aşı uygulamasının tüm Osmanlı topraklarına yayılabilmesi için &#39;aşıcılar&#39; adı altında, gerçek ciddi eğitimlerle insanlar yetiştirilmiş. Yani aşıyı öyle herkes uygulayamaz. Aşı uygulaması için eğitim gerekir diye.'</p><p><strong>Aşı Bilimi Derneği Başkanı Prof. Dr. Adnan Yüksel Gürüz</strong> de Türkiye&#39;nin geçmişinde, Osmanlı&#39;ya dayanan köklü bir aşı kültürü olduğunu söyledi.</p><p>2017 yılında aşıya ve uluslararası teknoloji transferine ilişkin önemli bir toplantıda, ABD&#39;li bir profesörün Türk bilim insanlarına 'Bunun için çalışmanıza ne gerek var, size aşıyı veririz' dediğini anlatan Gürüz, 'Kendisine &#39;Biz, yerli ve milli olmayı becerebilecek, Türklüğün bu işi başarıyla üstesinden gelebileceğini göstermek üzere buraya geldik. Sizler bir teknoloji transferi yapmayı düşünüyorsanız başımızın tacısınız. Aksi takdirde burada bulunmanızın sebebinizi sorgulamam gerekir.&#39; dedim. Sayın Cumhurbaşkanının koyduğu yerli ve milli hedeflere doğru kararlılıkla tüm gücümüzle yürüyoruz ve yürümeye de devam edeceğiz.' diye konuştu.</p><strong>'Laboratuvarlara kapanarak çalışmak şart'</strong><p>Gürüz, aşısızlık nedeniyle dünya genelinde bir hiç uğruna kaybedilen insanlar için üzüntü yaşadığını belirterek, şunları kaydetti:</p><p>'<strong>Bugün DSÖ&#39;nün yani Dünya Sağlık Teşkilatı&#39;nın 14 aşısı, çocuklara ve yaşlılara, ihtiyaç sahiplerine, risk gruplarına uygulanıyor. </strong>Türkiye Cumhuriyeti de bunları eksiksiz olarak aşılama programının içine almış vaziyette. Tabii biz şunu söyleyeceğiz, şimdi biz bir aşı hafızası oluşturduk sizlerle, bugün burada olmayan diğer dostlarımızla. Bu aşı hafızası oluşurken çok gözyaşı döküldü, çok emek verildi ve hükümetin çok ciddi desteğiyle bugünlere geldik. Bundan sonrasında da yapılacak şeyler var. Politika açısından da bizim mutlaka yön verici olmamız lazım. Laboratuvarlara kapanarak çalışmak şart.'</p><p>SÜ Rektörü Prof. Dr. Hüseyin Yılmaz ve Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu da birer konuşma yaparak aşının önemine dikkati çekti.</p><p>İstanbul Teknik Üniversitesi Rektörü Hasan Mandal da kongreye canlı bağlanarak, salonda bulunanlara hitap etti.</p><p><strong>16 Ekim&#39;de sona erecek kongre,</strong> sunumlarla devam edecek.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.yenihaberden.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/selcuk-universitesi-nin-ev-sah_1791983267_dAG19f.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Selçuk Üniversitesi'nin ev sahipliğinde 6. Uluslararası Aşı Bilimi Kongresi başladı ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.yenihaberden.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/selcuk-universitesi-nin-ev-sah_1791983267_dAG19f.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Konya Yeni Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Konya Yeni Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[İnternetteki bilgi karmaşasına dikkat: Çocuklarda sık hastalanmanın nedeni ne?]]></title>
            <link>https://www.yenihaberden.com/internetteki-bilgi-karmasasina-dikkat-cocuklarda-sik-hastalanmanin-nedeni-ne/1860914/</link>
            <description><![CDATA[Prof. Dr. Hasibe Artaç, çocuklarda bağışıklık sisteminin gelişim sürecini anlatarak ailelerin kulaktan dolma bilgilerle kaygılanmaması gerektiğini belirtti.]]></description>
            <guid>https://www.yenihaberden.com/internetteki-bilgi-karmasasina-dikkat-cocuklarda-sik-hastalanmanin-nedeni-ne/1860914/</guid>
            <category domain="https://www.yenihaberden.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 11:33:23 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p><strong>Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk İmmünoloji ve Allerji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hasibe Artaç</strong>, çocuklarda kısa zaman aralıklarıyla tekrarlanan enfeksiyon hastalıklarının her zaman ciddi bir hastalığa işaret etmediğini belirterek çevreden gelen öneriler ve internetteki bilgi karmaşasının ailelerin kaygısını artırdığını söyledi.</p><p>Aileler, çocuklarında burun akıntısı, öksürük ve ateş gibi şikayetlerin sık tekrarlaması nedeniyle bağışıklık sistemiyle ilgili bir sorun olup olmadığı konusunda endişeye düşüyor. Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Çocuk İmmünoloji ve Allerji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hasibe Artaç, her sık enfeksiyonun ciddi bir hastalığa işaret etmediğini ifade ederek özellikle kreş ve okul döneminde çocukların daha sık enfeksiyon geçirebildiğine dikkat çekti.</p><p>Çocuklarda bağışıklık sisteminin gelişiminin doğumdan sonra da devam ettiğini bildiren Prof. Dr. Artaç, 'Sağlıklı bir çocukta; 1-3 yaş arasında 6 veya daha fazla, 3-6 yaş arasında 5 veya daha fazla, 6-12 yaş arasında 3 veya daha fazla nezle, grip, kulak enfeksiyonu geçirilmesi; ayrıca yılda 1-2 kez hafif zatürre gibi alt solunum yolu enfeksiyonu görülmesi &#39;tekrarlayan solunum yolu enfeksiyonu&#39; olarak tanımlanıyor. Özellikle okul öncesinde kreşe giden sağlıklı çocukların yılda 6 ila 10 defa viral soğuk algınlığı tarzında enfeksiyon geçirebileceği bildiriliyor' dedi.</p><p>Sık hastalanmanın nedenleri arasında doğuştan bağışıklık sistemi hastalıklarının yanı sıra alerjik hastalıklar, eşlik eden bazı hastalıklar ve çevresel faktörlerin de bulunduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Artaç, çocukların değerlendirilmesinde yalnızca geçirilen enfeksiyonların sayısına bakılmaması gerektiğini kaydetti. </p><p>Artaç, 'Sadece enfeksiyonun sayısı değil, nasıl geçirildiği de çok önemlidir. Bu nedenle çocuğun büyümesini, gelişmesini, hastalığın şiddetini ve tedaviye verdiği yanıtı birlikte değerlendirmek gerekir. Ailelerin, çevreden duydukları öneriler ya da internete başvurulması ve bu alandaki bilgi karmaşası kaygıları arttırıyor. Bunun yerine çocuklarının belirtileri konusunda hekim değerlendirmesine başvurmaları önemlidir. Çünkü doğru tanı hayatı değiştirir' diye konuştu.</p><p>Çocukluk çağında sık hastalanma konusunda 27 yıllık mesleki deneyime sahip olan Prof. Dr. Hasibe Artaç, edindiği bilgi ve tecrübeleri güncel bilimsel bilgiler ve gerçek yaşamdan vaka örnekleriyle 'Çocuğum Neden Sık Hastalanıyor?' adlı kitabında da okuyucularla buluşturdu. Kitapta bağışıklık sistemi ve alerjik hastalıkların yanı sıra uzayan öksürük, tekrarlayan ateş, kreş dönemi ve pasif sigara maruziyeti gibi çocuk sağlığında ailelerin sık karşılaştığı konular anlaşılır bir dille ele alınıyor.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.yenihaberden.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/internetteki-bilgi-karmasasina_1791275596_4KnEl3.jpeg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ İnternetteki bilgi karmaşasına dikkat: Çocuklarda sık hastalanmanın nedeni ne? ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.yenihaberden.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/internetteki-bilgi-karmasasina_1791275596_4KnEl3.jpeg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Konya Yeni Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Konya Yeni Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Yapay Zekâ ile Dertleşmek Ruh Sağlığını Nasıl Etkiliyor? Psikiyatristten Uyarılar]]></title>
            <link>https://www.yenihaberden.com/yapay-zeka-ile-dertlesmek-ruh-sagligini-nasil-etkiliyor-psikiyatristten-uyarilar/1860854/</link>
            <description><![CDATA[Yapay Zekâ ile Dertleşmek Ruh Sağlığını Nasıl Etkiliyor? Psikiyatristten Uyarılar]]></description>
            <guid>https://www.yenihaberden.com/yapay-zeka-ile-dertlesmek-ruh-sagligini-nasil-etkiliyor-psikiyatristten-uyarilar/1860854/</guid>
            <category domain="https://www.yenihaberden.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 11:57:36 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Yapay zek artık sadece bilgi edinmek, metin hazırlamak ya da günlük işleri kolaylaştırmak amacıyla kullanılmıyor. İnsanların kaygılarını, ilişki sorunlarını, yalnızlıklarını ve kişisel problemlerini anlattığı dijital bir sohbet alanına da dönüşüyor. Özellikle günün her saatinde erişilebilir olması ve yargılanmadan konuşabilme hissi, bazı kişilerin yapay zek sohbet araçlarını duygusal destek amacıyla kullanmasına neden oluyor. Ancak bu yeni alışkanlığın ruh sağlığı açısından hem olası yararlarını hem de sınırlarını doğru değerlendirmek gerekiyor.</p><p>Teknolojinin insanların duygu ve düşüncelerini ifade etmesini kolaylaştırabildiğini belirten <strong>Bayraklı Psikiyatri</strong><strong> Uzm. Dr. Olga Gökbulut</strong>, yapay zek ile gerçekleştirilen sohbetlerin profesyonel ruh sağlığı desteğiyle aynı şekilde değerlendirilmemesi gerektiğine dikkat çekiyor. Bir kişinin düşüncelerini yazıya dökmesi, yaşadığı duyguları tanımlamasına yardımcı olabilir. Ancak yapay zeknın kişinin geçmişini, psikiyatrik öyküsünü, davranışlarını ve klinik belirtilerini bir psikiyatri uzmanının değerlendirdiği kapsamda analiz etmesi mümkün değildir.</p><p>Özellikle yoğun kaygı, depresif belirtiler, sosyal geri çekilme veya uzun süredir devam eden duygusal sorunlarda yalnızca dijital sistemlerden alınan yanıtlarla hareket edilmemesi gerektiğini vurgulayan <strong>Karşıyaka Psikiyatri</strong><strong> Uzm. Dr. Olga Gökbulut</strong>, yapay zeknın bilgi edinmek veya düşünceleri düzenlemek açısından yardımcı bir araç olabileceğini; ancak tanı ve tedavinin yerine geçemeyeceğini ifade ediyor.</p><p><strong>Yapay Zek Neden Dertleşmek İçin Tercih Ediliyor?</strong></p><p>İnsanların yapay zek ile kişisel konular hakkında konuşmasının arkasında birçok neden bulunuyor. En önemli etkenlerden biri erişilebilirlik. Kullanıcı, günün herhangi bir saatinde karşısında cevap veren bir sistem bulabiliyor. Bir başka neden ise bazı kişilerin çevresindeki insanlara anlatmakta zorlandığı düşünceleri dijital ortamda daha rahat ifade edebilmesi.</p><p>Özellikle yalnızlık yaşayan, sosyal çevresi sınırlı olan veya duygularını paylaşmakta zorlanan kişiler açısından bu durum kısa süreli bir rahatlama sağlayabilir. Kişinin yaşadıklarını yazıya dökmesi, düşüncelerini düzenlemesine ve içinde bulunduğu durumu farklı açılardan değerlendirmesine yardımcı olabilir.</p><p>Ancak rahatlama hissi ile ruhsal bir sorunun değerlendirilmesi ve tedavi edilmesi aynı şey değildir.</p><p><strong>2026 Verileri Yapay Zek Kullanımındaki Artışı Gösteriyor</strong></p><p>Amerikan Psikoloji Birliği&#39;nin (APA) 2026 yılında yayımladığı ve 1.200&#39;den fazla lisanslı psikoloğun katıldığı araştırması, yapay zeknın ruh sağlığı alanındaki kullanımının ne kadar yaygınlaştığını ortaya koyuyor. Araştırmaya katılan psikologların yüzde 77&#39;si, danışanlarının yapay zekyı destek, bilgi edinme veya benzeri amaçlarla kullandığından söz ettiğini belirtiyor.</p><p>Aynı araştırmada psikologların yüzde 36&#39;sı bazı danışanlarında sohbet robotlarına yönelik belirli ölçüde bağımlılık gözlemlediğini bildiriyor. Bu bulgular, yapay zek ile kurulan ilişkinin yalnızca teknolojik bir kullanım alışkanlığı değil, psikolojik açıdan da değerlendirilmesi gereken yeni bir alan haline geldiğini gösteriyor.</p><p><strong>Yapay Zek Her Zaman Doğru Yönlendirme Yapabilir mi?</strong></p><p>Yapay zek sistemlerinin en önemli sınırlamalarından biri, verdikleri yanıtların kullanıcı tarafından profesyonel bir değerlendirme gibi algılanabilmesidir. Bir sohbet robotunun kullandığı sakin, anlayışlı ve güven veren dil, verilen bilginin mutlaka doğru olduğu anlamına gelmez.</p><p>Ayrıca bazı sistemler kullanıcının düşüncesine uyum sağlayan yanıtlar üretebilir. Bu durum günlük konularda sorun oluşturmayabilir; ancak gerçekçi olmayan düşünceler, yoğun kaygılar veya kişinin kendisine ilişkin hatalı değerlendirmeleri söz konusu olduğunda mevcut düşüncenin istemeden güçlendirilmesi riski ortaya çıkabilir.</p><p>Psikiyatrik değerlendirmede ise yalnızca kişinin söylediği birkaç cümle dikkate alınmaz. Belirtilerin ne kadar süredir devam ettiği, günlük yaşamı ne ölçüde etkilediği, uyku ve iştah düzeni, kullanılan ilaçlar, fiziksel hastalıklar, geçmiş psikiyatrik öykü ve birçok farklı faktör birlikte değerlendirilir.</p><p><strong>Yapay Zek Psikiyatristin Yerini Alabilir mi?</strong></p><p>Bugünkü yapay zek sistemlerinin psikiyatri uzmanının yerini alabilecek bir tanı veya tedavi aracı olarak görülmesi doğru değildir. Amerikan Psikoloji Birliği de genel amaçlı üretken yapay zek sistemlerinin psikoterapi veya profesyonel ruh sağlığı hizmetlerinin yerine kullanılmaması gerektiğine dikkat çekiyor.</p><p>Yapay zek; psikiyatri görüşmesi öncesinde soruları not etmek, kişinin duygu ve düşüncelerini düzenlemek veya güvenilir kaynaklara ulaşabilmek için yardımcı bir araç şeklinde kullanılabilir. Ancak kişinin kendi kendine tanı koyması, ilaç kullanımı konusunda karar vermesi veya tedavisini değiştirmesi için kullanılmamalıdır.</p><p><strong>Yapay Zek ile Dertleşmede Sınır Nerede Olmalı?</strong></p><p>Burada belirleyici nokta yapay zeknın kullanılması değil, hayatımızdaki rolünün ne kadar büyüdüğüdür. Bir kişi insanlarla konuşmak yerine sürekli olarak yapay zekyı tercih etmeye başladıysa, sosyal ilişkilerden uzaklaşıyorsa veya önemli kararlarını yalnızca bir sohbet robotunun yanıtlarına göre veriyorsa kullanım biçimini yeniden değerlendirmek gerekebilir.</p><p>Özellikle uzun süren mutsuzluk, yoğun kaygı, günlük işlevlerde belirgin azalma, uyku ve iştah değişiklikleri, sosyal hayattan çekilme veya kişinin kendisine zarar verme düşüncelerinin ortaya çıkması durumunda yapay zek yanıtlarıyla yetinilmemeli ve profesyonel destek alınmalıdır.</p><p>Yapay zek hayatımızın kalıcı bir parçası olmaya devam edecek gibi görünüyor. Önemli olan teknolojiden tamamen uzaklaşmak değil, onu doğru sınırlar içerisinde kullanabilmek. Duygularımız hakkında konuşmak değerli olabilir; ancak ruh sağlığı söz konusu olduğunda dijital bir sohbet ile klinik değerlendirme arasındaki farkın korunması büyük önem taşıyor.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.yenihaberden.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/yapay-zeka-ile-dertlesmek-ruh-_1791190652_7Hmen4.png" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Yapay Zekâ ile Dertleşmek Ruh Sağlığını Nasıl Etkiliyor? Psikiyatristten Uyarılar ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.yenihaberden.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/yapay-zeka-ile-dertlesmek-ruh-_1791190652_7Hmen4.png"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Konya Yeni Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Konya Yeni Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Enerji içeceklerindeki tehlike!]]></title>
            <link>https://www.yenihaberden.com/enerji-iceceklerindeki-tehlike/1860801/</link>
            <description><![CDATA[Memorial Kayseri Hastanesi Çocuk Endokrinolojisi Uzmanı Prof. Dr. Selim Kurtoğlu, ergen yaşlarda fazla tüketilen enerji içeceklerinin büyük sorunlara yol açabileceğini söyleyerek, 'Yüksek orandaki kafein beyin damarlarında daralma yapabilir' dedi.]]></description>
            <guid>https://www.yenihaberden.com/enerji-iceceklerindeki-tehlike/1860801/</guid>
            <category domain="https://www.yenihaberden.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Sun, 04 Oct 2026 12:33:27 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Memorial Kayseri Hastanesi<strong> Çocuk Endokrinolojisi Uzmanı Prof. Dr. Selim Kurtoğlu,</strong> enerji içeceklerinde bulunan yüksek oranda kafeinin beyin damarlarında daralmaya sebep olabileceğini söyleyerek, 'Maalesef son yıllarda enerji içeceklerinin küçük çocuklarda bir miktar ama esas <strong>ergenlik </strong>dönemindeki çocuklarda, ehliyet almış ama araba kullanmaya devam eden gençlerde çok yaygın olarak kullanıldığını görüyoruz. Enerji içeceklerinin içeriğinde bir dizi problemli madde var. </p><p>Bunların en başında kafein gelmektedir. Küçük çocuklarda 2-6 mg, ergenlik döneminde ise 100 mg/günü geçmemesi gereken kafein, bu içeceklerde bulunan direkt kafein veya kafein içeren bazı maddelerin içinde de ayrıca kafein olduğu için <strong>kafein zehirlenmesi </strong>diyebiliriz buna ve oldukça fazla sorunlar yaşanmaktadır. Bunlardan birincisi sağlıklı beslenme ve sağlıklı uyku ve günlük aktivite çok önemli çocukların büyümesinde ve en başta uykusuzluk yapması geliyor. <strong>Uykusuzluğun dışında ellerde titreme, huzursuzluk, kalp çarpıntısı özellikle, reflü gibi</strong> çok önemli sağlık sorunlarına yol açmaktadır. Kafeinden ve kafein içeren mesela ginsengde var guarana dediğimiz maddelerde de var. Bu nedenle kafein toksisitesi dediğimiz problemi yaşamamak lazım. Kafein ayrıca beyin damarlarında da daralmalara ve bazı depresyon gibi veya yerinde duramama gibi böyle aktif ve sağa sola nadir de olsa saldıran bir ergenlik problemi olarak karşımıza çıkmaktadır' dedi.</p><strong>'Şekerler diyabete sebep olabilir'</strong><p>Enerji içeceklerinde bulunan şekerlerin tip2 diyabet hastalığına sebep olabileceğini söyleyen Prof. Dr. Kurtoğlu, 'İkinci içeriğimiz şekerler. Bu şekerlerden nişasta şekeri dediğimiz früktoz ve sükroz da var ayrıca. Bu maddelerin de aşırı tüketilmesi sonucu hareketsizlik, uykusuzluk, obezite ile birlikte bir dizi soruna yol açmaktadır. Mesela tip2 diyabet hastalığına doğru gidişte fruktoz ve sükrozun tüketimi çok önemli.</p><p>Fruktoz karaciğerde direkt olarak karaciğer yağlanması yapmaktadır. Karaciğer yağlanmasına da yol açtığı için tip2 şeker hastalığının temeli atılmaktadır ergenlik döneminde ve daha sonra uzun süren yıllar içinde gerçek tip2 diyabet haline gelmekte ve büyük bir sorun yaşanmaktadır. Bir diğer sorun da içindeki madde sitrik asit. Limon asidi diye bilinen madde. Bu asit bir ortam oluşturmakta, diş çürüklerine yol açmakta, ayrıca reflüyü de arttırmaktadır. Gene ginsengin de aynı şekilde kafein gibi ritim bozukluğu yaptığı, tansiyon yüksekliği yaptığı, beyin damarlarında daralma yaptığı da gösterilmiş. Bu nedenle bu maddelerin de çok olumsuz etkilerini görmekteyiz' ifadelerini kullandı.</p><strong>'Alışkanlık haline getirilmemeli'</strong><p>Enerji içeceklerinin çocuklarda alışkanlık haline getirilmemesi konusunda ebeveynleri uyaran Prof. Dr. Selim Kurtoğlu, 'Sonuç olarak enerji içeceklerinin az da olsa alışkanlık haline dönüştürmemek için çocuklarda kullanmamasını önermemiz lazım. Çocukluk çağı döneminden başlayarak anne babaların özellikle sağlıklı beslenmeye çok dikkat etmeleri ve bu yabancı veya zararlı içeceklerden uzak kalmasını sağlamaları ve günlük spor, aktivite gibi obeziteye yol açmadan daha sağlıklı bir büyüme dönemini yaşatmaları çok önemli' dedi.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.yenihaberden.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/enerji-iceceklerindeki-tehlike_1791106405_CpBulG.webp" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Enerji içeceklerindeki tehlike! ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.yenihaberden.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/enerji-iceceklerindeki-tehlike_1791106405_CpBulG.webp"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Konya Yeni Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Konya Yeni Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde ücretsiz robotik cerrahi dönemi]]></title>
            <link>https://www.yenihaberden.com/selcuk-universitesi-tip-fakultesi-nde-ucretsiz-robotik-cerrahi-donemi/1860596/</link>
            <description><![CDATA[Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi, iki robotik cerrahi sistemiyle hastalardan hiçbir ücret farkı almadan hizmet veriyor. Teknolojik altyapısını güçlendiren hastanede 300'den fazla ameliyat başarıyla tamamlandı.]]></description>
            <guid>https://www.yenihaberden.com/selcuk-universitesi-tip-fakultesi-nde-ucretsiz-robotik-cerrahi-donemi/1860596/</guid>
            <category domain="https://www.yenihaberden.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Wed, 30 Sep 2026 12:16:57 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p><strong>Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde </strong>robotik cerrahi sistemiyle hastalar herhangi bir ücret farkı ödemeden ameliyat olma imkanına kavuştu. Bu ileri teknoloji tedavi yöntemi, hastaneye kazandırılan ikinci robotik cerrahi sistemiyle birlikte çok daha geniş bir kapasiteyle hastalara umut oluyor.</p><p><strong>Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde </strong>ileri teknoloji robotik cerrahi sistemi, hiçbir ek ücret veya fark alınmaksızın vatandaşların hizmetine sunuluyor. Hastalar, ameliyat türü fark etmeksizin dünyanın en ileri cerrahi teknolojilerinden biri olan bu sistemin sunduğu konfordan yararlanabiliyor.</p><p>Konya&#39;da robotik cerrahinin kullanımında öncü olan hastanede yaklaşık <strong>1,5 yıl önce hizmete alınan ilk sistemle bugüne kadar 300&#39;den fazla ameliyat başarıyla gerçekleştirildi </strong>ve alınan ikinci cihaz ile operasyon kapasitesi güçlendirildi. Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi, şu anda Türkiye&#39;de iki ayrı robotik cerrahi sistemine sahip iki üniversite hastanesinden biri konumunda.</p><p>Genel cerrahi, üroloji, göğüs cerrahisi ile kadın hastalıkları ve doğum branşlarında kullanılabilen bu sistem; ameliyatların yüksek doğrulukla gerçekleştirilmesine olanak sağlıyor. Küçük kesilerle yapılabilen ameliyatlar hastalara daha az ağrı ve daha hızlı iyileşme imkanı sunarken hastanenin ücret farkı talep etmemesi bu teknolojik konfora halkın kolayca ulaşabilmesinin önünü açıyor. </p><p>Nitelikli sağlık hizmetinin fiziki altyapı, cihaz donanımı ve uzman insan gücünün oluşturduğu bütünlükle sağlandığını belirten <strong>Selçuk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hüseyin Yılmaz,</strong> 'Üniversite olarak tıp dünyasındaki yenilikleri yakından takip ediyoruz ve hastalara en iyi sağlık hizmetini sunmak için teknolojik altyapımızı sürekli geliştiriyoruz.' dedi. </p><p>Sağlıkta fırsat eşitliğini önceleyen bir kamu hastanesi misyonuyla hareket ettiklerinin altını çizen Prof. Dr. Yılmaz, 'Robotik cerrahi gibi üst düzey ve maliyetli bir tedavide, ameliyatın alanı ne olursa olsun hastalarımızdan ücret farkı almıyoruz. Amacımız, dünya standartlarındaki bu sağlık hizmetini hastalarımız için ulaşılabilir kılmaktır.' şeklinde konuştu.<br> </p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.yenihaberden.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/selcuk-universitesi-tip-fakult_1790759815_oMFkCD.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde ücretsiz robotik cerrahi dönemi ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.yenihaberden.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/selcuk-universitesi-tip-fakult_1790759815_oMFkCD.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Konya Yeni Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Konya Yeni Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Kuduz riskinde hayati önem taşıyor: Bunu mutlaka yapın!]]></title>
            <link>https://www.yenihaberden.com/kuduz-riskinde-hayati-onem-tasiyor-bunu-mutlaka-yapin/1860485/</link>
            <description><![CDATA[Kuduz riskine karşı yapılması gerekenleri anlatan Uz. Dr. Yakup Demir, temas sonrası yaranın bol su ve sabunla en az 15 dakika yıkanması ve vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini vurguladı.]]></description>
            <guid>https://www.yenihaberden.com/kuduz-riskinde-hayati-onem-tasiyor-bunu-mutlaka-yapin/1860485/</guid>
            <category domain="https://www.yenihaberden.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Mon, 28 Sep 2026 11:47:19 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Kuduz nadir görülen bir hastalık olsa da riskli temas sonrasında doğru müdahalenin geciktirilmesi ölümcül sonuçlara yol açabiliyor. Isırık ya da tırmalama sonrası yaranın en az 15 dakika boyunca bol su ve sabunla yıkanması, ardından gecikmeden sağlık kuruluşuna başvurulması hayati önem taşıyor. Klinik belirtiler başladıktan sonra neredeyse daima ölümcül seyreden kuduz, temas sonrası uygun koruyucu uygulamalarla önlenebiliyor. <strong>Memorial Diyarbakır Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Bölümü&#39;nden Uz. Dr. Yakup Demir</strong>, 28 Eylül Dünya Kuduz Günü nedeniyle kuduzdan korunma ve riskli temas sonrası yapılması gerekenler hakkında önemli bilgiler verdi.</p><strong>Kuduz neden bu kadar ciddi?</strong><p>Kuduz, virüslerin neden olduğu ve sinir sistemini tutan zoonotik bir enfeksiyondur. Hastalığın en önemli özelliği, klinik belirtiler başladıktan sonra neredeyse daima ölümcül seyretmesidir. Buna karşılık riskli temas sonrasında yara bakımı, kuduz aşısı ve gerekli durumlarda kuduz immünglobulini zamanında uygulanırsa hastalığın gelişmesi önlenebilmektedir. Bu nedenle kuduzda en önemli yaklaşım, hastalık belirtileri ortaya çıkmadan önce uygulanan koruyucu müdahalelerdir.</p><strong>Sadece köpek ısırığı değil, kedi tırmalaması da önemsenmeli</strong><p>Köpekler dünya genelinde insan kuduzunun en önemli kaynakları arasında yer alsa da kedi dahil enfekte memelilerin salyasıyla temas da risk oluşturabilmektedir. Isırık en bilinen bulaş yolu olmakla birlikte deriyi bozan tırmalamalar, salyanın açık yaraya veya göz, ağız ve burun gibi mukozalara teması da değerlendirilmelidir. Bu nedenle 'Kedi küçüktü', 'Yara çok yüzeyseldi' veya 'Kanamadı' gibi ifadeler tek başına kuduz riskini dışlamamaktadır. Temasın şekli, hayvanın türü ve durumu ile yaranın özellikleri birlikte değerlendirilmelidir.</p><strong>Riskli temas sonrası ilk 15 dakika kritik</strong><p>Riskli bir temas yaşandığında yapılması gereken ilk ve en önemli uygulamalardan biri, yaranın gecikmeden bol su ve sabunla en az 15 dakika boyunca yıkanmasıdır. Bu işlem virüs yükünün azaltılmasına yardımcı olabilmektedir. Ardından uygun bir antiseptik kullanılabilir. Yaraya biber, kül, bitkisel ürün, kimyasal madde gibi tahriş edici maddeler uygulanmamalıdır. İlk müdahalenin ardından aynı gün bir sağlık kuruluşuna başvurulmalı; kuduz profilaksisi, tetanoz durumu ve olası bakteriyel enfeksiyon riski hekim tarafından birlikte değerlendirilmelidir.</p><strong>Hayvan sağlıklı görünüyorsa risk tamamen ortadan kalkar mı?</strong><p>Bir hayvanın temas sırasında sağlıklı görünmesi, kuduz açısından risk değerlendirmesini tek başına sonlandırmak için yeterli değildir. Hayvanın türü, temasın şekli ve yeri, yaranın derinliği, hayvanın aşı durumu, sahipli olup olmadığı ve gözlem altına alınıp alınamayacağı birlikte değerlendirilmelidir. Kedi ve köpeklerde uygun koşullarda 10 günlük gözlem önemli olabilir. Ancak bu değerlendirme kişinin kendi başına karar vererek sağlık kuruluşuna başvurusunu ertelemesi anlamına gelmemelidir.</p><strong>Kuduz aşısı için hayvanın durumunu beklemek doğru mu?</strong><p>Riskli bir temas söz konusuysa kuduz profilaksisinin gerekip gerekmediği klinik ve epidemiyolojik risk değerlendirmesine göre belirlenmektedir. Şüpheli bir temasta laboratuvar sonucunu veya hayvanda belirti gelişmesini beklemek, gerekli korunmanın gecikmesine neden olabilir. Hangi aşı şemasının uygulanacağı ve kuduz immünglobulini gerekip gerekmediği sağlık profesyonelleri tarafından belirlenmelidir.</p><strong>Kuduz immünglobulini ne işe yarıyor?</strong><p>Kuduz immünglobulini, vücudun aşıyla oluşturacağı aktif bağışıklık gelişene kadar hızlı ve geçici koruma sağlayan hazır antikorlardır. Her riskli temasta uygulanması gerekmemektedir. Özellikle ağır riskli temaslarda ve daha önce kuduz aşısı olmamış kişilerde gerekliliği hekim tarafından değerlendirilmektedir. Uygulamadaki temel amaç, virüsün erken dönemde etkisiz hale getirilmesine yardımcı olmak ve mümkün olduğunca yara çevresinde koruma sağlamaktır.</p><strong>Temasın üzerinden günler geçtiyse başvurmak için çok mu geç?</strong><p>'Geç kaldım, artık başvurmanın anlamı yok' düşüncesi tehlikeli olabilir. Kuduzun kuluçka süresi değişkenlik gösterebilmekte ve belirtiler ortaya çıkmadan önce uygulanan temas sonrası profilaksi hastalığın gelişmesini önleyebilmektedir. Riskli bir temasın üzerinden zaman geçmiş olsa bile kişi kendi kendine karar vermemeli ve en kısa sürede bir sağlık kuruluşunda değerlendirilmelidir. Özellikle temasın türü ve hayvanın durumu bilinmiyorsa profesyonel değerlendirme önem taşımaktadır.</p><strong>Her kedi temasında korkmak gerekir mi?</strong><p>Her kedi teması kuduz açısından aynı risk düzeyinde değildir. Sağlam deriye dokunmak veya hayvanı beslemek ile deriyi bozan bir ısırık ya da tırmalama aynı şekilde değerlendirilmemektedir. Burada önemli olan hayvanlardan korkmak değil, riskli temasın ne olduğunu bilmek ve gerektiğinde hızlı hareket etmektir. Toplumda 'kediler tehlikelidir' gibi genelleyici bir yaklaşım yerine, riskli temasların doğru şekilde yönetilmesine yönelik farkındalık oluşturulması önem taşımaktadır.</p><strong>Çocuklarda neden daha dikkatli olunmalı?</strong><p>Çocuklar hayvanlarla daha yakın temas kurabilmekte, küçük bir tırmalamayı önemsemeyebilmekte veya yaşadıkları teması ailelerine anlatmayabilmektedir. Bu nedenle ailelerin çocuklarda açıklanamayan çizik veya ısırıkları sorgulaması önemlidir. Çocuklara yabancı hayvanlara yaklaşmama, yemek yiyen veya yavrularını koruyan hayvanları rahatsız etmeme ve herhangi bir ısırık ya da tırmalamayı vakit kaybetmeden bir yetişkine söyleme alışkanlığı kazandırılmalıdır. Kuduzda en önemli nokta, hastalık belirtileri ortaya çıkmadan önce doğru müdahalenin yapılmasıdır. Bu nedenle özellikle ısırık, tırmalama veya salyanın açık yara ya da mukozalarla teması gibi riskli durumlarda yaranın gecikmeden temizlenmesi ve sağlık kuruluşuna başvurulması büyük önem taşımaktadır.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.yenihaberden.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/kuduz-riskinde-hayati-onem-tas_1790585236_kyGWOn.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Kuduz riskinde hayati önem taşıyor: Bunu mutlaka yapın! ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.yenihaberden.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/kuduz-riskinde-hayati-onem-tas_1790585236_kyGWOn.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Konya Yeni Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Konya Yeni Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Bebeklerde diş sağlığı doğumla başlıyor: İşte dikkat edilmesi gereken 10 temel kural]]></title>
            <link>https://www.yenihaberden.com/bebeklerde-dis-sagligi-dogumla-basliyor-iste-dikkat-edilmesi-gereken-10-temel-kural/1860271/</link>
            <description><![CDATA[Çocuk Diş Hekimliği Uzmanı Dt. Nurgül Demir, bebeklik döneminden itibaren ağız ve diş sağlığının korunması için ebeveynlerin dikkat etmesi gereken 10 kritik noktayı sıraladı.]]></description>
            <guid>https://www.yenihaberden.com/bebeklerde-dis-sagligi-dogumla-basliyor-iste-dikkat-edilmesi-gereken-10-temel-kural/1860271/</guid>
