400 Vekil

Ömer İnal

Son günlerde bir üslup tartışması sürüp gidiyor… Özellikle cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, sarf ettiği sözler nedeniyle bu tarz eleştirilere maruz kalıyor…

Muhalefet kanadı, Yeni Anayasa ve çözüm sürecinin başarılı bir nihai neticeye ulaşması için 400 milletvekili olmasına vurgu yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı, Ak Parti’ye oy istemekle itham ediyor…

Oysa Tayyip Erdoğan Ak Parti de dâhil olmak üzere hiçbir parti ismini zikretmemiş, sadece meclise gidecek partinin çoğunluğa sahip olmasının önemini dile getirmiştir…

Muhalefetin bu durumu kendi üstlerine almaktan imtina etmeleri ise anlaşılmaz bir durumdur… Gerek CHP gerekse de MHP, ’Cumhurbaşkanı’nın 400 milletvekili isteği çok doğrudur ve yerindedir, 400 vekil ile mecliste olabilmemiz için halkımızın desteğini bekliyoruz… Cumhurbaşkanı ile uyum içinde çalışarak Türkiye’yi ileriye taşımak en büyük idealimizdir…’’ diye açıklama yapmaları başarılı bir seçim taktiği olabilirdi…  

Muhalefet cephesi bu şekilde akıllıca bi çıkarım yapmak yerine, kendilerine negatif etki oluşturabilecek şekilde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Ak Partiye destek istediğini belirtmeleri, taktiksel hata olmakla birlikte, mevcut durum şartlarında kendilerine olan güvensizliklerini de ikrar etme anlamına gelmektedir…

%52’lik bir halk desteğiyle cumhurun başkanı olan kişiyle, çatışan/çatışabilecek bir düşünceyi, halkın iktidara getirip devletin zirvesinde bir huzursuzluğun yaşanmasına fırsat vereceği düşünülemez… Böylesi bir durumda ülkenin istikrarlı yapısının bozulacağını, ekonominin kötüye gideceğini ve şahsi refahının da etkileneceği düşüncesiyle, kişi; ideolojisi kadar bireysel ekonomisi de dikkate alır…

Hatırlanacağı üzere Cumhurbaşkanı Sezer’in fırlattığı Anayasa kitapçığı ve Başbakan Ecevit’in basına şikâyet ettiği bu durum nedeniyle cumhuriyet tarihinin en büyük ekonomik krizi yaşanmıştı… Bu acı tecrübeden sonra halkımız, devletin zirvesinde sürtüşmeye neden olanları ilk seçimlerde siyaset sahnesinden hiç çekinmeden silmişti… Halkımızdaki Devlet-i Ebed Müddet anlayışı bu tür olaylara karşı müsamahayı kabul etmez…

Mamafih, Muhalefetin politikaları iktidar olmaya namzet olmaktan ziyade muhalefetteki konumlarını korumaya yönelik bir minvalde olduğu izlenimi vermektedir… Ana muhalefetin iç güvenlik yasası için ‘’direnme’’  ve ‘’sokak’’ çağrıları bu anlamda halkta karşılığı olan bir durum olmamakla birlikte, partinin tarihi serüveniyle bütünleşik, uyumlu bir istikamette arz ediyor olma görüntüsü, yaklaşan seçimler öncesi menfi şekilde tesir edebilecektir…

MHP’nin iç güvenlik yasasına karşın HDP ile aynı çizgide buluşması ise, milliyetçi söylemlerine aykırılık teşkil etmektedir…

Eğer iç güvenlik yasası bu ülkeye faydalı ise Milliyetçiğiyle öne çıkan MHP bu yasaya niye karşı çıkıyor? Zira bu yasanın, ülkenin huzurunu, asayişini bozmak isteyenlere karşı etkili olmak adına yapıldığı bilinirken, gerek doğuda gerekse de İstanbul’un göbeğinde yaşanan/yaşanabilecek olayların önüne geçilmesinde büyük etkisi olacak bu yasaya MHP’nin karşı çıkması,  ülke menfaatlerini gözettiği iddiasıyla çelişki oluşturur…

Ayrıca iç güvenlik yasası konusunda HDP ile aynı çizgide buluşmaları ise ayrı bir savrulma konusudur… Yıllardır ‘’bölündük-bölünüyoruz’’ iddiaları ile bölücülere göz yumulduğunu dile getirenlerin, sokaklarda terör estirilmesinin önüne geçilmek için yapılan yasaya şiddetle karşı çıkarak, bölücü diye niteledikleri HDP ile aynı safta durmaları büyük bir çelişkiyi gün yüzüne çıkartmaktadır…

İktidar olabilmek için ‘’bize sadece 4 yıl verin’’ diyerek halktan olur almak bu ahval ve şerait içinde pek mümkün gözükmemektedir…

Sebebi ise aslında çok basit, muhalefet halkı anlamıyor, halkı anlayan ise zaten iktidar oluyor ve 12 yıldır da iktidarda kalmaya devam ediyor…

Bu halkın siyasetçilerden istediği tek şey var ki, bu samimiyetle ülkesi için çalışmasıdır… Bu gün ülkemizin kaydettiği gelişmeyle birlikte, teorik olarak iktidarın yıpranması yerine halk desteğini artırıyor olması bu gerçeği doğrulamaktadır…

Selametle…