6360

Prof. Dr. Önder Kutlu

Ülke nüfusunun dörtte üçüne tekabül eden 30 ilin yerel yönetim sistemini kökten değiştiren yeni Büyükşehir Kanunu geçtiğimiz yıl, 30 Mart seçimleri ile uygulamaya girdi. Bu adım merkezi yönetim – yerel yönetim arası güç ve yetki dağılımında çok önemli bir kilometre taşıdır. 2005 yılında çıkarılan 5393 sayılı Belediye Kanunu aslında belediyelere önemli sorumluluklar yüklemişti. Yeni kanunla beraber, yani 6360 sayılı yasa ile 30 ilde Büyükşehir belediyeleri birinci ve tek aktör haline geldiler.

Kanun İl Özel idarelerini kaldırdı. Belde belediyelerini ve köy idarelerini ilgili ilçelerin mahallesi haline getirdi. Hizmet sınırları il sınırlarına genişletilmekle kalmadı,  bu belediyelere temel yerel hizmetlerin yanında başkaca görevler tevdi edildi. Hem coğrafi olarak hem de yetkinin içeriği bakımından Büyükşehir belediyelerinin yanında ve üzerinde başka bir kurum kalmadı.

Bu belediyeleri değerlendirirken bu hususu hep akılda tutmalıyız. Bu belediyeler artık ‘eski’ belediyeler değil. Tek aktör haline getirilmeleri bu birimleri daha eleştirel biçimde değerlendirmemizi gerektiriyor. 29 Mart’a göre bugün bunlardan daha fazla hizmet, daha kaliteli iş ve daha katılımcı yaklaşım bekleme hakkımız var.

Bu refleksi aynı zamanda başkan, meclisi üyeleri ve belediye bürokratlarının tümünden de beklemek durumundayız.

Şu ana kadar bu belediyelerden çoğunun sadece yetki kısmına yoğunlaşıp, sorumluluk boyutuna önem vermez göründüğünü de üzülerek ifade etmeliyiz. Aynen “la tegrabussalate…” durumları. Peki, ya sorumluluk? Hizmetler sunulmadığında artık gözler İl Özel İdaresine veya diğer alt kademe belediyelerine yönelmiyor. Ya da merkezi idare birimlerine…

Boşuna değil, ‘Yeni Türkiye’de sorumluluktan kaçılmaz’; ‘yetki kullanıyorsanız hesap da vermeniz lazım’ dememiz.

Sözgelimi, geçtiğimiz günlerde kar yağdı, yollar kapandı. Eskiden olduğu gibi Özel İdareyi suçlamadık. Suçlayamazdık. İdarenin kapanmasıyla sorumluluğun tamamı Büyükşehir’e geçmiş. ‘Büyükşehir kendi sorumluluğundaki cadde, meydan ve bulvarlarda karla mücadele çalışması yürütecek’ demiş.

Maalesef Konya bu konuyu tartış(a)madı. Büyükşehir belediyesi meclis üyeleri en son toplantıda ‘tartışacak gibi’ oldular, ama başkanın ‘her ilçeye bir karla mücadele aracı’ alınacağı müjdesiyle seslerini kesmek durumunda kaldılar.

Geçtiğimiz günlerde Gazeteniz Yeni Haber Büyükşehir hizmetlerindeki çelişkileri, yanlışları ve gerçeği yansıtmayan hususları gündeme taşıdı. Peki, başka kim gündeme getiriyor? Hiç kimse. Şehir tartışmıyor. Tartışamıyor. Eleştiremiyor.

Bakıyorsunuz, bir ilçedeki güvenlik görevlisi toplu ulaşıma yapılan zammı protesto için sosyal medyada görüş beyan edince, ilçe belediyesi Büyükşehrin tazyiki ile o görevlinin işine son veriyor. Şehir kimlere kalmış? Başkanlar neyle uğraşıyorlar? İlçeler bağımsız politika üretemiyor. Büyükşehir izin vermiyor.