            <category domain="https://www.yenihaberden.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 10:28:10 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Bebeklerde ağız ve diş sağlığının temelleri, ilk süt dişlerinin çıkmasıyla değil, doğumdan itibaren oluşturulan doğru beslenme ve bakım alışkanlıklarıyla atılıyor. Özellikle şeker tüketimi, beslenme sıklığı, gece beslenmeleri, ağız hijyeni, biberon ve emzik kullanımı gibi faktörler, erken çocukluk çağı çürükleri açısından önem taşıyor. <strong>Çocuk Diş Hekimliği Uzmanı Dt. Nurgül Demir</strong>, bebeklik döneminden itibaren ağız ve diş sağlığının korunması için ebeveynlerin dikkat etmesi gereken 10 temel noktaya dikkat çekiyor.</p><strong>1. İlk İki Yıl Şekerle Tanıştırmayın</strong><p>Yanlış beslenme alışkanlıkları, çocuklarda diş çürüklerinin önemli risk faktörleri arasında yer alıyor. Özellikle erken yaşta şekerli yiyecek ve içeceklerle tanışılması, ağız ve diş sağlığı açısından risk oluşturabiliyor.</p><p>2 yaşın altındaki çocukların beslenmesinde şeker bulunmaması, ilerleyen dönemlerde ise şeker içeren yiyecek ve içeceklerin tüketiminden kaçınılması diş sağlığının korunması açısından önem taşıyor.</p><strong>2. Anne Sütünü Çürüğün Tek Nedeni Olarak Görmeyin</strong><p>Anne sütü, bebeklerin büyüme ve gelişimi açısından önemli bir besin kaynağı. Bununla birlikte özellikle uzun süren gece beslenme alışkanlığı ve gece emzirme sıklığı, şeker içeren ek gıdaların tüketimi ve yetersiz ağız hijyeni gibi faktörlerin bir araya gelmesi, erken çocukluk çağı çürüğü riskini artırabiliyor.</p><p>Bu nedenle ilk dişlerin sürmesinden itibaren bebeğin ağız hijyenine özen gösterilmesi önem kazanıyor. Dişler çıktıktan sonra düzenli fırçalama alışkanlığının oluşturulması ve hijyen alışkanlıklarının idame ettirilmesi gerekiyor. Anne sütünün tek başına çürüğün nedeni olarak değerlendirilmemesi; beslenme şekli, süresi ve sıklığı, gece beslenmeleri, şeker tüketimi ve ağız hijyeniyle birlikte ele alınması gerekiyor.</p><strong>3. 'Doğal Şeker' De Çürük Riskini Ortadan Kaldırmıyor</strong><p>Ek besinlere geçilen dönemde yiyecekleri tatlandırmak amacıyla beyaz veya esmer şeker yerine bal, pekmez ya da keçiboynuzu özü gibi ürünlerin kullanılması, bu ürünlerin dişler açısından risksiz olduğu anlamına gelmiyor. Bal ve pekmez de doğal şeker içerikleri ile tüketim şekline ve sıklığına göre dişler için tehlike arz edebiliyor.</p><p>Özellikle bebeğin kolay uykuya dalmasını sağlamak amacıyla biberonun veya emziğin şekerli ürünlerle tatlandırılması, gece saatlerinde tükürük akışının azalması, şekerli gıdaların diş yüzeyleriyle temas süresinin uzaması ve ağız hijyeninin sağlanamaması gibi faktörlerle birleşerek çürük riskini artırabiliyor.</p><strong>4. Sütü Tatlandırmadan Tüketmeye Özen Gösterin</strong><p>Süt, doğal bir kalsiyum kaynağı olarak tatlandırılmadan tüketilmeli. Diş çürüğü açısından yalnızca alınan şeker miktarı değil, şekerin ne sıklıkta ve ne kadar süreyle diş yüzeyleriyle temas ettiği de önem taşıyor.</p><p>Bu nedenle bebeklik döneminden itibaren tatlandırılmış süt ve şekerli içecek alışkanlığının oluşturulmaması gerekiyor.</p><strong>5. Kaşık ve Biberon Gibi Araçları Ortak Kullanmayın</strong><p>Çürükle ilişkili bakterilerin bakım verenlerden bebeklere tükürük yoluyla aktarılması mümkün. Bu nedenle yetişkinlerle bebekler arasında kaşık, biberon veya ağızla temas eden beslenme araçlarının ortak kullanılmamasına dikkat edilmesi gerekiyor.</p><p>Bebeğin ağız çevresinden öpülerek sevilmesi de bakteri aktarımı açısından risk taşıyabiliyor.</p><strong>6. Biberondan Bardağa Geçişi Geciktirmeyin</strong><p>Biberon kullanımının uzun süre devam ettirilmesi, özellikle biberonun uyku sırasında veya uzun süre ağızda tutulması, çürük açısından risk oluşturabiliyor.</p><p>Bu nedenle yaklaşık 12. aydan itibaren bardaktan içme becerisinin desteklenmesi ve biberondan kademeli olarak uzaklaşılması öneriliyor.</p><strong>7. Düzenli İlaç Kullanan Bebeklerde Bireysel Risk Durumunu Göz Önünde Bulundurun</strong><p>Tanı konmuş bir hastalığı bulunan ve düzenli ilaç kullanması gereken bebeklerde ağız hijyeni alışkanlıklarının çocuğun bireysel ihtiyaçlarına göre düzenlenmesi önem arz ediyor.</p><p>Kullanılacak ağız bakım ürünlerinin seçimi, beslenme düzeni ve diş hekimi kontrol sıklığının çocuğun çürük riskine göre belirlenmesi gerekiyor. Düzenli kontroller sayesinde çürük oluşmadan önce koruyucu önlemler alınması veya başlangıç aşamasındaki sorunların erken dönemde tespit edilebilmesi genel sağlığın korunmasında rol oynuyor.</p><strong>8. İlk Diş Çıkar Çıkmaz Fırçalamaya Başlayın</strong><p>Bebeğin ilk süt dişleri çıkmaya başladığı andan itibaren ağız ve diş bakımına başlanmalı. Çocuğun yaşına uygun, yumuşak kıllı bir diş fırçası ve çürük riski göz önünde bulundurularak çocuk diş hekiminin önerdiği florürlü diş macunu kullanılmalı.</p><p>Dişlerin günde iki kez, özellikle sabah, günün ilk öğününden sonra, ve gece yatmadan önce fırçalanması gerekiyor.</p><strong>9. Emzik Kullanım Süresini Doğru Belirleyin</strong><p>Emzik kullanımı, özellikle ilk dönemlerde bebeğin sakinleşmesine yardımcı olabiliyor. Ancak emme alışkanlığının uzun süre devam etmesi, gelişmekte olan çene ve diş yapısı üzerinde istenmeyen etkilere yol açabiliyor.</p><p>18 aydan sonra devam eden emzik kullanımı, gelişmekte olan ağız ve yüz yapısını, çenelerin kapanış ilişkisini ve diş dizilimlerini etkileyebiliyor. Bu nedenle emziği bırakma sürecinde, çocuğun gelişim paterninin de göz önünde bulundurulması gerekiyor.</p><strong>10. Diş Hekimi Kontrollerini İhmal Etmeyin</strong><p>Bebeğin ilk diş hekimi muayenesinin, ilk dişin sürmesinden sonraki 6 ay içinde yapılması öneriliyor. Böylece çürük riski değerlendirilebiliyor; ağız hijyeni, beslenme alışkanlıkları ve diş sağlığı konusunda aileye çocuğun bireysel gereksinimlerine özel olarak önem kazanan öneriler verilebiliyor.</p><p><strong>Çocuk Diş Hekimliği Uzmanı Dt. Nurgül Demir, </strong>'Bebeklerde ağız ve diş sağlığı, yalnızca dişler çıktıktan sonra başlayan bir bakım süreci değildir. Beslenme alışkanlıklarından ağız hijyenine, biberon ve emzik kullanımından ilk diş hekimi kontrolüne kadar birçok faktör çocuğun ilerleyen yıllardaki ağız sağlığını etkiler. Ebeveynlerin ilk dişler çıktığı andan itibaren düzenli bakım ve kontrolleri bir rutin haline getirmesi, sağlıklı bir ağız yapısının korunmasına önemli katkı sağlar. Erken dönemde alınan küçük önlemler, ileride oluşabilecek ciddi ağız hastalıklarının ve diş sorunlarının önüne geçebilir' dedi.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.yenihaberden.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/bebeklerde-dis-sagligi-dogumla_1790234889_9hKRB4.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Bebeklerde diş sağlığı doğumla başlıyor: İşte dikkat edilmesi gereken 10 temel kural ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.yenihaberden.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/bebeklerde-dis-sagligi-dogumla_1790234889_9hKRB4.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Konya Yeni Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Konya Yeni Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Okul başarısını düşüren gizli tehlike: KBB rahatsızlıkları]]></title>
            <link>https://www.yenihaberden.com/okul-basarisini-dusuren-gizli-tehlike-kbb-rahatsizliklari/1859920/</link>
            <description><![CDATA[Medicana Konya Hastanesi uzmanlarından Op. Dr. Muhammed Zeki Yalçın, duyma ve nefes alma sorunlarının çocukların sınıf içi uyumunu bozduğunu belirtti.]]></description>
            <guid>https://www.yenihaberden.com/okul-basarisini-dusuren-gizli-tehlike-kbb-rahatsizliklari/1859920/</guid>
            <category domain="https://www.yenihaberden.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Thu, 17 Sep 2026 12:36:32 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Okul başarısının yalnızca çocuğun çalışma alışkanlıkları veya derslere olan ilgisiyle ilişkili olmadığını belirten<strong> Medicana Sağlık Grubu Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Muhammed Zeki Yalçın</strong>, bazı kulak burun boğaz (KBB) hastalıklarının ilk bakışta fark edilmese bile çocukların dikkatini, sınıf içi katılımını ve dolayısıyla okul performansını olumsuz etkileyebileceğini belirtti.</p><p>Çocuğun sağlıklı işitebilmesi, rahat nefes alabilmesi ve kaliteli uyuyabilmesi de öğrenme sürecinin önemli parçaları arasında yer alıyor. Özellikle okul çağındaki çocuklarda görülen KKB rahatsızlıklarından işitme kayıpları, orta kulakta sıvı birikmesi, geniz eti ve bademcik hastalıkları, burun tıkanıklığı ve uyku sırasında solunum bozuklukları okul performansı açısından önem taşıyor. Medicana Konya Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Muhammed Zeki Yalçın, çocukların okul ve sınıf içerisinde gösterdikleri uyumun, derslere olan ilgi ve ilgisizliklerinin incelenerek, altta yatan bir KBB sorunun olup olmadığının dikkatle incelenmesi gerektiğini vurguladı.</p><strong>Bazen duyan, bazen de duymayan çocuklara dikkat edilmeli</strong><p>Çocukluk çağında okul başarısını etkileyebilecek en önemli KBB problemlerinden birinin işitme kaybı olduğunu belirten <strong>Op. Dr. Muhammed Zeki Yalçın</strong>, 'İşitme kaybının her zaman ileri derecede olması gerekmez. Hafif düzeyde veya tek taraflı bir işitme kaybı bile özellikle gürültülü sınıf ortamında çocukların, öğretmenin söylediklerini takip etmekte zorlanmasına sebep olabilir. Çocuk öğretmenin anlattıklarının bir bölümünü kaçırabilir, söylenenleri tekrar ettirebilir veya sınıfta dikkati çabuk dağılıyormuş gibi görünebilir. Bu durum bazen aile veya öğretmen tarafından dersleri dinlemiyor, dikkatini vermiyor ya da söylediğimizi duyduğu halde yapmıyor şeklinde yorumlanabilir. Oysa altta yatan nedenlerden biri işitme problemi olabilir. Özellikle sık orta kulak enfeksiyonu geçiren veya orta kulakta sıvı birikimi bulunan çocuklarda bu konu daha da önem kazanmaktadır&#39;&#39; dedi.</p><p>Orta kulakta sıvı birikmesi sessiz ilerleyebilir<br>Çocukluk çağında sık karşılaştıkları sorunlardan birinin efüzyonlu otitis media, yani halk arasında bilinen şekliyle orta kulakta sıvı birikmesi olduğunu ifade eden Op. Dr. Yalçın, 'Bu durumda çocukta kulak ağrısı veya ateş görülmez. Bu nedenle aile tarafından uzun süre fark edilmez. Çocuk televizyonun sesini yükseltmeye başlayabilir, konuşulanları tekrar ettirebilir, öğretmenini daha iyi duymak için ön sıralarda oturma ihtiyacı hissedebilir veya özellikle kalabalık ortamlarda konuşmaları anlamakta zorlanabilir. Öğrenmenin büyük ölçüde dinleme ve sözel iletişim üzerinden gerçekleştiği okul döneminde uzun süren işitme azalması çocuğun eğitim sürecini olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle öğretmenlerin de çocuklardaki muhtemel işitme sorunlarının fark edilmesinde önemli bir rolü vardır&#39;&#39; şeklinde konuştu.</p><strong>Geniz eti ve bademcik büyüklüğü yalnızca horlamaya neden olmaz</strong><p><strong>Op. Dr. Muhammed Zeki Yalçın</strong>, okul başarısını etkileyebilecek diğer önemli KBB sorunlarının geniz eti büyüklüğü ve bademcik enfeksiyon sıklığı ve büyüklüğü olduğunu söyledi. Op. Dr. Yalçın şöyle devam etti:</p><p>'Bu çocuklarda burundan nefes almakta güçlük, ağız açık uyuma, horlama ve huzursuz uyku görülebilir. Burada özellikle üzerinde durulması gereken konu uykunun kalitesidir. Çocuk yeterli süre uyusa bile gece boyunca rahat nefes alamıyorsa dinlendirici bir uyku uyuyamayabilir. Bazı çocuklarda uyku sırasında nefesin kısa sürelerle durduğu obstrüktif uyku apnesi de gelişebilir. <strong>Kalitesiz uyku sonrasında çocuk sabahları zor uyanabilir, gün içerisinde yorgunluk yaşayabilir ve derslere odaklanmakta güçlük çekebilir. </strong>Çocuklarda erişkinlerden farklı olarak uyku bozuklukları her zaman yalnızca gündüz uykululuğuyla kendini göstermez. Bazı çocuklarda hareketlilik, huzursuzluk, dikkat sorunları ve davranış değişiklikleri de görülebilir. Bu nedenle özellikle her gece horlayan, ağzı açık uyuyan, uykuda nefesinin durduğu fark edilen veya çok huzursuz uyuyan çocukların değerlendirilmesi önemlidir. Sürekli burun tıkanıklığı da göz ardı edilmemelidir. Alerjik rinit, geniz eti büyüklüğü veya burundaki diğer sorunlara bağlı kronik burun tıkanıklığı da çocukların yaşam kalitesini etkileyebilir. Sürekli burun tıkanıklığı yaşayan çocuklarda ağızdan nefes alma, uyku kalitesinde bozulma ve gün içerisinde yorgunluk görülebilir. Özellikle mevsimsel veya yıl boyunca devam eden burun tıkanıklığına hapşırma, burun kaşıntısı ve akıntı eşlik ediyorsa alerjik hastalıklar açısından değerlendirme gerekebilir.&#39;&#39;</p><strong>Okul başarısında bir düşüş varsa bunun nedeni her zaman ders çalışmamak olmayabilir</strong><p><strong>Op. Dr. Yalçın</strong>, 'Ailelerin ve öğretmenlerin dikkat etmesi gereken en önemli noktalardan biri, çocuğun okul performansındaki değişiklikleri yalnızca isteksizlik veya çalışma alışkanlığı üzerinden değerlendirmemektir. Çocukta son dönemde televizyonun sesini yükseltme, sık sık &#39;ne&#39; diye sorma, öğretmenini duymakta zorlanma, kulak enfeksiyonlarının tekrarlaması, sürekli burun tıkanıklığı, ağızdan nefes alma, horlama, huzursuz uyku, sabah yorgun uyanma veya ders sırasında dikkatini sürdürmekte zorlanma gibi belirtiler bulunuyorsa altta yatan bir KBB problemi olup olmadığı araştırılmalıdır. Buradaki amaç her okul başarısızlığını bir KBB hastalığına bağlamak değildir. Okul performansı; çocuğun gelişimsel özelliklerinden psikososyal şartlara, uyku düzeninden öğrenme güçlüklerine kadar çok sayıda faktörden etkilenebilir. İşitme ve uyku ile ilişkili sorunlar, değerlendirmenin gözden kaçırılmaması gereken parçalarıdır. Çocukların öğrenebilmesi için yalnızca iyi bir eğitim ortamına değil, öğretmenini net duyabilmeye, rahat nefes alabilmeye ve kaliteli uyuyabilmeye de ihtiyacı vardır. Erken fark edilen ve uygun şekilde tedavi edilen KBB hastalıkları, çocuğun yalnızca fiziksel sağlığına değil; günlük yaşamına, sınıf içindeki katılımına ve eğitim sürecine de olumlu katkı sağlayabilir&#39;&#39; diye konuştu.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.yenihaberden.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/okul-basarisini-dusuren-gizli-_1789637791_KqDe2a.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Okul başarısını düşüren gizli tehlike: KBB rahatsızlıkları ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.yenihaberden.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/okul-basarisini-dusuren-gizli-_1789637791_KqDe2a.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Konya Yeni Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Konya Yeni Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Çocuğunuzda dikkat dağınıklığı mı var, yoksa göz bozukluğu mu? Uzmanından kritik uyarı]]></title>
            <link>https://www.yenihaberden.com/cocugunuzda-dikkat-daginikligi-mi-var-yoksa-goz-bozuklugu-mu-uzmanindan-kritik-uyari/1859753/</link>
            <description><![CDATA[Okulda odaklanma sorunu yaşayan ve ders masasından erken kalkan çocuklarda asıl problem; tembellik değil, göz bozukluğu olabilir. Konuyla ilgi Başkent Üniversitesi Konya Hastanesi Göz Hastalıkları Prof. Dr. Ali Kal bilgi verdi.]]></description>
            <guid>https://www.yenihaberden.com/cocugunuzda-dikkat-daginikligi-mi-var-yoksa-goz-bozuklugu-mu-uzmanindan-kritik-uyari/1859753/</guid>
            <category domain="https://www.yenihaberden.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 13:50:29 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Yeni eğitim-öğretim yılının başlamasıyla birlikte ebeveynler, çocuklarını dersleri noktasında gözlemlemeye başladı. Derslerin başlangıcıyla birlikte başlayan adaptasyon ve  odaklanma sorunları, dikkat dağınıklığı gibi hususlarda sorunun çocukta değil; sağlık noktasında oluşabileceğini ifade eden Başkent Üniversitesi Konya Hastanesi Göz Hastalıkları Prof. Dr. Ali Kal, sorunun arkasında gözden kaçan fizyolojik bir etken yatıyor olabileceğini aktardı Prof. Dr. Kal, çocuklardaki dikkat dağınıklığının temelinde göz rahatsızlıklarının bulunabileceğine dikkati çekerek aileleri ve öğretmenleri uyardı.</p><strong>HER DİKKAT EKSİKLİĞİ PSİKOLOJİK OLMAYABİLİR</strong><p>Eğitim hayatına başlamasıyla çocukların görsel yükünün arttığına değinen Prof. Dr. Ali Kal, okuma yazmayı öğrendikten sonra kitap okurken zorlanan, çabuk yorulan ve göz şikyetleri yaşayan çocuklarda mutlaka bir optik değerlendirme yapılması gerektiğini belirtiyor. Yaşanan sürecin her çocukta aynı şekilde seyretmediğini ifade eden Kal, 'Şüphesiz dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu başlı başına bir rahatsızlıktır ve çocuk psikiyatrisinin alanına girer. Yani her dikkat eksikliği yaşayan çocukta göz bozukluğu olacak diye bir kural yoktur. Ancak çocukta bir dikkat eksikliği varsa, yaptığı işe odaklanamıyorsa; örneğin okuma yazmayı öğrendikten sonra kitap okurken zorlanıyor, çabuk yoruluyor veya gözlerinde erken yorulma gibi şikyetler oluyorsa bu noktada bir göz probleminden bahsetmek gerekir.' değerlendirmesinde bulundu.</p><p>Çocukların göz koordinasyonu ve uyum yeteneklerinin ders başarısını doğrudan etkilediğini belirten Prof. Dr. Kal, özellikle okuma esnasında gözlerin içe doğru uyum sağlama hareketi olan konverjans yeteneğinin eksikliğinde çocukların okuma yaparken çok çabuk yorularak masadan kalkmak istediklerini ifade etti.</p><strong>GÖZ TEMBELLİĞİNDE ERKEN TANININ HAYATİ ROLÜ</strong><p>Çocukluk çağında fark edilmeyen göz sorunlarının ilerleyen yaşlarda kalıcı hasarlara yol açabileceğine vurgu yapan Prof. Dr. Kal, Sağlık Bakanlığı&#39;nın da önerdiği doğrultuda çocukların ilkokula başlamadan önce, mümkünse 3-4 yaşlarında mutlaka bir göz kontrolünden geçmesi gerektiğinin altını çizdi. Prof. Dr. Kal, her iki gözde de sorun varsa ya da belirgin bir şaşılık durumunda ailelerin durumu kolayca fark edebildiğini dile getirerek özellikle tek taraflı göz bozukluklarında durumun tamamen farklı seyrettiğini belirtti.</p><p>Göz tembelliğinin de aynı şekilde sinsice ilerlediğini kaydeden Kal, 'Özellikle göz tembelliği varsa ve bir gözü diğerine göre daha bozuksa bunu ailenin de çocuğun da anlaması mümkün değildir. 4-5 yaşındaki bir çocuk televizyon izlerken veya günlük hayatında herhangi bir sorun yaşamaz; çünkü bir gözü az görse bile diğer gözü çok iyi gördüğü için durumu idare eder. Hatta bazen yetişkin hastalarımızda bile bunu fark ediyoruz. Muayene sırasında &#39;Sol gözünüz ile sağ gözünüz arasında bir fark hissediyor musunuz?&#39; diye sorduğumda, &#39;Hayır hocam, iyi görüyorum.&#39; yanıtını alıyorum. Çift gözle baktığı için fark etmiyor ancak tek gözünü kapattığımızda durumu anlıyor. Yetişkinlerin bile fark edemediği bu durumu bir çocuğun anlaması imknsızdır.' ifadelerini kullandı.</p><p>Söz konusu tespitin ancak klinik ortamda yapılabileceğini hatırlatan Prof. Dr. Ali Kal, otorefraktometre cihazı ile yapılan ölçümlerle kırma kusurlarının anında tespit edildiğini belirtti. Yaş sınırının tedavi başarısındaki kritik rolüne dikkat çeken Kal, en büyük endişelerinin bir gözü iyi görürken diğer gözün görmemesi durumunun idare edilerek 11-12 yaşından sonraya kalması olduğunu, bu yaştan sonra göz tembelliği tanısı konulsa dahi tedavi imknlarının kısıtlı kaldığını vurguladı.</p><strong>DİJİTAL ÇAĞ, MİYOPİ YAŞINI DÜŞÜRDÜ</strong><p>Teknolojinin hayatın her alanına girmesiyle birlikte çocukların maruz kaldığı dijital ekranlar, göz sağlığı üzerinde ciddi bir tehdit oluşturuyor. Günümüzde dijital çağın bir getirisi olarak miyop hastalığı yaşının 4-5 yaşlarına kadar indiğini söyleyen Kal, 5 yaşında 3 numara miyop olan çocuklarla karşılaştıklarını, bunun en büyük sebebinin telefon, tablet ve bilgisayar kullanımı olduğunu dile getirdi.</p><p>Toplumda genellikle hastalık ortaya çıktıktan sonra doktora gitme alışkanlığının bulunduğunu ancak son yıllarda yürütülen bilinçlendirme çalışmaları sayesinde ailelerin rutin kontrollere daha fazla önem verdiğini belirten Kal, 'Artık 3-4 yaşındaki çocuklarını hiçbir şikyeti olmasa bile sadece kontrol amacıyla getiren ailelerin sayısı arttı. Bu çok sevindirici bir gelişmedir. Aslında ideal olanı; bebek doğduktan sonra 3. aydan itibaren 1, 2 ve 3 yaşlarında yıllık rutin kontrollerin yapılmasıdır.' açıklamasında bulundu. Erken teşhis konulduğu takdirde şaşılığın ameliyat veya egzersizle düzeltilebildiğini, göz tembelliğinde ise uygun gözlük ve kapama tedavisiyle başarılı sonuçlar alındığını sözlerine ekledi.</p><strong>EVDE YAPILABİLECEK BASİT KONTROLLER VE BELİRTİLER</strong><p>Ailelerin ise ev ortamında çocuklarını gözlemleyerek bazı ipuçları yakalayabileceğine dikkat çekiyor. Çocukların televizyon izlerken gözlerini kısması veya uzağı göremediği için ekrana yaklaşması kesin bir göz bozukluğu belirteci olarak kabul edilirken, gözleri sık sık ovuşturmak da bir problem olduğuna işaret ediyor. Ayrıca çocuğun karşıya veya yazıya bakarken başını hafifçe yana eğerek bakması, gözde bir kayma veya şaşılık yani çift görme olduğuna işaret edebiliyor; çocuk bu pozisyonla tek bir görüntü elde etmeye çalışıyor.</p><p>Ebeveynlerin evde uygulayabileceği pratik bir yönteme de değinen Kal, 'Çocuğun karşısına geçip veya televizyondaki bir görüntüyü gösterip sırayla bir gözünü kapatarak &#39;Bu gözünle görüyor musun?&#39;, ardından diğerini kapatıp &#39;Bununla görüyor musun?&#39; diye sormak, iki göz arasında bir görme farkı olup olmadığını anlamaya yardımcı olur. Bu basit test bile göz tembelliği hakkında ön bilgi verebilir.' diyerek basit bir tarama yöntemini paylaştı.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.yenihaberden.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/cocugunuzda-dikkat-daginikligi_1789383028_fHVQ1F.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Çocuğunuzda dikkat dağınıklığı mı var, yoksa göz bozukluğu mu? Uzmanından kritik uyarı ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.yenihaberden.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/cocugunuzda-dikkat-daginikligi_1789383028_fHVQ1F.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Konya Yeni Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Konya Yeni Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Bakan Memişoğlu: Türkiye'nin sağlık sistemi, dünyada örnek gösterilen bir noktaya varmıştır]]></title>
            <link>https://www.yenihaberden.com/bakan-memisoglu-turkiye-nin-saglik-sistemi-dunyada-ornek-gosterilen-bir-noktaya-varmistir/1859712/</link>
            <description><![CDATA[Bakan Memişoğlu, 'Bugün Türkiye kendi ilacını, aşısını ve cihazını geliştiriyor. Nasıl yerli otomobilimizi, savaş uçağımızı üretiyorsak sağlıkta da kendi teknolojimizi geliştiriyoruz. Türkiye'nin sağlık sistemi, dünyada örnek gösterilen bir noktaya varmıştır' dedi.]]></description>
            <guid>https://www.yenihaberden.com/bakan-memisoglu-turkiye-nin-saglik-sistemi-dunyada-ornek-gosterilen-bir-noktaya-varmistir/1859712/</guid>
            <category domain="https://www.yenihaberden.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Sun, 13 Sep 2026 18:30:11 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, Samsun Şehir Hastanesi&#39;nin açılış töreninde yaptığı konuşmada, Türkiye&#39;de sağlıkta büyük bir dönüşüm gerçekleştirdiklerini söyledi.</p><p>Sağlıktan sanayiye, eğitimden teknolojiye 'olmaz' denilenleri yaptıklarını anlatan Bakan Memişoğlu, 'Yapılamaz denilenleri birer birer hayata geçirdik. Bugün de aynı inanç ve kararlılıkla yolumuza devam ediyoruz.' diye konuştu.</p><p>İnsanın en büyük zenginliğinin sağlık olduğunu vurgulayan Memişoğlu, şöyle devam etti:</p><p>'Anadolu bu anlayışla asırlardır insanlara şifa olmuştur. Kılıçarslan&#39;ın kızı Gevher Nesibe Sultan adına Kayseri&#39;de yaptırılan Gevher Nesibe Sultan Darüşşifa ve Tıp Medresesi bu anlayışımızın en güzel örneklerinden bir tanesidir. Anadolu&#39;da atılan bu adımlar bugün geldiğimiz modern tıbbın temelini oluşturmuştur. Memleketimiz insanlığa ışık tutan böyle nice hazinelerle doludur. Bize düşen bu büyük mirası bilimin ve teknolojinin gücüyle geleceğe taşımaktır. Bugün Türkiye kendi ilacını, aşısını ve cihazını geliştiriyor. Nasıl yerli otomobilimizi, savaş uçağımızı üretiyorsak sağlıkta da kendi teknolojimizi geliştiriyoruz. Türkiye&#39;nin sağlık sistemi dünyada örnek gösterilen bir noktaya varmıştır. Bu başarıların temelinde sizlerin bizlere duyduğu güven ve Sayın Cumhurbaşkanımızın Türkiye&#39;nin sağlık vizyonuna yönelen güçlü iradesi vardır.'</p><p>Bakan Memişoğlu, sağlık hizmetlerinde artık şehirler arasında mesafe olmadığına işaret ederek, 'İleri tıp uygulamaları Anadolu&#39;nun her noktasında yapılabilmektedir. Siirt&#39;te açık kalp ameliyatı, Malatya&#39;da karaciğer nakli, Van&#39;da ileri cerrahi uygulamalar, Antalya&#39;da yüksek teknoloji gerektiren tedavileri yapabiliyoruz. Çeyrek asır önce büyük şehirlerde olan birçok işlem bugün Türkiye&#39;nin farklı şehirlerinde başarıyla uygulanıyor. Vatandaşlarımız mükemmel bir sağlık hizmetine kendi şehirlerinde ulaşabiliyorlar.'</p><p>Türkiye&#39;de artık hastane denildiğinde akla modern, ferah ve teknolojik altyapısıyla insana güven veren şifahaneler geldiğini söyleyen Memişoğlu, şunları kaydetti:</p><p>'İşte Türkiye&#39;nin sağlıkta gerçekleştirdiği büyük dönüşümün adı budur. Bir yandan güçlü sağlık tesislerimizi ülkemize kazandırıyor diğer yandan kendi ilacımızı, aşımızı ve tıbbi cihazımızı üretmek için çalışıyoruz. Sağlıkta kendi gücümüzü, kendi teknolojimizi ve kendi üretimimizi büyütüyoruz. İşte bunun adı üreten sağlık. Solunum cihazlarımızı, dünyada yalnızca üç ülkede üretilen kalp akciğer makinesini ve otomatik şok cihazını ürettik. CAR-T hücre tedavisinden mobil dijital röntgen cihazlarına, yerli aşı ve tanı kitlerine kadar birçok ürünü bilim insanlarımızın emeğiyle geliştirdik ve milletimizin hizmetine sunduk.'</p><p>Türkiye&#39;nin tıbbı cihaz ihracatının ithalatı karşılama oranını yüzde 43&#39;e yükselttiklerini ve bunu daha da yükseltmeye devam edeceklerini vurgulayan Bakan Memişoğlu, 'Bunlar sağlıkta bağımsızlığımızı güçlendiren önemli adımlardır. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde sağlık sanayisini inşallah Türkiye&#39;nin lokomotif sektörlerinden biri haline getireceğiz.' ifadelerini kullandı.</p><p>Sağlığın insanın sahip olabileceği en büyük hazine olduğunu dile getiren Bakan Memişoğlu, sözlerini şöyle tamamladı:</p><p>'Gelecek nesillere bırakacağımız en değerli mirastır. Bizler koruyan sağlık vizyonumuzla hastalığa değil, aziz milletimizin sağlığına yatırım yapıyoruz. Biz hastalık değil, sağlık bakanlığıyız. Sağlıklı yaşamı hep birlikte bir kültür haline getirmek zorundayız. Bunun için sağlıklı hayat merkezlerimiz var. Ücretsiz, diyetisyen, fizyoterapist, kanser taramaları ve gebe okulu gibi birçok hizmet sunduğumuz bu merkezlerimizde 2024 yılında 55 milyon vatandaşımıza ulaştık. Aile hekimlerimizle vatandaşlarımızı arıyor şeker, tansiyon gibi kronik hastalıkların düzenli takip edilmesini sağlıyoruz. Bu kapsamda 14 milyondan fazla vatandaşımızın kronik hastalıklarını erken teşhis ederek zamanında müdahale ettik. Türkiye&#39;yi hem sağlık hizmetlerinde hem de sağlık teknolojilerinde dünyanın öncü ülkelerinden biri haline getirmek için durmadan çalışacağız.'</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.yenihaberden.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/bakan-memisoglu-turkiye-nin-sa_1789313410_0KwuVU.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Bakan Memişoğlu: Türkiye'nin sağlık sistemi, dünyada örnek gösterilen bir noktaya varmıştır ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.yenihaberden.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/bakan-memisoglu-turkiye-nin-sa_1789313410_0KwuVU.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Konya Yeni Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Konya Yeni Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Kışın habercisi! Aktarlarda en çok bunlar aranıyor]]></title>
            <link>https://www.yenihaberden.com/kisin-habercisi-aktarlarda-en-cok-bunlar-araniyor/1859635/</link>
            <description><![CDATA[Mevsim geçişleriyle birlikte aktarlarda kış mesaisi hız kazandı. Soğuk algınlığı ve boğaz şikayetlerine karşı bitkisel ürünlere yönelen vatandaşların ilgisi artarken, ıhlamur, adaçayı, kuşburnu ve ekinezya başta olmak üzere çeşitli bitki karışımları öne çıktı.]]></description>
            <guid>https://www.yenihaberden.com/kisin-habercisi-aktarlarda-en-cok-bunlar-araniyor/1859635/</guid>
            <category domain="https://www.yenihaberden.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Sat, 12 Sep 2026 14:21:01 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Mevsim geçişlerinde soğuk algınlığı ve boğaz şikayetlerine karşı bitkisel ürünleri tercih eden vatandaşlar, aktarlara yöneliyor.<strong> Ihlamur, adaçayı, hibiskus, kuşburnu, ekinezya, rezene ve anason gibi ürünlerin yanı sıra bal, pekmez, propolis ve bitkisel macunlar da tercih ediliyor. </strong>Aktarcı Fatma Aydoğar, kış dönemi için farklı bitkileri bir araya getirerek çeşitli çay karışımları hazırladıklarını söyledi.</p><strong>'Enfeksiyon varsa hiç kuşkusuz propolisi öneriyoruz'</strong><p>Vatandaşların özellikle soğuk algınlığı dönemlerinde kendilerine başvurduğunu anlatan Aydoğar, 'İlk olarak güzel bir çay karışımı yapıyoruz. Bunun yanında, eğer vücutta gerçekten bir hastalık ya da enfeksiyon oluşmuşsa hiç kuşkusuz propolisi öneriyoruz. Çünkü doğrudan vücuttaki iltihabın atılmasına yardımcı oluyor. Hasta kendini daha iyi hissediyor, daha çabuk toparlanıyor. Yanında bitki çaylarıyla birlikte bal, pekmez ya da özel karışımlı macunlar da veriyoruz' dedi.</p><strong>'Propolis yıllardır kullanılan bir ürün'</strong><p>Propolisin arıların kovanlarını korumak amacıyla oluşturduğu doğal bir madde olduğunu söyleyen Aydoğar, 'Propolis doğal bir antibiyotiktir. Arıların kovanlarının çevresine ördüğü, kovanlarını korumak için oluşturduğu bir maddedir. Çok değerli bir üründür. Araştıran herkes ne kadar faydalı olduğunu fark eder ve kullanmaya başlar. Aslında yıllardır kullanılan bir ürün ama çoğu insan bunun farkında değil' diye konuştu.</p><strong>'Ihlamurun yanında birçok bitki kullanıyoruz'</strong><p>Kış aylarında hazırladıkları bitki karışımlarına ilişkin bilgi veren Aydoğar, 'Çaylarda adaçayı, ıhlamur, hibiskus ve ebegümeci kullanıyoruz. Bunları birbirine uyumlu olanlarla karıştırıyoruz. Müşterilerimize güzel karışımlar hazırlıyoruz, onlar da memnun kalıyor. İsteyenlere ürünleri ayrı ayrı da veriyoruz. Kendi özel karışımlarımız da var, onları da hazırlıyoruz' ifadelerini kullandı.</p><p>Aydoğar, 'Özel karışımımız olmazsa olmaz. Kış ve soğuk algınlığı için hazırlayacaksak ıhlamurun yanında adaçayı, rezene ve anason kullanıyoruz. Ekinezya ve kuşburnu da olmazsa olmaz. Hibiskus ise hem tadı hem C vitamini hem de rengi açısından çok güzel oluyor. Çok fazla çeşit var. Mesela kekik ve dağ kekiği de kullanıyoruz. Bunlarla güzel bir çay hazırlıyoruz' dedi.</p><strong>'Şifalı bitkilerin keşfedilmesini istiyorum'</strong><p>Vatandaşların bitkisel ürünlere ilgisinin son yıllarda arttığını dile getiren Aydoğar, 'Şifalı bitkilerin çeşit yelpazesi çok geniş. Doktorlar da artık vatandaşları aktarlara yönlendiriyor. Ihlamur, zencefil ya da farklı bitkisel ürünleri öneriyorlar. Günümüzde şifalı bitkiler daha fazla ön plana çıkıyor. İnsanların şifalı bitkileri keşfetmesini istiyorum. Çok fazla çeşit var. Her hastalığın da bir çaresi olduğuna inanıyorum. Hastalığı veren Allah şifasını da vermiştir. İnsan sadece şifasını arayıp bulmalı' ifadelerini kullandı.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.yenihaberden.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/kisin-habercisi-aktarlarda-en-_1789212059_9gG3xo.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Kışın habercisi! Aktarlarda en çok bunlar aranıyor ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.yenihaberden.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/kisin-habercisi-aktarlarda-en-_1789212059_9gG3xo.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Konya Yeni Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Konya Yeni Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Türkiye menşeli 'Akif Manaf Sağlık ve Barış Ödülü' yurt dışında verilmeye başladı]]></title>
            <link>https://www.yenihaberden.com/turkiye-menseli-akif-manaf-saglik-ve-baris-odulu-yurt-disinda-verilmeye-basladi/1859583/</link>
            <description><![CDATA[Topluma sürdürülebilir ve sağlıklı bir yaşam anlayışı kazandırmak amacıyla kurulan Sağlıklı Yaşam Vakfı, bireylerin ve toplumun daha sağlıklı, mutlu ve barış içinde yaşamasını hedefleyen bir sivil toplum kuruluşu olarak faaliyetlerini sürdürüyor.]]></description>
            <guid>https://www.yenihaberden.com/turkiye-menseli-akif-manaf-saglik-ve-baris-odulu-yurt-disinda-verilmeye-basladi/1859583/</guid>
            <category domain="https://www.yenihaberden.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 12:26:31 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Vakfın amaçları arasında; başta kadınlar ve engelliler olmak üzere toplumun tüm kesimlerine daha kaliteli ve sürdürülebilir bir yaşam sunmaya yönelik faaliyetlerde bulunmak, bu doğrultuda araştırmalar yapmak, köy projeleri geliştirmek ve uygulamak, sağlıklı yaşam ve spor programları oluşturmak ile sağlıklı nesillerin yetişmesine katkı sağlamak yer alıyor.</p><p>Sağlıklı Yaşam Vakfı&#39;nın temel faaliyet alanlarından biri de çevre bilincinin artırılması ve gelecek nesillere daha yaşanabilir bir dünya bırakılması amacıyla çeşitli çalışmalar ve etkinlikler düzenlemek olarak öne çıkıyor.</p><p>Vakfın en önemli projelerinden birini, her insanın sağlıklı bir yaşamı hak ettiği anlayışından hareketle 'Barış İçinde Sağlıklı Yaşam Köyü' projelerinin hayata geçirilmesi oluşturuyor.</p><p>'Akif Manaf Sağlık ve Barış Ödülü' İtalyan Yapay Zeka Uzmanı Guglielmo Montone&#39;ye Verildi</p><p>Sağlıklı Yaşam Vakfı, bireylerin ve toplumun sürdürülebilir, sağlıklı ve barış içinde bir yaşam sürmesine katkıda bulunan kişi, kurum ve kuruluşlara <strong>'Akif Manaf Sağlık ve Barış Ödülü'</strong> verilmesini kararlaştırdı.</p><p><strong>İtalyan Guglielmo Montone</strong>, eğitimde yapay zeknın insan yararına ve pozitif amaçlarla kullanılmasına yönelik projeleri ile sürdürülebilir ve sağlıklı yaşam alanındaki çalışmaları dolayısıyla <strong>Akif Manaf Sağlık ve Barış Ödülü</strong>&#39;ne layık bulundu.</p><p>Montone kendi kurduğu şirketinde, çip üretiminde kullanılan bir teknolojinin optimizasyonu üzerine yıllarca çalışarak üretim süreçlerinin daha verimli hale getirilmesine ve atık miktarının azaltılmasına katkı sağladı. Bu çalışmalarıyla teknoloji alanındaki uzmanlığını çevresel sürdürülebilirlik ve kaynakların daha verimli kullanılması yönünde değerlendirdi.</p><p>Yapay zek alanındaki doktora ve doktora sonrası çalışmalarını sürdüren Montone, üniversite ve eğitim dünyası arasında iş birliği içinde, yapay zeknın özellikle çocukların eğitiminde etkin ve yararlı biçimde kullanılmasına yönelik barışçıl çalışmalar yürütüyor.</p><p>Son yıllarda sağlıklı ve sürdürülebilir yaşam alanında da çalışmalarını sürdüren Guglielmo Montone, Türkiye&#39;de Tekirdağ&#39;ın Şarköy ilçesinde Sağlıklı Yaşam Vakfı bünyesinde pilot proje olarak geliştirilen Sağlıklı Yaşam Köyü&#39;nün benzerini hayata geçirmek üzere çalışmalar başlattı. Bu kapsamda tamamen organik ve GDO&#39;suz ürünler yetiştiren Montone, farklı bitkilerin daha doğal yöntemlerle ve daha az insan müdahalesiyle yetiştirilmesine yönelik uygulamalar gerçekleştiriyor. Bu alanda aldığı eğitimlerden edindiği bilgi ve deneyimleri kendi yaşam alanında hayata geçiren Montone, projesinde sağlıklı ve doğal yaşamın yanı sıra hayvanların korunmasına ve hayvan sevgisine dayalı bir yaşam anlayışına da yer veriyor.</p><p>Yapay zeknın insanlığın yararına kullanılmasına yönelik çalışmaları, eğitim alanındaki projeleri, sürdürülebilir teknoloji ve atıkların azaltılmasına yönelik çalışmaları ile doğayla barışık organik tarım uygulamalarını da içeren Sağlıklı Yaşam Köyü alanındaki barışçıl faaliyetleriyle öne çıkan Guglielmo Montone&#39;nin söz konusu çalışmaları, 'Akif Manaf Sağlık ve Barış Ödülü'ne layık görülmesinde temel bileşenler oldu.</p><p>Ödülün İtalya&#39;da takdim edilmesiyle birlikte, Türkiye menşeli '<strong>Akif Manaf Sağlık ve Barış Ödülü' ilk kez yurt dışında da verilmiş oldu.</strong> Böylece sağlık, sürdürülebilir yaşam, teknoloji ve eğitim gibi alanlarda insanlığın ortak yararına katkı sağlayan çalışmaların uluslararası düzeyde de desteklenmesi ve görünür kılınması yönünde önemli bir adım atıldı.</p><strong>Akif Manaf Sağlık ve Barış Ödülleri Yurt Dışında Verilmeye Devam Edecek</strong><p>'Akif Manaf Sağlık ve Barış Ödülü'nün yurt dışında verilmeye başlanmasının, Sağlıklı Yaşam Vakfı&#39;nın sağlık, sürdürülebilir yaşam ve barış alanlarındaki çalışmalarının uluslararası boyuta taşınması açısından önemli bir gelişme olduğu değerlendiriliyor.</p><p>Edinilen bilgilere göre, Akif Manaf Sağlık ve Barış Ödülleri&#39;nin sürdürülebilir bir anlayışla devam ettirilmesi ve önümüzdeki süreçlerde Türkiye&#39;nin yanı sıra farklı ülkelerde de sağlık ve barış alanlarında topluma ve insanlığa değer katan kişi, kurum ve kuruluşlara takdim edilmesi planlanıyor.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.yenihaberden.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/turkiye-menseli-akif-manaf-sag_1789118790_MEJGwh.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Türkiye menşeli 'Akif Manaf Sağlık ve Barış Ödülü' yurt dışında verilmeye başladı ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.yenihaberden.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/turkiye-menseli-akif-manaf-sag_1789118790_MEJGwh.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Konya Yeni Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Konya Yeni Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Türkiye'de 16,1 milyon kişiye kanser taraması yapıldı]]></title>
