Serdar Tuncer: Ramazan-ı Şerif bize bir ikramdır
Ramazan'ın insanlara verilmiş büyük bir ikram olduğunu söyleyen Serdar Tuncer, 'Ramazan ayında oruçla birlikte her şey yavaş akmaya başlar. Ramazan'la beraber öncelikleriniz değişir. Çok kıymet verdiğiniz şeylerin aslında önemsiz olduğunu hissedersiniz. Kıymet vermediğiniz şeylerin de ne kadar büyük olduğunu anlarsınız' dedi.
Selçuklu Sosyal Ekran programının Ramazan’a özel konukları, birbirinden güzel sohbetleriyle evlere konuk oluyor. Sami Bayrakçı’nın hazırlayıp sunduğu Selçuklu Sosyal Ekran programının konuğu Serdar Tuncer oldu. Ramazan-ı Şerif’in insanlara verilmiş büyük bir ikram olduğunu söyleyen Tuncer, “Ramazan ayında oruçla birlikte her şey yavaş akmaya başlar. Ramazan’la beraber öncelikleriniz değişir. Çok kıymet verdiğiniz şeylerin aslında önemsiz olduğunu hissedersiniz. Kıymet vermediğiniz şeylerin de ne kadar büyük olduğunu anlarsınız” diyerek sözlerini noktaladı.
Selçuklu Sosyal Ekran programı, her hafta birbirinden değerli konukları ağırlamaya devam ediyor. Ramazan’a özel programlarıyla ilgi gören Selçuklu Sosyal Ekran’ınkonuğu ‘Şiirli Muhabbet’ çatısı altında gerçekleştirdikleri sohbet ile Serdar Tuncer oldu. İlk defa bu Ramazan’da evde olmanın huzurunu yaşadıklarını söyleyen Serdar Tuncer, “Yapabildiğimiz kadar mukabelemizle, evlatlarla geçirdiğimiz vakitle tadına doyulmaz bir Ramazan geçiyor. Bunanla virüse teşekkür edesim var” ifadelerini kullandı.
‘İKİ ÖNEMLİ HUSUS VAR’
Ramazan ayıyla alakalı iki önemli husus olduğunu açıklayan Tuncer, “Resulü Ekrem efendimizsallallahu aleyhi ve sellem bu hususta bize iki şey söylüyor. Birincisi ciddi bir ikaz, diğeri büyük bir müjde. İkaz kısmı şu: Öyle kişiler vardır ki, tuttukları oruçtan geriye açlık ve susuzluktan bir şey kalmaz. Büyük bir ikaz Allah muhafaza etsin. Orucumuz sadece açlıktan ve susuzluktan ibaret olacaksa eyvah ki ne eyvah! Diğer taraftan da bir müjdesi var. Diyor ki: Ramazan’a erişip de kendisini affettiremeyenin burnu yere sürtülsün. Yazıklar olsun o kişiye ki Ramazan’a erişmiş, Ramazan’ın bitimiyle beraber günahlarını affettirememiş. Mümin Ramazan iklimiyle beraber o kadar keskin bıçak uç içinde duruyor ki birinde açlık ve susuzluk var. Başka Ramazan’ın diğer hasılasından mahrum. Ama diğerinde Arife gecesinde annesinden doğduğu günkü kadar saf, günahsız ve tertemiz hale gelivermiş” ifadelerine yer verdi.
‘ÜÇ ÖNEMLİ ORUÇ VARDIR’
Üç önemli oruç olduğunu ve bunları yapmaya gayret edenlerin Allah Resulü’nün ikazından uzaklaşıp müjdesine yakınlaştığını vurgulayan Tuncer, şöyle konuştu: ”Birincisi avamın orucudur. Avamın orucu imsak ile iftar arasında kişinin yemekten, içmekten ve cinsi münasebetten uzak durması. Bunun bir üstünde havasın tuttuğu yani Allah’a biraz yakınlık elde edebilmiş zatların tuttuğu oruçlar var. Onlar da avamının yaptığını yapıyorlar yanı sıra diğer azalarına da oruç tutturuyorlar. Ayakları yasaklanan yerlere gitmiyor, elleri yasaklanan haramı tutmuyor, göz harama bakmıyor, dil dedikodu konuşmuyor. Azalarını sadece yasaklanandan uzak tutmuyorlar, yanı sıra emredeni yaptırıyorlar. Yani göz harama nazar etmiyor ama Kur’an’a nazar ediyor. Ayak yasaklanan yere gitmiyor ama emredilen yerlere, hayra gidiyor. Bir de üçüncüsü var ki Cenab-ı Allah nasip etsin o orucu. Onda da bir yanlış düşünce gelmezmiş. Allah’ın razı olmadığı bir düşünce gelip kalbe yerleşmiyor. Bu çok büyük bir devlet, çok büyük bir nimet. Avamın orucunu insan az bir gayretle tutabilir. İkincisine, gayretin ötesinde biraz nasip, biraz kemalat, azcık kalbi selim şeyler de lazım. Ama üçüncüsü tamamen ihsanı haktır. Onu elde etmeye çalışmak gerekiyor. Öyle zannediyorum ki Allah bilir ama kulların, yevmi dinde sevap ve günah terazilerinde, sevabın en ziyadesi bu Ramazan’da ve Ramazan iklimindeki ibadetlerden doğacaktır.”