6360 sayılı kanun ilin tamamına hizmet için düşünüldü. Beyhekim sağlık kompleksi ile ulaşımı sağlayamayan bir büyükşehir, Taşkent’e, Emirgazi’ye, Tuzlukçu’ya nasıl ‘ulaştıracak’? Karla nasıl mücadele edecek? Edemiyor, nitekim.

Uzunca süredir söylediğimiz şeyi tekrarlayalım: Konya Büyükşehir Belediyesi iş yapış şeklini ve yaklaşımını gözden geçirmeden yeni kanuna uygun hareket etmiş olmaz. Yeni dönemin ruhuna sadık kalmış olmaz.

Düşünün, 30 Mart’ta kapısına kilit vurulan 584 köy ve 168 beldeye hizmet nasıl sunulacak? Nasıl sunuluyor? Şehrin merkezinde, Bosna Hersek Mahallesi’nde ulaşımı sağlayamayan bir belediyeden çok şey bekliyoruz galiba!

Hep zevahiri kurtarma, hep tribünlere oynama manevraları. Fakat halk tribünlere bakmıyor. O sokağa, insana ve gündelik hayatına yoğunlaşmış durumda. ‘Hayatında ne değişti, ne aynı kaldı’ sorusunun muhasebesiyle meşgul.

6360 sayılı Kanunun çıkması ile yürürlüğe girmesi arasında yaklaşık bir buçuk yıllık süre bulunmaktaydı. O süre heba edildi. Yürürlüğe gireli on ay oldu ama hala ‘geçiş dönemi’ hazırlıkları tamamlanabilmiş değil. Merak ediyorum: 6360 sayılı Kanuna uygun nasıl bir yapılanma uygulamaya konuldu? Aynı örgüt, aynı mekanizma ve aynı yaklaşım halen yürürlükte. Anlayacağınız, Konya ‘cephesinde değişen bir şey yok’.

Ama belediyenin ulusal kanallardaki reklamları ‘boyut’ değiştirmiş. Dönemin ‘ruhuna’ uygun! Dış ilişkiler ve kültürel faaliyetler ‘tam gaz’ devam ediyor: Bir tarafta tasarruf, diğer tarafta israf. Bu gibi durumlar için İngilizler ‘fast and feast together’ derler. Yani, ‘oruçla, ziyafet yan yana’. Çelişkiler deryası. Reklamı izleyince ‘acaba bu mükemmel mekân nerede’ diye sorasınız geliyor. ‘Çamur deryası’ Bedesten olduğunu anlayınca, sükûtu hayale uğruyorsunuz. Anlamakta güçlük çekiyorsunuz. ‘Restorasyon yarımken, kimi kandırıyorlar’ diyesiniz geliyor.

İçinizden şunları bağırmak geçiyor: ‘Cumhurbaşkanım, 6360 anlaşılamamış’. ‘Başbakanım, yeni BŞB düzenlemesi kavranamamış’.

Şimdiye kadar altyapı konularıyla ilgili çok laf etmemiştik. Bu konularda da problemler olduğunu biliyoruz. Onlar da ‘yeni döneme uygun’ planlanmak ve sunulmak zorunda.

Daha önce ifade ettiğimiz ‘azgelişmişlik’ özellikleri şehirde fazlasıyla mevcut. Altyapı işçiliğinde ‘son dokunuş’ yok. ‘İnce ayar’ verilmemiş. Müteahhitler işlerini yapıyor, birinci sınıf malzeme kullanıyorlar, ama kent meydanındaki parke taşları kırık-dökük, eğri-büğrü.

Konya daha çok yol almak için eleştirmek durumunda.

Yapılacak o kadar çok şey var ki, sağlıklı bir planlama yaparak başlamak en mantıklısı. Sözgelimi, karla mücadelede birinci, ikinci, üçüncü öncelikli yollar belirlenebilir; ilçe belediyelerinin malzeme ve altyapısı koordine edilebilir(di). Yapılmadı. Yapılamadı.

Plansız, programsız olmuyor...

Başarı tesadüflerle gelmiyor.