            <link>https://www.yenihaberden.com/turkiye-de-16-1-milyon-kisiye-kanser-taramasi-yapildi/1859506/</link>
            <description><![CDATA[Sağlık Bakanlığı, Türkiye genelinde 16,1 milyon kişiye kanser taraması yapıldığını ve tetkikler sonucu 36 bin kişiye kanser tanısı konulduğunu açıkladı.]]></description>
            <guid>https://www.yenihaberden.com/turkiye-de-16-1-milyon-kisiye-kanser-taramasi-yapildi/1859506/</guid>
            <category domain="https://www.yenihaberden.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 20:39:06 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Bakanlıktan yapılan açıklamaya göre, Halk Sağlığı Haftası&#39;nın yedinci gün teması 'Kanserde Erken Teşhis Hayat Kurtarır' olarak belirlendi.</p><p>Türkiye&#39;de bugüne kadar 16,1 milyon kişiye kanser taraması yapılarak test sonuçları riskli bulunan kişiler ileri tetkikler için üst basamak sağlık kuruluşlarına yönlendirildi.</p><p>Tetkikler sonucu 36 bin kişiye kanser tanısı konuldu. Mobil kanser tarama araçlarıyla da 515 binden fazla tarama hizmeti sunuldu.</p><p>Kanser tarama ve farkındalık hizmetlerinin yürütüldüğü KETEM&#39;lerde, erken tanı ve tarama programları uygulanıyor.</p><p>Toplumda kanser farkındalığının artırılmasına yönelik eğitim ve danışmanlık hizmetleri de sunuluyor.</p><p>Türkiye&#39;de Sağlıklı Hayat Merkezleri bünyesinde faaliyet gösteren 428 KETEM birimi ve 58 mobil KETEM tarama aracı olmak üzere 486 KETEM bulunuyor.</p><p>Bu merkezlerde yalnızca tarama değil, kanserden korunmaya yönelik eğitimler de verilerek, toplumda farkındalığın artırılması hedefleniyor.</p><strong>Kanser taramaları ücretsiz yapılıyor</strong><p>Türkiye&#39;de meme kanseri, kolorektal kanser (kalın bağırsak kanseri) ve serviks kanseri (rahim ağzı kanseri) için ücretsiz tarama programları yürütülüyor. Sağlık Bakanlığı, Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezleri (KETEM), Sağlıklı Hayat Merkezleri (SHM), Toplum Sağlığı Merkezleri (TSM), Aile Sağlığı Merkezleri (ASM) aracılığıyla bu taramaları ücretsiz olarak sunuyor.</p><p>Taramalara ayrıca mobil KETEM tarama araçlarıyla da ulaşılabiliyor.</p><p>Türkiye&#39;de sık görülen, erken teşhisle tedavi edilebilen ve önlenebilen kanser türleri için tarama programları yürütülüyor.</p><p>Belirli yaş ve cinsiyet gruplarına yönelik testler uygulanarak kanserin erken dönemde tespit edilmesi hedefleniyor.</p><strong>'Kendiniz ve sevdikleriniz için KETEM&#39;lere davetlisiniz'</strong><p>Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, konuyla ilgili sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda şunları kaydetti:</p><p>'Sağlıklı beslenme, tütünsüz yaşam ve düzenli fiziksel aktiviteyi hayatımızın merkezine koyarken ücretsiz taramalarımızı da ihmal etmeyelim. Kendiniz ve sevdikleriniz için KETEM&#39;lere davetlisiniz.'</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.yenihaberden.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/turkiye-de-16-1-milyon-kisiye-_1788975540_IFYShv.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Türkiye'de 16,1 milyon kişiye kanser taraması yapıldı ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.yenihaberden.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/turkiye-de-16-1-milyon-kisiye-_1788975540_IFYShv.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Konya Yeni Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Konya Yeni Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Diz sağlıklarında çığır açan yöntem: Kendi dokusundan menisküs nakli]]></title>
            <link>https://www.yenihaberden.com/diz-sagliklarinda-cigir-acan-yontem-kendi-dokusundan-meniskus-nakli/1859478/</link>
            <description><![CDATA[Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Erdinç Genç, ileri derecede hasar gören menisküslerde hastanın kendi tendon dokusu kullanılarak yeni bir menisküs oluşturulabildiğini açıkladı.]]></description>
            <guid>https://www.yenihaberden.com/diz-sagliklarinda-cigir-acan-yontem-kendi-dokusundan-meniskus-nakli/1859478/</guid>
            <category domain="https://www.yenihaberden.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 10:49:35 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Menisküs yırtıklarında her zaman doğal dokunun korunmasını hedeflediklerini belirten <strong>Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Erdinç Genç</strong>, 'İleri derecede hasar gören veya alınmak zorunda kalan menisküslerde artık hastanın kendi dokularından yeni bir menisküs oluşturulabiliyor. Son yıllarda yaygınlaşan menisküs nakli yöntemleri sayesinde birçok hasta yeniden aktif yaşamına dönebiliyor' dedi</p><p>Diz ekleminin sağlıklı çalışmasında önemli rol oynayan menisküsün yırtık veya ciddi hasar nedeniyle kaybedildiğinde uzun vadede kıkırdak aşınmalarına ve eklem problemlerine yol açabildiğini ifade eden Medipol Bahçelievler Üniversite Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Erdinç Genç, gelişen cerrahi teknikler sayesinde artık hastanın kendi dokularından oluşturulan menisküs benzeri yapıların nakledilebildiğini, bu yöntemin özellikle ileri düzey menisküs kayıplarında önemli bir tedavi seçeneği sunduğunu söyledi.</p><strong>&#39;MENİSKÜS DİZİN AMORTİSÖRÜ GİBİ ÇALIŞIYOR&#39;</strong><p>Menisküsün diz ekleminde yük dağılımını sağlayan önemli bir yapı olduğunu belirten Doç. Dr. Erdinç Genç, 'Basitçe anlatmak gerekirse menisküs, otomobillerdeki amortisörün yaptığı görevi dizde üstleniyor. Uyluk kemiği ile kaval kemiği arasındaki basıncı dengeli şekilde dağıtarak kemiklerin birbirine temas etmesini önlüyor. Böylece hem kıkırdak dokuyu koruyor hem de dizin güvenli ve sağlıklı hareket etmesini sağlıyor' dedi.</p><strong>&#39;ÖNCELİK MENİSKÜSÜ KORUMAK&#39;</strong><p>Menisküs yırtıklarında ilk hedeflerinin doğal dokuyu korumak olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Genç, 'Şikyet oluşturan ve cerrahi gerektiren menisküs yırtıklarında öncelikle menisküsü tamir etmeye çalışıyoruz. Çünkü doğal menisküsün korunması uzun vadede eklem sağlığı açısından büyük önem taşıyor. Ancak bazı hastalarda çok parçalı ve ileri derecede hasarlı yırtıklarla karşılaşabiliyoruz. Bu gibi durumlarda menisküsün bir kısmını veya tamamını almak gerekebiliyor' diye konuştu.</p><strong>&#39;HASTANIN KENDİ TENDONUNDAN MENİSKÜS OLUŞTURULABİLİYOR&#39;</strong><p>Menisküsün korunamadığı durumlarda yeni nesil nakil yöntemlerinin devreye girdiğini belirten Doç. Dr. Genç, 'Günümüzde uyguladığımız yöntemlerden biri kadavradan alınan menisküs dokularının nakledilmesi. Ancak son yıllarda daha fazla ön plana çıkan yöntemlerden biri de hastanın kendi tendon dokularını kullanarak menisküs benzeri bir yapı oluşturmak. Özel tekniklerle hazırladığımız bu dokuyu hasarlı bölgeye veya menisküsün tamamına naklederek uzun dönemde kalıcı bir menisküs benzeri yapı elde etmeyi hedefliyoruz' ifadelerini kullandı.</p><strong>&#39;ÇOKLU BAĞ YARALANMALARINDA DA TERCİH EDİLİYOR&#39;</strong><p>Bu yöntemin özellikle ciddi menisküs kayıplarında ve çoklu bağ yaralanmalarında önemli avantajlar sunduğunu belirten Doç. Dr. Genç, 'Hastanın kendi dokusundan oluşturulan menisküs nakli, hem ulaşılabilirliği hem de maliyet avantajı nedeniyle giderek daha fazla tercih edilmeye başladı. Özellikle ön çapraz bağ ve diğer bağ yaralanmalarının eşlik ettiği vakalarda başarılı sonuçlar elde edebiliyoruz' dedi.</p><strong>&#39;HASTALAR AYLAR İÇİNDE SPORA DÖNEBİLİYOR&#39;</strong><p>Operasyonun teknik açıdan detaylı ancak kapalı yöntemlerle gerçekleştirildiğini belirten Doç. Dr. Genç, 'Ameliyat genellikle 1,5 ila 2 saat sürüyor. Eğer eşlik eden bağ yaralanmaları veya kemik dizilim bozuklukları varsa bunların da aynı seansta düzeltilmesi gerekebiliyor. Operasyon sonrasında hastalar yaklaşık bir ay içinde rahat yürümeye başlayabiliyor. Uygun fizik tedavi programıyla 4-5 ay içinde koşuya, 9-10 ay içinde ise yoğun spor aktivitelerine dönüş mümkün olabiliyor. Buradaki en önemli nokta doğru hastaya doğru tedaviyi uygulamaktır' diye konuştu.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.yenihaberden.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/diz-sagliklarinda-cigir-acan-y_1788940174_IoRfuZ.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Diz sağlıklarında çığır açan yöntem: Kendi dokusundan menisküs nakli ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.yenihaberden.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/diz-sagliklarinda-cigir-acan-y_1788940174_IoRfuZ.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Konya Yeni Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Konya Yeni Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Kahvaltı yapmadan okula gitmek obezite riskini artırıyor]]></title>
            <link>https://www.yenihaberden.com/kahvalti-yapmadan-okula-gitmek-obezite-riskini-artiriyor/1859304/</link>
            <description><![CDATA[Kahvaltı yapmadan okula giden çocukların derslere odaklanmakta zorlandığını belirten uzmanlar, gün içerisinde paketli, şekerli gıdalara yönelmeleri nedeniyle obezite riskinin artabildiğini belirtti.]]></description>
            <guid>https://www.yenihaberden.com/kahvalti-yapmadan-okula-gitmek-obezite-riskini-artiriyor/1859304/</guid>
            <category domain="https://www.yenihaberden.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Sun, 06 Sep 2026 12:05:32 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Uzmanlar, okul çağındaki çocukların güne mutlaka kahvaltıyla başlaması gerektiğini belirtti. Kahvaltı yapmadan okula giden çocukların daha yorgun ve halsiz olabildiğini, derslere odaklanmakta zorlanabildiğini ifade eden uzmanlar, gün içerisinde sağlıksız ve şekerli gıdalara yönelimin de obezite riskini artırabileceği söyledi.</p><strong>'Güne kahvaltıyla başlayan çocukların okul başarısı da aynı ölçüde artmış gözüküyor'</strong><p>Çocukların okula aç gitmesi durumunda sadece kahvaltıyı değil, güne enerjik başlamayı ve daha dikkatli olma fırsatını da kaçırdığını ifade eden Medicana Konya Hastanesi Beslenme ve Diyetetik Uzmanı Dyt. Merve Sena Nazlı, 'Gece uzun süre açlık olduğu için çocuklarımız eğer kahvaltı yapmazsa daha yorgun, halsiz ve okul başarısını etkileyecek şekilde olumsuz etkilerle karşı karşıya kalabiliyor. Burada önemli olan aslında kahvaltı yapmak. Tabii ki kahvaltı yapmak önemli ama kahvaltıda ne yediği de bizim açımızdan oldukça kıymetli. Çocuklarımıza kahvaltı yerine süte karıştırılan kahvaltılık yiyecekler tarzında şeyler değil de hazırlayacağımız bir yumurta, nasıl seviyorsa çocuğumuz; haşlanmış olabilir, menemen çeşitleri olabilir, omlet çeşitleri, pankek gibi çocuklarımızın seveceği şekilde çeşitlendirerek yapmamız gerekiyor. Peynir grubumuz yine mutlaka olsun. Çocuklarımızın hem boyunun uzamasına yardımcı olacağı için hem de kalsiyum içeriği bizim açımızdan oldukça kıymetli. Yanında sevdiği ekmek gruplarımız, birkaç parça koyacağımız domates, biber, sebze grubumuz mutlaka olsun ve hatta bir tane de meyve ilave edersek vitamin almasını da sağlayabiliriz. Çocuklarımızın kahvaltı yapmasının bir diğer önemi de aslında kilo kontrolüne yardımcı olması. Çünkü çocuklar okula aç gittiği zaman daha fazla paketli gıda, şekerli gıdalar tüketmek zorunda kalabiliyorlar ve canları daha çok fazla istiyor. Ama kahvaltı yapan çocuklarda ise zaten tok bir şekilde gittiği için bu tarz sağlıksız besinlere yönelme ihtimalleri daha da azalmış oluyor. Buna oldukça dikkat etmemiz gerekiyor. Aynı zamanda yapılan çalışmalarda güne kahvaltıyla başlayan çocukların okul başarısı da aynı ölçüde artmış gözüküyor. Bu yüzden mutlaka dikkat etmemiz gerekiyor' dedi.</p><strong>'Kahvaltı oldukça önemli'</strong><p>Dyt. Merve Sena Nazlı, obezite noktasında bakıldığında çocuklarda kahvaltı alışkanlığının olmamasının, simit ve poğaça tarzında basit karbonhidrat olarak nitelendirilen, yalnızca vücuda enerji sağlayan sağlıksız beslenmenin özellikle çocuklarda obeziteyi artırdığını ifade etti. Nazlı, 'Karın bölgesindeki yağlanmayı artırdığı gibi karaciğer yağlanması da yapıyor maalesef çocuklarımızda. Bu yüzden kahvaltı oldukça önemli. Ama burada dikkat edeceğimiz şey şu, bazen aileler de çalıştığı için &#39;Kahvaltı hazırlamaya fırsatımız olmuyor&#39; denilebiliyor. Ama burada çok kendimizi yormamıza gerek yok. Koyacağımız bir yumurta, bir peynir, zeytin çok hızlı bir şekilde ama sağlıklı bir şekilde de çocuklarımızı besleyebiliriz. Aynı zamanda okul başarısını artırdığı için de yine güzel bir şekilde bal, pekmez tarzında, çocuklarımızın enerji ihtiyacını karşılayacak şekilde verebiliriz. Bu sürülebilir çikolatalardan ilave etmek yerine bunları tercih edebiliriz. Herkese çok başarılı bir eğitim dönemi diliyorum' diye konuştu.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.yenihaberden.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/kahvalti-yapmadan-okula-gitmek_1788685531_jbrkC5.webp" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Kahvaltı yapmadan okula gitmek obezite riskini artırıyor ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.yenihaberden.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/kahvalti-yapmadan-okula-gitmek_1788685531_jbrkC5.webp"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Konya Yeni Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Konya Yeni Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Konya'da kanser tedavisinde yeni dönem: İki Varian TrueBeam cihazı hizmette]]></title>
            <link>https://www.yenihaberden.com/konya-da-kanser-tedavisinde-yeni-donem-iki-varian-truebeam-cihazi-hizmette/1859141/</link>
            <description><![CDATA[Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi, yeni radyoterapi cihazları ve planlama tomografisiyle bölgedeki sağlık hizmeti kalitesini yükseltti.]]></description>
            <guid>https://www.yenihaberden.com/konya-da-kanser-tedavisinde-yeni-donem-iki-varian-truebeam-cihazi-hizmette/1859141/</guid>
            <category domain="https://www.yenihaberden.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 11:03:15 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p><strong>Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Radyasyon Onkolojisi Ana Bilim Dalı,</strong> yenilenen teknolojik altyapısıyla kanser tedavisinde hastalara daha hassas ve kişiye özel radyoterapi imkanı sunuyor. Merkeze kazandırılan iki <strong>Varian TrueBeam cihazı ve yeni SOMATOM go.Sim radyoterapi planlama tomografisiyle</strong> tedavi sürecinin görüntüleme, planlama ve ışınlama aşamaları güçlendirildi.</p><p>Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Radyasyon Onkolojisi Ana Bilim Dalında gerçekleştirilen yatırımla kanser tedavisinde kullanılan radyoterapi altyapısı yenilendi.</p><p>Merkeze iki Varian TrueBeam lineer hızlandırıcı ile Siemens Healthineers SOMATOM go.Sim radyoterapi planlama tomografisi kazandırıldı. Yeni sistemler sayesinde hastaların tedavi öncesinde ayrıntılı görüntüleri alınarak tümörün yeri ve çevresindeki sağlıklı dokular belirlendikten sonra hastaya özel tedavi planı hazırlanıyor. Bu sayede radyasyonun tümörlü bölgeye mümkün olduğunca doğru şekilde ulaştırılması ve çevredeki sağlıklı dokuların korunması hedefleniyor. Tedavi sırasında hastanın pozisyonu ve gerektiğinde solunum hareketleri de takip edilebiliyor.</p><p>Radyoterapi hizmetinin ileri teknoloji kadar deneyimli bir ekip ve güçlü bir planlama süreci gerektirdiğine dikkat çeken <strong>Selçuk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hüseyin Yılmaz</strong>, 'Yenilenen altyapımızla hastalarımızın tedavi sürecini planlama aşamasından uygulamaya kadar bütüncül bir anlayışla yürütüyoruz. Hekimlerimiz, medikal fizik uzmanlarımız, sağlık çalışanlarımız ve teknik ekibimiz, bu teknolojik imkanları hastalarımızın ihtiyaçları doğrultusunda en doğru şekilde kullanmak için birlikte çalışıyor. Selçuk Üniversitesi olarak sağlık alanındaki bilimsel birikimimizi ve teknolojik imkanlarımızı sürekli geliştirerek Konya ve bölgemize nitelikli sağlık hizmeti sunmaya devam edeceğiz' diye konuştu.<br> </p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.yenihaberden.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/konya-da-kanser-tedavisinde-ye_1788422594_o7nyUr.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Konya'da kanser tedavisinde yeni dönem: İki Varian TrueBeam cihazı hizmette ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.yenihaberden.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/konya-da-kanser-tedavisinde-ye_1788422594_o7nyUr.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Konya Yeni Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Konya Yeni Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Konya Şehir Hastanesi'nden organ bağışı çağrısı: 1 kişinin organları 8 hastaya umut oluyor]]></title>
            <link>https://www.yenihaberden.com/konya-sehir-hastanesi-nden-organ-bagisi-cagrisi-1-kisinin-organlari-8-hastaya-umut-oluyor/1859118/</link>
            <description><![CDATA[Konya Şehir Hastanesi Organ Nakil Koordinatörü Doç. Dr. Mehmet Akif Yazar, Türkiye'de 32 binden fazla hastanın nakil beklediğini belirterek, beyin ölümünde aile onay oranlarının artırılması gerektiğini söyledi.]]></description>
            <guid>https://www.yenihaberden.com/konya-sehir-hastanesi-nden-organ-bagisi-cagrisi-1-kisinin-organlari-8-hastaya-umut-oluyor/1859118/</guid>
            <category domain="https://www.yenihaberden.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 18:03:06 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Türkiye&#39;de 32 binden fazla kişi organ nakli için beklerken, beyin ölümü gerçekleşen bir kişinin bağışlanan organları 8 hastaya umut olabiliyor. Konya Şehir Hastanesi Organ Nakil Koordinatörü Doç. Dr. Mehmet Akif Yazar, Türkiye&#39;de beyin ölümü gerçekleşen hastaların aile onay oranının yaklaşık yüzde 20 seviyesinde olduğunu, bu oranın Avrupa ülkelerinde yüzde 70-75, İspanya&#39;da ise yüzde 80&#39;lere kadar çıktığını ifade etti.</p><p>Türkiye&#39;de organ nakli bekleyen hasta sayısının her geçen gün arttığını belirten Doç. Dr. Mehmet Akif Yazar, organ bağışının hastalar için büyük bir umut olduğunu söyledi. Yazar, 'Ülkemizde 32 binden fazla kişi organ nakli için bekliyor. Her yıl binlerce kişi belki de bu bekleme sırasındayken hayatını kaybediyor ve binlerce kişi de bu listeye ekleniyor. O yüzden bu insanlara umut olmak adına öncelikle organ bağışı çok önemli' dedi.</p><strong>'Bir kişinin organları 7-8 hastaya umut olabiliyor'</strong><p>Beyin ölümü gerçekleşmiş bir kişinin organlarının birden fazla hastaya nakledilebildiğini ifade eden Yazar, 'Yoğun bakımda beyin ölümü gerçekleşmiş, vefat etmiş bir kişiden nakil söz konusu olduğunda kalp, akciğer, karaciğer, iki böbrek, ince bağırsak ve pankreas nakledilebiliyor. Hatta uterus yani rahim nakli bile gerçekleştirilebiliyor. Bu şekilde düşündüğümüzde yoğun bakımda vefat eden, beyin ölümü gerçekleşmiş bir kişiden yaklaşık 7-8 organın 7-8 kişiye umut olması mümkün' ifadelerini kullandı.</p><strong>'En büyük endişelerden biri yoğun bakımda cenazenin bütünlüğünün bozulması endişesi'</strong><p>Beyin ölümünün aileler tarafından zaman zaman yanlış anlaşılabildiğini belirten Mehmet Akif Yazar, 'Kişinin kendi organlarını bağışlamasına veya yoğun bakımda vefat eden bir kişinin, beyin ölümü gerçekleşmiş bir yakınının organlarını bağışlamasına gelindiğinde biraz daha çekinceler veya endişeler söz konusu olabiliyor. Kalbi atan ancak beyin ölümü gerçekleşmiş, tıbben ve hukuken vefat etmiş kişiler, bitkisel hayatla karıştırılabiliyor. &#39;Öldü mü, ölmedi mi?&#39; düşüncesi aile bireylerinde söz konusu olabiliyor. Bu açıdan bu endişenin üzerinden gelmek veya üstesinden gelmek adına onların yeterli derecede bilgilendirilmesi, hekimler ve yoğun bakım çalışanları tarafından çok önemli. Yine en büyük endişelerden bir tanesi, yoğun bakımda cenazenin bütünlüğünün bozulması endişesi. Aileler, yoğun bakımda vefat etmiş yakınlarının cenaze bütünlüğünün bozulmasını istemedikleri için organ bağışına onay vermeyebiliyor ama oysa nakil olmuş bir cenazede, donörde, normal bir ameliyat nasıl gerçekleşiyorsa o estetik anlayışla organlar nakledildikten sonra cenaze usulüne uygun olarak hasta yakınlarına teslim ediliyor' şeklinde konuştu.</p><strong>'Konya&#39;da beyin ölümü gerçekleşip de aile tarafından onaylanan oran 10 beyin ölümünde 2'</strong><p>Organ bağışlarına değinen Doç. Dr. Yazar, 'Organ bağışı için düşündüğümüzde, aslında ülkemizde yılda 30 bin ile 40 bin arasında organ bağışı olduğunu görüyoruz. Bu sayı aslında azımsanacak bir sayı değil, çok iyi bir sayı. Yani ülkemizde 40 bin civarında organ nakli bekleyen kişi düşündüğümüzde, bir yılda yine 40 bine yakın organ bağışının olması çok iyi bir sayı. Ancak bunun karşılığının olup olmadığını, biz yoğun bakımda vefat eden, beyin ölümü gerçekleşmiş kişinin aile onay sayılarına göre anlıyoruz, biliyoruz. Peki bu sayılara baktığımızda sayılar nasıl, örnek veriyorum geçen yıl ülkemizde 2 bin 500 civarında beyin ölümü gerçekleşmişken bunun yaklaşık yüzde 20&#39;si, yani 10 beyin ölümünden sadece 2&#39;sine aileleri nakil için onay vermiş. Bu yıl da durum çok farklı değil. Türkiye ortalaması zaten yüzde 20 civarında. Dünya ülkelerine baktığımızda Amerika&#39;da, Avrupa&#39;da bu oranlar yüzde 70, hatta İspanya gibi ülkelerde yüzde 80&#39;lere çıkıyor. Yani beyin ölümü gerçekleşen 10 kişiden 8&#39;ine aileleri onay verebiliyor ama ülkemizde bu oranlar gerçek anlamda çok düşük. Türkiye&#39;de 9 bölge koordinasyon merkezine baktığımızda beyin ölümü gerçekleşip de aileleri tarafından nakil için onay verilen oranların yüzde 40 civarında Bursa, yine yüzde 30 civarında İzmir, yüzde 25-30&#39;lara yakın Samsun bölgesinde olduğunu görüyoruz. Yine Antalya, Türkiye ortalaması civarlarında, yüzde 17-20 civarlarında. Konya da aynı şekilde Türkiye ortalamasıyla paralel seyrediyor. Yani Konya&#39;da beyin ölümü gerçekleşip de aile tarafından onaylanan oran yine yaklaşık 10 beyin ölümünde 2 onay şeklinde ama bu sayıların dünya ortalamasına ulaşması için daha ciddi çalışmalara ihtiyaç var' dedi.</p><p>Doç. Dr. Mehmet Akif Yazar, 'Sağlık Bakanlığımız, organ bağışının daha da kolay yapılması amacıyla e-Devlet üzerinden veya e-Nabız üzerinden organ bağışının artık kolay bir şekilde yapılmasını sağladı. Artık vatandaşlarımız e-Nabız&#39;a girerek orada organ bağışı butonunu görüp işlemleri çok kısa bir süreç içerisinde gerçekleştirerek organ bağışında bulunabilirler. Organ bağışı, candan cana en büyük sadakadır, diyordu Diyanet İşleri Başkanımız. Gerçekten de hayattayken eğer birisine bir faydamız olacaksa, aslında en güzel sadakanın, candan cana bir bağış olan organ bağışı olduğunu buradan vatandaşlarımıza hatırlatmak istiyorum' diye konuştu.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.yenihaberden.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/konya-sehir-hastanesi-nden-org_1788361384_MF34LO.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Konya Şehir Hastanesi'nden organ bağışı çağrısı: 1 kişinin organları 8 hastaya umut oluyor ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.yenihaberden.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/konya-sehir-hastanesi-nden-org_1788361384_MF34LO.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Konya Yeni Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Konya Yeni Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Bu sakız doğru çiğnendiğinde kilo verdiriyor]]></title>
            <link>https://www.yenihaberden.com/bu-sakiz-dogru-cignendiginde-kilo-verdiriyor/1858937/</link>
            <description><![CDATA[Uzman Diyetisyen Cansu Arslan, son dönemde özellikle zayıflama ve iştah kontrolüne yardımcı olduğu bilinen sandaloz sakızının sindirim sistemi ve metabolizma üzerindeki muhtemel etkilerine dikkat çekti.]]></description>
            <guid>https://www.yenihaberden.com/bu-sakiz-dogru-cignendiginde-kilo-verdiriyor/1858937/</guid>
            <category domain="https://www.yenihaberden.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Sun, 30 Aug 2026 10:09:14 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Sandaloz sakızı, sandaloz ağacının gövdesinde veya dallarında oluşan çiziklerden sızan aromatik ve yoğun kıvamlı reçinenin hava ile temas ederek katılaşmasıyla elde ediliyor. Doğal oluşum olan bu reçinenin <strong>sakız </strong>veya toz halinde yüzyıllardır kullanıldığı biliniyor.</p><p>Konuya ilişkin bilgiler veren Uzman Diyetisyen Cansu Arslan, geleneksel kullanımlarda sandaloz sakızının mide asidini dengelemeye, prebiyotik özelliği sayesinde bağırsak florasını desteklemeye ve bağırsak hareketlerini artırmaya yardımcı olduğunu söyledi. Arslan, aromatik bileşenleri sayesinde ağız kokusunun giderilmesine de katkı sağlayabileceğini ifade ederek, 'Üzerine yapılmış çalışmalar kısıtlı olsa da içeriğindeki aktif bileşenlerle sandaloz sakızının muhtemel etkileri dikkat çekicidir. </p><p>Mide asidini dengeleyici, prebiyotik etkisiyle bağırsak florasını destekleyici ve bağırsak hareketlerini artırıcı potansiyel bir etkiye sahiptir. Aromatik bileşenleri sayesinde ağız kokusunun önlenmesine de yardımcıdır' dedi.</p><p>Sandaloz sakızının <strong>midede </strong>oluşturduğu kıvamın sindirim süresini uzatabileceğini belirten Arslan, 'Midede çözündüğünde oluşturduğu kıvam sayesinde sindirimin daha yavaş ve kontrollü ilerlemesini sağlar. Bu etkisiyle kan şekerindeki ani yükselmelerin oluşumunu önlemeye yardımcı olur ve iştah kontrolünü destekler' diye konuştu.</p><strong>'Yüzyıllardır kullanıldığı bilinmektedir'</strong><p>Cansu Arslan, sandaloz sakızının aktif bileşenleri ile muhtemel etkilerinin oldukça dikkat çekici olduğunu belirterek, 'Adını sıkça duyduğumuz alan olan zayıflama süreçlerinde ise vücutta oluşturduğu termojenik etki ile vücut ısısını hafifçe yükselterek enerji harcanmasını artırır, yağ depolarının enerji olarak kullanılmasını kolaylaştırır. İdrar söktürücü etkisiyle de vücuttaki yağ yakımı sonrası oluşan atıkların uzaklaştırılma sürecini hızlandırır' dedi.</p><strong>'Destekleyici bir yaklaşım olarak görmek gerekir'</strong><p>Arslan, sandaloz sakızının fazla tüketiminin olumsuz etkilerine de değinerek, 'Sandaloz sakızı tercihen sabah aç karnına 1 nohut büyüklüğünde çiğnenmeli. Üzerine 1-2 bardak oda sıcaklığında su içilmelidir. Daha sert olan formları toz haline getirilip suya karıştırılabilir. İştah kontrolü ve sindirimde olumlu etkileri düşünüldüğünde suya elma sirkesi de eklenebilir. Bal ve limon ile karıştırarak bağışıklık sistemini güçlendirici olarak da kullanılabilir. </p><p>Tüm bu olumlu etkilerinin yanında sandaloz sakızının fazla tüketiminin baş dönmesi, kusma yapabileceği, mide-bağırsak sağlığımızı olumsuz etkileyebileceği, özellikle zayıflama konusunda hiçbir besinin tek başına etkili olmadığı unutulmamalıdır. Alerji riskine karşı ilk kullanımda çok düşük bir miktar tercih edilmelidir. Gebeler, emziren anneler, kronik hastalığı olanlar ve düzenli ilaç kullananlar kesinlikle hekim önerisi almalıdır. Daha çok geleneksel deneyimlerle uzun yıllardır faydaları nedeniyle kullanılan sandaloz sakızını tıbbi bir tedavi yöntemi olarak değil destekleyici bir yaklaşım olarak görmek gerekir' diye konuştu.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.yenihaberden.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/bu-sakiz-dogru-cignendiginde-k_1788073753_IuFVW4.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Bu sakız doğru çiğnendiğinde kilo verdiriyor ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.yenihaberden.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/bu-sakiz-dogru-cignendiginde-k_1788073753_IuFVW4.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Konya Yeni Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Konya Yeni Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Akif Manaf Sağlık ve Barış Ödülü Sabiha Gökçen’e ithaf edildi]]></title>
            <link>https://www.yenihaberden.com/akif-manaf-saglik-ve-baris-odulu-sabiha-gokcen-e-ithaf-edildi/1858786/</link>
            <description><![CDATA[Sağlıklı Yaşam Vakfı, bireylerin ve toplumun sürdürülebilir, sağlıklı ve barış içinde bir yaşam sürmesine katkıda bulunan kişi, kurum ve kuruluşlara ‘Akif Manaf Sağlık ve Barış Ödülü’ verilmesini kararlaştırdı.]]></description>
            <guid>https://www.yenihaberden.com/akif-manaf-saglik-ve-baris-odulu-sabiha-gokcen-e-ithaf-edildi/1858786/</guid>
            <category domain="https://www.yenihaberden.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 11:50:04 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Bu kapsamda, Akif Manaf Sağlık ve Barış Ödülü, Sağlıklı Yaşam Vakfı tarafından, <strong>'Temelli barış gerçekleşmedikçe dünyada huzur bulmaya, rahat yaşamaya olanak yoktur. Savaşı değil barışı sevmeliyiz.'</strong> sözlerinde yansımasını bulan barış vizyonu dolayısıyla, Sabiha Gökçen&#39;in aziz hatırasına ithaf edildi.</p><p>Toplumun sağlıklı, sürdürülebilir ve barış içinde bir yaşam anlayışını benimsemesine katkı sunmayı amaçlayan <strong>Sağlıklı Yaşam Vakfı</strong>, bireylerin daha sağlıklı, mutlu ve barış dolu bir hayat sürmelerine yönelik çalışmalarına devam ediyor.</p><p>Vakıf tarafından yürütülen çalışmalar kapsamında, başta kadınlar ve engelliler olmak üzere toplumun tüm kesimlerinin daha kaliteli ve sürdürülebilir yaşam koşullarına ulaşmasına yönelik faaliyetler gerçekleştiriliyor. Bu kapsamda araştırmalar yürütülmesi, köy projelerinin geliştirilerek hayata geçirilmesi, sağlıklı yaşam ve spor programlarının oluşturulması ve sağlıklı nesillerin yetişmesine katkı sağlanması Vakfın temel çalışma alanları arasında bulunuyor.</p><p>Sağlıklı Yaşam Vakfı, aynı zamanda çevrenin korunması ve çevre bilincinin geliştirilmesine yönelik faaliyetlere de önem veriyor. Gelecek kuşaklara daha yaşanabilir bir dünya bırakılması amacıyla çeşitli çalışmalar ve etkinlikler gerçekleştiren Vakfın öne çıkan projeleri arasında, her bireyin sağlıklı bir yaşamı hak ettiği anlayışıyla geliştirilen <strong>'Barış İçinde Sağlıklı Yaşam Köyü' </strong>projelerinin hayata geçirilmesi yer alıyor.</p><strong>Akif Manaf Sağlık ve Barış Ödülleri verilmeye devam edecek</strong><p>Akif Manaf Sağlık ve Barış Ödülleri&#39;nin önümüzdeki dönemlerde de verilerek sağlık ve barış alanlarında topluma katkı sağlayan kişi, kurum ve kuruluşların ödüllendirilmesine devam edilmesi planlanıyor.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.yenihaberden.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/akif-manaf-saglik-ve-baris-odu_1787907003_PU98VH.jpeg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Akif Manaf Sağlık ve Barış Ödülü Sabiha Gökçen’e ithaf edildi ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.yenihaberden.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/akif-manaf-saglik-ve-baris-odu_1787907003_PU98VH.jpeg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Konya Yeni Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Konya Yeni Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Okul alışverişinde bu işaretlere dikkat: TSE ve CE garantisi çocukları koruyor]]></title>
            <link>https://www.yenihaberden.com/okul-alisverisinde-bu-isaretlere-dikkat-tse-ve-ce-garantisi-cocuklari-koruyor/1858734/</link>
            <description><![CDATA[Kırtasiye malzemelerindeki gizli tehlikelere dikkat çeken TSE Enstrümantal Analiz Uzmanı İrem Çalış, ağır metal ve azo boyar testlerinin önemini vurguladı.]]></description>
            <guid>https://www.yenihaberden.com/okul-alisverisinde-bu-isaretlere-dikkat-tse-ve-ce-garantisi-cocuklari-koruyor/1858734/</guid>