‘RAMAZAN’DA İBADET ŞUURUYLA YAŞIYORSUNUZ’
“Ramazan’da orucu ibadet şuuruyla tutuyor ve yaşıyorsunuz” diyen Tuncer, ”O okunan mukabeleler oruçlu ağızla insanı bambaşka bir yere taşıyor. Dolayısıyla Allah bizi Ramazan-ı Şerif’in kıymetini bilenlerden etsin. Geçen Ramazanlarda ortaya çıkan birtakım aklı evveller dediler ki: “Teraviye çok da gerek yoktur.” Bu yıl Cenab-ı Allah teraviyi elimizden aldı. Teravi bizim kıymetlimizdi. Nice Anadolu insanı vardır ki Ramazan gelince teraviyi kaçırmaz. Bir güzelin çoğu yapılamıyorsa azından da mahrum etmemek gerekiyordu insanları. Biz kadir kıymet bilmedik Cenab-ı Allah çekti aldı elimizden. Evde kalırım diyebilirsiniz fakat camilere doluşmanın zevkini aldı. Kadrini kıymetini bilmezseniz elden gider. Geçen Ramazan evde olduğumuz, muhabbet ettiğimiz, beraber oruç tuttuğumuz kimseler vardı bu Ramazan yoklar. Dünyadan göçtüler. Bu Ramazan’ın geri kalan kısmını göremedi. Seneye Ramazan yine gelecek ama biz burada olacak mıyız orası meçhul. Meçhule hazırlık yapmamız lazım. Bunu son Ramazanımızmış gibi kadrini kıymetini bilmek lazım. İnşallah kıymetini bilenlerden oluruz” dedi.
‘İKİ ASIRDIR DAYAK YİYORUZ’
Tarih boyunca yeryüzünde kurulan bir medeniyetin, kendi kokusunu, ahengini rengini, bütün yeryüzüne giydirdiğini ya da ulaşabildiği noktaya çıkardığını ifade eden Tuncer, ”Bunun adı Antik Yunan olmuş, Çin olmuş, Roma olmuş, Hint olmuş, İslam Medeniyetinin Osmanlı yorumu olmuş bir yerde. Bunlar birbirinden bağımsız değil. Her biri birbirinden etkileşerek, özü birinden almış kendi biçimini giydirmiş ve yeryüzüne bir teklif, bir iddia sunmuş. İslam Medeniyetinin Osmanlı yorumu, dört beş asır yeryüzüne renk vermiştir. ‘O vakit biz kendi gök kubbesini kurabilmiş insanlarız.’ Bütün bir toplumda bir mutabakat var. Yanı sıra çelişki yok tutarlılık var. Mutabakat şu: Eşkıya da, evliya da, kadı da, padişah da aynı hakikate eyvallah ediyor. Tutarlılıktan kastım ise çelişki yok. Çünkü gök kubbeyi kendiniz inşa edebilirsiniz. Medrese bir şey anlatıyor, ev aynı şeyi evin yorumuyla anlatıyor. Çarşı buna tenaküs halinde değil. Hukuk buna çelişmiyor. Saray bu şekilde yürüyor. Yani Kur’an ve sünnetten özünü alan bir biçimle hayatın her safhasına tahayyül eden bir tutarlılık ortaya koyabiliyoruz. Bu tutarlılık içerisinde; kelimeler, gök kubbe, erdem, doğrular bizim. Güzellikleri bir bir yaşayabiliyoruz. Sonra bir kırılma ve travma yaşanıyor. İki asırdır dayak yiyoruz. Batı diyor ki, Rönesans, reform, sanayi devrimi falan… Bunun üzerine emanet zayi oluyor” diye altını çizdi.

‘KENDİ GÖK KUBBEMİZİ YİTİRDİK’
Modern zamanda insanların benliklerini yitirdiklerine ve olaylara Müslüman bakış açısıyla bakamadıklarına dikkat çeken Tuncer, “Allah diyor ki, ‘İnsanının ancak çalıştığının karşılığı vardır.’ Yeryüzüne medeniyet diriltici soluğu üfleme iddiası da Allah’ın toplumlara verdiği bir emanettir. Kıymetini bilmediği vakit yitirilir. Emaneti, layık olmadığımız şeyi yitirmişiz. Yitirişle beraber emanet başkasının eline geçmiş bu defa başkaları gök kubbe kurmuşlar. Biz o gök kubbenin altında yaşıyoruz. Biz kendi gök kubbemizi yitirdik. Dilimizi yitirdik. Modern zamanlarda kendimizi, kalbimizi yitirmişiz. Hadiseye Müslümanca bir bakış ortaya koyamıyoruz. Beşeri ilişkilerde Müslümanca bir duruş koyamıyoruz ortaya. Kalbimizi, adaleti, emrolunduğu gibi dosdoğru ol sırrını yitirdik. Ramazan bize yitirdiğimiz şeyleri haber vermeye geliyor. Diyor ki, ‘Ey Müslüman! Tamam çağ modern, tamam kapitalizmin dayattıkları var, tamam gök kubbe senin değil, tamam tutarlılığın elden gitti, tamam mutabakatını kaybettin, tamam yediğin dayaklardan yüzün gözün mor ama senin hala bir kalbin var. Senin bir Rabbin var. Senin doğruların var. Bir kendini fark et. Müslüman ol. Ramazan, iman ettim diyeni iman etmeye davet etmek için gelir. Mukabele bu işe yara teravi bunun içindir. Bırak zaman modern olsun. Yeryüzündeki bütün Covid- 19’u toplasak bin insanın avcunu doldurmuyor. Allah küçücük şeyle yeryüzünü Allak bullak etti. 1 ay evlerimizde oturduk. Ozon tabakası düzelmeye başlamış. Nehirlerin rengi açıldı. Gökyüzü kendine geldi. Yeryüzü bir soluk aldı. Allah bize dedi ki: ‘Kendine ve aslına dön, sen böyle değilsin’” diye aktardı.
•SÜMEYRA KENESARI / YENİ HABER GAZETESİ
Bakmadan Geçme