            <category domain="https://www.yenihaberden.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 11:40:55 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Yeni eğitim-öğretim yılının başlamasına sayılı günler kala, ailelerin kırtasiye ürünleri ve okul ihtiyaçlarına yönelik alışverişi de hız kazandı.</p><p>Bu alandaki piyasa denetimleri yoğunlaşırken, Türk Standardları Enstitüsü (TSE) de bu ürünlerin güvenliğini laboratuvar testleriyle garanti altına alıyor.</p><p>TSE laboratuvarlarında gerçekleştirilen testlerde, öğrencilerin sıklıkla temas ettiği suluk, silgi, kalem, boya ve yapıştırıcı gibi ürünlerin ağır metal ve insan sağlığına zararlı kimyasal madde içerip içermediği kontrol ediliyor.</p><p>Bu alışverişlerde, ürünün kalite ve güvenlik belgeleri yanında, etiketine, içeriğine, yaş sınırlaması bulunup bulunmadığına bakılması önem taşıyor.</p><strong>'Cilde temas eden ürünlerin dermatolojik testi yapılmış olmalı'</strong><p>TSE Enstrümantal Analiz Uzmanı İrem Çalış, konuya ilişkin AA muhabirine yaptığı değerlendirmede, kırtasiye malzemesi alan velilerin, bu ürünlerin çocuk sağlığını etkilemeyecek kalitede olduğuna dikkat etmesi gerektiğini söyledi.</p><p>Kırtasiye alışverişlerinde ambalajı bozulmamış, kokusuz ve menşei belli olan ürünlerin tercih edilmesinin önemli olduğunu bildiren Çalış, 'TSE ve CE işaretlerine dikkat edilmeli. TSE işareti, kırtasiye ürünlerinin standartlara uygun, kaliteli ve uygun üretildiğini belgelerken, CE işareti Avrupa Birliği&#39;nin güvenlik şartlarını sağladığını ifade eder. Bu iki işaret, kırtasiye ürünlerinin resmi kurumlarca incelendiğini ve çocukların sağlığını riske atacak herhangi bir madde içermediğini garanti altına alır.' dedi.</p><p>Çalış, standart dışı maddelerin, cilde temas ettiğinde veya solunum yoluyla alındığında sağlık sorunlarına neden olabileceğine işaret ederek, ciltle temas eden yüz boyaları, dövme kalemleri gibi ürünlerin dermatolojik testlerinin yapılmış olması gerektiğini belirtti.</p><strong>Merdiven altı ürün uyarısı</strong><p>Merdiven altı tabir edilen yerlerde satılan malzemelerin taşıdığı risklere dikkati çeken Çalış, şunları kaydetti:</p><p>'Ucuz olsun diye tercih edilen kırtasiye ürünleri, uzun vadede büyük sağlık sıkıntılarına sebep olabiliyor. Merdiven altı dediğimiz ürünlerin içerisinde kadmiyum, arsenik gibi ağır metaller, plastik ürünlerde farklı ftalat türleri, tekstil ürünlerinde ise alerjik reaksiyonlara sebep olan azo boyar maddeler bulunabilmektedir. TSE tarafından kurşun kalem ve boya kalemlerinde ağır metal analizleri, suluk, beslenme çantası, beslenme kapları gibi ürünlerde hormonal bozukluklara sebep olan bisfenol A ve tekstil ürünlerinde de azo boyar testleri yapılmaktadır. Oyuncak grubuna giren yüz boyası ve parmak boyası gibi ürünlerin, &#39;TS EN 71-1, 2, 3&#39; serisi standartlara göre CE belgesi alması gerekmektedir. Merdiven altı olarak nitelendirdiğimiz ürünler, tamamen kar amaçlı ve herhangi bir denetim yapılmadan üretilen ürünlerdir. Uzun vadede kullanıldığında ise çocukların sağlığını ciddi şekilde etkileyebilmektedir.'</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.yenihaberden.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/okul-alisverisinde-bu-isaretle_1787820054_W2suqp.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Okul alışverişinde bu işaretlere dikkat: TSE ve CE garantisi çocukları koruyor ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.yenihaberden.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/okul-alisverisinde-bu-isaretle_1787820054_W2suqp.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Konya Yeni Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Konya Yeni Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Bacaklardaki her şişlik ödem değildir: Op. Dr. Baysal'dan hayati uyarılar]]></title>
            <link>https://www.yenihaberden.com/bacaklardaki-her-sislik-odem-degildir-op-dr-baysal-dan-hayati-uyarilar/1858575/</link>
            <description><![CDATA[Medicana Konya Hastanesi uzmanlarından Op. Dr. Baysal, lipödem ve lenfödem hastalıklarının ayrımına dair önemli bilgiler verdi.]]></description>
            <guid>https://www.yenihaberden.com/bacaklardaki-her-sislik-odem-degildir-op-dr-baysal-dan-hayati-uyarilar/1858575/</guid>
            <category domain="https://www.yenihaberden.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 11:57:31 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Bacaklarda şişliğin, kalınlaşmanın veya şekil bozukluklarının toplumda sıklıkla genel bir 'ödem' problemi olarak değerlendirildiğini belirten <strong>Medicana Sağlık Grubu Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Ahmet Nihat Baysal</strong>, her bacak şişliğinin aynı nedene dayanmadığını söyledi. Görünüşte benzerlik gösteren lipödem ve lenfödem; oluşum mekanizmalarının, klinik belirtileri ve tedavi yaklaşımları açısından birbirinden farklı iki hastalık olduğunu ifade eden Op. Dr. Baysal, bacaklarda görülen şişlik, kalınlaşma ve şekil bozukluklarının doğru değerlendirilmesi ve uygun tedavinin planlanması için uzman hekim muayenesinin çok önemli olduğunu belirtti.</p><p>Lipödemde yağ dokusunun anormal ve simetrik birikimi ön plandayken, lenfödem lenf sıvısının dokularda birikmesiyle ortaya çıktığını, lipödemin genellikle iki bacağı benzer şekilde etkilediğini ve ayakların çoğunlukla korunurken, lenfödemde şişliğin ayaklara kadar ilerleyebildiğini ve zamanla ciltte kalınlaşma görülebildiğini söyleyen Medicana Konya Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Ahmet Nihat Baysal, bu iki hastalığın birbirinden ayrılmasının, uygulanacak tedavinin doğru belirlenmesinin de önemli olduğunun altını çizdi.</p><strong>Vücudun lipödem hakkında verdiği mesajlar</strong><p>Lipödemin yağ dokusunun anormal, orantısız ve çoğunlukla simetrik birikimiyle seyreden kronik bir hastalık olduğunu kaydeden Op. Dr. Ahmet Nihat Baysal, çoğunlukla kadınlarda görüldüğünü, hastalığın genellikle ergenlik, gebelik, doğum sonrası dönem ve menopoz gibi hormonal değişimlerin yaşandığı dönemlerde ortaya çıkabildiğini veya ilerleyebildiğini ifade etti. Baysal, 'Lipödemde temel belirtiler çok önemlidir. Kalça, uyluk ve bacaklarda belirgin yağ birikimi olur. Bacaklar kalınlaşmasına rağmen ayak sırtı ve parmaklar genellikle normal görünür. Bu, lipödem açısından önemli bir klinik ipucudur. Etkilenen bölgelerdeki yağ dokusu, genel kilo kaybına göre dirençlidir. Bacaklarda ağrı, dokunmaya karşı hassasiyet, ağırlık hissi ve kolay morarma görülen diğer etkilerdir. Gün sonuna doğru dolgunluk ve rahatsızlık artabilir. Bu belirtilerin yaşanması ve sonrasındaki süreç yalnızca estetik bir kaygı değildir; hareket kabiliyetini, yaşam kalitesini ve psikolojik iyilik hlini olumsuz etkileyebilen tıbbi bir durumdur. İleri evrelerde yağ dokusundaki artış ve lenfatik sistem üzerindeki yük nedeniyle ikincil lenfatik yetmezlik gelişebilir ve lipödem ile lenfödemin birlikte görüldüğü lipolenfödem tablosu da ortaya çıkabilir' dedi.</p><strong>Lenfödem, dolaşım sistemindeki taşıma kapasitesinin yetersiz olduğunu gösterir</strong><p>Lenfödemde vücudun verdiği mesajların da erken dönemde fark edilmesi gereken önemli belirtiler içerdiğini belirten Op. Dr. Ahmet Nihat Baysal, lenfödemin, lenfatik dolaşım sisteminin taşıma kapasitesinin yetersiz kalması sonucu dokularda protein açısından zengin lenf sıvısının birikmesiyle ortaya çıktığını söyledi. Doğuştan gelen lenfatik bozukluklara bağlı gelişebileceği gibi; kanser cerrahisi, lenf bezlerinin alınması, radyoterapi, enfeksiyon, travma veya bazı damar hastalıkları sonrasında ikincil olarak da gelişebileceğini ifade eden Op. Dr. Ahmet Nihat Baysal, 'Lenfödemde temel belirtiler özellikle şişlik, gerginlik ve dokulardaki değişikliklerle kendini gösterebilir. Lenfödemde başlangıçta dinlenmekle azalabilen şişlik zamanla kalıcı hle gelebilir. İlerleyen dönemlerde dokuda sertleşme (fibrozis) ve ciltte kalınlaşma gelişebilir. Lipödemden farklı olarak ayak sırtı ve ayak parmakları da sıklıkla etkilenir. Lenfödem çoğu zaman tek taraflı ve asimetrik görülebilmekle birlikte, her iki bacağı da etkileyebilir. Etkilenen bölgelerde ağırlık, gerginlik ve sertlik ön planda olabilir; ağrı da görülebilir. Lipödemdeki gibi anormal yağ dokusu birikiminden farklı olarak temel sorun dokularda lenf sıvısının birikmesidir ve etkilenen bölge diyetle doğrudan küçülmez. Uzun süreli ve tedavi edilmeyen lipödem ise lenfatik sisteme ek yük oluşturarak lipolenfödem adı verilen karma bir tabloya dönüşebilir. Bu nedenle bacaklarda oluşan şişlik, gerginlik, sertleşme ve özellikle ayak ile parmakların da etkilenmesi yalnızca estetik bir sorun olarak değerlendirilmemeli; doğru tanı ve uygun tedavi açısından mutlaka dikkate alınmalıdır' ifadelerini kullandı.</p><strong>Doğru tanı doğru tedavinin ilk adımıdır</strong><p>Bacaklarında şişlik veya kalınlaşma fark eden kişilerin bu durumu yalnızca kilo artışına bağlayarak ihmal etmemesi gerektiğini belirten Op. Dr. Ahmet Nihat Baysal, benzer şikayetlerin farklı hastalıklardan kaynaklanabileceğine dikkat çekerek, 'Lipödem, lenfödem ve kronik venöz yetmezlik benzer şikyetlere yol açabileceği gibi aynı hastada birlikte de görülebilir. Bu nedenle bacaklarda oluşan şişlik veya kalınlaşmanın nedeninin doğru şekilde belirlenmesi büyük önem taşır. Doğru değerlendirme; ayrıntılı hasta öyküsü, fizik muayene ve gerekli görüldüğünde venöz ve lenfatik sistemin değerlendirilmesini içerir. Venöz Doppler ultrasonografi, özellikle eşlik eden toplardamar yetmezliğinin ortaya konulmasında önemli bir incelemedir. Klinik olarak gerekli görülen seçilmiş hastalarda lenfosintigrafi de lenfatik sistemin değerlendirilmesine yardımcı olabilir. Yıllardır devam eden, her iki bacakta simetrik kalınlaşma, ağrı, hassasiyet ve kolay morarma şikyetleri bulunan kişilerin lipödem açısından değerlendirilmesi gerekir. Ayakları da kapsayan, zamanla sertleşen ve kalıcı hle gelen şişliklerde ise lenfödem ihtimali göz önünde bulundurulmalıdır. Bacak şişliği ve kalınlaşmasının altında lipödem, lenfödem, kronik venöz yetmezlik veya bunların bir kombinasyonu bulunabilir. Bu nedenle doğru tanı, doğru tedavinin ilk adımıdır' diye konuştu.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.yenihaberden.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/bacaklardaki-her-sislik-odem-d_1787561850_a1owIF.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Bacaklardaki her şişlik ödem değildir: Op. Dr. Baysal'dan hayati uyarılar ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.yenihaberden.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/bacaklardaki-her-sislik-odem-d_1787561850_a1owIF.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Konya Yeni Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Konya Yeni Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Sağlıklı Yaşam Vakfı duyurdu: Akif Manaf Sağlık ve Barış Ödülü, Nâzım Hikmet’in hatırasına ithaf edildi]]></title>
            <link>https://www.yenihaberden.com/saglikli-yasam-vakfi-duyurdu-akif-manaf-saglik-ve-baris-odulu-nazim-hikmet-in-hatirasina-ithaf-edildi/1858372/</link>
            <description><![CDATA[Toplumda barış ve sağlıklı yaşam anlayışını yaymayı hedefleyen vakıf, Akif Manaf Sağlık ve Barış Ödülü’nü şair Nâzım Hikmet Ran'ın aziz hatırasına adadı.]]></description>
            <guid>https://www.yenihaberden.com/saglikli-yasam-vakfi-duyurdu-akif-manaf-saglik-ve-baris-odulu-nazim-hikmet-in-hatirasina-ithaf-edildi/1858372/</guid>
            <category domain="https://www.yenihaberden.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 11:40:53 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p><strong>Sağlıklı Yaşam Vakfı</strong>, bireylerin ve toplumun sürdürülebilir, sağlıklı ve barış içinde bir yaşam sürmesine katkıda bulunan kişi, kurum ve kuruluşlara <strong>'Akif Manaf Sağlık ve Barış Ödülü'</strong> verilmesini kararlaştırdı.</p><p>Bu kapsamda, <strong>Akif Manaf Sağlık ve Barış Ödülü</strong>, <strong>Sağlıklı Yaşam Vakfı tarafından,</strong></p><p>Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür<br>ve bir orman gibi kardeşçesine,<br>bu hasret bizim…</p><p>dizelerinde yansımasını bulan barış vizyonu dolayısıyla, Nzım Hikmet Ran&#39;ın aziz hatırasına ithaf edildi. </p><p>Toplumda sağlıklı ve sürdürülebilir bir yaşam anlayışının benimsenmesi ve yaygınlaşmasını hedefleyen Sağlıklı Yaşam Vakfı, bireylerin daha sağlıklı, mutlu ve barış dolu bir yaşam sürmelerine katkı sunan çalışmalarını sürdürüyor.  </p><p>Vakfın amaçları arasında; başta kadınlar ve engelliler olmak üzere toplumun tüm kesimlerine daha kaliteli ve sürdürülebilir bir yaşam sunmaya yönelik faaliyetlerde bulunmak, bu doğrultuda araştırmalar yapmak, köy projeleri geliştirmek ve uygulamak, sağlıklı yaşam ve spor programları oluşturmak ile sağlıklı nesillerin yetişmesine katkı sağlamak yer alıyor.<br>Sağlıklı Yaşam Vakfı&#39;nın çalışma alanlarından biri de çevrenin korunması, çevre bilincinin geliştirilmesi ve gelecek kuşaklara daha yaşanabilir bir dünya bırakılması amacıyla çeşitli faaliyet ve etkinlikler gerçekleştirmek olarak öne çıkıyor. Vakfın en önemli projelerinden birini, her bireyin sağlıklı bir yaşamı hak ettiği anlayışıyla 'Barış İçinde Sağlıklı Yaşam Köyü' projelerinin hayata geçirilmesi oluşturuyor. </p><strong>Akif Manaf Sağlık ve Barış Ödülleri Verilmeye Devam Edecek</strong><p>Akif Manaf Sağlık ve Barış Ödülleri&#39;nin sürdürülebilir bir anlayışla devam ettirileceği ve önümüzdeki süreçlerde de sağlık ve barış alanlarında topluma değer katan kişi, kurum ve kuruluşlara takdim edileceği de edinilen bilgiler arasında. <br> </p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.yenihaberden.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/saglikli-yasam-vakfi-duyurdu-a_1787215250_dNzm2M.png" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Sağlıklı Yaşam Vakfı duyurdu: Akif Manaf Sağlık ve Barış Ödülü, Nâzım Hikmet’in hatırasına ithaf edildi ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.yenihaberden.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/saglikli-yasam-vakfi-duyurdu-a_1787215250_dNzm2M.png"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Konya Yeni Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Konya Yeni Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Uzmanından hayati uyarı: Güneş kremi kullanırken bu temel hatayı yapmayın]]></title>
            <link>https://www.yenihaberden.com/uzmanindan-hayati-uyari-gunes-kremi-kullanirken-bu-temel-hatayi-yapmayin/1858276/</link>
            <description><![CDATA[Başkent Üniversitesi Konya Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Emre Zekey, güneş kremlerinin vadedilen korumayı sağlaması için doğru miktarda sürülmesi gerektiğini söyledi.]]></description>
            <guid>https://www.yenihaberden.com/uzmanindan-hayati-uyari-gunes-kremi-kullanirken-bu-temel-hatayi-yapmayin/1858276/</guid>
            <category domain="https://www.yenihaberden.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 12:26:49 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Yaz aylarında düzenli güneş kremi kullandığını düşünen birçok kişi, ürünü yetersiz miktarda uyguladığı için beklenen korumayı sağlayamıyor. <strong>Başkent Üniversitesi Konya Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Emre Zekey</strong>, doğru kullanımın cilt sağlığı için kritik önem taşıdığına dikkat çekti</p><p>Yaz mevsimiyle birlikte güneş ışınlarının dik açıyla gelmesi ve ultraviyole radyasyonunun tepe noktaya ulaşması, cilt sağlığı üzerindeki riskleri belirgin şekilde artırıyor. Açık havada vakit geçirirken cildi korumak amacıyla sıklıkla güneş kremlerine başvurulsa da uygulama noktasında çok temel bir hatayla karşılaşılıyor. Düzenli koruyucu kullandığını belirten pek çok kişinin, ürünü yetersiz miktarda sürdüğü için hedeflenen korumayı elde edemediği görülüyor. Eksik kullanım ise ciltte lekelenmelere, derin kırışıklıklara ve erken yaşlanma belirtilerine zemin hazırlıyor. Yaz döneminde cilt bütünlüğünü koruma ve ürün seçimindeki kritik ayrıntıları Başkent Üniversitesi Konya Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Emre Zekey aktardı.</p><strong>YAZ MEVSİMİNDE CİLT BARİYERİNİ ZORLAYAN ÇEVRESEL ETKENLER</strong><p>Yaz aylarında cildin ultraviyole maruziyetinin ciddi oranda arttığına dikkat çeken Dermatoloji Uzmanı Dr. Emre Zekey, özellikle sabah 10.00 ile öğleden sonra 16.00 saatleri arasına vurgu yapıyor. Sürecin sadece güneş ışığıyla sınırlı kalmadığını belirten Dr. Zekey, 'Bu dönemde artan terleme, klima teması, havuz suyu, deniz suyu ve yüksek ortam sıcaklığı sebebiyle cilt bariyerimiz kolayca bozulabiliyor. Ayrıca günlük yaşamda bazı kronik hastalıklar için kullanılan ilaçlar ile kozmetik ürünler de güneş ışınlarıyla birleştiğinde hassasiyete ve alerjik reaksiyonlara sebep olabiliyor. Tüm bu faktörler bir araya geldiğinde foto-yaşlanma dediğimiz ciltte leke oluşumu, kırışıklıkların artması, kolajen ve elastin sentezinin azalması ve uzun vadede cilt kanserleri riskinin artması gibi olumsuz sonuçlarla karşılaşabiliyoruz. Bu nedenle yaz mevsiminde cildimizin nem desteğini sağlamak, bakımını yapmak ve güneşten korumak oldukça önemlidir.' değerlendirmesinde bulundu.</p><strong>&#39;YETERSİZ ÜRÜN KULLANIMI KORUMA KALKANINI YARI YARIYA DÜŞÜRÜYOR&#39;</strong><p>Poliklinik şartlarında en sık karşılaşılan hataların başında güneş kreminin miktar olarak çok az sürülmesinin geldiğini ifade eden Dr. Emre Zekey, doğru dozajın önemini şu sözlerle açıkladı: 'Günlük pratikte muntazam güneş kremi kullandığını belirten danışanlarımızın aslında vaat edilen güneş koruma faktörünün ancak yüzde 25 ila yüzde 50&#39;sine ulaşabildiğini görüyoruz. Bilimsel olarak cildin her santimetrekaresine 2 miligram kadar güneş kreminin temas etmesi gerekiyor. Tatilde tüm vücudumuza uygulama yapacaksak bir şat bardağı kadar, yani yaklaşık 30 mililitre ürün kullanmamız şart. Normal günlük hayatımızda ise yüzümüz, boynumuz, kulak arkamız ve ensemiz için iki parmak kuralı yeterlidir. Elimizin 2. ve 3. parmağına uzunlamasına sürdüğümüz güneş kremini tüm yüzümüze ve boynumuza yedirmemiz doğru miktarı yakalamamızı sağlar. Ürünü dışarı çıkmadan 15-20 dakika önce uygulamalıyız ki cildimizi kaplayarak koruyucu pozisyona geçebilsin. Dışarıda kalınan süre boyunca, havuz veya yoğun terleme sonrasında ya da havluyla yüzümüzü sildiysek kremi tazelemeliyiz. Rutin şartlarda ise her iki saatte bir yenilemek en doğru yaklaşımdır.'</p><strong>GÜNEŞ KORUYUCU SEÇERKEN GENİŞ SPEKTRUMA DİKKAT EDİLMELİ</strong><p>Güneş kremi seçiminde ürünün geniş spektrumlu olmasının temel kriter kabul edildiğini belirten Dr. Zekey, hem UVA hem de UVB ışınlarına karşı koruma sağlayan ve bölgesel koşullara uygun olarak en az SPF 30 değerine sahip ürünlerin tercih edilmesi gerektiğini kaydetti. Zekey, akne, roza veya egzama gibi inflamatuar cilt hastalığı bulunan bireylerin ise ürün seçimini mutlaka bir dermatolog rehberliğinde yapması gerektiğini vurguladı.</p><strong>BEBEKLERDE, ÇOCUKLARDA VE GEBELİKTE ÖZEL KORUMA STRATEJİLERİ</strong><p>Çocuk ve bebek derisinin yetişkinlere oranla daha ince, sıvı kaybına açık ve hassas yapıda olduğuna değinen Dr. Emre Zekey, ilk 6 aylık dönemde cilt ürünleri yerine şapka, UV korumalı kıyafetler ve tenteler gibi fiziksel koruyucuların kullanılması gerektiğini belirtiyor. Altıncı aydan itibaren ise çocuklarda kana emilmeyen mineral filtreli ürünlerin tercih edilebileceğini ifade eden Zekey, gebelik sürecinde yaşanan hormonal değişimlerin ise cildi melazma (gebelik maskesi) ve lekelenmelere açık hale getirdiğini aktararak bu dönemde çinko-oksit ve titanyum dioksit içeren mineral filtreli koruyucuların tercih edilebildiğini dile getirdi.</p><strong>SOLARYUM VE GÜNEŞLENME ALIŞKANLIĞINDAN UZAK DURULMALI</strong><p>Kozmetik nedenlerle ya da D vitamini eksikliği düşüncesiyle yapılan uzun süreli güneşlenmeyi ve solaryum uygulamalarını dermatologlar olarak kesinlikle önermediklerini altını çizen Uzm. Dr. Zekey, vücudun D vitamini sentezi için günlük 10-15 dakikalık güneş temasının yeterli olduğunu vurguladı. Zekey, kontrolsüz güneşlenmenin ve solaryum cihazlarının kısa vadede kızarıklık ve yanıklara, uzun vadede ise cilt kanseri riskinde belirgin artışa yol açtığını hatırlattı.</p><strong>CİLT LEKELERİNİN TEDAVİSİ KIŞ AYLARINDA PLANLANMALI</strong><p>Alınan önlemlerin genetik faktörler sebebiyle leke riskini sıfırlayamasa da en alt seviyeye indirdiğini belirten Dr. Zekey, tedavi süreçlerine ilişkin şu uyarılarda bulundu: 'Güneş lekelerinin tedavisinde krem, ilaç veya lazer gibi enerji bazlı yöntemler kullanılabiliyor. Ancak yaz aylarında leke tedavisi yaparken lekeyi artırma riskimiz bulunduğundan bu tür uygulamaları kış aylarına ertelemeyi tercih ediyoruz. Yaz boyunca ağırlık verilmesi gereken temel nokta cildin nem dengesini sağlamak, antioksidan desteği vermek ve yüksek korumayla mevcut durumu muhafaza etmektir.'</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.yenihaberden.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/uzmanindan-hayati-uyari-gunes-_1787045208_AVESRa.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Uzmanından hayati uyarı: Güneş kremi kullanırken bu temel hatayı yapmayın ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.yenihaberden.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/uzmanindan-hayati-uyari-gunes-_1787045208_AVESRa.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Konya Yeni Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Konya Yeni Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Ücretsiz kanser taramaları için 99 milyon mesaj gönderildi]]></title>
            <link>https://www.yenihaberden.com/ucretsiz-kanser-taramalari-icin-99-milyon-mesaj-gonderildi/1858256/</link>
            <description><![CDATA[Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, ücretsiz kanser taramalarına katılımı artırmak ve erken teşhis konusunda farkındalık oluşturmak amacıyla geçen yıl başlatılan kısa mesaj (SMS) uygulaması kapsamında vatandaşlara 99 milyon hatırlatma mesajı gönderildiğini belirtti.]]></description>
            <guid>https://www.yenihaberden.com/ucretsiz-kanser-taramalari-icin-99-milyon-mesaj-gonderildi/1858256/</guid>
            <category domain="https://www.yenihaberden.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 23:40:25 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Bakan Memişoğlu, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, şunları kaydetti:</p><p>'Bir SMS bir hayat kurtarabilir mi? Geçen yıl bugün başlattığımız projeyle, uygun yaş grubundaki vatandaşlarımıza 99 milyon hatırlatma SMS&#39;i ulaştırdık. Kanser tarama programları kapsamında Temmuz 2024&#39;ten bu yana 16 milyon 88 bin 375 vatandaşımıza ücretsiz tarama yaptık. 658 bin vatandaşımızda şüpheli bulgu tespit ettik. 35 bin 600 vatandaşımızda kanseri erken dönemde tespit ederek, tedavi süreçlerini başlattık. Kanserde erken tanı hayat kurtarır. Sağlığınız için sizleri de ücretsiz kanser taramalarımıza davet ediyorum.'</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.yenihaberden.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/ucretsiz-kanser-taramalari-ici_1786999223_TsmGhK.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Ücretsiz kanser taramaları için 99 milyon mesaj gönderildi ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.yenihaberden.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/ucretsiz-kanser-taramalari-ici_1786999223_TsmGhK.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Konya Yeni Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Konya Yeni Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Burun spreyi bağımlılığı cerrahiye kadar götürebilir]]></title>
            <link>https://www.yenihaberden.com/burun-spreyi-bagimliligi-cerrahiye-kadar-goturebilir/1858145/</link>
            <description><![CDATA[Burun tıkanıklığını gidermek için kullanılan spreyler, bilinçsiz ve uzun süreli kullanımda bağımlılığa dönüşebiliyor.]]></description>
            <guid>https://www.yenihaberden.com/burun-spreyi-bagimliligi-cerrahiye-kadar-goturebilir/1858145/</guid>
            <category domain="https://www.yenihaberden.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Sat, 15 Aug 2026 16:55:24 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Nezle ya da sinüzit nedeniyle kullanılan burun açıcı spreyler, sağladığı kısa süreli rahatlama nedeniyle farkında olmadan bağımlılığa neden olabiliyor. <strong>Medipol Mega Üniversite Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Lütfü Şeneldir,</strong> tedavi amacıyla en fazla birkaç gün kullanılması gereken bu spreylerin kontrolsüz kullanımının kronik burun tıkanıklığına ve cerrahi müdahaleye kadar uzanan sorunlara yol açabileceğini belirterek, 'Burun spreyleri mutlaka hekim önerisiyle ve önerilen süre boyunca kullanılmalı' ifadelerini kullandı.</p><strong>Burun spreyleri bağımlılığa dönüşebiliyor</strong><p>Burun açıcı spreylerin yalnızca kısa süreli tedavilerde kullanılması gerektiğini belirten Doç. Dr. Şeneldir, hastaların sağladığı rahatlama hissi nedeniyle bu ürünleri uzun süre kullanmaya devam ettiğini söyledi. Doç. Dr. Şeneldir, 'Bu spreyleri genellikle sinüzit veya üst solunum yolu enfeksiyonlarında 3 ila 5 gün kullanmalarını öneriyoruz. Ancak bazı hastalar spreysiz uyuyamadığını, nefes alamadığını ifade ediyor. Zamanla sprey, geçici bir tedavi olmaktan çıkıp bağımlılık haline gelebiliyor' dedi.</p><strong>Uzun süreli kullanım ciddi sorunlara yol açabilir</strong><p>Burun açıcı spreylerin uzun süreli kullanımının burun mukozasında kuruluk, tahriş, kabuklanma ve burun kanamalarına neden olabileceğini vurgulayan Doç. Dr. Şeneldir, 'Bunun yanında çarpıntı, tansiyon yükselmesi ve huzursuzluk gibi sistemik yan etkiler de görülebiliyor. Spreylerin etkisi zamanla azalıyor ve hastalar aynı rahatlamayı sağlamak için daha sık kullanmaya başlıyor. Bu durum burun etlerinin daha da büyümesine ve kronik burun tıkanıklığına neden olabiliyor' diye konuştu.</p><strong>Tedavide cerrahi gerekebiliyor</strong><p>Burun spreyi bağımlılığının tedavisinde öncelikle ilaç ve uygun burun spreyleriyle hastayı bu alışkanlıktan uzaklaştırmaya çalıştıklarını belirten Doç. Dr. Şeneldir, 'Öncelikle okyanus suyu ve hekim kontrolünde kullanılan nazal kortizon spreyleriyle tedavi planlıyoruz. Ancak burun etleri kalıcı olarak büyümüş ve ilaç tedavisinden fayda görülmüyorsa cerrahi müdahale gerekebiliyor. Bu nedenle burun açıcı spreyler gelişigüzel ve uzun süre kullanılmamalı, mutlaka doktor kontrolünde kullanılmalıdır' ifadelerini kullandı.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.yenihaberden.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/burun-spreyi-bagimliligi-cerra_1786802123_ys067l.jfif" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Burun spreyi bağımlılığı cerrahiye kadar götürebilir ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.yenihaberden.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/burun-spreyi-bagimliligi-cerra_1786802123_ys067l.jfif"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Konya Yeni Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Konya Yeni Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Bypass ameliyatında bacak kesilerine son: Endoskopik yöntem iyileşmeyi hızlandırıyor]]></title>
            <link>https://www.yenihaberden.com/bypass-ameliyatinda-bacak-kesilerine-son-endoskopik-yontem-iyilesmeyi-hizlandiriyor/1858053/</link>
            <description><![CDATA[Prof. Dr. Ali Sarıgül, koroner bypass ameliyatlarında bacak damarının endoskopik yöntemle çıkarılmasının ağrıyı azalttığını ve iyileşme sürecini hızlandırdığını söyledi.]]></description>
            <guid>https://www.yenihaberden.com/bypass-ameliyatinda-bacak-kesilerine-son-endoskopik-yontem-iyilesmeyi-hizlandiriyor/1858053/</guid>
            <category domain="https://www.yenihaberden.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 20:00:06 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Koroner arter hastalığının tedavisinde uygulanan ve koroner bypass ameliyatlarında kullanılan cerrahi yöntemler, hastaların ameliyat sonrası iyileşme sürecinde önemli farklılıklar oluşturabiliyor.</p><p><strong>Medicana Sağlık Grubu Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ali Sarıgül</strong>, bu yöntemlerin seçiminin, hastanın genel sağlık durumu ve damar yapısına göre değişebildiğini belirterek, koroner arter hastalığının tedavisinde çalışan veya durdurulmuş kalpte gerçekleştirilebilen koroner bypass ameliyatının önemli bir tedavi seçeneği olduğunu söyledi. Koroner bypass ameliyatında en sık kullanılan damarların bacak toplardamarı olan safen ven, göğüs ön duvarını besleyen atardamar ve kol atardamarı olduğunu ifade eden Medicana Konya Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ali Sarıgül, safen venin bacaktan çıkarılması işleminin klasik açık yöntemle yapılabildiği gibi endoskopik yöntemle de gerçekleştirilebildiğini, bu yönteme uygun hastaların iyileşme süresinin daha da hızlı olduğunun altını çizdi.</p><strong>Klasik yöntemde uzun kesi, endoskopik yöntemde küçük kesi</strong><p>Geçmişten bu yana uygulanan klasik açık yöntemde safen venin bacaktan alınabilmesi için ayak bileği ile kasık arasında yaklaşık 50-60 santimetrelik bir kesi yapıldığını, bu yöntemin özellikle göğüs bölgesindeki cerrahi kesiyle birlikte hastaların ameliyat sonrası daha fazla ağrı ve hareket kısıtlılığı yaşamasına neden olabildiğini ifade eden Prof. Dr. Ali Sarıgül, şu açıklamalarda bulundu:</p><p>'Açık yöntemlerden biri de köprüleme tekniğidir. Bu yöntemde uzun kesi 5-7 santimetrelik aralıklarla yapılır ancak sonuçları açısından klasik açık yöntemden belirgin bir farklılık göstermez. Endoskopik damar çıkarma yönteminde ise çok daha küçük bir kesi kullanılır. Yaklaşık 1-2 santimetrelik küçük kesiden kamera eşliğinde özel aletlerle girilerek damar çıkarma işlemi gerçekleştirilir. Bu yöntem sayesinde hastalar ameliyat sonrasında bacaklarındaki yara nedeniyle daha az rahatsızlık yaşarlar. Hareketlenme süreci daha konforlu olur. Uygun hastalarda ameliyat sonrasında erken dönemde yürümek ve günlük hareketlere başlamak da mümkün olur. Bu yöntemin daha küçük yara izi ve daha az ağrı gibi avantajlar sunuyor olması da artı sağlayan bir etkidir. Ayrıca diğer önemli husus ise cerrahi tekniğin hastanın durumuna ve kullanılacak damara göre planlanabilmesidir.'</p><strong>Daha küçük yara izi ve daha konforlu iyileşme</strong><p>Endoskopik yöntemin kozmetik açıdan hastalarda oldukça büyük avantaj sağladığını belirten Prof. Dr. Ali Sarıgül, 'Çok küçük yara izi ve daha az ağrı sağlamasının yanında hastaların daha çabuk iyileşmelerine ve normal hareketliliklerine daha kısa sürede kavuşabilmelerine imkan tanıyabiliyor olması psikolojik açıdan da hastaya güven vermektedir. Bacakta uzun bir kesi olmaması, özellikle hastaların ameliyat sonrasında günlük aktivitelerine dönüş sürecinde önemli bir avantaj oluşturuyor. Koroner bypass ameliyatlarında kullanılacak damarın seçiminin ve çıkarılma yönteminin her hasta için ayrı ayrı değerlendirilmesi hekimin ilk baktığı kıstastır. Hastanın genel sağlık durumu, damar yapısı ve uygulanacak bypass işleminin özelliklerinin dikkate alınmasının başarı oranını da doğru orantılı olarak etkilediği de gözlemlenir. Ameliyat sonrası dönemde hastaların doktorlarının önerilerine uyması, iyileşme sürecinin de sağlıklı ilerlemesi açısından büyük önem taşır. Hareket, beslenme, ilaç kullanımı ve kontroller konusunda hastaların kendilerine verilen önerileri dikkatle takip etmeleri gerekmektedir. Kalp-damar sağlığının korunması açısından sigara kullanımından uzak durulması, düzenli fiziksel aktivitenin yaşam tarzının bir parçası haline getirilmesi ve gerekli kontrollerin aksatılmaması da çok kıymetlidir. Günümüzde kalp ve damar cerrahisinde teknolojik gelişmeler sayesinde hastalara daha küçük kesilerle gerçekleştirilebilen cerrahi seçenekler sunulması, endoskopik damar çıkarma yönteminin de bu gelişmeler arasında yer alıyor olması sevindiricidir. Koroner bypass ameliyatında amaç yalnızca kalp damarlarını yeniden kanlandırmak değil, aynı zamanda hastanın ameliyat sonrası dönemi mümkün olduğunca konforlu geçirmesini de sağlamaktır&#39;&#39; diye konuştu.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.yenihaberden.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/bypass-ameliyatinda-bacak-kesi_1786640405_eaMgdq.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Bypass ameliyatında bacak kesilerine son: Endoskopik yöntem iyileşmeyi hızlandırıyor ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.yenihaberden.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/bypass-ameliyatinda-bacak-kesi_1786640405_eaMgdq.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Konya Yeni Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Konya Yeni Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Uzmanından yeni annelere çağrı: İlk 40 gün bunu yapın!]]></title>
            <link>https://www.yenihaberden.com/uzmanindan-yeni-annelere-cagri-ilk-40-gun-bunu-yapin/1857573/</link>
            <description><![CDATA[1-7 Ağustos Dünya Emzirme Haftası'nda konuşan Dr. Fatma Yıldırım, anne sütünü artıran en temel unsurun gece uykusu ve dinlenme olduğunu söyledi.]]></description>
            <guid>https://www.yenihaberden.com/uzmanindan-yeni-annelere-cagri-ilk-40-gun-bunu-yapin/1857573/</guid>
            <category domain="https://www.yenihaberden.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 12:38:13 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p><strong>Anne sütü</strong> bebekler için büyük önem arz ederken, anne sütü alan bebekler uzun vadede daha az obezite ve diyabetle karşı karşıya kalıyor.</p><p><strong>Dünya Sağlık Örgütü&#39;nce </strong>her yıl 1-7 Ağustos tarihlerinde kutlanan Dünya Emzirme Haftası kapsamında konuşan <strong>Medicana Konya Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Fatma Yıldırım</strong>, 0-2 yaş döneminde anne sütü alan bebeklerin anneden bebeğe geçen immünoglobülinler sayesinde daha az hastalandığını ifade etti. </p><p>Bütün anne olan kadınları kutladığını belirten <strong>Uzm. Dr. Fatma Yıldırım</strong>, 'Bir kadın için hayatın en önemli tecrübesi ve deneyimini yaşıyorlar. Tabii bu süreçte biraz zorlanacaklar ister istemez ama bebek açısından anne sütü çok önemli. İlk başta bana göre uzun vadeli faydalarından bahsetmek istiyorum. Anne sütü alan bebekler uzun vadede daha az obez, daha az diyabetle karşı karşıya kalıyor. Bu açıdan çok önemli. Ayrıca astım gibi hastalıklar daha az görülüyor. Bunun haricinde özellikle ilk 0-2 yaş döneminde anne sütü alan bebekler anneden bebeğe geçen immünoglobülinler sayesinde daha az hastalanıyor. Özellikle pnömoni, otit gibi hastalıklara daha az maruz kalıyorlar. Bu açıdan çok önemli. Şimdi daha bilinen kısımlarına gelelim. Hazırlaması çok kolay, her an her yerde hazır. Ulaşımı kolay, maliyeti yok. Maliyet açısından baktığımız zaman oldukça ekonomik. Özellikle emzirme anne ve bebeğin bağlanması açısından çok büyük bir faaliyet. Emzirme sırasında salgılanan oksitosinden dolayı hem anne hem bebek ikisi de bağlanma duyguları arttığı için anne ve bebeğin ilişkileri uzun vadede daha iyi olabiliyor. Anne açısından söyleyecek olursak emzirme sırasında salgılanan oksitosinden dolayı rahmin daha çabuk toparlanması ve lohusalık dönemindeki kanama miktarının daha az olmasını sağlıyor' dedi.</p><strong>'Anne sütünün içindeki yağ asitleri bebeğin sinir ve beyin gelişimini daha pozitif yönde etkiliyor'</strong><p>Özellikle sütün içerisindeki immünoglobülinler sayesinde bebeğin ilk 6 ay ve 1 yaşında dışarıdan alacağı bakteri ve virüslere karşı da otomatik bir koruması olduğunu söyleyen Fatma Yıldırım, 'Anne sütü alan bebeklerde içindeki proteinlerin emilimi daha kolay, bebeğin sindirimi daha kolay ve bu bebeklerde özellikle ilk 6 ayda karşılaştığımız gaz sancısı, kolikler daha az oluyor. İkinci olarak da anne sütünün içindeki yağ asitleri özel formundan dolayı bebeğin sinir ve beyin gelişimini daha pozitif yönde etkiliyor. Bu yüzden anne sütü bizim için çok önemli ve nasıl emzirmeyi arttırabiliriz ona bakalım. Emzirmeyi nasıl arttırabiliriz; birincisi annenin sütünün miktarının yeterli olması, burada en önemli faktör annenin yeterince bol su alabilmesi. Kaliteli proteinden yüksek beslenebilmesi, üçüncü olarak da dinleniyor olabilmesi. Bu çok önemli. Çünkü prolaktin hormonu en çok uyku sırasında özellikle de gece uykusu sırasında salgılanıyor ve benim buradan annelere önerim şu; ilk 40 gün her fırsatta uyuyun, bebeğinizle beraber uyuyun. Özellikle anne ve bebeğin aynı odada uyuyor olması bizim için çok önemli. Bebeklerin anneyle bağlanması ve emme isteği daha fazla. O yüzden her fırsatta annelere uyumalarını öneriyorum. Ziyarete giden yakınlarına da diyorum ki annenin işleriyle ilgilenin, bebekle ilgilenmeyin. Annenin hayatını kolaylaştırın, ona fırsat alanları açın' diye konuştu.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.yenihaberden.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/uzmanindan-yeni-annelere-cagri_1785836291_Sq2xvN.webp" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Uzmanından yeni annelere çağrı: İlk 40 gün bunu yapın! ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.yenihaberden.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/uzmanindan-yeni-annelere-cagri_1785836291_Sq2xvN.webp"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Konya Yeni Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Konya Yeni Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Fark edilmeden ilerliyor: Medicana Konya’dan 'hepatit' ve erken tanı vurgusu]]></title>
            <link>https://www.yenihaberden.com/fark-edilmeden-ilerliyor-medicana-konya-dan-hepatit-ve-erken-tani-vurgusu/1857270/</link>
            <description><![CDATA[Uzmanlar, sinsi ilerleyen viral hepatitlere karşı uyarıda bulunarak, taşıyıcıların çoğunun farkında olmadığını ve herkesin en az bir kez test yaptırması gerektiğini belirtti.]]></description>
            <guid>https://www.yenihaberden.com/fark-edilmeden-ilerliyor-medicana-konya-dan-hepatit-ve-erken-tani-vurgusu/1857270/</guid>
            <category domain="https://www.yenihaberden.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Wed, 29 Jul 2026 11:12:37 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Hepatit (sarılık), erken dönemde belirti vermemesi nedeniyle fark edilmeden ilerleyebilen ancak doğru tanı, düzenli tarama ve aşılama ile büyük ölçüde önlenebilen önemli bir halk sağlığı sorunu olmaya devam ediyor. <strong>Medicana Sağlık Grubu Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Hava Işkın</strong>, viral hepatitlerin erken tanı ve tedaviyle kontrol altına alınabileceğini, özellikle Hepatit B ve C taşıyıcılarının önemli bir kısmının hastalığından habersiz yaşadığını belirterek, kişilerin hayatında en az bir kez hepatit testi yaptırmasının büyük önem taşıdığını belirtti.</p><p>Karaciğer hücrelerinin hasarlanması ve iltihaplanması sonucu gelişen bir hastalık olan hepatit, virüsler başta olmak üzere bakteriler, mantarlar ve parazitler nedeniyle oluşabileceği gibi; alkol kullanımı, bazı ilaçlar, otoimmün hastalıklar, doğumsal hastalıklar, dolaşım bozuklukları ve karaciğer yağlanması da hepatite neden olabiliyor. Medicana Konya Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Hava Işkın, özellikle viral hepatitlerin dünyada ve ülkemizde önemini koruyan, ancak büyük ölçüde önlenebilir enfeksiyon hastalıkları arasında yer aldığını vurguladı.</p><strong>Viral hepatitler erken belirti vermeyebilir</strong><p>Viral hepatitlerin günümüzde hem önlenebilir hem de tedavi edilebilir enfeksiyonlar arasında yer almasına rağmen, taşıyıcıların büyük bölümünün hastalığının farkında olmadığını, viral hepatitlerin çoğu zaman uzun süre hiçbir belirti göstermeden ilerleyebildiğini de belirten Uzm. Dr. Hava Işkın, &#39;&#39;Erken dönemde belirti vermemeleri nedeniyle tanıda gecikmeler yaşanabilmektedir. Tedavi edilmeyen kronik hepatitler zamanla siroz, karaciğer yetmezliği ve karaciğer kanserine kadar ilerleyebilen ciddi sağlık sorunlarına neden olabilmektedir. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre viral hepatitlere bağlı ölümlerde artışlar mevcuttur. 2019 yılında yaklaşık 1,1 milyon olan hepatit kaynaklı ölüm sayısının 2022 yılında 1,3 milyona yükseldiğini görüyoruz. Bu ölümlerin de büyük bölümünün sebebi Hepatit B ve Hepatit C enfeksiyonlarıdır&#39;&#39; dedi.</p><p>Her hepatit virüsünün bulaş yolunun da farklı olduğunu, hepatit virüslerinin beş farklı tipi bulunduğunu ifade eden Uzm. Dr. Hava Işkın, 'Özellikle Hepatit A, B, C, D ve E virüslerinin bulaş yolları ile korunma yöntemleri birbirinden farklıdır. Hepatit A ve Hepatit E, çoğunlukla kirli su ve kontamine gıdalar yoluyla bulaşır. Hijyen kurallarına uyulması bu enfeksiyonların önlenmesinde büyük önem taşır. Hepatit A aşı ile önlenebilen bir hastalıktır ve ülkemizde çocukluk çağı rutin aşılama programı sayesinde görülme sıklığında önemli azalma sağlanmıştır. Hepatit E&#39;nin ise henüz ruhsatlı bir aşısı bulunmamaktadır. Özellikle gebelik döneminde daha ağır seyredebildiği için dikkatli takip edilmesi gerekir&#39;&#39; şeklinde konuştu.<br>Uzm. Dr. Hava Işkın, Hepatit B&#39;nin aşıyla önlenebileceğini, Hepatit C&#39;nin ise tedavi edilebileceğini söyledi. Uzm. Dr. Işkın, kan ve vücut sıvılarıyla bulaşan Hepatit B ve Hepatit C enfeksiyonlarının korunmasız cinsel temas, ortak enjektör kullanımı, steril olmayan tıbbi veya kozmetik işlemler ile anneden bebeğe doğum sırasında bulaşabildiğini belirterek şu bilgileri verdi: 'Tıraş bıçağı, diş fırçası gibi kişisel eşyaların ortak kullanımı da bulaş açısından risk oluşturabilir. Hepatit B&#39;den korunmanın en etkili yolu aşıdır. Ülkemizde 1998 yılından bu yana uygulanan rutin aşılama programı sayesinde yeni Hepatit B vakalarında önemli düşüşler sağlanmıştır. Hepatit C için henüz koruyucu bir aşı bulunmamakla birlikte, günümüzde kullanılan doğrudan etkili antiviral tedaviler sayesinde hastalık tamamen tedavi edilebilmekte, siroz ve karaciğer kanseri gelişme riski önemli ölçüde azaltılabilmektedir.'</p><strong>Hepatit D virüsü sadece Hepatit B virüs enfeksiyonu olan kişilerde hastalığa yol açar</strong><p>Hepatit D virüsünün tek başına enfeksiyon etkeni olmadığını belirten Uzm. Dr. Hava Işkın, bu virüsün yalnızca Hepatit B virüs enfeksiyonu bulunan kişilerde hastalığa yol açtığını belirterek, 'Hepatit D virüsü sadece Hepatit B virüs enfeksiyonu olan kişilerde hastalığa yol açar. Tek başına enfeksiyon etkeni değildir. Hafif seyreden Hepatit B enfeksiyonunu daha ağır ve hızlı seyreden bir hastalığa dönüştürebilir. Bu nedenle uzmanlar olarak hayatınızda en az bir kez hepatit testi yaptırmanızı öneriyoruz' ifadelerini kullandı.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.yenihaberden.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/fark-edilmeden-ilerliyor-medic_1785312756_yRYQuT.webp" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Fark edilmeden ilerliyor: Medicana Konya’dan 'hepatit' ve erken tanı vurgusu ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.yenihaberden.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/fark-edilmeden-ilerliyor-medic_1785312756_yRYQuT.webp"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Konya Yeni Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Konya Yeni Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Migren yazın neden artıyor, ağrısız migren olur mu?]]></title>
            <link>https://www.yenihaberden.com/migren-yazin-neden-artiyor-agrisiz-migren-olur-mu/1856961/</link>
            <description><![CDATA[Yaz aylarının gelişi ve termometrelerin hızla yükselmesi, kronik baş ağrılarından mustarip olan birçok kişi için zorlu bir dönemin kapılarını aralıyor.]]></description>
            <guid>https://www.yenihaberden.com/migren-yazin-neden-artiyor-agrisiz-migren-olur-mu/1856961/</guid>
            <category domain="https://www.yenihaberden.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 16:36:14 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Toplumda sıradan bir sızı gibi algılansa da kişinin sosyal yaşamını, iş performansını ve genel yaşam kalitesini altüst edebilen migren, mevsimsel değişimlerden doğrudan etkileniyor. </p><p><strong>Başkent Üniversitesi Konya Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Meltem Karacan Gölen </strong>migren ataklarını artıran etkiler üzerine değerlendirmelerde bulundu, Dr. Rahime Seren ise insanların bu rahatsızlığı daha çok baş ağrısı olarak tanıdığını fakat bazen baş ağrısı olmadan da migren atakları yaşanabileceğini belirtti.</p><strong>HAVA SICAKLIĞINDAKİ ANİ ARTIŞLAR MİGREN ATAĞINI KOLAYLAŞTIRIYOR</strong><p>Migrenin sadece şiddetli bir baş ağrısı olarak görülmemesi gerektiğini ifade eden Doç. Dr. Meltem Karacan Gölen, bu rahatsızlığın beynin çevresel değişikliklere karşı hassasiyetinin arttığı nörolojik bir hastalık olduğunu belirtiyor. Bazı migren hastalarında sıcak havanın önemli bir tetikleyici olabildiğine dikkat çeken Doç. Dr. Meltem Karacan Gölen, hava sıcaklığındaki ani artışların, yüksek nemin, yoğun güneş ışığının ve atmosferik değişikliklerin bazı hastalarda migren atağının ortaya çıkmasını oldukça kolaylaştırdığını aktarıyor.</p><p>Bireysel farklılıklara göre değişen tetikleyicilerin geniş bir yelpazeye yayıldığını dile getiren Doç. Dr. Meltem Karacan Gölen; ruhsal gerginlik, uykusuzluk veya fazla uyuma, uzun süre aç kalma, yetersiz sıvı tüketimi, yoğun ve parlak ışıklar, keskin kokular, yüksek ses, hormonal değişiklikler ve hava koşullarındaki ani değişimlerin en sık karşılaşılan tetikleyiciler arasında yer aldığını söylüyor. Beslenme cephesinde ise tütsülenmiş gıdalar, olgunlaştırılmış peynir türleri, çikolata, soğan ve sarımsak gibi keskin aromalı yiyecekler ile kontrolsüz kafein ve alkol tüketimi doğrudan atağı başlatan unsurlar arasında bulunuyor.</p><strong>YAZ AYLARINDA MİGRENİN EN BÜYÜK DÜŞMANI: SUSUZLUK</strong><p>Özellikle yaz aylarında aşırı sıcak, güneşe uzun süre maruz kalma ve sıvı kaybının migren ataklarını artırabileceğini ifade eden Doç. Dr. Meltem Karacan Gölen, sıcak havalarda terlemeyle birlikte sıvı kaybının yükseldiğini vurguluyor. Susamayı beklemenin bazen geç kalmak anlamına gelebileceğini belirten Doç. Dr. Meltem Karacan Gölen, migren hastalarının gün boyunca düzenli aralıklarla su içmesini öneriyor: Özellikle açık havada çalışanların, spor yapanların, yoğun terleyen kişilerin, gebelerin ve yaşlı bireylerin sıvı tüketimine daha fazla dikkat etmesi gerektiğinin altını çiziyor.</p><p>Diğer taraftan, parlak güneş ışığına doğrudan maruz kalmanın da göz sinirleri üzerinden ağrı merkezlerini harekete geçirebildiğini söyleyen Doç. Dr. Meltem Karacan Gölen, migren hastalarında ışığa hassasiyetin oldukça sık görüldüğünü ifade ediyor. Parlak ve yoğun güneş ışığının bazı kişilerde atağı tetikleyebileceğini belirten Doç. Dr. Meltem Karacan Gölen, kaliteli bir güneş gözlüğü ve şapka kullanmanın basit ama etkili önlemler arasında yer aldığını, ayrıca mümkünse güneş ışınlarının en yoğun olduğu saatlerde uzun süre doğrudan güneş altında kalınmamasını tavsiye ettiğini dile getiriyor.</p><strong>MİGREN BEYNİ DÜZENİ SEVER, TATİL RUTİNİ AĞRIYI TETİKLEYEBİLİR</strong><p>Tatile çıkınca migrenin bazen daha sık gelmesinin temel nedeninin migren beyninin düzeni sevmesi olduğunu açıklayan Doç. Dr. Meltem Karacan Gölen; sıcaklık, susuzluk ve yoğun güneşin bu düzeni bozabildiğini aktarıyor. Tatilde geç yatıldığını, geç kalkıldığını, öğün atlandığını ve bazen normalden daha fazla kafein ya da alkol tüketildiğini ifade eden Doç. Dr. Meltem Karacan Gölen, ilginç bir şekilde yoğun bir çalışma döneminin ardından başlayan tatilin ilk günlerinde de migren atağı görülebildiğini söylüyor. Bu durumun halk arasında hafta sonu migreni olarak bilinen tabloyla benzer bir mekanizmaya sahip olduğunu belirten Doç. Dr. Meltem Karacan Gölen, günlük rutindeki ani değişikliklerin migren eşiğini düşürebileceğine dikkat çekiyor.</p><p>Migren hastaları için yaz reçetesinin aslında oldukça basit olduğunu söyleyen Doç. Dr. Meltem Karacan Gölen; su, uyku, düzenli beslenme ve güneşten korunma formülünü öne çıkarıyor. Hastalarına susamayı beklemeden su içmelerini, öğün atlamamalarını, uyku düzenlerini mümkün olduğunca korumalarını ve uzun süre aşırı sıcakta kalmamalarını öneren Doç. Dr. Meltem Karacan Gölen, özellikle baş ağrısı günlüğü tutulmasını tavsiye ediyor. Her migren hastasının tetikleyicisinin farklı olduğunu belirten Doç. Dr. Meltem Karacan Gölen, kişinin kendi migreninin dilini öğrenmesinin atakları kontrol etmenin en önemli adımlarından biri olduğunu vurguluyor.</p><strong>HER BAŞ AĞRISI MİGREN MİDİR? </strong><p>Her baş ağrısının migren olarak değerlendirilmemesi gerektiği konusunda uyarılarda bulunan Doç. Dr. Meltem Karacan Gölen, özellikle hayatta ilk kez yaşanan, ani ve çok şiddetli başlayan bir baş ağrısı varsa ya da baş ağrısına konuşma bozukluğu, görme kaybı, bilinç değişikliği veya kol ve bacakta güçsüzlük eşlik ediyorsa beklenmemesi gerektiğini ifade ediyor. Doç. Dr. Meltem Karacan Gölen, bu durumlarda vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini belirterek, hava sıcaklığını değiştiremesek de migren eşiğimizi koruyabileceğimizi, yazın migrenle mücadelede en güçlü silahın kendi tetikleyicilerimizi tanıyarak önlemlerimizi almak olduğunu sözlerine ekliyor.</p><strong>BAŞ AĞRINIZ YOK DİYE MİGRENİ ELEMEYİN</strong><p> Nöroloji Polikliniği uzmanlarından Dr. Rahime Seren ise insanların bu rahatsızlığı daha çok baş ağrısı olarak tanıdığını fakat bazen baş ağrısı olmadan da migren atakları yaşanabileceğini belirtti. En sık görülen şekliyle, migren hastalarının yaklaşık yüzde 30&#39;unda sürecin baş dönmesi ataklarıyla gittiğini söyleyen Dr. Seren, bu baş dönmesi ataklarının çoğu zaman baş ağrısına eşlik etmediği için hastaların tanı almasında büyük güçlükler yaşandığını aktararak migrenin ağrısız bir çeşidi olan vestibüler migrene dair önemli uyarılarda bulundu.</p><strong>BAŞ DÖNMELERİN SEBEBİ AĞRISIZ MİGREN ATAKLARI OLABİLİR!</strong><p>Dr. Rahime Seren, bu baş dönmesi ataklarının daha çok baş ve göz hareketleriyle ortaya çıkan, kendinin dönmesi ya da etrafın dönmesi hissi şeklinde olabildiğini vurguladı. Bunun yanı sıra aniden asansörden düşüyormuş gibi bir boşluk hissi, kendini sağa ya da sola doğru ittirme şeklinde bir baş dönmesi algısı oluşabileceğini belirten Dr. Seren, dengesizlik ve algıda azalma şeklinde atakların da ortaya çıkabileceğini ekledi. Dr. Seren, bazen bu tabloya bulantı ve kusma eşlik edebilirken; ışık ile ses hassasiyetinin de sıklıkla eşlik eden bulgular arasında yer aldığını paylaştı.</p><strong>BAŞ DÖNMELERİNİ KALABALIK ORTAMLAR VE FAZLA KAHVE TÜKETİMİ ATAKLARI ARTIRILABİLİR</strong><p>Vestibüler migren ataklarının artmasına zemin hazırlayan pek çok çevresel etken bulunduğuna dikkat çeken Dr. Rahime Seren; uyku düzenindeki bozukluklar, özellikle yaz dönemlerinde susuz kalma, kafeini çok tüketip suyu az tüketme, Çin tuzunun kullanıldığı paketli gıdalar ve hava basıncı değişikliklerinin bu durumların başında geldiğini ifade etti. Fırtınalı havalar ya da uçak seyahatleri gibi uzun yol seyahatlerinin de atakları artırabildiğini söyleyen Dr. Seren, kalabalık ortamlarda bulunmanın, insanın ve eşyanın çok fazla olduğu, fazlaca hareketli cisimlerin yer aldığı alanlara girmenin süreci hızlandırdığını dile getirdi. Özellikle bir markete girildiğinde, bir düğünde ya da kalabalık bir ortamda bulunulduğunda bu şikayetlerin tetiklenebildiğini belirten Dr. Seren, bilgisayar ekranına uzun süre bakmanın, özellikle bilgisayar oyunu oynayanlarda ya da hareketli cisimleri takip eden insanlarda da vestibüler migren ataklarını artırabildiğini aktardı.</p><p>Çok yoğun ve stresli olunan dönemler, kadınlarda adet dönemleri ve menopoz öncesi süreçlerin de atakların sıklığını etkilediğini vurgulayan Dr. Rahime Seren, özellikle yaz dönemlerinde düğünlerin çok artmış olması ve kalabalık ortamlarda fazla bulunulması, yanıp sönen parlak ışıklar, lunaparka gitmek gibi dönen veya hareketli cisimlerin olduğu alanlar ile yoldan sürekli geçen araçların bulunmasının tetikleyici faktörler olarak öne çıktığını bildirdi. Son dönemlerde çok fazla kahve tüketimi alışkanlığı başladığına değinen Dr. Seren, günde 1-2 fincan kahvenin migreni ve vestibüler migreni korurken, tüketimin 5-6 fincana çıkmasının bunların tetikleyicisi haline geldiğini ve bu yüzden kahve miktarına mutlaka dikkat etmek gerektiğini hatırlattı.</p><strong>BAŞ DÖNMELERİ İÇİN YAPILAN TETKİKLER NORMAL ÇIKTIĞI İÇİN KAYGI BOZUKLUĞU SANILABİLİYOR</strong><p>Migren hastası olunmasına rağmen hayatın belli dönemlerinde baş dönmesi olup baş ağrısı olmayabileceğini söyleyen Dr. Rahime Seren, bu durumdaki kişilerin çoğunun vestibüler migren tanısı almakta çok büyük güçlük çektiğini açıkladı. Baş ağrısı olmadığı, sadece bir baş dönmesi yaşandığı için bu baş dönmesini tespit edecek özel bir tetkikin de bulunmadığını belirten Dr. Seren; beynin MR sonuçlarının normal çıktığını, yapılan muayenelerin normal sonuçlandığını, kulak kristal muayenesi denilen manevraların da tamamen normal çıktığını aktardı.</p><p>Somut bir bulgu elde edilemeyince hastaların kendilerinde hep çok kötü bir hastalık olduğundan şüphelenip çoğu zaman anksiyete, yani kaygı bozukluğu ve stres bozukluğu tanısı aldıklarını ifade eden Dr. Rahime Seren, halbuki bu hastalar iyice dinlendiği ve iyi bir anamnez, yani hasta öyküsü alındığı zaman gerçeklerin ortaya çıktığını belirtti. Gün içerisinde saniyeler süren ve tekrarlayan baş dönmesi ataklarının bazen üç güne kadar sürebildiğini, ondan sonrasında ise hastada bir durulma ve dinginlik dönemi ortaya çıktığını söyleyen Dr. Seren, hastayı iyice dinlediklerinde bunun aslında baş ağrısız gelişen bir migren atağı olduğunu anladıklarını ve tedaviyi de buna uygun şekilde planladıklarını dile getirdi.</p><strong>KORUNMANIN EN ETKİLİ YOLU KENDİ SINIRLARINI TANIMAK</strong><p>Bu hastalığın en önemli tedavi yönteminin, atakları tetikleyen faktörlerden mümkün olduğunca uzak durmak olduğunu belirten Dr. Rahime Seren, sadece tetikleyicilerden kaçınmanın bile tek başına yeterli bir çözüm sunabildiğini ifade etti. Günlük düzenli egzersiz yapmanın ve sıvı alımına dikkat etmenin bile baş dönmesi ataklarından korunmayı sağlayabildiğini vurgulayan Dr. Seren, eğer bu ataklar nadir ve arada bir oluyorsa, öncelikle tanının konulması gerektiğini söyledi. Doğru tanı konulduğu zaman hastanın artık kendi vücudunu ve hastalığını tanır hale geldiğini ve süreci bilmenin bile insanı psikolojik olarak çok ciddi bir şekilde rahatlattığını ekledi.</p><p>Ancak bu ataklar günlük yaşamı etkileyecek kadar şiddetliyse, özellikle fiziksel aktiviteler sırasında dengesizlik yaratıyor ve kişinin kendini kontrol etmesini güçleştiriyorsa tıbbi tedavinin devreye alındığını açıklayan Dr. Rahime Seren, tıpkı klasik migreni tedavi ettikleri gibi vestibüler migren ataklarında uygun hastalarda ilaç tedavisinin uygulanabildiğini söyledi. Buradaki asıl amacın, uygulanan ilaç tedavisiyle hastaya bu hastalıkla doğru şekilde yaşamayı öğretmek olduğunun altını çizen Dr. Seren, düzgün, düzenli bir yaşam tarzı benimsendiğinde ve ilaç kontrolleri aksatılmadan düzenli yapıldığında, bu durumun kişiyi rahatsız etmeyecek seviyede şikayetlerin kontrol altına alınmasına yardımcı olabildiğini sözlerine ekledi.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.yenihaberden.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/migren-yazin-neden-artiyor-agr_1784727369_W8jO6s.png" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Migren yazın neden artıyor, ağrısız migren olur mu? ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.yenihaberden.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/migren-yazin-neden-artiyor-agr_1784727369_W8jO6s.png"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Konya Yeni Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Konya Yeni Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Yaz diyeti uyarısı: Sıcak havalarda değiştirilmesi gereken 3 beslenme alışkanlığı]]></title>
            <link>https://www.yenihaberden.com/yaz-diyeti-uyarisi-sicak-havalarda-degistirilmesi-gereken-3-beslenme-aliskanligi/1856829/</link>
            <description><![CDATA[Medicana Konya Hastanesi Beslenme ve Diyetetik Uzmanı Dyt. Beyza Vural Öten, aşırı sıcaklarda vücudun su ve elektrolit kaybetmesinin dehidrasyona yol açtığını belirterek kritik uyarılarda bulundu.]]></description>
            <guid>https://www.yenihaberden.com/yaz-diyeti-uyarisi-sicak-havalarda-degistirilmesi-gereken-3-beslenme-aliskanligi/1856829/</guid>
            <category domain="https://www.yenihaberden.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 10:54:56 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Güneş ve sıcakların zirveye ulaştığı yaz günlerinde pek çok kişide iştah azalması görülmesinin yanında enerji düşüklüğü de meydana gelirken, bu zaman diliminde sürekli serinleten içeceklere karşı daha fazla ihtiyaç duyuluyor. </p><p><strong>Medicana Sağlık Grubu Beslenme ve Diyetetik Uzmanı Dyt. Beyza Vural Öten</strong>, vücudun artan hava sıcaklığına uyum sağlayabilmesi ve vücut ısı dengesini koruması için normalden daha fazla çalıştığını ve bu süreçte çok su kaybettiğini belirtti.</p><p>Yaz aylarında beslenme değişikliğiyle kişinin vücuduna yardımcı olması ve vücudu yaz moduna geçirmek için uygun diyet planı oluşturmanın sağlık açısından önemli bir yere sahip olduğunu ifade eden Medicana Konya Hastanesi Beslenme ve Diyetetik Uzmanı Dyt. Beyza Vural Öten, yaz aylarında dikkat edilmesi ve tabakta bulundurulması gereken besinlerin faydalarının yanında yiyecek ve içecek tüketimindeki saatler konusunda da dikkatli olunması gerektiğini vurguladı.</p><strong>Yaz aylarında değiştirilmesi gereken 3 kritik beslenme alışkanlığı</strong><p>Beslenme saatlerine dikkat edilmesinin, sıcak havalarda sağlıklı beslenmenin en önemli unsurlarından biri olduğunu, sindirim sırasında vücut ısısının arttığını, bunun sıcak havalarda daha fazla hissedildiğini belirten Diyetisyen Beyza Vural Öten, 'Günün en sıcak saatleri olan 12.00-15.00 arasında mümkün olduğunca ağır yemeklerden kaçınılmalı, hafif öğünler tercih edilmelidir. Değiştirilmesi gereken alışkanlıkların başında ise kafein tüketimini kontrol altına almak geliyor. Çay, kahve ve enerji içecekleri diüretik etki göstererek vücuttan su atılımını artırır. Serinlemek amacıyla tüketilen soğuk kahve ve çaylar, farkında olmadan daha fazla su kaybetmenize ve sıvı ihtiyacınızın artmasına neden olabilir. Bu nedenle yalnızca içeceğin soğuk olmasına değil, sağlık açısından faydalı olup olmadığına da dikkat edilmelidir. Bir diğer önemli nokta ise ağır ve yağlı yemeklerden uzak durmaktır. Kırmızı et ile yağlı ve kızartılmış yiyecekler sindirim sistemini daha fazla zorlayarak vücut ısısını artırabilir. Ayrıca büyük porsiyonlar halinde tüketilen ağır yemekler metabolik ısı üretimini artırdığı için özellikle çok sıcak havalarda halsizlik ve yorgunluk hissine yol açabilir. Bu nedenle yaz aylarında hafif salatalar, yoğurtlu sebze yemekleri ve ızgara seçenekleri daha sağlıklı tercihler arasında yer almaktadır' dedi.</p><strong>Vücudun susuz kalması en büyük tehlike</strong><p>Dyt. Beyza Vural Öten, hava sıcaklığının artmasıyla birlikte vücudun, güvenli iç sıcaklığını koruyabilmesi için daha fazla çalıştığını, bu süreçte vücudun kendini serinletme mekanizması olan terleme artarken, beraberinde önemli miktarda su ve elektrolit kaybı da yaşandığını söyledi. </p><p>Kaybedilen sıvı ve minerallerin yeterince yerine konulmadığında dehidrasyon gelişebildiğini ifade eden <strong>Dyt. Beyza Vural Öten</strong>, 'Dehidrasyon, yalnızca susuzluk hissiyle sınırlı olmayan, vücudun aşırı susuz kalması sonucu ortaya çıkan ciddi bir durumdur. Geçmeyen baş ağrısı, yorgunluk, baş dönmesi, zihinsel bulanıklık, dikkat ve konsantrasyon bozukluğu, kabızlık ile kas krampları dehidrasyonun en sık görülen belirtileri arasında yer alır. Çoğu zaman sadece susamak olarak değerlendirdiğimiz bu durum, aslında hücresel düzeyde vücudun verdiği önemli bir alarmdır. Vücuttaki su oranının yalnızca yüzde 1-2 azalması bile metabolizmanın olumsuz etkilenmesine ve bu belirtilerin ortaya çıkmasına neden olabilir. Terleme sırasında yalnızca su değil, sodyum, potasyum ve magnezyum gibi hayati öneme sahip elektrolitler de kaybedilir. Bu minerallerin eksikliği kas krampları, ani baş dönmeleri, halsizlik ve aşırı yorgunluk gibi sorunlara yol açabilir. Bu nedenle sıcak havalarda sadece su tüketimini artırmak değil, elektrolit dengesini koruyacak sağlıklı beslenme alışkanlıklarını da sürdürmek büyük önem taşımaktadır' şeklinde konuştu.</p><strong>Su tüketiminizi, su içeriği yüksek besinlerle destekleyin</strong><p>Günlük su ihtiyacının yaklaşık yüzde 30&#39;unun tükettiğimiz besinlerden karşılandığını belirten Dyt. Beyza Vural Öten, 'Besinlerin içerdiği su, sindirim sisteminde daha uzun süre kaldığı için hücreler tarafından yavaş emilir ve vücudun daha uzun süre ferah kalmasına katkı sağlar. Susuz kalmamak için yeterli miktarda su tüketmek elzemdir. Ancak su içeriği yüksek besinleri günlük beslenme düzenine eklemek de sıvı dengesini korumaya yardımcı olur. Yaz aylarının vazgeçilmez meyveleri olan karpuz ve kavunun yaklaşık yüzde 90-92&#39;si sudan oluşur. Ancak porsiyon kontrolüne dikkat edilmelidir. Yaklaşık üç üçgen dilim karpuz, bir porsiyon meyve tüketimine karşılık gelir. Yüzde 95&#39;in üzerinde su içeriğine sahip olan salatalık ise vücudun serinlemesine yardımcı olan en iyi sebzelerden biridir. Salatalarda veya ara öğünlerde rahatlıkla tüketilebilir. Yüksek su içeriğinin yanı sıra güçlü antioksidan özelliklere sahip olan çilek, düşük glisemik indeksi sayesinde de yaz aylarında sağlıklı meyve seçenekleri arasında yer alır. Su oranı yüksek ve sindirimi kolay olan kabak, hafif yapısıyla özellikle sıcak havalarda sıkça tercih edilmesi gereken sebzelerden biridir. Serinletici etkilerinin yanı sıra kalsiyum ve magnezyum gibi mineraller içeren yoğurt ve ayran, aynı zamanda iyi bir elektrolit kaynağıdır ve yaz aylarında sıvı-elektrolit dengesinin korunmasına katkı sağlar. Yüksek su içeriği sayesinde vücudun sıvı ihtiyacını destekleyen domates, içerdiği minerallerle elektrolit dengesinin korunmasına da yardımcı olur' dedi.</p><p>'Mutfakta hazırlayacağınız doğal ve besleyici tariflerle hem serinleyebilir hem de kaybettiğiniz su ve mineralleri yerine koyabilirsiniz' diyen Dyt. Beyza Vural Öten, 'Soğuk ayran aşı, yaz aylarında hem doyurucu hem de hidrasyonu destekleyen yüksek proteinli bir alternatiftir. Bir su bardağı haşlanmış buğday, yarım su bardağı haşlanmış nohut, iki su bardağı süzme yoğurt, bol kıyılmış taze nane ve dereotu, az miktarda tuz ve suyu karıştırarak hazırlayabilir, birkaç küp buz ekleyerek daha ferah bir şekilde tüketebilirsiniz. Ara öğünlerde tercih edilebilecek rafine şekersiz ev yapımı dondurma için ise dilimlenip dondurulmuş bir adet olgun muz, bir su bardağı dondurulmuş çilek, iki yemek kaşığı süzme yoğurt ve isteğe bağlı bir tatlı kaşığı balı mutfak robotunda çekmeniz yeterlidir. Ayrıca sıcak havalarda terlemeyle kaybedilen mineralleri desteklemek amacıyla iki bardak su, bir bardak maden suyu, yarım çay kaşığı kaya tuzu, yarım limonun suyu ve bir tatlı kaşığı süzme balı sürahide karıştırarak doğal bir elektrolit içeceği hazırlayabilirsiniz. Bu içecek özellikle yoğun terleme yaşanan, egzersiz yapılan veya sıcak havada uzun süre vakit geçirilen günlerde gün içine yayarak tüketilebilir' ifadelerini kullandı.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.yenihaberden.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/yaz-diyeti-uyarisi-sicak-haval_1784534095_SNuzeC.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Yaz diyeti uyarısı: Sıcak havalarda değiştirilmesi gereken 3 beslenme alışkanlığı ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.yenihaberden.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/yaz-diyeti-uyarisi-sicak-haval_1784534095_SNuzeC.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Konya Yeni Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Konya Yeni Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Sivas'ta veterinerlikte çığır açan hamle: Ameliyatsız dikişsiz tedavi]]></title>
            <link>https://www.yenihaberden.com/sivas-ta-veterinerlikte-cigir-acan-hamle-ameliyatsiz-dikissiz-tedavi/1856735/</link>
            <description><![CDATA[Sivas'ta sokakta gözünden ağır enfeksiyon kapmış halde bulunan 2,5 aylık tekir kedi Perde'nin görme yetisi, her iki gözüne uygulanan yenilikçi bandaj lens yöntemiyle kurtarıldı.]]></description>
            <guid>https://www.yenihaberden.com/sivas-ta-veterinerlikte-cigir-acan-hamle-ameliyatsiz-dikissiz-tedavi/1856735/</guid>
            <category domain="https://www.yenihaberden.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Sat, 18 Jul 2026 11:55:33 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Sivas&#39;ta sokakta gözünden rahatsız halde bulunan ve &#39;calicivirüs&#39; enfeksiyonuna bağlı ciddi bir kornea hasarı oluştuğu tespit edilen &#39;Perde&#39; isimli 2,5 aylık tekir cinsi kedinin her iki gözüne bandaj lens uygulaması yapıldı.</p><p>Sokakta gözünden rahatsız halde bulunan 2,5 aylık tekir cinsi kedi, hayvansever Nafiz Erdal tarafından sahiplenilerek veterinere götürüldü. Erdal&#39;ın &#39;Perde&#39; ismini verdiği kedinin veteriner muayenesinde, gözünde sokak kedilerinde sıkça rastlanan &#39;calicivirüs&#39; enfeksiyonuna bağlı ciddi bir kornea hasarı (ülser) oluştuğu tespit edildi. Veteriner Hekim İbrahim Özmen, korneadaki iyileşmeyi desteklemek, gözü dış etkenlerden korumak ve ağrıyı azaltmak amacıyla Perde&#39;nin her iki gözüne de bandaj lens uygulaması yaptı.</p><strong>&#39;LENSİN ÖZELLİĞİ KORNEAYI KORUYOR OLMASI&#39;</strong><p>Kedinin tedavisine ilişkin bilgi veren Veteriner Hekim İbrahim Özmen, 'Göz kapağı, korneada herhangi bir hasar olmadığı zaman gözü gayet güzel koruyan bir organ. Fakat kornea üstünde bir hasar oluştuğunda, göz kapağı her inip kalktığında korneadaki o hasarı daha da büyütebiliyor. Ayrıca ışık hassasiyeti de ağrıya sebep oluyor. Bu yüzden korneasında hasar olan hayvanlarda göz kapağını birbirine dikiyoruz ya da oraya bir kapatma işlemi uyguluyoruz. Fakat son dönemlerde dünyada birkaç yıldır, Türkiye&#39;de de birkaç aydır bunun yerine bandaj lensler uygulanmaya başlandı. Biz de bunu uygulayan öncü kliniklerden biriyiz. Hasarlı korneanın üzerine lensi yerleştiriyoruz. Bu işlem anesteziyle ya da anestezisiz de yapılabiliyor. Bizim hastamız 2,5 aylık olduğu için anestezi riskini almak istemedik. Buradaki bandaj lensin özelliği hem korneayı koruyor hem de kullandığımız ilaçları yüzeyde tutma özelliği taşıyor. Böylelikle ilaçlardan aldığımız verimi de artırabiliyoruz' dedi.</p><strong>&#39;YAPILAN LENS İŞLEMİ BAŞARILI GÖRÜNÜYOR&#39;</strong><p>Kediyi bulup sahiplenen Nafiz Erdal ise 'Yaklaşık 2,5 ay önce mahallede beslediğimiz hamile bir kedimiz vardı. Daha sonra doğum yaptığını öğrendik. Baktığımda yavruların gözlerinde enfeksiyon vardı. Önce damla uyguladık ama büyüdükçe kedileri tutamadık. Sonrasında Veteriner Hekim İbrahim Özmen&#39;e danıştık. Bize lens konusunda fikir verdi. Yavru kedilerden yakalayabildiğim bir tanesini alıp getirdik. Tedavisi yapıldı ve yapılan lens işlemi başarılı görünüyor' diye konuştu. </p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.yenihaberden.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/sivas-ta-veterinerlikte-cigir-_1784364931_uw4JbN.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Sivas'ta veterinerlikte çığır açan hamle: Ameliyatsız dikişsiz tedavi ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.yenihaberden.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/sivas-ta-veterinerlikte-cigir-_1784364931_uw4JbN.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Konya Yeni Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Konya Yeni Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Yaz ayları herkes için enerji dolu geçmiyor: Sıcak hava ve tatil stresi depresyonu tetikliyor]]></title>
            <link>https://www.yenihaberden.com/yaz-aylari-herkes-icin-enerji-dolu-gecmiyor-sicak-hava-ve-tatil-stresi-depresyonu-tetikliyor/1856548/</link>
            <description><![CDATA[Medicana Konya Hastanesi Klinik Psikolog Kübra Adam, yaz aylarında sosyal yaşamın hareketlenmesinin bazı bireylerde yetersizlik duygusunu ve depresif belirtileri tetikleyebileceğini söyledi.]]></description>
            <guid>https://www.yenihaberden.com/yaz-aylari-herkes-icin-enerji-dolu-gecmiyor-sicak-hava-ve-tatil-stresi-depresyonu-tetikliyor/1856548/</guid>
            <category domain="https://www.yenihaberden.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 13:04:29 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Yaz ayları genellikle tatil, güneş, sosyal aktivite ve daha enerjik bir yaşamla ilişkilendirilirken, bu dönem herkes için aynı şekilde olumlu olmayabiliyor.</p><p>Yaz aylarında daha mutlu ve enerjik hissedildiği düşünülse de bazı kişiler bu süreçte tam tersine huzursuzluk, yorgunluk ve isteksizlik yaşayabiliyor. Medicana Sağlık Grubu Psikoloji Uzmanı Klinik Psikolog Kübra Adam, herkes için bu kuralın geçerli olmayacağını fakat sosyal becerileri yeterince gelişmemiş kişilerin, bu dönemde artan sosyalleşme ihtiyacında içe kapanma, kendini sorgulama ve kaygı düzeyinde artışa da neden olabileceğini söyledi.</p><p>Yaz aylarında sosyal yaşamın hareketlenmesi, tatil planlarının artması ve insanların daha aktif görünmesinin, bazı bireylerde karşılaştırma duygusunu artırabildiğini ifade eden <strong>Medicana Konya Hastanesi Psikoloji Uzmanı Klinik Psikolog Kübra Adam</strong>, bu durumun zaman zaman yalnızlık hissine ve kendini yetersiz hissetmeye yol açabileceğine, kişilerin aynı maddi ve sosyal imkanlara sahip olmadığından ötürü kendilerini ötekileştirip, zorluk yaşayabileceğine değindi.</p><strong>'Yaz döneminde depresif belirtiler görülebilir'</strong><p>Sıcak havaların artması, uyku düzenini olumsuz etkileyebiliyor. Uyku kalitesindeki düşüş ise gün içinde enerji azalmasına ve odaklanma güçlüğüne yol açabiliyor. Bunun yanında düzensiz uykunun, duygusal dengeyi de etkileyerek kişilerin daha hassas ve dalgalı bir ruh haline girmesine neden olabileceğini vurgulayan Klinik Psikolog Kübra Adam, &#39;&#39;Sabah kalktığında işe gitmekte güçlük çekmek, yapılacak önemli bir işte ufak hataları gözden kaçırmak gibi problemlerle karşılaşılabilmektedir. Bazı bireylerde yaz döneminde depresif belirtiler de görülebilir. İstek azalması, keyif alamama ve enerji düşüklüğü bu belirtiler arasında yer alır. Bu durum kişinin günlük yaşamını, sosyal ilişkilerini ve iş ya da okul performansını olumsuz etkileyebilir. Belirtilerin uzun sürmesi, uyku ve iştah düzeninde belirgin değişikliklerin olması, kişinin daha önce keyif aldığı şeylerden artık zevk almaması gibi durumlar önemli uyarı işaretleri olabilir. Bu gibi durumlarda profesyonel destek almak önemlidir&#39;&#39; dedi.</p><strong>'Planlama sürecindeki belirsizlik tatil stresine neden olur'</strong><p>Tatil döneminin genellikle dinlenme, yenilenme ve keyif alma ile ilişkilendirildiğini, ancak pratikte herkesin bu süreci aynı şekilde deneyimlemediğini ve bazı kişiler için tatilin, beklenenin aksine kaygı ve stresin arttığı bir döneme dönüşebileceğini ifade eden Klinik Psikolog Kübra Adam, şu açıklamalarda bulundu: &#39;&#39;Bu durum zaman zaman &#39;tatil stresi&#39; olarak da ifade edilmektedir. Tatil stresinin en temel nedenlerinden biri planlama sürecinde yaşanan belirsizliklerdir. Özellikle iş temposu yoğun olan kişilerde tatil tarihi belli olsa bile, detayların son ana bırakılması zihinsel olarak bir yük oluşturabilir. Nerede kalınacağı, nasıl ulaşım sağlanacağı ya da tatilin nasıl geçirileceği gibi konulardaki belirsizlikler, tatil başlamadan önce bile bir tür zihinsel yorgunluk oluşturabilir. Örneğin şirkette yoğun çalışan bir kişi, iş yoğunluğu nedeniyle tatil planını tam olarak yapamadığında, zihnindeki belirsizlikler artar ve bu durum tatil sürecini zihinsel olarak bir yük haline getirebilir. Bunun yanında ekonomik kaygılar da önemli bir etkendir. Tatil, dinlenme amacı taşısa da aynı zamanda belirli bir maliyet gerektirir. Bütçenin aşılması ihtimali ya da tatil sonrasında maddi olarak zorlanma düşüncesi, kişinin rahatlamasını zorlaştırabilir. Bu durumda tatil, keyifli bir deneyim olmaktan çıkıp sürekli hesap yapılan bir sürece dönüşebilir. Bir diğer önemli nokta ise beklenti düzeyidir. Özellikle sosyal medyada paylaşılan &#39;kusursuz tatil&#39; görüntüleri, farkında olunmadan bir karşılaştırma baskısı oluşturabilir. Bu durum, kişinin kendi deneyimini daha olumsuz değerlendirmesine yol açabilir. Oysa tatil deneyimi, kişiden kişiye değişen şartlar ve imkanlar çerçevesinde şekillenir.&#39;&#39;</p><p>Özellikle sosyal medyada tatil, konser ve çeşitli sosyal etkinlik paylaşımlarına sık maruz kalmanın bireyde 'ben de orada olmalıydım' düşüncesini tetikleyebileceğini, yaz aylarında bu durumun daha da belirgin hale geldiğini ifade eden Kübra Adam, &#39;&#39;Zamanla birey, içinde bulunduğu anın keyfini çıkarmakta zorlanabilir ve dikkati giderek başkalarının yaşamlarına yönelme eğilimi gösterebilir. Bu durum, zihinsel yorgunlukla birlikte duygusal tükenmişlik hissine de zemin hazırlayabilir. Sosyal medyada karşılaşılan içeriklerin büyük ölçüde seçilmiş, düzenlenmiş ve yalnızca &#39;en iyi anları&#39; yansıtan paylaşımlar olduğu göz ardı edildiğinde, kişiler kendi yaşamlarını bu kusursuz görüntüler üzerinden değerlendirme eğilimine girebilir. Bu durum, kişinin kendi günlük yaşamını haksız bir karşılaştırma içinde algılamasına ve buna bağlı olarak duygusal yük yaşamasına zemin hazırlayabilir. Genel olarak bakıldığında tatil, yalnızca dinlenme değil aynı zamanda beklentilerin, planlamanın ve duygusal yüklerin de yönetildiği bir süreçtir. Daha esnek bir yaklaşım benimsemek, gerçekçi beklentiler oluşturmak ve kişinin kendi ihtiyaçlarını gözetmesi, bu sürecin daha dengeli ve tatmin edici yaşanmasına katkı sağlar. Önemli olan tatilin kusursuz olması değil, kişinin gerçekten dinlenebilmesine imkan tanımasıdır' diye konuştu.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.yenihaberden.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/yaz-aylari-herkes-icin-enerji-_1784023468_50uQyl.webp" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Yaz ayları herkes için enerji dolu geçmiyor: Sıcak hava ve tatil stresi depresyonu tetikliyor ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.yenihaberden.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/yaz-aylari-herkes-icin-enerji-_1784023468_50uQyl.webp"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Konya Yeni Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Konya Yeni Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Sıcak çarpması hayati risk taşıyor!]]></title>
            <link>https://www.yenihaberden.com/sicak-carpmasi-hayati-risk-tasiyor/1856441/</link>
            <description><![CDATA[Yaz mevsiminin etkisini yoğun şekilde hissettirdiği son günlerde, en çok sıcak çarpması önemli bir sağlık sorunu olarak öne çıkabildiğini belirten uzmanlar, özellikle 65 yaş üzeri bireyler, çocuklar, kronik hastalığı olanlar ve açık alanda çalışanlar için sıcak havaların ciddi sağlık riski oluşturduğunu ifade etti.]]></description>
            <guid>https://www.yenihaberden.com/sicak-carpmasi-hayati-risk-tasiyor/1856441/</guid>
            <category domain="https://www.yenihaberden.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Sun, 12 Jul 2026 11:19:29 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Sıcak çarpmasının, vücut ısısının hızla 40 derece ve üzerine çıkması ile ortaya çıkan, hayati tehlike barındıran klinik bir tablo olduğunu vurgulayan <strong>Medicana Bursa Hastanesi İç Hastalıkları Uzm. Dr. Murat Kemahlı</strong>, şu uyarılarda bulundu;<br>'Normal şartlarda vücut sıcaklığımız terleme ve susama gibi mekanizmalarla dengede tutulur. </p><p>Ancak yüksek sıcaklık ve nem şartlarında bu sistemler yeterli olmazsa, vücut ısısı hızla yükselir. Bu durum, beyin başta olmak üzere hayati organlara zarar verebilir. Ani yüksek ateş, kuru ve sıcak cilt, bilinç bulanıklığı, baş ağrısı, halüsinasyon, kalp atışlarında hızlanma ve bulantı-kusma. Sıcak çarpmasının belirtilerindendir.'</p><p><strong>Sıcak havalardaki riskli kişileri ise Kemahlı şöyle sıraladı;</strong></p><p>'5 yaş altı çocuklar ve 65 yaş üzeri bireyler, kalp, tansiyon, diyabet ve böbrek hastalığı olanlar, hamileler, aşırı kilolu bireyler, güneş altında çalışanlar, yalnız yaşayan yaşlı bireyler ve ihtiyaç sahibi hastalar.'</p><p>Sıcak çarpmasına maruz kalan bir kişiye yapılması gereken ilk müdahalelerinin öneminden bahseden Uzm. Dr. Murat Kemahlı, 'Kişi hemen gölge ve serin bir ortama alınmalı, giysileri gevşetilmeli, boyun ve koltuk altına soğuk bez uygulanmalıdır. Şuuru açıksa su içmesi sağlanmalıdır. Ancak durum ciddiyse hiç vakit kaybetmeden 112 Acil Ekiplerinden yardım alınmalıdır' diye konuştu.</p><p>Sıcaklardan korunmak için 8 önemli tavsiyede bulunan Kemahlı, '11.00-16.00 saatleri arasında dışarı çıkmaktan kaçınılmalı. İnce, bol ve açık renkli giysiler tercih edilmeli. Yeterli miktarda su tüketilmeli. Ağır egzersizlerden kaçınılmalı. Serin ve gölgeli ortamlarda bulunulmalı. Risk grubundaki kişiler yalnız bırakılmamalı. Beslenmede yağlı ve ağır gıdalardan kaçınılmalı, şekerli içecek yerine su ve doğal maden suyu tercih edilmeli' dedi.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.yenihaberden.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/sicak-carpmasi-hayati-risk-tas_1783844368_QAaW07.webp" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Sıcak çarpması hayati risk taşıyor! ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.yenihaberden.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/sicak-carpmasi-hayati-risk-tas_1783844368_QAaW07.webp"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Konya Yeni Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Konya Yeni Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Diş ağrısı şikayetiyle gitti, ayağını kullanamaz hale geldi]]></title>
            <link>https://www.yenihaberden.com/dis-agrisi-sikayetiyle-gitti-ayagini-kullanamaz-hale-geldi/1856097/</link>
            <description><![CDATA[İzmir'in Karabağlar ilçesinde yaşayan Şerif Osman, iddiaya göre diş ağrısı nedeniyle gittiği hastanede yapılan iğne sonrası sol bacağını kullanamaz hale geldi.]]></description>
            <guid>https://www.yenihaberden.com/dis-agrisi-sikayetiyle-gitti-ayagini-kullanamaz-hale-geldi/1856097/</guid>
            <category domain="https://www.yenihaberden.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Sun, 05 Jul 2026 10:42:10 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>İzmir&#39;in <strong>Karabağlar </strong>ilçesinde yaşayan mobilya ustası Serif Osman (29), geçen yıl ekim ayında şiddetli diş ağrısı şikayetiyle Gaziemir&#39;de bulunan bir hastanenin acil servisine başvurdu. Hastanede kendisine kalçasından iğne yapıldı. Ancak iddiaya göre enjeksiyonun ardından talihsiz adamın sol bacağında şiddetli ağrı, hareket kaybı ve zamanla kısalma oluştu. </p><p>Osman, şikayetlerinin artması üzerine başka bir hastaneye başvurdu. Orada yapılan tetkiklerin ardından, bacağındaki hasarın yapılan yanlış iğne uygulamasından kaynaklandığı söylendi. Sağlık sorunları nedeniyle çalışamaz hale gelen 3 çocuk babası genç adam, hastane ve işlemi yapan doktor hakkında suç duyurusunda bulundu.</p><strong>'Bir tane iğne için hayatım mahvoldu'</strong><p>Yaşadığı süreci anlatan Şerif Osman, 'Dişimdeki iltihaptan dolayı hastaneye gittim. Doktor durumumu dinledikten sonra, &#39;Sana bir antibiyotik ilaç yazıyorum, sonra bir de iğne vereceğim&#39; dedi. Yan taraftaki hemşire odasına girdim. Kalçadan bir iğne vurdu. Hemşire iğneyi sokunca bir ağrı yaptı, ardından ilacı boşaltınca bacağımda bir yanma oluştu. Ayağa kalktım ama bacağım boşaldı ve direkt yere düştüm. Daha sonraki süreçte bacağım şişmeye başladı. Bu şişlik bir ay boyunca devam etti. Yanma hissi başladı. İki-üç ay yataktaydım, ağrımdan ve sancımdan dolayı hiç hareket edemiyordum. Mağdurum, bir senedir çalışamıyorum ve çocuklarım perişan oldu. Borçlanmış durumdayım. Bir tane iğne için hayatım mahvoldu' diye konuştu.</p><strong>'Şu anda çalışamıyorum, perişan oldum'</strong><p>Şişlikten dolayı başka bir hastaneye gittiğini ifade eden Osman, 'Orada tetkikler yaptırdım. Doktor ağrı kesici yazdı ama ona rağmen sancıdan duramıyordum. Ağrımdan dolayı yemek bile yiyemiyorum. Oradaki doktor bana &#39;durumun bu iğneden dolayı kaynaklandığını&#39; söyledi ve &#39;Korkma, daha gençsin, ileride geçer ama zaman ister. İki-üç sene sürer' dedi. Şu anda çalışamıyorum. Perişan oldum. Bu olay ilk olduğunda eve gelmiştim ve sabaha kadar bacağım iyice şişmişti. Sabah saat 6&#39;da direkt aynı hastaneye gittim ve aynı doktoru buldum. &#39;Doktor bey, bana iğne verdin, bak ayağımı ne hale getirdi, şişti&#39; dedim. Doktor bana, &#39;Sen bir yerde düştün mü, bir şey mi oldu?&#39; diye sordu. Ben de &#39;Doktor bey, hiçbir şeyim olmadı, tamamen iğneden dolayı oldu&#39; dedim' ifadelerine yer verdi.</p><strong>'Şikayetçi oldum'</strong><p>Ayağında sancı ve ağrı olduğu için çalışamadığını ve ayağını fazla zorlayamadığını aktaran Osman, 'Üç tane bebeğim var. Bu bebeklerin geleceği, hayatları ne olacak? Hastaneye dava açtım ve şikayetçi oldum. İnşallah hakkımı alırlar. Bir tane iğne için benim ve çocuklarımın hayatını bitirdiler' açıklamalarında bulundu.</p><strong>'Süreci takip ediyoruz'</strong><p>Şerif Osman&#39;ın avukatı Ebru Bilgen ise 'Müvekkilimiz ofisimize ilk geldiğinde, diş ağrısı şikayetiyle Gaziemir&#39;deki bir hastaneye gittiğini, kendisine burada uygulanan enjeksiyon işlemi sonrasında bacağında kısalma meydana geldiğini ve eski sağlığını kaybettiğini söyledi. Şerif Bey, olayın meydana geldiği dönemde Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunmuş. Biz o süreci takip ediyoruz. Tazminat davası açmak üzere başvuruyu da yaptık. Yasal sürelerin dolmasının ardından davayı açacağız' dedi.</p><p>Sözlerini sürdüren Bilgen, şunları kaydetti:</p><p>'Müvekkil bize geldiği andan itibaren, özellikle mesleğini kaybettiği için çok üzgün. Kendisi mobilya ustası ve sürekli beden gücüyle çalışıyor. Hastaneye bacağında hiçbir problem olmadan girip, iğne sonrasında bacağını kaybederek çıkması söz konusu. Bakmakla yükümlü olduğu çocukları ve eşi var. Onların geçimini nasıl sağlayacağı konusunda ciddi kaygılar yaşıyor. Çocukları da babasını o durumda görmekten dolayı çok üzgün. Bana geçmiş videolarını izletti. Gayet mutlu bir aile. Ancak bu olaydan sonra maalesef bacağını eskisi gibi kullanamıyor.'</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.yenihaberden.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/dis-agrisi-sikayetiyle-gitti-a_1783237328_0A7Fwc.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Diş ağrısı şikayetiyle gitti, ayağını kullanamaz hale geldi ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.yenihaberden.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/dis-agrisi-sikayetiyle-gitti-a_1783237328_0A7Fwc.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Konya Yeni Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Konya Yeni Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Uzmanından hayati uyarı: Burun açıcı spreylerin bilinçsiz kullanımı bağımlılık yapıyor]]></title>
            <link>https://www.yenihaberden.com/uzmanindan-hayati-uyari-burun-acici-spreylerin-bilincsiz-kullanimi-bagimlilik-yapiyor/1855911/</link>
            <description><![CDATA[Necmettin Erbakan Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hamdi Arbağ, burun açıcı spreylerin 5-7 günden uzun süre kullanılmasının bağımlılığa ve kalıcı hasara yol açabileceğini belirtti.]]></description>
            <guid>https://www.yenihaberden.com/uzmanindan-hayati-uyari-burun-acici-spreylerin-bilincsiz-kullanimi-bagimlilik-yapiyor/1855911/</guid>
            <category domain="https://www.yenihaberden.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 16:50:00 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Burun açıcı spreylerin 5-7 günden uzun süre kullanılmasının bağımlılığa neden olabileceğini belirten uzmanlar, bilinçsiz kullanımın burun dokusunda kalıcı hasara kadar uzanan ciddi sorunlara yol açabileceği uyarısında bulundu.</p><p>Uzmanlar, burun spreylerinin iki ana gruba ayrıldığını, özellikle burun tıkanıklığını kısa sürede gideren spreylerin yalnızca akut dönemde ve doktor önerisiyle kullanılması gerektiğini söyledi. Burun açıcı spreylerin en fazla 5 ila 7 gün kullanılması gerektiğini vurgulayan uzmanlar, bu sürenin aşılması halinde spreylerin fayda yerine zarar vermeye başladığını ifade etti.</p><strong>'5 gün, bir haftadan fazla kullanılan spreyler fayda yerine zarar vermeye başlıyor'</strong><p>Burun spreyleri ile ilgili bilgi veren <strong>Necmettin Erbakan Üniversitesi Tıp Fakültesi Cerrahi Tıp Bilimleri Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıklarından Prof. Dr. Hamdi Arbağ</strong>, 'İki çeşit burun spreyi grubu var diyebiliriz. Biri bunların tedavi amaçlı burnu hemen açan burun spreyleri. Bunları biz akut dönemde burnu tıkalı olan, sinüzit olan, alerjisi olan, çok sıkıntıda olan hastalarda hemen tedaviye başlayalım, semptomatik tedavi dediğimiz burnu hemen açma yönünde tedaviler. Yalnız bunda en önemli husus 5 gün, bir haftadan fazla bu spreylerin kullanılmaması. 5 gün, bir haftadan fazla kullanılan spreyler fayda yerine zarar vermeye başlıyor. Dolayısıyla hastayı uyarıyoruz. Eğitimlerde söylüyoruz. Öğrenci eğitiminde, asistan eğitiminde genel bir bilgi birikimi var ama nedense yani ya ciddiye alınmıyor veya bu uyarıyı böyle olduğunu hastalar bilmiyor. Dolayısıyla bu hemen açan burun spreylerinin bir hafta veya 5 günden fazla kullanılmaması, kullanılırsa burun etlerinde dejenerasyon yapacağı için burnun yapısını bozar' dedi.</p><strong>'Birçok hastada aslında hastalık yok'</strong><p>Prof. Dr. Hamdi Arbağ söyle devam etti:<br>'Bunların tedavisi bu burun spreylerinden bir an önce kurtulmak. Burnum tıkalı diye geliyor. Biz de bakıyoruz eğrilik mi var, burun içinde et mi var, alerji mi var? Yani burun tıkanıklığı yapan sebepleri araştırıyoruz. Aklımıza çoğu zaman geliyor veya biz de soruyoruz. Bunun tabii belirtileri oluyor veya hasta kendisi çıkarıyor, ben bu burun spreysiz yaşayamıyorum diye. Ne ile geliyor, burun tıkanıklığı ve burun kuruluğuyla geliyor. Sebebi de tedavi için kullandığı ilaç. Yani birçok hastada aslında hastalık yok. Yani burun tıkanıklığına sebep olacak eğrilik yok, polip yok, herhangi bir şey yok. Burnu herhangi bir nedenle alışmış veya herhangi bir nedenle bir yerden tavsiye almış böylelikle başlamış. Yani bu çoğu hastada bu ilacı bıraktığı anda burun tıkanıklığı da kaybolmuş oluyor veya şikayetleri geçmiş oluyor.'</p><strong>'Burun etleri tamamen bozulmuş, dejenere olmuş, işlevsiz hale gelmişse cerrahi yönteme başvuruyoruz'</strong><p>Bu bağımlılığın tedavisinin ilacı bırakmak olduğunu ifade eden Prof. Dr. Hamdi Arbağ, 'İlk aşama bu. İkinci aşamada bunun etkilerini yok edecek. Hekimin önerdiği işte nemlendirilmeye yönelik tedavilerimiz var. Onlar kullanılabilir. Veya o konkaların kendine gelebilmesi için başka grup spreyler kullanılabilir. Nihayetinde eğer burun etleri tamamen bozulmuş, dejenere olmuş, işlevsiz hale gelmişse cerrahi yönteme başvuruyoruz. Burun çok önemli bir yapı, fonksiyonel açıdan burun tıkanıklığı, burundan nefes alamama, bizim polikliniklere en baş en sık başvuru sebeplerinden biri. Burnu işlevsiz hale getirmek, sağlıklı bir hayat olmaması, uyku apnesine kadar gidebiliyor. Yani cerrahi her şeyin de çözümü değil. Cerrahi nihayetinde mecbur kaldığımız vakalarda yapıyoruz. Yani işin özü bu ilaçlara hiç başvurmamak, başvurdu, geri dönüşsüz hale gelir mi çok uzun süre olanlarda hastaları biraz da uyarmak gerekiyor. Geri dönüşsüz hale de gelebilir. Dolayısıyla bunun ciddiyetini anlatmak gerekiyor. Yani bu bozdu, bunu bir şekilde düzeltiriz anlamı çıkmıyor. Dolayısıyla başta kullanmamak, başta bu işe bulaşmamak veya doktor tavsiyesi, doktor gözetiminde kullanılabilir' diye konuştu.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.yenihaberden.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/uzmanindan-hayati-uyari-burun-_1782913798_RIZGnD.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Uzmanından hayati uyarı: Burun açıcı spreylerin bilinçsiz kullanımı bağımlılık yapıyor ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.yenihaberden.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/uzmanindan-hayati-uyari-burun-_1782913798_RIZGnD.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Konya Yeni Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Konya Yeni Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Türkiye mutluluk araştırması: Obez bireyler daha mutlu]]></title>
            <link>https://www.yenihaberden.com/turkiye-mutluluk-arastirmasi-obez-bireyler-daha-mutlu/1855583/</link>
            <description><![CDATA[Necmettin Erbakan Üniversitesi öncülüğünde yapılan Türkiye geneli mutluluk araştırmasında obez bireylerin daha mutlu olduğu, en büyük mutluluk kaynağının ise sosyal destek olduğu belirlendi.]]></description>
            <guid>https://www.yenihaberden.com/turkiye-mutluluk-arastirmasi-obez-bireyler-daha-mutlu/1855583/</guid>
            <category domain="https://www.yenihaberden.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 10:37:11 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p><strong>Türkiye genelinde</strong> yapılan bir mutluluk araştırmasında obezler obez olmayanlardan daha fazla mutlu çıkarken, en güçlü mutluluk kaynağı sosyal destek ve yaşam amacı olarak ortaya çıktı.<br>Necmettin Erbakan Üniversitesi Ahmet Keleşoğlu Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ercan Yılmaz, Uzman Abdullah Aktürk ve Psikolojik Danışman Demet Yılmaz tarafından Türkiye genelinde yaklaşık bin 700 katılımcıyla gerçekleştirilen Mutluluk Araştırması yapıldı.</p><p>Araştırmada; gelir, eğitim, aile yapısı, yaşam şartları, psikolojik tutumlar ve sosyal ilişkilerin mutluluk üzerindeki etkisini incelendi. Sonuçlar, sosyal destek, özgürlük hissi, yaşam amacı ve hayata bakış açısının ekonomik şartlardan çok daha belirleyici olduğunu ortaya koydu. Katılımcıların yüzde 35,93&#39;ü 'Mutlu', yüzde 27,56&#39;sı 'Çok mutlu', yüzde 24,46&#39;sı 'Ne mutlu ne mutsuz', yüzde 9,65&#39;i 'Mutsuz', yüzde 2,40&#39;ı 'Çok mutsuz' olduğunu belirtti.</p><p>Araştırmaya katılan her 10 kişiden yaklaşık 6&#39;sı kendini mutlu veya çok mutlu olarak tanımlıyor. Araştırmada obez bireylerin mutluluk düzeyleri, zayıf, normal kilolu ve fazla kilolu bireylerden anlamlı ölçüde daha yüksek çıkarken, bu sonuç, mutluluğun fiziksel görünümden değil sosyal ve psikolojik faktörlerden beslendiğini gösteriyor.</p><strong>'Obez insanlar obez olmayan insanlara göre daha fazla mutlu'</strong><p>Türkiye çapında araştırma yaptıklarını ifade eden <strong>Necmettin Erbakan Üniversitesi Ahmet Keleşoğlu Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ercan Yılmaz</strong>, 'Araştırma yapmadan önce insanların gözlemlerimiz sonucunda mutsuz olduğuna yönelik bir varsayımımız vardı ama bu varsayımın neden kaynaklandığını belirlemek amacıyla yaptığımız geniş ölçekli bir araştırma. Türkiye evreninde yüzde 95 güven aralığında yaptığımız bir araştırma oldu. Araştırmada geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı kullandık. Altı maddelik mutluluk ölçeğini kullandık ve araştırma sonuçlarımız çok ilginç. Amacı olan insanların daha fazla mutlu olduğunu gördük. Yani hayata ilişkin bir amacı olan insanlar yaşamaktan daha fazla zevk, daha fazla keyif alıyor. Aynı zamanda baktığımız zaman çevresinden sosyal destek alan insanlar daha fazla mutlu. Yani bulunduğu ortamda akrabasından, arkadaşlarından sosyal destek alma mutluluğu olumlu yönde etkiliyor. Yine obezler, bu da çok ilginçtir, yani obez olan insanların daha fazla mutsuz olabileceğine yönelik bir varsayımımız vardı. Ama yaptığımız araştırmada bu varsayım desteklenmedi. Obez insanlar obez olmayan insanlara göre daha fazla mutlu. Mutluluğu etkileyen diğer değişkenlerden birisi baktığımız zaman aile sorumluluğunu yerine getirebilme. İnsanlar aile içerisindeki sahip olduğu sorumluluğu yerine getirmeye başladığı zaman daha fazla mutlu olmaya başlıyorlar' dedi.</p><strong>'Dizilerdeki hayata imrenme mutsuzluğu ortaya çıkarıyor'</strong><p><strong>Prof. Dr. Ercan Yılmaz</strong>, insanların sahip olduğu gelirin mutluluğa etkisiyle ilgili sonuçlardan bahsederek, 'Yaptığımız araştırmada asgari ücrete kadar gelire sahip olmayan insanlar evet mutsuz ama asgari düzeyden sonra ortaya çıkan gelir farklılıkları mutluluğu etkilemiyor. Yine dizilerdeki hayata imrenme mutsuzluğu ortaya çıkarıyor. Yine başka ülkelerdeki hayata özenme, onların bizden daha iyi bir hayat yaşadığını düşünme insanları daha fazla mutsuz ediyor. Kararları özgür bir şekilde alabilme, yani insanlar hayatına ilişkin kararları özgür bir şekilde aldıkça daha fazla mutlu oluyor. Çekirdek aile, geniş aile ve parçalanmış aile üzerinde bir farklılıklar var mı ona baktık. Çekirdek aileye mensup olan insanlar daha fazla mutlu. Yani Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgesindeki insanlarımız, diğer bölgelerdeki insanlara göre daha fazla mutsuz. Hayata daha karmaşık bakma, daha karmaşık görme, olayları daha karmaşık bir şekilde algılama insanları daha fazla mutsuz ediyor. Haberler, yani insanların haberlerle çok meşguliyet içerisinde olması, onlardan etkilenmesi insanları mutsuz ediyor. Siyasetle çok meşgul olma, siyaseti takip etme de insanların mutsuzluğunu artırıyor. Sahip olduğu imkanları, başkalarının sahip olduğu imkanlarla kıyaslama insanları mutsuz ediyor' ifadelerini kullandı.</p><strong>'Yaş kategorisine göre mutluluğun farklılaşmadığını bulduk'</strong><p>İlkokul ve üniversite mezunu olan insanların ortaokul ve lise mezunu olan insanlara göre daha fazla mutlu olduğunu söyleyen <strong>Prof. Dr. Ercan Yılmaz</strong>, 'Arada kalmış insanlar daha fazla mutsuz. İş hayatı, mutluluğu olumlu ya da olumsuz bir şekilde etkileyebiliyor. İş hayatındaki nitelik, iş hayatındaki şartlar, mutluluğu olumlu veya olumsuz bir şekilde etkilediğini bulduk. Yaşa göre bir farklılık yok. Biz araştırmamızı 20 ve 60 yaş arasında yaptık. Yaş kategorisine göre mutluluğun farklılaşmadığını bulduk. Yine insanların yaşadığı yerleşim türüne göre yani köy, kasaba, ilçe, büyükşehir, il arasındaki bir farklılaşmanın olmadığını gördük. Başlıca bulgular bunlar. Aslında 30 tane değişkenin mutluluğu etkileyip etkilemediğine baktık. Bu 30 tane değişkene göre mutluluğun neye göre değişip, değişmediğine göre gerekli olan analizleri yaparak mutluluğu betimlemeye çalıştık' diye konuştu.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.yenihaberden.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/turkiye-mutluluk-arastirmasi-o_1782373227_vhUwj2.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Türkiye mutluluk araştırması: Obez bireyler daha mutlu ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.yenihaberden.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/turkiye-mutluluk-arastirmasi-o_1782373227_vhUwj2.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Konya Yeni Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Konya Yeni Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Medicana Konya Hastanesi’nden uzman uyarısı: Havuzlar enfeksiyon saçıyor]]></title>
            <link>https://www.yenihaberden.com/medicana-konya-hastanesi-nden-uzman-uyarisi-havuzlar-enfeksiyon-saciyor/1855491/</link>
            <description><![CDATA[Medicana Konya Hastanesi Çocuk Sağlığı Uzmanı Uzm. Dr. Osman Vural, yaz aylarında çocuklarda artan ishal, güneş çarpması ve havuz enfeksiyonlarına karşı aileleri uyardı.]]></description>
            <guid>https://www.yenihaberden.com/medicana-konya-hastanesi-nden-uzman-uyarisi-havuzlar-enfeksiyon-saciyor/1855491/</guid>
            <category domain="https://www.yenihaberden.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 14:08:55 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Yaz mevsiminin gelmesiyle birlikte çocukların açık havada geçirdiği süre artarken, sıcak hava ve çevresel şartlara bağlı sağlık sorunlarında da önemli bir yükseliş yaşanıyor. <strong>Medicana Sağlık Grubu Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Osman Vural, </strong>yaz aylarında çocuklarda sık görülen hastalıklara karşı alınacak basit önlemlerle birçok sağlık sorununun önüne geçilebileceğini belirtti.</p><p>Yaz döneminde çocuklarda en sık görülen rahatsızlıkların başında ishal, güneş çarpması, güneş yanıkları, havuz kaynaklı kulak ve göz enfeksiyonları, idrar yolu enfeksiyonları, cilt mantarları, böcek ısırıkları ve alerjik hastalıklar meydana geliyor. <strong>Medicana </strong><strong>Konya</strong><strong> Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Osman Vural,</strong> özellikle küçük yaş grubundaki çocukların sıcak havalardan daha fazla etkilendiğine dikkat çekti.</p><strong>Yaz aylarında hijyen kurallarına daha çok dikkat edilmeli</strong><p>Yüksek sıcaklıkların gıdaların daha hızlı bozulmasına neden olacağını, yaz aylarında görülen ishallerin önemli bir bölümünün de hijyen kurallarına yeterince uyulmaması ve kirli gıda ya da su tüketiminden kaynaklandığını belirten <strong>Uzm. Dr. Osman Vural,</strong> 'Özellikle rota virüs başta olmak üzere bazı virüsler ile bakteriyel enfeksiyonlar yaz aylarında ciddi sıvı kaybına yol açabilir. Çocuklarda sıvı kaybı yetişkinlere göre çok daha hızlı gelişmektedir. İshal ve kusma durumlarında çocuğun sıvı alımı mutlaka desteklenmelidir. Ağız kuruluğu, gözyaşında azalma, halsizlik, koyu renkli idrar, sürekli kusma veya kanlı ishal gibi belirtiler görülüyorsa zaman kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Evde oral rehidratasyon solüsyonlarının da kullanılması bu aşamada önemli bir yer almaktadır' dedi.</p><p>Yaz aylarında ailelerin dikkat etmesi gereken konulardan birisinin de güneş çarpması olduğunu söyleyen <strong>Uzm. Dr. Osman Vural</strong>, özellikle öğle saatlerinde uzun süre güneş altında kalan çocuklarda ciddi sağlık sorunları gelişebileceğine dikkat çekti. </p><p>Uzm. Dr. Vural, 'Yüksek ateş, baş ağrısı, kusma, aşırı halsizlik, bilinç bulanıklığı ve hatta bilinç kaybı güneş çarpması durumları görülebilir. Çocukların mümkün olduğunca saat 11.00 ile 16.00 arasında güneş altında dışarıda olmaması gerekir. Ayrıca çocukluk döneminde yaşanan güneş yanıkları geçici bir sorun değildir. Tekrarlayan güneş yanıklarının ilerleyen yaşlarda cilt hastalıkları ve cilt kanserine sebebiyet verdiği durumlar da mevcuttur. Aileler özellikle çocuklar için güneş koruyucu kullanımı konusunda özen göstermelidir. Çocuklar için en az SPF 50 koruma faktörlü güneş kremi tercih edilmesi, dışarı çıkmadan yaklaşık 30 dakika önce uygulanması ve her 2-3 saatte bir yenilenmesi gereklidir' ifadelerini kullandı.</p><strong>Havuzda serinlemek enfeksiyonlara davetiye çıkarabilir</strong><p>Yaz aylarının vazgeçilmez aktivitelerinden biri olan havuz kullanımının bazı sağlık risklerini de beraberinde getirdiğini ifade eden Uzm. Dr. Osman Vural, 'Yaz aylarından tatil dönüşü özellikle kulak enfeksiyonları, göz iltihapları, cilt mantarları ve mide-bağırsak enfeksiyonlarının havuz kaynaklı olduğunu görmekteyiz. Sıcak havalarda artan terleme ve yetersiz sıvı tüketiminin de idrar yolu enfeksiyonlarını tetiklediği bir durum da mevcut. Özellikle bu duruma kız çocuklarında daha sık rastlıyoruz. Ayrıca yaz aylarında sinek ve böcek ısırıklarının artması bazı çocuklarda ciddi alerjik reaksiyonlara sebebiyet vermektedir. Öyle ki bu hastaları yatış vererek bile takip edebilmekteyiz. Yüksek ateş, sürekli kusma, kanlı ishal, solunum sıkıntısı veya bilinç değişikliği gibi durumlarda vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulması yaz aylarında da çok önemli. Yine bu aylarda çocuklar için eğlence ve dinlenme vakitleri olmalıdır. Burada önemli husus ailelerin alacağı basit koruyucu önlemler sayesinde çocuklar yaz tatilini sağlıklı ve güvenli bir şekilde geçirebilir. Koruyucu hekimlik, tedaviden her zaman daha değerlidir' diye konuştu.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.yenihaberden.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/medicana-konya-hastanesi-nden-_1782212933_zb6WI9.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Medicana Konya Hastanesi’nden uzman uyarısı: Havuzlar enfeksiyon saçıyor ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.yenihaberden.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/medicana-konya-hastanesi-nden-_1782212933_zb6WI9.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Konya Yeni Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Konya Yeni Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[NEÜ'nün projesine TÜSEB desteği: İnme tedavisinde yeni umut]]></title>
            <link>https://www.yenihaberden.com/neu-nun-projesine-tuseb-destegi-inme-tedavisinde-yeni-umut/1855458/</link>
            <description><![CDATA[Necmettin Erbakan Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Furkan Yüksel’in yürütücülüğünü üstlendiği beyin hasarına karşı geliştirilen proje TÜSEB tarafından desteklenecek.]]></description>
            <guid>https://www.yenihaberden.com/neu-nun-projesine-tuseb-destegi-inme-tedavisinde-yeni-umut/1855458/</guid>
            <category domain="https://www.yenihaberden.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Mon, 22 Jun 2026 17:38:55 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p><strong>Necmettin Erbakan Üniversitesi Veteriner Fakültesi Temel Bilimler Bölümü Veterinerlik Fizyolojisi Ana Bilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Furkan Yüksel</strong>&#39;in yürütücülüğünü üstlendiği 'Deneysel Fokal Serebral İskemi-Reperfüzyon Hasarında Flavonoid Robininin Nöroprotektif Etkilerinin Araştırılması' başlıklı proje, Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB) tarafından destek almaya hak kazandı.</p><p>İskemik inme sonrası gelişen beyin hasarına karşı doğal bir flavonoid olan robininin nöroprotektif etkilerinin araştırılacağı proje hakkında bilgi veren <strong>Dr. Öğr. Üyesi Furkan Yüksel,</strong> 'Bu projede, sıçanlarda oluşturulacak deneysel inme modelinde robinin adlı doğal bileşiğin beyin dokusu üzerindeki koruyucu etkilerini araştıracağız. Özellikle inme sonrasında ortaya çıkan oksidatif stres, inflamasyon ve hücre ölümü gibi hasar mekanizmaları üzerinde bu bileşiğin etkili olup olmadığını inceleyeceğiz. Elde edeceğimiz bulguların, inme tedavisine destek olabilecek yeni nöroprotektif yaklaşımların geliştirilmesine bilimsel katkı sağlamasını hedefliyoruz' dedi. </p><p>Alanında uzman ve deneyimli bir ekip tarafından yürütülecek projede, İnönü Üniversitesinden Prof. Dr. Suat Tekin, Doç. Dr. Çiğdem Tekin ve Bartın Üniversitesinden Doç. Dr. Yavuz Erden yer alıyor.</p><p>Proje kapsamında, inme sonrası beyinde ortaya çıkan hasar mekanizmalarının daha iyi anlaşılması ve robininin olası koruyucu etkilerinin ortaya konulması hedefleniyor. Elde edilecek bulguların, gelecekte geliştirilebilecek yeni tedavi stratejilerine bilimsel altyapı sağlaması bekleniyor.<br> </p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.yenihaberden.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/neu-nun-projesine-tuseb-desteg_1782139134_ZexAF5.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ NEÜ'nün projesine TÜSEB desteği: İnme tedavisinde yeni umut ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.yenihaberden.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/neu-nun-projesine-tuseb-desteg_1782139134_ZexAF5.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Konya Yeni Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Konya Yeni Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Güneş gözlüğü alırken dikkat: Körlüğe kadar götürebilir]]></title>
            <link>https://www.yenihaberden.com/gunes-gozlugu-alirken-dikkat-korluge-kadar-goturebilir/1855449/</link>
            <description><![CDATA[Medicana Konya Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Yavuz Özpınar, UV koruması olmayan kalitesiz güneş gözlüklerinin göz hastalıklarının ortaya çıkmasını hızlandırdığını açıkladı.]]></description>
            <guid>https://www.yenihaberden.com/gunes-gozlugu-alirken-dikkat-korluge-kadar-goturebilir/1855449/</guid>
            <category domain="https://www.yenihaberden.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Mon, 22 Jun 2026 15:21:39 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Uzmanlar, UV koruması bulunmayan kalitesiz güneş gözlüklerinin göz sağlığını tehdit ederek çeşitli hastalıkların riskini artırdığını belirtiyor.</p><p>Uzmanlar, UV koruması bulunmayan kalitesiz güneş gözlüklerinin zararlı ultraviyole ışınlarına maruziyeti artırarak katarakt, sarı nokta hastalığı ve göz eti gibi rahatsızlıkların ortaya çıkmasını hızlandırabileceğini belirtti. </p><p>Güneş gözlüğü kullanımının yalnızca kozmetik bir tercih olmadığını belirten uzmanlar, doğru ürün seçiminin göz sağlığı açısından kritik olduğunu ifade ederek güneş gözlüğünün şansa bırakılacak bir konu olmadığını söyledi. Yaz aylarının gelmesiyle birlikte güneş gözlüklerinin raflarından çıktığını ve kullanılmaya başlandığını belirten <strong>Medicana </strong><strong>Konya</strong><strong> Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Yavuz Özpınar</strong>, 'Aslında güneş gözlükleri sadece kozmetik maksatlı kullanılan aparatlar değil, aynı zamanda gözün bir güneş kremi gibi düşünebiliriz. Göz direkt güneş ışınlarına, ultraviyole ışınlarına maruz kaldığı zaman aslında birçok hastalığı ya hızlandırabiliyor veya erken çıkmasına sebep oluyor. Bunlar arasında en sık olanlar erken yaş kataraklar, göz eti dediğimiz pterjium, kuş kanadı veya erken başlangıçlı sarı nokta hastalıkları aslında güneşle direkt alakalı. Tabii ki burada güneş gözlüğü kullanmak da aynı zamanda bunlardan koruyor. Yani güneş gözlüğü kullanmak sadece kozmetik bir hadise değil' dedi.</p><strong>Yanlış güneş gözlüğü, ultraviyole ışınlarına maruziyeti artırıyor</strong><p>Yanlış bir güneş gözlüğü kullanıldığı takdirde neler olabileceğini anlatan Op. Dr. Yavuz Özpınar, 'Aslında burada ultraviyole koruması olmayan, lisanslı olmayan güneş gözlüklerinden bahsediyoruz. Yanlış bir güneş gözlüğü kullandığımız zaman ışınların geliş açısını, geliş miktarını değiştirdiği için yanlış bir güneş gözlüğünde göz bebeğimiz büyüyor. Haliyle bu gözlüklerde bir güneş filtresi olmadığı zaman, ultraviyole filtresi olmadığı zaman da bu sefer büyümüş bir gözbebeğinden daha fazla ultraviyole ışınlara maruz kalıyoruz. Aslında korunmak istediğimiz bu hastalıkların tamamından katarakt, göz eti, sarı nokta hastalıkları gibi birçok hastalığı aynı zamanda biz davetiye çıkarmış oluyoruz. Direkt ameliyat götürür diyemeyiz ama ameliyat olabileceğimiz veya cerrahi ile görme kaybıyla ilişkili olabilecek diğer hastalıkların çıkış hızını arttırabilir. Burada bahsettiğim gibi katarakt, kuş kanadı, piterjiyum hastalığı, retina hastalıkları tamamını bu gruba koyabiliriz' ifadelerini kullandı.</p><strong>'Güneş gözlüğü şansa bırakılacak bir olay değil'</strong><p>Kullanım maksatlarına göre her güneş gözlüğünün kullanılıp kullanılamayacağına ve hepsinin herkes için uygun olup olmadığına değinen Op. Dr. Yavuz Özpınar, 'Aslında güneş gözlüklerinin lisanslı olanların tamamında ultraviyole 400 koruması var ve benim bir göz hekimi olarak bir güneş gözlüğünde asıl olmasını istediğim koruma da bu. Ama gündelik yaşamda yaptığımız işlere göre uzun yol şoförüysek farklı bir güneş gözlüğü, karlı yağışlı yollarda kullanıyorsak farklı bir güneş gözlüğü tercih edebiliriz. Polarize kaplamalar burada iş görebilir, antirefle kaplamalar belki kozmetik açıdan hastayı daha rahat hissettirebilir. Bu gibi durumlarda hastalarımızın gözlük alırken, tercih ederken dikkat etmesi gerekiyor. Bence güneş gözlüğü şansa bırakılacak bir olay değil. Tecrübeli, kaliteli, rüştünü ispat etmiş optisyenlerden almalarını tavsiye ederim' diye konuştu.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.yenihaberden.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/gunes-gozlugu-alirken-dikkat-k_1782130897_R2Q8SV.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Güneş gözlüğü alırken dikkat: Körlüğe kadar götürebilir ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.yenihaberden.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/gunes-gozlugu-alirken-dikkat-k_1782130897_R2Q8SV.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Konya Yeni Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Konya Yeni Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Konya'daki hastane sağlıkta çağ atlıyor: 300'üncü robotik ameliyat başarısını kutladı]]></title>
            <link>https://www.yenihaberden.com/konya-daki-hastane-saglikta-cag-atliyor-300-uncu-robotik-ameliyat-basarisini-kutladi/1855264/</link>
            <description><![CDATA[Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde düzenlenen Robotik Cerrahi Değerlendirme Toplantısı’nda, küresel ve Türkiye ölçeğindeki kullanım verileri ile klinik sonuçlar ele alındı.]]></description>
            <guid>https://www.yenihaberden.com/konya-daki-hastane-saglikta-cag-atliyor-300-uncu-robotik-ameliyat-basarisini-kutladi/1855264/</guid>
            <category domain="https://www.yenihaberden.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 23:29:18 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p><strong>Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde </strong>düzenlenen Robotik Cerrahi Değerlendirme Toplantısı&#39;nda, küresel ve Türkiye ölçeğindeki kullanım verileri, teknolojik gelişmeler ve hastanedeki klinik sonuçlar ele alındı. Hastanede 1,5 yılda yapılan 300&#39;üncü robotik cerrahi operasyonu da kutlandı.</p><p><strong>Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde</strong> robotik cerrahi teknolojisinin dünya genelindeki etkisine dikkat çekilen toplantıda, sistemin özellikle son yıllarda hızla kamu ve üniversite hastanelerinde giderek daha yaygın şekilde aktif kullanıldığı ifade edildi. Intuitive Surgical tarafından geliştirilen platformun, global sağlık teknolojileri içinde stratejik bir konumda olduğu belirtildi.</p><p>Toplantıya katılan Selçuk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hüseyin Yılmaz, robotik cerrahinin hastane vizyonundaki yerine vurgu yaptı. Prof. Dr. Yılmaz, 'Robotik cerrahi ile 1,5 yıldır hizmet veriyoruz. 300 ameliyatı başarıyla gerçekleştirdik. Diğer yandan biz bu sistemi çok hızlı ve yüksek vaka çeşitliliği ile kullanan bir yapıya sahibiz. Tüm cerrahi branşların bu sisteme dahil olması önemli bir kazanımdır. Nitelikli sağlık hizmeti; fiziki altyapı, cihaz donanımı ve nitelikli insan gücünün birlikte olduğu bir bütünlükle mümkündür' dedi.</p><p>Kapital Satış Direktörü Tuğçe Alpay ve Klinik Satış Müdürü Burak Aras ise robotik sistemin Türkiye&#39;deki kullanım artışına dikkat çekti. Burak Aras, Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesindeki kullanım verilerine de değinerek ilk kurulumdan bu yana vaka sayılarının düzenli artış gösterdiğini ve sistemin multidisipliner şekilde aktif kullanıldığını ifade etti.<br>Toplantıda robotik cerrahi sistemlerinin geleceği, tele-eğitim uygulamaları ve klinik verimlilik artışına yönelik değerlendirmelerde de bulunuldu. Programda, hastanede Doç. Dr. Emre Altıntaş tarafından gerçekleştirilen 300&#39;üncü robotik cerrahi operasyonun başarısı kutlandı.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.yenihaberden.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/konya-daki-hastane-saglikta-ca_1781814556_hFS0yK.jpeg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Konya'daki hastane sağlıkta çağ atlıyor: 300'üncü robotik ameliyat başarısını kutladı ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.yenihaberden.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/konya-daki-hastane-saglikta-ca_1781814556_hFS0yK.jpeg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Konya Yeni Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Konya Yeni Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Doğum süresini kısaltan yöntem! Anne adayları bunu araştırıyor]]></title>
            <link>https://www.yenihaberden.com/dogum-suresini-kisaltan-yontem-anne-adaylari-bunu-arastiriyor/1854998/</link>
            <description><![CDATA[Doğumun, anne, bebek ve aile için yaşamın en güçlü sürecinin başladığı en güzel başlangıç olduğunu belirten Medicana Sağlık Grubu Kadın Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Tuğba Sekmenli Tursun, anne ve bebekler için oldukça fayda sağlayan dikey doğumu tercih eden anne adaylarının doğum eyleminin birinci aşamasını ve doğumun daha kısa sürdüğünü deneyimlediğini söyledi.]]></description>
            <guid>https://www.yenihaberden.com/dogum-suresini-kisaltan-yontem-anne-adaylari-bunu-arastiriyor/1854998/</guid>
            <category domain="https://www.yenihaberden.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Sun, 14 Jun 2026 10:45:12 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Doğal doğum ya da sezaryen doğum hakkında hemen hemen herkesin bilgi sahibi olduğunu dile getiren <strong>Medicana Konya Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Tuğba Sekmenli Tursun</strong>, doğumu kolaylaştıran pozisyonların ya da duruş şekillerinin de farklılık gösterdiğini, anne adaylarının bu pozisyonları da bilmesi gerektiğini belirtti. </p><p>Anne ve bebekler için oldukça fayda sağlayan dikey doğumu tercih eden anne adaylarının doğum eyleminin birinci aşamasını ve doğumun daha kısa sürdüğünü deneyimlediğini ifade eden Op. Dr. Tuğba Sekmenli Tursun, dikey doğumun anneye daha az müdahale edildiği, klasik yönetimlere kıyasla daha çok memnun kalınan bir yöntem olduğuna dikkat çekti.</p><strong>Dikey doğum boyunca endorfin salınımı artar</strong><p>Op. Dr. Tuğba Sekmenli Tursun, doğum eylemi boyunca dik pozisyonda olan anne adayında doğumu hızlandıran prostaglandin hormonu düzeyinin yükseldiğini belirterek, 'Kasılmaları uyaran oksitosin hormonunun etkisi de artar. Mutluluk hormonu olarak da bilinen endorfinin salınımındaki artış stres, kaygı ve gerginlik seviyesinde düşüş sağlar. </p><p>Ton regülasyonu olarak tanımlanan, kasların kontrollü kasılıp gevşetilmesini kolaylaştıran dik duruş, hissedilen sancı ile etkin şekilde baş edilebilmesine imkan sağlar, gereksiz efor ve aşırı yorgunluğu engeller. Dikey pozisyonda doğum opsiyonunun tercih edilmesinin fiziksel ve ruhsal faydaları vardır. Ayrıca, doğum sırasında hissettikleri ağrının ve yapılan müdahalelerin daha az olduğunu bildirmişlerdir. Genelleme yapılacak olursak; klasik sırt üstü yatar pozisyonda doğum yapanlara kıyasla daha tatminkar doğum deneyimi ve memnuniyet belirtilmiştir' dedi.</p><strong>Anne adayı dikey pozisyonda yatay pozisyonlara göre doğuma daha çok katılır</strong><p>Doğal doğum pozisyonlarının ayakta durma, yürüme, dik oturma çömelme, dizlerin üzerinde durma, emekleme ve yan yatışları içerdiğini anlatan Op. Dr. Tuğba Sekmenli Tursun, 'Annenin akciğer kapasitesinin yatay pozisyonlarda, dikey pozisyonlara oranla yüzde 20 daha azalmış olduğunu biliyoruz. Dikey pozisyonlarda yer çekiminin etkisi ve doğumda pelvis kemiğindeki değişikliklerle pelvis çapının ortalama 1-1,5 cm arttığını ve doğum kanalının bebeğin geçişine daha elverişli hale gelmiş olduğunu biliyoruz. </p><p>Dikey doğum pozisyonlarında aort basısı olmadığı için doğumda tansiyon düşüklüğü ya da bebeğe giden kan, kan akımının bozulması gibi problemler daha az yaşanmaktadır. Dikey pozisyonlarda ağrının anne tarafından daha az hissedildiği izlenmiştir. Özetleyecek olursak doğumda hareket etmek ve pozisyon değişikliği tek bir pozisyondan çok daha önemlidir en iyi pozisyon annenin o an rahat ve güvenli hissettiği pozisyondur. Dikey pozisyonların tüm bu avantajları ile birlikte baktığımızda sırtüstü pozisyonlar olabildiğince en son aşamada yani doğuma en yakın aşamada değerlendirildiğinde ve doğum salonlarında anne adayının aktif doğum pozisyonlarına katılabildiği, değişik pozisyonları denemesine imkan tanıyan ayakta doğum aparatları da kullanıldığında en verimli ve güvenli sonuçlar alınacaktır&#39;&#39; dedi.</p><p>Doğal doğum yapan annelerin günlük rutinlerine dönüş süresinin sezaryen doğum sonrası annelere kıyasla daha kısa olduğunu ifade eden Op. Dr. Tuğba Sekmenli Tursun, 'Genellikle anneler yardım almadan ayağa kalkma ve bebekleri ile ilgilenme konusunda daha rahat olurlar. Doğumdan kısa bir süre sonra anneler eve dönebilir ve günlük aktiviteleri sırasında sorun yaşamazlar. Enfeksiyon, aşırı kan kaybı, diğer organ yaralanmaları (mesane, barsak, vb.) veya olası dolaşım ve solunum sistemi komplikasyon riskleri doğal doğum ile dışlanmış olur. Solunum yolu sorunları gelişme riski doğal yolla doğan bebeklerde çok daha düşüktür. Vajinal doğum sırasında göğüs kafesi üzerine uygulanan basınç amniyon sıvısının bebeğin akciğerlerinden dışarı atılmasına neden olur ki bu bebeği ilk nefesine hazırlar. Vajinal doğal doğum sonrası anne ve bebek arasındaki ten teması çok daha kolaydır. </p><p>Vajinal doğal doğum sonrası plasenta ve göbek kordonundan alınan doku ve kan örneklerinde tespit edilen endorfin yeni doğan bebeğin de çok daha hoş bir doğum deneyimlediğinin kanıtıdır&#39;&#39; diye konuştu.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.yenihaberden.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/dogum-suresini-kisaltan-yontem_1781423111_QWN2yA.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Doğum süresini kısaltan yöntem! Anne adayları bunu araştırıyor ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.yenihaberden.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/dogum-suresini-kisaltan-yontem_1781423111_QWN2yA.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Konya Yeni Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Konya Yeni Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Uzmanından korkutan uyarı: Halı saha maçlarındaki gizli tehlikeye dikkat]]></title>
            <link>https://www.yenihaberden.com/uzmanindan-korkutan-uyari-hali-saha-maclarindaki-gizli-tehlikeye-dikkat/1854963/</link>
            <description><![CDATA[Kardiyoloji Uzmanı Dr. Ersin Özen, halı saha maçlarında yaşanan ani kalp krizi vakalarına dikkat çekerek, hareketsiz yaşam sürenlerin hazırlıksız spor yapmasının büyük risk taşıdığını açıkladı.]]></description>
            <guid>https://www.yenihaberden.com/uzmanindan-korkutan-uyari-hali-saha-maclarindaki-gizli-tehlikeye-dikkat/1854963/</guid>
            <category domain="https://www.yenihaberden.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Sat, 13 Jun 2026 18:05:56 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Halı saha maçları sırasında yaşanan ani kalp krizi vakaları, yoğun egzersizin kalp sağlığı üzerindeki etkilerini yeniden gündeme taşıyor. </p><p>Sosyal medyanın yaygınlaşması ve saha kameralarının artmasıyla bu tür olayların daha görünür hale geldiğini belirten <strong>Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Ersin Özen,</strong> 'Bu vakalar, özellikle hareketsiz yaşam süren kişilerin hazırlıksız şekilde yüksek tempolu sporlara başlamasının ciddi riskler doğurabileceğini bir kez daha hatırlatıyor' dedi.</p><p>Modern yaşamın getirdiği hareketsizlik nedeniyle birçok kişinin günün büyük bölümünü masa başında geçirdiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Ersin Özen, 'Uzun süre hareketsiz kalan bireylerin hazırlıksız şekilde yüksek efor gerektiren aktivitelere başlaması kalp üzerinde ciddi yük oluşturabilir. Özellikle halı saha gibi kısa sürede yüksek tempo gerektiren sporlarda kalp hızının ve tansiyonun ani yükselmesi, altta yatan kalp-damar hastalıklarını tetikleyebilir ve ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir' şeklinde konuştu.</p><strong>Bu belirtiler varsa fiziksel aktivite sonlandırılmalı</strong><p>Kalp krizinin en tipik belirtisinin göğsün orta kısmında hissedilen baskı, sıkışma, ağırlık veya yanma hissi olduğunu vurgulayan Özen, 'Özellikle egzersiz sırasında ortaya çıkan ve kişiyi durup dinlenmeye zorlayan göğüs ağrıları mutlaka ciddiye alınmalı. Ani nefes darlığı, baş dönmesi, göz kararması, baygınlık hissi ve soğuk terleme gibi belirtiler de önemli uyarı işaretleri arasında. Bu şikyetlerden herhangi biri görüldüğünde fiziksel aktivite derhal sonlandırılmalı ve vakit kaybetmeden tıbbi değerlendirme alınmalı' dedi.</p><strong>İlk dakikalar hayat kurtarıyor</strong><p>Olası bir kalp krizi veya ani kalp durması durumunda ilk yapılması gerekenin 112&#39;yi aramak olduğunu hatırlatan Özen, 'Bu tür durumlarda kişinin bilinci ve solunumu hızla değerlendirilmeli. Bilinç kaybı ve nabız yokluğu varsa vakit kaybetmeden kalp masajına başlanması hayati önem taşır. Ani kalp durmalarının önemli bir kısmında ölümcül ritim bozuklukları rol oynar ve otomatik eksternal defibrilatör (AED) cihazlarının erken dönemde kullanılması hayatta kalma şansını belirgin şekilde artırabilir. Bu nedenle spor ve egzersiz yapılan alanlarda AED cihazlarının yaygınlaştırılması önemli bir halk sağlığı yaklaşımıdır. Ani kalp durmalarında ilk birkaç dakika içinde yapılan doğru müdahale hem yaşam kurtarır hem de kalıcı beyin hasarı riskini azaltabilir' dedi.</p><strong>Risk yaşa göre değişiyor</strong><p>Spor sırasında ortaya çıkan kalp problemlerinin nedenlerinin yaşa göre farklılık gösterebileceğini dile getiren Özen, 'Özellikle 35 yaş altındaki bireylerde; yapısal kalp hastalıkları, genetik ve doğumsal anomaliler, hipertrofik kardiyomiyopati gibi kalp kası hastalıkları, doğumsal ritim bozuklukları ve koroner damar anomalileri ön plana çıkar. Daha ileri yaş gruplarında ise vakaların büyük çoğunluğundan koroner arter hastalığı ve damar sertliği sorumludur. Sigara kullanımı, yüksek kolesterol, hipertansiyon, ailede erken yaşta kalp krizi öyküsü ve diğer kronik hastalıklar da riski artıran önemli faktörler arasındadır. Bu nedenle özellikle düzenli egzersiz alışkanlığı bulunmayan kişilerin yoğun fiziksel aktiviteye başlamadan önce sağlık kontrollerini ihmal etmemesi büyük önem taşır' uyarısında bulundu.</p><strong>Her kalp krizi ölümle sonuçlanmaz</strong><p>Ani kalp krizinin, kalbi besleyen koroner damarlardan birinin ya da birkaçının aniden tıkanması sonucu kalp kasının yeterli oksijen alamaması ve hasar görmesiyle ortaya çıktığını açıklayan Özen, 'Ani kardiyak ölüm ise kalbin elektrik sisteminde gelişen ciddi ritim bozuklukları nedeniyle kan dolaşımının aniden durması sonucu meydana gelir. Ani kardiyak ölümlerin en önemli nedenlerinden biri kalp krizi olsa da her kalp krizi ani kardiyak ölüme yol açmaz. Bu nedenle iki tablonun farklı mekanizmalarla geliştiğini bilmek önemli' dedi.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.yenihaberden.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/uzmanindan-korkutan-uyari-hali_1781363155_LvfXb3.webp" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Uzmanından korkutan uyarı: Halı saha maçlarındaki gizli tehlikeye dikkat ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.yenihaberden.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/uzmanindan-korkutan-uyari-hali_1781363155_LvfXb3.webp"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Konya Yeni Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Konya Yeni Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Sıcak havalarda kendini dışarı atan Konyalılara uyarı: Yeşil alanlarda artış gösterdi]]></title>
            <link>https://www.yenihaberden.com/sicak-havalarda-kendini-disari-atan-konyalilara-uyari-yesil-alanlarda-artis-gosterdi/1854934/</link>
            <description><![CDATA[Yaz mevsiminin gelmesi ve havaların ısınmasıyla birlikte park, bahçe ve yeşil alanlarda popülasyonunda ciddi bir artış gözlemlenen tehlikeye karşı Necmettin Erbakan Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Özge Metin Akcan'dan uyarı geldi.]]></description>
            <guid>https://www.yenihaberden.com/sicak-havalarda-kendini-disari-atan-konyalilara-uyari-yesil-alanlarda-artis-gosterdi/1854934/</guid>
            <category domain="https://www.yenihaberden.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Sat, 13 Jun 2026 11:23:25 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Yaz aylarının gelmesiyle birlikte kene vakalarında artış yaşanırken, uzmanlar Kırım Kongo Kanamalı Ateşi hastalığına karşı vatandaşları uyardı. </p><p>Hastalığın ciddi kanamalara, organ yetmezliğine ve ölüme kadar varabilen sonuçlara yol açabileceğini belirten uzmanlar, vücuda tutunan kenenin kesinlikle kişinin kendisi tarafından çıkarılmaması gerektiğini söyledi.</p><p>Havaların ısınmasıyla birlikte park, bahçe ve yeşil alanlarda kene yoğunluğunun arttığını belirten uzmanlar, vatandaşların özellikle Kırım Kongo Kanamalı Ateşi hastalığı konusunda dikkatli olması gerektiğini ifade etti. </p><p><strong>Necmettin Erbakan Üniversitesi (NEÜ) Tıp Fakültesi Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Özge Metin Akcan</strong>, 'Kırım Kongo Kanamalı Ateşi kanamalarla seyrediyor, daha sonra organ yetmezliğine gidebiliyor, ciddi kanamaya neden olabiliyor hatta ölümcül seyredebiliyor. Özellikle erişkinlerde daha ağır seyretme eğiliminde. Çocuklarda da tabii uyanık olmamız gerekiyor. Ciddi kan transfüzyonlara takipte ihtiyaç olabiliyor. Organ tutunmaları olabiliyor, organ yetmezlikleri gelişebiliyor. Maalesef ülkemizde de ciddi bir halk sağlığı sorunu olarak görülmekte' dedi.</p><strong>'Belirti görüldüğü anda sağlık kuruluşuna hemen başvurmalı'</strong><p>Yaz geldiğini kenelerin mevsiminin başladığına dikkat çeken Doç. Dr. Özge Metin Akcan, 'Parklar, bahçeler artık dolup taşmaya başladı ve keneler hepimizin korkulu rüyası olmaya yakında başlayacak. Bir kere eğer vücudumuzda kene fark ettiğimiz anda kendimiz çıkartmaya çalışmayacağız, en yakın sağlık kurumuna başvurup kenenin bir uzman tarafından çıkartılması gerekiyor. Kenenin bir kısmı vücutta kalabilir. Kenenin eğer şişmişse kene, kenenin kan emdiği anlamına gelmekte ve sağlık kuruluşunda düzgünce çıkartılması gerekmekte. Kene ile ilgili en çok korktuğumuz hastalık ülkemizde de görülen Kırım Kongo Kanamalı Ateşi. Bu nedenle de kene tutunan vakaları takip etmemiz gerekiyor. Bunun için ilk sağlık kuruluşuna başvurduğu anda bir tam kan sayımı yapıyoruz. Daha önceden elimizde bir veri olsun diye yapıyoruz. <strong>Daha sonra hastaya 9 gün boyunca herhangi bir semptomu olup olmadığını takip etmesini istiyoruz. </strong>Ateş, karın ağrısı, kramp, vücutta döküntü, yanaklarda kızarıklık, kusma, halsizlik, karın ağrısı, benek benek noktalar, bunlar görüldüğü anda sağlık kuruluşuna hemen başvurmasını söylüyoruz' ifadelerini kullandı.</p><strong>'Biz hastayı takip ediyoruz'</strong><p>Hastanın eve geldiğinde kurallara uyması gerektiğine değinen Doç. Dr. Özge Metin Akcan, 'Herhangi bir ateş, karın ağrısı, kas ağrısı, yüzde kızarıklık, vücutta döküntü, kusma, halsizlik, ateş bunlardan biri olursa hastaneye gelmesini söyleyeceğiz. O zaman hastanede daha ayrıntılı tetkikler alıyoruz. Bu ayrıntılı tetkiklerde bir bozulma varsa bizim halk sağlığı merkezimize örnek gönderiyoruz. Normalde daha önceden keneyi eğer zehirli kene mi diye örnek gönderiyoruz artık onu yapmıyoruz, biz hastayı takip ediyoruz artık' diye konuştu.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.yenihaberden.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/sicak-havalarda-kendini-disari_1781339002_yhYDR9.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Sıcak havalarda kendini dışarı atan Konyalılara uyarı: Yeşil alanlarda artış gösterdi ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.yenihaberden.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/sicak-havalarda-kendini-disari_1781339002_yhYDR9.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Konya Yeni Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Konya Yeni Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Başkent Üniversitesi Konya Hastanesi uzmanlarından hayati uyarı: Burun cerrahisinde fonksiyon öncelenmeli]]></title>
            <link>https://www.yenihaberden.com/baskent-universitesi-konya-hastanesi-uzmanlarindan-hayati-uyari-burun-cerrahisinde-fonksiyon-oncelenmeli/1854895/</link>
            <description><![CDATA[Başkent Üniversitesi Konya Hastanesi KBB Uzmanları Prof. Dr. Özgül Topal ve Doç. Dr. Mehmet Volkan Akdoğan, burun operasyonlarında sadece dış görünüşe odaklanılmaması gerektiğini vurgulayarak 'fonksiyonel estetik' yaklaşımının önemine dikkat çekti.]]></description>
            <guid>https://www.yenihaberden.com/baskent-universitesi-konya-hastanesi-uzmanlarindan-hayati-uyari-burun-cerrahisinde-fonksiyon-oncelenmeli/1854895/</guid>
            <category domain="https://www.yenihaberden.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Fri, 12 Jun 2026 14:28:44 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Başkent Üniversitesi Konya Hastanesi KBB uzmanları, yüz yapısıyla uyumlu doğal bir dış görünüm hedeflenirken burun içi eğriliklerden kaynaklanan solunum problemlerinin de eş zamanlı çözülmesi gerektiğine dikkat çekiyor. Uzmanlar, burun cerrahisinde temel amacın sadece görsel düzeltme olmadığını vurguluyor.</p><strong>BURUN ESTETİĞİNDE FONKSİYON ÖNCELENMELİ!  </strong><p>Yüzün merkezinde yer alan burun, dış görünüşü doğrudan etkilerken solunum sisteminin sağlıklı işleyişi adına da hayati bir rol oynuyor. Başkent Üniversitesi Konya Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları (KBB) Uzmanları Prof. Dr. Özgül Topal ve Doç. Dr. Mehmet Volkan Akdoğan, modern burun cerrahisinde temel önceliğin sadece görsel düzeltme olmadığını, aynı zamanda sağlıklı nefes alan bir yapı oluşturulması gerektiğini vurguluyor. Günümüzde en sık uygulanan cerrahilerden olan septoplasti ve septorinoplasti ameliyatları, burun içi eğriliklerden kaynaklanan solunum problemlerini giderirken yüz yapısıyla uyumlu, doğal bir dış görünümü hedefliyor.</p><strong>BURUN OPERASYONLARINDA 'FONKSİYONEL ESTETİK' YAKLAŞIMI</strong><p>Başkent Üniversitesi Konya Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Volkan Akdoğan, modern burun cerrahisinde temel prensibin sadece görsel iyileştirme değil, aynı zamanda sağlıklı nefes alabilen bir yapı oluşturmak olduğunu belirtti. 2003 yılında Prof. Dr. Mehmet Haberal tarafından kurulan ve üçüncü basamak sağlık hizmeti sunan Başkent Üniversitesi Konya Hastanesi bünyesinde, KBB kliniği olarak geniş bir spektrumda tedavi sunduklarını ifade eden Doç. Dr. Akdoğan; baş dönmesinden baş boyun kanserlerine kadar tüm cerrahi işlemlerin kliniğinde Prof. Dr. Özgül Topal ile birlikte gerçekleştirildiğini kaydetti.</p><p><br><strong>Doç. Dr. Mehmet Volkan Akdoğan</strong></p><strong>BURUN SADECE GÖRSEL BİR YAPI DEĞİL FONKSİYONEL BİR ORGANDIR</strong><p>Son yıllarda cerrahi taleplerin odak noktasında bulunan burun operasyonlarına dair bilgilendirmede bulunan Akdoğan, burunun sadece estetik kaygılarla ele alınacak görsel bir yapı olmadığını, KBB uzmanlığı açısından hayati öneme sahip fonksiyonel bir organ olduğunu vurguladı. Operasyonlardaki iyileştirmek olduğunu aktaran Akdoğan, septorinoplasti işlemleriyle hem burun orta duvarındaki eğrilikleri giderdiklerini hem de yüz yapısına uygun bir dış görünüm hedeflediklerini ifade etti.</p><strong>STANDART KALIPLAR YERİNE KİŞİYE ÖZEL PLANLAMA ÖN PLANDA</strong><p>Her hastanın yüz yapısının ve beklentisinin farklı olduğunu, bu nedenle standart bir cerrahi yerine tamamen kişiye özel planlama yapıldığını vurgulayan Doç. Dr. Mehmet Volkan Akdoğan, ameliyat öncesinde hastanın tıbbi durumunun, beklentilerinin ve tedavi süreçlerinin detaylıca konuşulduğunu belirtti.</p><strong>OPERASYON VE ALTI AYLIK TAKİP SÜRECİ</strong><p>Operasyon ve sonraki iyileşme safhalarına dair teknik detayları da paylaşan Doç. Dr. Akdoğan, ameliyat öncesinde hastanın genel sağlık durumunun anestezi konsültasyonu ve gerekli tetkiklerle değerlendirildiğini söyledi. Yapılan işlemin niteliğine göre cerrahi sürenin 1 ile 3 saat arasında değiştiğini ifade eden Akdoğan, hastaların operasyon sonrası bir gün süreyle tek kişilik odalarda misafir edilerek takibinin yapıldığını ve ertesi gün pansumanla taburcu edildiğini aktardı. İlk haftada burun sırtındaki koruyucu alçının alındığını belirten Akdoğan, iyileşme sürecinin tam takibi için hastaların birinci, üçüncü ve altıncı aylarda rutin kontrollere davet edildiğini sözlerine ekledi.</p><p><br><strong>Prof. Dr. Özgül Topal</strong></p><strong>NEFES PROBLEMİ YAŞAYANLARA SEPTOPLASTİ ÖNERİLİYOR</strong><p>Sağlıklı bir yaşamın anahtarının doğru nefes almaktan geçtiğini belirten Kulak Burun Boğaz Polikliniği uzmanı Prof. Dr. Özgül Topal, burun içi eğriliklerinin (septum deviasyonu) yaşam kalitesini doğrudan düşürdüğünü vurguladı. Septoplasti ve septorinoplasti operasyonları hakkında önemli bilgiler veren Prof. Dr. Topal, modern cerrahi teknikler sayesinde iyileşme döneminin artık çok daha rahat atlatıldığını söyledi. </p><p>Burnun solunum sisteminin giriş kapısı olduğunu ve sağlıklı nefes almada kritik bir rol oynadığını hatırlatan Prof. Dr. Özgül Topal, burun içindeki iki hava yolunu ayıran 'septum' yapısındaki eğriliklerin tıkanıklığa yol açtığını belirtti. Sadece fonksiyonel sorunları çözmeyi amaçlayan septoplasti ameliyatının hangi durumlarda gerekli olduğunu açıklayan Topal; sürekli tekrarlayan burun tıkanıklığı, ağzı açık uyuma, horlama, uyku kalitesinde bozulma, ve efor esnasında nefes darlığı olan hastalara bu operasyonu önerdiklerini dile getirdi. </p><strong>HEM SAĞLIK HEM ESTETİK BİR ARADA: SEPTORİNOPLASTİ</strong><p>Nefes alma güçlüğünün yanı sıra burun dış görünümünden de memnun olmayan hastalar için septorinoplasti yönteminin uygulandığını aktaran Prof. Dr. Topal, bu cerrahinin hem fonksiyonel hem de estetik kaygıları eş zamanlı çözdüğünü söyledi. Doğğuştan gelen veya darbelere bağlı şekil bozukluğu yaşayanların, burun kemeri veya ucuyla ilgili memnuniyetsizliği olanların bu ameliyata başvurduğunu belirten KBB Uzmanı, daha önce başarısız burun operasyonu geçirmiş ve sorunları devam eden hastalar için de septorinoplastinin kurtarıcı bir seçenek olabileceğini kaydetti.</p><strong>AMELİYAT İZLERİ ZAMANLA BELİRSİZLEŞİYOR</strong><p>Cerrahi sürecin ayrıntılı bir KBB ve endoskopik havayolu muayenesiyle başladığını ifade eden Prof. Dr. Özgül Topal, operasyonların genellikle genel anestezi altında yapıldığını ve işlemin kapsamına göre 1 ila 3 saat sürdüğünü belirtti. Septoplastinin tamamen burun içinden yapılması sebebiyle dışarıda hiçbir iz bırakmadığına dikkat çeken Topal, septorinoplastide ise cerrahi tekniğe bağlı olarak burun tabanında kalan çok küçük kesi izinin zamanla tamamen belirsizleştiğini belirtti.</p><strong>TAM İYİLEŞME İÇİN SABIR ŞART</strong><p>Modern cerrahi teknikler sayesinde iyileşme döneminin artık çok daha rahat atlatıldığını söyleyen Prof. Dr. Topal, ameliyat sonrası süreçle ilgili hastaları bilgilendirdi. İlk hafta ödem nedeniyle burun tıkanıklığı, hafif ağrı, basınç hissi ve kabuklanmanın normal kabul edildiğini; septorinoplasti sonrasında ise göz çevresinde morluk ve şişlikler oluşabileceğini belirtti.<br>Başarılı bir operasyonun temel amacının yüz yapısıyla uyumlu, doğal görünümlü ve sağlıklı nefes alan bir burun elde etmek olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Özgül Topal, hastaların beklentilerinin gerçekçi olması gerektiğinin altını çizdi. Burun içi iyileşmenin tamamlanarak nefes kalitesinin artmasının haftalar alabildiğini ifade eden Topal, dış görünümdeki nihai sonucun ise ödemlerin tamamen dağılmasıyla birlikte 6 ila 12 ay arasında netleştiğini sözlerine ekledi.<br> </p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.yenihaberden.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/baskent-universitesi-konya-has_1781263723_TEZARj.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Başkent Üniversitesi Konya Hastanesi uzmanlarından hayati uyarı: Burun cerrahisinde fonksiyon öncelenmeli ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.yenihaberden.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/baskent-universitesi-konya-has_1781263723_TEZARj.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Konya Yeni Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Konya Yeni Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Çocukluk dönemi yetişkinliği nasıl şekillendiriyor? Medicana Konya Uzmanı Kübra Adam’dan açıklamalar]]></title>
            <link>https://www.yenihaberden.com/cocukluk-donemi-yetiskinligi-nasil-sekillendiriyor-medicana-konya-uzmani-kubra-adam-dan-aciklamalar/1854679/</link>
            <description><![CDATA[Medicana Konya Hastanesi Psikoloji Uzmanı Klinik Psikolog Kübra Adam, çocukluk yıllarında alınan mesajların ve yaşanan olumsuz deneyimlerin yetişkinlikteki temel inançları şekillendirdiğini belirtti.]]></description>
            <guid>https://www.yenihaberden.com/cocukluk-donemi-yetiskinligi-nasil-sekillendiriyor-medicana-konya-uzmani-kubra-adam-dan-aciklamalar/1854679/</guid>
            <category domain="https://www.yenihaberden.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 13:07:37 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>İnsanın, çoğu zaman yaşadığı duyguların, verdiği tepkilerin ve davranışlarının yalnızca içinde bulunduğu durumlardan kaynaklandığını düşündüğünü belirten <strong>Medicana Sağlık Grubu Psikoloji Uzmanı Klinik Psikolog Kübra Adam, </strong>bugünkü kişiliğimizin oluşumunda, çocukluk yıllarının oldukça önemli olduğunu belirtti.</p><p>İnsan, hayatı boyunca ilişkiler, hayaller kuruyor, kararlar alıyor ve çeşitli zorluklarla mücadele ediyor. Çocukluk döneminin yalnızca geçmişte kalan bir hayatın evresinden ibaret olmayıp yetişkinlikte sahip olduğumuz duygu, düşünce ve davranışlarımızın temelini oluşturan bir dönem olduğunu belirten <strong>Medicana Konya Hastanesi Psikoloji Uzmanı Klinik Psikolog Kübra Adam</strong>, 'Çünkü çocukluk, yalnızca geçmişte kalan bir hayatın evresinden ibaret olmayıp yetişkinlikte sahip olduğumuz duygu, düşünce ve davranışlarımızın temelini oluşturan da bir dönemdir' dedi. Kübra Adam, bir çocuğun dünyayı algılama şeklinin, kendisi ile ilgili geliştirdiği düşüncelerin ve kurduğu ilişkilerin büyük ölçüde yaşamının ilk yıllarında şekillendiğine dikkat çekti.</p><strong>Beyin, kendi ile ilgili algıları çocukken belirliyor</strong><p>Çocukluk döneminde alınan mesajların, görülen ilgi ve hissedilen güven duygusunun, bireyin kendi ile ilgili geliştireceği algının temelini oluşturduğunu, sevildiğini fark ederek büyüyen bir çocuk ile sürekli eleştirilerek büyüyen bir çocuğun kendisine bakışında farklılıklar oluştuğunu ifade eden <strong>Klinik Psikolog Kübra Adam</strong>, 'Duygularına ve düşüncelerine değer verilen, ilgilenilen bir çocuk ile duyguları ve düşünceleri görmezden gelinen, ilgi gösterilmeyen bir çocuğun ilerleyen yıllarda kuracağı ilişkiler de farklılık gösterebilir. Çocukluk döneminde yaşanan bu olumsuz deneyimler geçmişteki hatıralardan ziyade kişinin kendisine ve çevresine bakışını etkileyerek bu gününü şekillendirmektedir. Çocukluk döneminde sadece yaşadığımız olaylar değil, bu olayları nasıl anlamlandırdığımız da önemlidir. Aynı evde büyüyen iki kardeş bile aynı olay veya durumlardan farklı etkilenebilir. Çünkü çocuk zihni, çevresinde yaşananları kendi gelişim düzeyine göre yorumlar. Anne ve babasının yaşadığı bir tartışmayı kendisinden kaynaklanıyormuş gibi algılayabilir ya da yeterince ilgi görmediğinde bunun nedenini kendi değersizliğiyle açıklayabilir. Bu yorumlar zamanla bireyin kendisi hakkındaki temel inançlarına dönüşebilir. Bu da dolaylı olarak gelecekte oluşan düşüncelerin temel çekirdek inancını oluşturabilir' dedi.</p><strong>'İnsan zihni yaşadığı deneyimlerden anlamlar çıkarır'</strong><p>Çocuklukta sıklıkla eleştirilen bir kişinin, yetişkinlikte ne kadar başarılı olursa olsun kendisini yeterli hissetmekte zorlanabileceğini, sürekli kıyaslanan çocukların, yıllar sonra da kendisini başkalarıyla karşılaştırmaya yönelebileceğini belirten Klinik Psikolog Kübra Adam, &#39;&#39;Duygusal olarak ihmal edilen bir kişi yetişkinlikte kabul edilmek ve değer görmek için yoğun bir çaba içerisinde olabilir. İnsan zihni yaşadığı deneyimlerden anlamlar çıkarır. Özellikle çocukluk döneminde öğrenilen deneyimler, kişinin kendisi ve dünya hakkında bazı temel inançlar geliştirmesine neden olur. Çoğu zaman yaşamın ilk yıllarında ben değersizim, ben yetersizim, insanlar güvenilmez, her an terk edilebilirim ya da bunların tam tersi yeterliyim, değerliyim gibi düşünceler şekillenmeye başlar. Bu inançlar zamanla bireylerin olayları yorumlama biçimini etkileyerek birçok davranışının arkasındaki görünmez güç haline gelir' ifadelerini kullandı.</p><strong>Çocukluk döneminde şekillenen kişilik zamanla geliştirilebilir</strong><p>Hayat boyunca geçmişin hep geride bırakılmasının söylendiğini ifade eden Klinik Psikolog Kübra Adam, 'Geçmiş geçmişte kaldı, unut gitsin ya da bunları düşünmenin faydası yok gibi ifadeler sıkça kullanıldı ve kullanılmaya da devam ediliyor. <strong>Psikolojik açıdan bakıldığında geçmişi yok saymak, onun etkilerinden kurtulmak anlamına gelmez. </strong>Sadece o an sorunu öteleyerek üzerinin kapatıldığı anlamına gelir. Aslında kişiler bunun çoğu zaman farkındadır. Çünkü bunu söylemek kolay ama bunu nasıl yapacağım sorusu hep akıllarındadır. Güzel haber ise insan zihninin değişime açık olmasıdır. Geçmiş yaşantılarımızın hayatımızı etkilemesi talihimizi etkileyeceği anlamına gelmez. Kişi kendisini tanıdıkça, duygularının temelini anlamaya başladıkça ve geçmiş yaşantısını farklı bir gözle değerlendirebildikçe yaşamında önemli değişimler meydana gelebilir. Farkındalık, değişimin ilk adımıdır. İnsan neden böyle hissettiğini ve neden bu şekilde davrandığını fark ettiğinde, kendi hayatı üzerinde daha fazla söz sahibi olmaya başlar. Bu yüzden çocukluk, bugünkü kişiliğimizin yazıldığı ilk taslaktır diyebiliriz. O taslak zamanla değiştirilebilir, geliştirilebilir. Bunun ilk adımı ise geçmişi ve geçmişteki insanları suçlamak değil, geçmişi anlamaktır. Ve belki de bazen geçmişi affetmektir. İnsan bazen kendi hayatına dışarıdan bakabilmeyi öğrendiğinde iyileşmeye başlar. Geçmişin sessizce bıraktığı izleri fark etmek, bugünü daha anlamlı kılar. Çünkü insan, kendi hikayesini anladığı ölçüde kendine yaklaşır. Ve bazen en büyük değişim, tam da o yaklaşma anında başlar' diye konuştu.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.yenihaberden.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/cocukluk-donemi-yetiskinligi-n_1780913255_Tcn2YH.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Çocukluk dönemi yetişkinliği nasıl şekillendiriyor? Medicana Konya Uzmanı Kübra Adam’dan açıklamalar ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.yenihaberden.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/cocukluk-donemi-yetiskinligi-n_1780913255_Tcn2YH.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Konya Yeni Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Konya Yeni Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Oran her geçen gün yükseliyor! Her 5 kişiden 1’i tuzağa düşüyor]]></title>
            <link>https://www.yenihaberden.com/oran-her-gecen-gun-yukseliyor-her-5-kisiden-1-i-tuzaga-dusuyor/1854518/</link>
            <description><![CDATA[TÜİK’in 2025 Sağlık Araştırması verilerine göre her 5 kişiden 1’i obez. İleri Fonksiyonel Tıp Diyetisyeni Aslı Cemile Özatan, obezitenin altında yaşam tarzı hataları, metabolik sorunlar ve fiziksel aktivite yetersizliğinin yattığını vurguladı]]></description>
            <guid>https://www.yenihaberden.com/oran-her-gecen-gun-yukseliyor-her-5-kisiden-1-i-tuzaga-dusuyor/1854518/</guid>
            <category domain="https://www.yenihaberden.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Fri, 05 Jun 2026 11:08:32 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu&#39;nun (TÜİK) açıkladığı 2025 Türkiye Sağlık Araştırması sonuçları, obezitedeki yükselişi bir kez daha gözler önüne serdi. Türkiye&#39;de obezite oranı yüzde 21,8&#39;e yükselirken, kadınlarda obezite oranı yüzde 24,8 olarak belirlenirken, erkeklerde bu oran yüzde 18,7 seviyesinde kaldı. Açıklanan verileri Konya Demeç Gazetesi&#39;nden İsmail Poçan&#39;a değerlendiren İleri Fonksiyonel Tıp Diyetisyeni Aslı Cemile Özatan, obezitenin yalnızca fazla yemek yemekten kaynaklanmadığını, yaşam tarzı ve metabolik sorunların da önemli rol oynadığını söyledi.</p><strong>OBEZİTE SON DÖRT YILDA ARTTI</strong><p>TÜİK verilerine göre 15 yaş ve üzeri bireylerde obezite oranı 2022 yılında yüzde 20,2 iken, 2025 yılında yüzde 21,8&#39;e yükseldiğini, bu artışın dikkat çekici olduğunu belirten Özatan, 'Bugün artık her 5 kişiden 1&#39;i obez olarak değerlendiriliyor. Bu tablo, toplum sağlığı açısından önemli bir uyarı niteliğinde' dedi.</p><strong>KADINLARDA OBEZİTE DAHA YAYGIN</strong><p>Araştırma sonuçlarına göre kadınlarda obezite oranı yüzde 24,8 olarak belirlenirken, erkeklerde bu oran yüzde 18,7 seviyesinde kaldığını, fazla kilolu olma oranının ise erkeklerde yüzde 43, kadınlarda yüzde 32 seviyelerinde olduğunu ifade eden Özatan, kadınların obezite açısından daha yüksek risk altında bulunduğunu vurguladı.</p><strong>OBEZİTENİN TEMELİNDE YAŞAM TARZI HATALARI VAR</strong><p>Obezitenin yalnızca aşırı gıda tüketimiyle açıklanamayacağını belirten Özatan, 'Obezitede yaşam tarzı alışkanlıkları belirleyici oluyor. Fiziksel aktivite yetersizliği, kronik inflamasyon ve insülin direnci obezitenin temel nedenleri arasında yer alıyor. Kilolu bir bireye sadece çok yemek yemiş gözüyle bakmıyoruz. Altta yatan metabolik süreçleri de değerlendirmek gerekiyor' diye konuştu.</p><strong>KÖK NEDENLER ARAŞTIRILMALI</strong><p>Fonksiyonel tıp yaklaşımında semptomlardan çok hastalığın temel nedenlerine odaklandıklarını belirten Özatan, 'Kilo problemi yaşayan birçok kişide farklı sağlık sorunları da eşlik ediyor. Diyabet, polikistik over sendromu, migren, sedef hastalığı, alerjiler, bağırsak problemleri ve infertilite gibi pek çok sağlık sorununun arkasında benzer mekanizmalar bulunabiliyor. Biz bu hastalıklara değil, onları ortaya çıkaran kök nedenlere odaklanıyoruz' ifadelerini kullandı.</p><strong>MİDE ASİDİ VE BAĞIRSAK SAĞLIĞINA DİKKAT</strong><p>Toplumda sık görülen reflü, kabızlık ve bağırsak düzensizliklerinin de kilo kontrolünü zorlaştırdığını belirten Özatan, 'Mide asidi yetersizliğinin göz ardı edilen önemli sorunlardan biri. Ne kadar doğru beslenirseniz beslenin, vücudun aldığı kadar atabilmesi de gerekiyor. Sindirim ve boşaltım sisteminin dengeli çalışması sağlıklı kilo yönetiminin temel parçalarından biridir' dedi.</p><strong>KRONİK HASTALIKLAR KİLO PROBLEMLERİNE EŞLİK EDİYOR</strong><p>Danışanlarının büyük bölümünün yalnızca kilo verme amacıyla değil, kronik sağlık sorunları nedeniyle başvurduğunu belirten Özatan, 'Bana gelen danışanların yaklaşık yüzde 70&#39;inde kronik hastalıklar bulunuyor. Obezite çoğu zaman tek başına bir sorun değil; bağırsak problemleri, hormonal bozukluklar ve metabolik hastalıklarla birlikte görülüyor.' şeklinde konuştu. </p><strong>İYİLEŞEREK ZAYIFLAMAK MÜMKÜN</strong><p>Kalıcı kilo kaybının ancak yaşam tarzı değişikliğiyle sağlanabileceğini, bağırsak mikrobiyotasının da bu süreçte önemli rol oynadığını belirten Özatan, 'Amacımız sadece kişinin kilo vermesi değil. Ruhsal, zihinsel ve fiziksel iyilik halinin aynı anda güçlenmesini hedefliyoruz. Kalıcı sonuçlar ancak bu şekilde elde edilebilir' diye konuştu.</p><strong>UYKU VE HAREKET KİLO VERMEDE KRİTİK ROL OYNUYOR</strong><p>Kilo kontrolünde uyku düzeninin göz ardı edilmemesi gerektiğini belirten Özatan, 'Uyumayan veya kaliteli uyuyamayan bir kişinin sağlıklı şekilde kilo vermesi çok zordur. Vücut gece boyunca onarılır, yenilenir ve yağ yakımı süreçleri aktif hale gelir' dedi. Günlük hareketliliğin artırılması gerektiğini de ifade eden Özatan, özellikle 40 yaş sonrasında direnç egzersizlerinin önem kazandığını belirterek haftada en az iki gün düzenli direnç antrenmanı yapılmasını önerdi. Kilo verirken kas kütlesinin korunmasının büyük önem taşıdığını vurgulayan Özatan, 'Sadece tartıdaki rakamın düşmesine odaklanmamak gerekiyor. Kas kaybıyla verilen kilo sağlıklı değildir. Doğru protein alımı ve düzenli egzersizle kas dokusunu korumak gerekir' ifadelerini kullandı.</p><strong>FAST FOOD TÜKETİMİ OBEZİTEYİ TETİKLİYOR</strong><p>Hazır ve işlenmiş gıdaların obezite üzerindeki etkilerine de değinen Özatan, fast food ürünlerinin yalnızca yüksek kalorileriyle değil, içeriklerindeki katkı maddeleri nedeniyle de risk oluşturduğunu söyledi. 'Fast food ürünlerinde bulunan katkı maddeleri, soslar ve işlenmiş içerikler vücutta inflamasyonu artırabiliyor. Ayrıca hızlı tüketim nedeniyle kısa sürede yeniden açlık hissi oluşuyor ve bu da aşırı kalori alımını beraberinde getiriyor' dedi.</p><strong>FAST FOOD İSTİSNAİ DURUMLARDA TERCİH EDİLMELİ</strong><p>Fast food tüketiminin alışkanlık haline getirilmemesi gerektiğini belirten Özatan, 'Zaman kazanmak amacıyla sürekli fast food tercih etmek yerine planlı ve dengeli beslenme alışkanlığı kazanılmalı. Çok özlenen bir lezzet zaman zaman tüketilebilir ancak bunun günlük yaşamın bir parçası haline gelmesi sağlık açısından ciddi riskler doğurur' ifadelerini kullandı.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.yenihaberden.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/oran-her-gecen-gun-yukseliyor-_1780646910_TzjESJ.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Oran her geçen gün yükseliyor! Her 5 kişiden 1’i tuzağa düşüyor ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.yenihaberden.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/oran-her-gecen-gun-yukseliyor-_1780646910_TzjESJ.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Konya Yeni Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Konya Yeni Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Doğadaki gizli tehlike: Kene]]></title>
            <link>https://www.yenihaberden.com/dogadaki-gizli-tehlike-kene/1854481/</link>
            <description><![CDATA[Kene ısırığı kaynaklı Kırım Kongo Kanamalı Ateşi hastalığı riski yaz aylarıyla birlikte yeniden gündeme gelirken; Acil Tıp Hekimi Dr. Vusal Yusifov, kene temasının hafife alınmaması gerektiğini belirtti.]]></description>
            <guid>https://www.yenihaberden.com/dogadaki-gizli-tehlike-kene/1854481/</guid>
            <category domain="https://www.yenihaberden.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 15:04:00 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Yaz mevsiminin gelmesi ve havaların ısınmasıyla birlikte vatandaşlar parklar, mesire alanları ve kırsal bölgelerde daha fazla vakit geçirmeye başladı. Ancak doğayla iç içe geçirilen zamanın artması, kene kaynaklı sağlık risklerini de beraberinde getiriyor. Konya Sürmanşet Gazetesi&#39;nden M. Kürşat Ercan&#39;ın haberine göre, Özellikle Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığına karşı dikkatli olunması gerektiğini belirten Akademi Meram Hastanesi Acil Tıp Hekimi Dr. Vusal Yusifov, kene vakalarının ilkbahar ve yaz aylarında belirgin şekilde arttığını söyledi. Kene temasının her zaman hastalık anlamına gelmediğini vurgulayan Yusifov, virüs taşıyan kenelerin dış görünüşlerinden ayırt edilemediğine dikkat çekerek her temasın ciddiye alınması ve olası belirtilerin yakından takip edilmesi gerektiğini ifade etti.</p><strong>'HER KENE TEMASI CİDDİYE ALINMALI'</strong><p>Her kene ısırığının Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığına yol açmadığını, kenenin virüsü taşıyor olması gerektiğini söyleyen Yusifov, hangi kenenin hastalık etkenini taşıdığının dış görünüşünden anlaşılmasının mümkün olmadığını bu nedenle her kene temasının dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Özellikle yaz aylarında artan kene vakalarının toplumda endişeye neden olduğunu dile getiren Yusifov, vatandaşların gereksiz paniğe kapılmadan ancak tedbiri de elden bırakmadan hareket etmelerinin önemli olduğunu kaydetti. Kene ile temas eden kişilerin sağlık durumlarını yakından takip etmeleri gerektiğini belirten Yusifov, herhangi bir belirti ortaya çıkmasa bile ilk günlerde dikkatli olunmasının önem taşıdığını söyledi. Hastalığın erken fark edilmesinin tedavi sürecinde büyük avantaj sağladığını da sözlerine ekledi.</p><strong>'BELİRTİLER İKİ HAFTAYA KADAR ORTAYA ÇIKABİLİR'</strong><p>KKKA&#39;nın belirtilerine ilişkin bilgi veren Yusifov, semptomların çoğu zaman kene temasından sonraki birkaç gün içerisinde ortaya çıktığını, ancak bazı vakalarda bu sürenin iki haftaya kadar uzayabildiğini ifade etti. Hastalığın ilk dönemlerinde yüksek ateş, halsizlik, baş ağrısı, kas ve eklem ağrıları, iştahsızlık, bulantı ve kusma gibi şikyetlerin görülebildiğini belirten Yusifov, bu belirtilerin birçok hastalıkla karıştırılabildiğine dikkat çekti. Bu nedenle özellikle kene teması öyküsü bulunan kişilerin belirtileri hafife almaması gerektiğini vurgulayan Yusifov, erken dönemde sağlık kuruluşlarına başvurulmasının büyük önem taşıdığını söyledi. Hastalığın ilerleyen evrelerinde ise cilt altında kanamalar, burun kanaması ve diğer kanama bulgularının ortaya çıkabileceğini aktaran Yusifov, bu tür durumların vakit kaybetmeden tıbbi değerlendirme gerektirdiğini ifade etti.</p><strong>'KENENİN ÜZERİNE KİMYASAL MADDE DÖKMEYİN'</strong><p>Kene ısırığı sonrasında yapılan yanlış uygulamaların ciddi riskler oluşturabileceğini belirten Yusifov, en sık karşılaşılan hataların kenenin üzerine kolonya, alkol, yağ, sabun, sigara veya çeşitli kimyasal maddeler sürmek olduğunu söyledi. Bu tür yöntemlerin halk arasında yaygın olarak bilinse de bilimsel açıdan doğru olmadığını ifade eden Yusifov, kenenin strese girmesi nedeniyle taşıdığı mikroorganizmaları daha kolay bulaştırabileceğini kaydetti. Ayrıca kenenin ezilmesi, patlatılması ya da çıplak elle çıkarılmaya çalışılmasının da enfeksiyon riskini artırabileceğini belirten Yusifov, yanlış müdahalelerin kenenin bir kısmının deri içerisinde kalmasına yol açabileceğini söyledi. Vatandaşların kulaktan dolma bilgiler yerine sağlık otoritelerinin tavsiyelerine uyması gerektiğini dile getiren Yusifov, doğru müdahalenin olası sağlık sorunlarının önüne geçebileceğini vurguladı.</p><strong>'KENE FARK EDİLDİĞİNDE PANİK YAPILMAMALI'</strong><p>Kene ile karşılaşıldığında ilk olarak sakin kalınması gerektiğini belirten Yusifov, mümkün olan durumlarda kenenin sağlık kuruluşlarında uygun yöntemlerle çıkarılmasının en güvenli yaklaşım olduğunu ifade etti. Sağlık kuruluşuna ulaşımın gecikmesi halinde ise ince uçlu bir cımbız yardımıyla kenenin deriye en yakın noktadan tutulup yavaş ve dik bir şekilde çekilebileceğini aktaran Yusifov, işlem sonrasında bölgenin temizlenmesi gerektiğini söyledi. Kene çıkarıldıktan sonra kişinin kendisini gözlem altında tutmasının önemli olduğunu vurgulayan Yusifov, ateş, halsizlik, baş ağrısı, kas ağrıları, bulantı, kusma veya kanama bulgularının ortaya çıkması durumunda mutlaka sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini kaydetti. Özellikle riskli bölgelerde yaşayan veya kene teması sonrasında şikyet geliştiren kişilerin zaman kaybetmeden uzman değerlendirmesinden geçmesi gerektiğini belirtti.</p><strong>'NİSAN AYINDAN EKİM AYINA KADAR DİKKATLİ OLUNMALI'</strong><p>Kene vakalarının genellikle ilkbahar ve yaz aylarında arttığını belirten Yusifov, özellikle nisan ayından başlayıp ekim ayına kadar devam eden dönemde vatandaşların daha dikkatli davranması gerektiğini söyledi. Kene açısından en riskli alanların otlaklar, çalılık bölgeler, piknik alanları, tarım arazileri, ormanlık alanlar ve hayvancılıkla uğraşılan bölgeler olduğunu ifade eden Yusifov, doğada geçirilen sürenin artmasıyla birlikte kene ile karşılaşma olasılığının da yükseldiğini kaydetti. Tarım ve hayvancılıkla uğraşan kişilerin yanı sıra doğa yürüyüşü yapanlar, kampçılar ve piknik amaçlı kırsal alanlara giden vatandaşların da risk grubunda yer aldığını belirten Yusifov, açık alanlarda bulunulan süre boyunca çevresel risklerin göz önünde bulundurulması gerektiğini söyledi. Özellikle yaz mevsiminde yoğun kullanılan kırsal alanlarda kişisel tedbirlerin ihmal edilmemesinin önem taşıdığını vurguladı.</p><strong>'DOĞADAN DÖNÜŞTE VÜCUT MUTLAKA KONTROL EDİLMELİ'</strong><p>Kene temasından korunmak için alınabilecek önlemlere de değinen Yusifov, doğa yürüyüşleri, piknikler ve tarımsal faaliyetler sırasında mümkün olduğunca açık renkli kıyafetlerin tercih edilmesini önerdi. Uzun kollu giysiler giyilmesi ve pantolon paçalarının çorap içine alınmasının kenenin vücuda ulaşmasını zorlaştıracağını belirten Yusifov, açık alanlardan dönüşte vücudun dikkatlice kontrol edilmesi gerektiğini ifade etti. Özellikle kulak arkaları, koltuk altları, kasık bölgesi ve diz arkalarının detaylı şekilde incelenmesini tavsiye eden Yusifov, çocukların da mutlaka gözden geçirilmesi gerektiğini söyledi. Yüksek otların ve çalılıkların içerisine girilmemesi, yere doğrudan oturulmaması ve koruyucu önlemlerin ihmal edilmemesinin kene temasını önemli ölçüde azaltacağını aktaran Yusifov, erken fark edilen ve doğru şekilde müdahale edilen kene vakalarında riskin büyük ölçüde azaltılabileceğini sözlerine ekledi.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.yenihaberden.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/dogadaki-gizli-tehlike-kene_1780574638_ApIcaZ.webp" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Doğadaki gizli tehlike: Kene ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.yenihaberden.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/dogadaki-gizli-tehlike-kene_1780574638_ApIcaZ.webp"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Konya Yeni Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Konya Yeni Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Beyin tümörü ameliyatlarında teknoloji devrimi: 'Kaç yıl yaşarım' sorusu tarih oluyor]]></title>
            <link>https://www.yenihaberden.com/beyin-tumoru-ameliyatlarinda-teknoloji-devrimi-kac-yil-yasarim-sorusu-tarih-oluyor/1854461/</link>
            <description><![CDATA[Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Zafer Orkun Toktaş, beyin tümörü tedavisinde moleküler tanı, akıllı ilaçlar ve ileri teknoloji sayesinde artık yaşam kalitesinin ön plana çıktığını açıkladı.]]></description>
            <guid>https://www.yenihaberden.com/beyin-tumoru-ameliyatlarinda-teknoloji-devrimi-kac-yil-yasarim-sorusu-tarih-oluyor/1854461/</guid>
            <category domain="https://www.yenihaberden.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 09:46:56 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Beyin tümörü tanısı alan hastaların en büyük korkularından biri yıllardır aynı soru işaretine dönüşüyor: 'Kaç yıl yaşarım?' Beyin cerrahisi alanındaki teknolojik gelişmeler, moleküler tanı yöntemleri, akıllı ilaçlar ve ileri görüntüleme sistemleri sayesinde bugün artık bu sorunun yerini; 'Nasıl daha kaliteli ve sağlıklı yaşarım?' sorusu almaya başladı. Uzmanlar, doğru zamanda yapılan müdahale ve kişiye özel tedavi yaklaşımları sayesinde beyin tümörüyle mücadelede son 20 yılda çok önemli bir yol kat edildiğini vurguluyor. Memorial Ataşehir Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Bölümü&#39;nden Prof. Dr. Zafer Orkun Toktaş, beyin tümörlerinin tedavisi hakkında bilgi verdi.</p><strong>Beyin tümörleri geçmişe göre daha erken teşhis edilebiliyor</strong><p>Beyin tümörleri; beynin kendi hücrelerinden, beyin zarından veya kafatası kemiği gibi çevre dokulardan gelişebilen anormal hücre büyümeleridir. Ayrıca vücudun başka bir bölgesindeki kanserin beyne yayılmasıyla oluşan metastatik tümörler de görülebilmektedir. İyi huylu ya da kötü huylu olabilen bu tümörler, bulundukları bölgeye ve büyüme hızına göre farklı klinik tablolar oluşturabilir. Günümüzde beyin tümörleri, geçmişe kıyasla çok daha erken teşhis edilebiliyor, çok daha hassas yöntemlerle ameliyat edilebiliyor ve hastaların yaşam kalitesi korunarak tedavi süreçleri planlanabiliyor.</p><strong>Bazı tümörler kişilik değişiklikleriyle ortaya çıkabilir</strong><p>Beyin tümörlerinin belirtileri; tümörün boyutuna, oluşturduğu ödeme ve beynin hangi bölgesini etkilediğine göre değişiklik gösterebilir. En sık görülen şikayet baş ağrısı olsa da; bulantı, kusma, görme bozuklukları, işitme kaybı, konuşma bozukluğu, yutma güçlüğü, kol ve bacaklarda güç kaybı gibi belirtiler de görülebilir. Bazı tümörler ise çok daha sinsi ilerleyebilir. Örneğin; frontal bölgedeki tümörler kişilik değişiklikleriyle ortaya çıkabilirken, oksipital bölgedeki tümörler yalnızca görme problemleriyle kendini gösterebilir.</p><strong>Kötü huylu tümörler erkeklerde daha sık izleniyor</strong><p>Beyin tümörleri her yaşta görülebilse de özellikle 40 yaş sonrası risk artmaktadır. Çocukluk çağında ise 14 yaş altı grupta daha sık rastlanır. Kadınlarda iyi huylu tümörler daha fazla görülürken, kötü huylu tümörler erkeklerde daha sık izlenmektedir. Bilinen en önemli risk faktörü radyasyon maruziyeti olarak kabul edilirken, ailesel kanser öyküsü de riski artırabilir. Cep telefonu kullanımı ve sigara ile ilgili araştırmalar ise halen devam etmektedir.</p><strong>Her beyin tümörü ameliyat gerektirir mi?</strong><p>Her beyin tümörü ameliyat edilmek zorunda değildir. Bazı tümörlerde yalnızca biyopsi yeterli olabilirken, bazı olgularda takip tercih edilebilir. Tedavi planı; tümörün tipi, bulunduğu bölge ve hastanın genel durumuna göre kişiye özel hazırlanmaktadır. Birçok olguda, beyin cerrahı ve onkoloji hekimi birlikte karar vermelidir. Sadece ışın tedavisi veya kemoterapi ile tedavi edilebilecek tümörler de vardır. Asıl önemli değişken, tümörün biyolojik özellikleri ve yerleştiği bölgedir.</p><strong>Beyin cerrahisinde teknoloji çağı</strong><p>Günümüzde beyin ameliyatlarında teknoloji adeta oyunun kurallarını değiştirmiş durumda. Artık ameliyat öncesi yapılan MR ve bilgisayarlı tomografi görüntülemeleriyle tümörün yeri, boyutu ve çevre dokularla ilişkisi milimetrik düzeyde analiz edilebilir. Üstelik ameliyat sırasında kullanılan intraoperatif ultrason (IoUSG) ve intraoperatif MR (IoMR) sistemleri sayesinde cerrahlar operasyon devam ederken gerçek zamanlı görüntüleme yapabilmektedir. Bu sayede tümörün ne kadar çıkarıldığı ameliyat sırasında net olarak görülebilir ve cerrahi strateji anlık olarak güncellenebilir.</p><strong>Kesiler küçülüyor, iyileşme süreci kısalıyor</strong><p>Modern navigasyon sistemleri sayesinde artık tümöre ulaşmak için en kısa ve en güvenli yollar planlanabilmektedir. Bu durum hem kesi boyutlarını küçültür hem de hastanın ameliyat sonrası iyileşme sürecini hızlandırmaktadır. Kanama ve enfeksiyon riskleri geçmişe göre çok daha düşük seviyelere iner ve birçok hasta ameliyatın ikinci gününde günlük ihtiyaçlarını karşılayabilecek duruma gelebilir.</p><strong>'Hasar kalır mı?' endişesi azalıyor</strong><p>Beyin ameliyatı geçiren hastaların en çok merak ettiği konuların başında fiziksel fonksiyonlarını kaybetme korkusu gelir. Ancak gelişmiş cerrahi teknikler sayesinde günümüzde hastaların büyük bölümü ameliyatın ertesi günü yürüyebiliyor, konuşabiliyor ve yemek yiyebiliyor. Hastaların erken mobilizasyonu iyileşme sürecinde oldukça önemlidir.</p><p>Beyin cerrahisinde geçmiş yıllara göre en büyük değişimlerden biri de komplikasyon oranlarının ciddi şekilde düşmesi oldu. 'Uyanık beyin ameliyatı', 'nöromonitörizasyon' ve ileri görüntüleme teknolojileri sayesinde artık beynin konuşma, hareket ve diğer hayati fonksiyon bölgeleri korunarak ameliyat planlanabilmektedir. Beynin içindeki sinir ağları önceden görüntülenir ve kritik bölgelere zarar vermeden operasyon gerçekleştirilir.</p><strong>'Kaç yıl yaşarım?' yerine 'nasıl yaşarım?' dönemi</strong><p>Beyin tümörlerinde yalnızca yaşam süresi değil, yaşam kalitesi de ön planda. Özellikle moleküler biyoloji alanındaki gelişmeler sayesinde tümörün genetik özelliklerine göre hedefe yönelik akıllı ilaçlar kullanılabilmektedir. Bu da tedavi başarısını belirgin şekilde artırmaktadır. Son 20 yılda beyin tümörlerinde hem yaşam süresi hem de tedavi başarısı dikkat çekici biçimde arttı.</p><p>Beyin hastalıkları çoğu zaman sinsi ilerler ve belirti verdiğinde ciddi hasarlar oluşmuş olabilir. Bu nedenle herhangi bir şikayet beklenmeden, rutin sağlık kontrolleri sırasında beyin MR&#39;ı yapılmasını öneriyoruz. MR görüntüleme yönteminin radyasyon içermemesi ve güvenle tekrarlanabilmesi erken teşhis açısından önemli avantaj sağlar.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.yenihaberden.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/beyin-tumoru-ameliyatlarinda-t_1780555614_gxadwR.webp" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Beyin tümörü ameliyatlarında teknoloji devrimi: 'Kaç yıl yaşarım' sorusu tarih oluyor ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.yenihaberden.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/beyin-tumoru-ameliyatlarinda-t_1780555614_gxadwR.webp"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Konya Yeni Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Konya Yeni Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Kurban etini sakın böyle pişirmeyin: Prof. Dr. Murat Tosun'dan lezzetli kavurmanın sırları]]></title>
            <link>https://www.yenihaberden.com/kurban-etini-sakin-boyle-pisirmeyin-prof-dr-murat-tosun-dan-lezzetli-kavurmanin-sirlari/1854160/</link>
            <description><![CDATA[Prof. Dr. Murat Tosun, Kurban Bayramı’nda etin lezzetini ve besin değerini korumak için her bölgenin farklı teknikle pişirilmesi gerektiğini belirterek, yanlış pişirme yöntemlerinin sağlık riskleri oluşturduğunu vurguladı.]]></description>
            <guid>https://www.yenihaberden.com/kurban-etini-sakin-boyle-pisirmeyin-prof-dr-murat-tosun-dan-lezzetli-kavurmanin-sirlari/1854160/</guid>
            <category domain="https://www.yenihaberden.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Thu, 28 May 2026 12:06:23 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p><strong>Kurban Bayramı&#39;nda</strong> doğru beslenmenin önemli noktalarından birinin de kurban etini doğru pişirmek olduğunu söyleyen <strong>Prof. Dr. Murat Tosun,</strong> her etin pişirme tekniği ve sıcaklığının olduğunu söyledi.</p><p>Prof. Dr. Murat Tosun, kurban etleriyle ilgili pişirme tavsiyelerini sıralarken, 'Sert olan boyun ve kol bölgesi etleri kıyma yapımına, orta sert olan but ve göğüs etleri haşlamaya, bonfile gibi yumuşak sırt etleri ise ızgaraya uygundur. Her etin kendine göre doğru pişirilme tekniği ve sıcaklığı vardır. Örneğin; değerli kısım dediğimiz bonfilenin (ızgara) pişirilme tekniği ile but (haşlama) kısmından elde edilen bir etin pişirme tekniği çok farklıdır. Uzun süreli ve yüksek ısıda pişen etlerin rengi koyulaşır ve besin değerini kaybeder. Bu yüzden et pişirirken sıcaklık ve süreye çok dikkat etmek gerekir' dedi.</p><strong>Eti ateşle direkt temas ettirmeyin</strong><p>Kavurma yapılacak etlerin sinirlerinin ve damarların ayrılması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Murat Tosun, 'Özellikle kavurma yaparken etin lezzetini korumak için pişirme işleminde etin kendi su ve yağından istifade edilmelidir. Kavurma yaparken pişirme süresi etin türüne göre değiştiği için süreye dikkat etmek gerekmektedir. Tuz, baharat her zaman pişmeye yakın eklenmelidir. Et eğer mangal ızgarada pişirilecek ise öncelikle kaliteli kömür kullanılmalı ve kömürün tam olarak beyaz kor olması beklenmeli. Eti ateşle direkt temas ettirmek yerine bu amaçla özel olarak üretilen mermer veya taş ızgaraların kullanılması daha sağlıklı olması açısından önemli Eğer direk mangalda pişirilecek ise mangal ateşi ile ızgara arasındaki mesafenin en az 15 cm olmasına dikkat edilmesi gerekir' şeklinde konuştu.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.yenihaberden.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/kurban-etini-sakin-boyle-pisir_1779959182_1xEQok.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Kurban etini sakın böyle pişirmeyin: Prof. Dr. Murat Tosun'dan lezzetli kavurmanın sırları ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.yenihaberden.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/kurban-etini-sakin-boyle-pisir_1779959182_1xEQok.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Konya Yeni Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Konya Yeni Haber</dc:creator>
        </item>
    </channel>
</rss>