ABD VERGİ REFORMU FED PETROL

Prof. Dr. Fatih Mehmet Öcal

Global ekonominin seyri, ABD ve FED ekseni etrafında dönmeye devam ediyor. ABD’de Trump’ın uygulamaya koymayı düşündüğü firmalara yönelik kurumsal vergi oranının %35’ten %20’ye indirilmesini, halen uygulanan 7 dilimden oluşan bireysel gelir vergisi oranlarının %12, %25, %35 ve %39,6 olmak üzere 4 dilime düşmesini öngören vergi reformu yasa tasarısı, getirileri götürüleri üzerindeki tartışmalar ve olası belirsizliklerin gölgesinde 205 olumsuz oya rağmen 227 oyla kabul edildi. Türkiye adına benim şahsi olarak temennim, yıllar önce R. W. Reagan tarafından uygulamaya konulan arz yanlı politikaların gerçekleşen ekonomik sonuçlarının, beklentilerin çok altında kaldığı sonla Trump’ın ABD’sinin karşılaşmamasıdır. Günümüzde hem reel hem de finansal sektör açısından dünya ekonomisini domine eden ABD’nin, üretimin payını yükseltmek amacıyla uygulamaya koymayı tasarladığı düşük vergi ve artan üretim odaklı büyüme modelinin beklentileri karşılaması veya karşılayamaması, birçok ülkenin ekonomisini yakından ilgilendirmektedir. Dünyanın en fazla ihracat ve ithalat yapan yani dış ticaret hacmi bakımından en büyük ekonomi değerine sahip ülke olan ABD’nin üretiminin artması, istihdamının, milli gelirinin, iç ve dış talebinin ivme kazanmasını da beraberinde getireceğinden, küresel büyümenin hızlanmasına da katkı sağlayacaktır, vice versa.

          Finansal tarafta ise durum pek farklı değildir. FED’in Aralık toplantısında faiz artırım kararı vereceği konusunda herkes aynı görüştedir. Büyük bir sürpriz olmaması ve faiz oranlarının 25 veya 50 baz puanlık bir artışın gerçekleşmesi, gelişme yolundakiler başta olmak üzere, hemen tüm ülke ekonomilerini etkiyecektir. Yüksek kar ve aynı zamanda güvenli liman peşinde koşan küresel sıcak sermaye, genellikle dış ticaret ve cari açık verdiği için, üstelikte demokrasi ve siyasi düzeyin kurumsal nitelik bakımından güdük kalan gelişmekte olan ülkelerden başta ABD, Almanya gibi gelişmiş ülkelere yönelecektir. Böyle bir sonuç da, gelişmekte olan ülkeleri yüksek faizlerle borçlanmak zorunda bırakacağından, başta iktisadi olmak üzere siyasi istikrarın sağlanması önünde ciddi sorunlarla yüzleşmeye hazırlıklı olmaları gerektiği anlamına gelmektedir. Diğer taraftan enflasyon oranının sürekliliği ve stabil olup olmaması hususunda bakılması gereken ilk adres olan çekirdek enflasyonun Ekim ayında % 1,8 gibi yüksek bir oranda gerçekleşmesi, yine Ekim ayı sanayi üretiminin aylık ölçekte %0,9 artış göstermesi, ABD’de ekonomisinin geleceğine dair olumlu beklentilerin artmasına yol açtı. Gelişmekte olan ülkeler kısa ve orta dönemde, ABD’de ekonomisindeki biri reel (Trump / vergi) diğeri de finansal sektörle (FED / faiz) ilgili alınan kararların sonuçlarının etkilerini yaşamak zorunda kalacaklardır. Bu iki gelişmeden ilki olan vergi reformu gelişmekte olan ülke ekonomilerine olumlu yansırken, FED’in faiz oranlarını artırması ise olumsuz yönde olacaktır. Bu etkenlerin olası sonuçlarının üzerine, günlük üretimi ve arzı konusundaki anlaşmazlık yüzünden kaynaklanan petrol fiyatlarının istikrarsızlığı ve yüksekliğinin, tüm ekonomileri olumsuz etkilemesi kaçınılmaz bir sorundur. Neredeyse tüm ürünlerin maliyetlerinin oluşumunda ilk sıralarda yer alan petrol fiyatları yanına döviz kurlarındaki oynaklık da eklenince, istikrarlı fiyat sürecinin yakalanması zorlaşmakta, bu durumda siyasi, sosyal ve toplumsal sorunları tetiklemektedir.

          Söz konusu genel gelişmelerin üzerine Türkiye’de Eylül ayı itibariyle yıllık olmak kaydıyla; dış ticaret açığının 40 milyar dolar sınırını zorlaması (39,3 milyar dolar), işsizlik ve enflasyon oranlarının %12’ler düzeyinde adeta istikrar kazanması, hükümet tarafından ardı ardına açılan iktisadi reform paketlerine rağmen, siyasi istikrarsızlık ortaya çıkacağı endişesiyle arzu edilen üretim ve istihdama ulaşılamaması, emtia ithal etmek zorunluğundan kurtulamamamız, hepsinden önemlisi iktidarıyla muhalefetiyle siyasetin, ülkemiz çıkarları için değil de rövanş alma mantığıyla yapılması gibi temel açmazlarımızın devam etmesi, istikrarlı büyüme sürecini yakalamamızı bir kat daha güçleştirmektedir.

 

          Soru:  Bilgi mal mıdır? Neden?

          Sözün Gözü: Ağzıyla konuşan ne kadar az kişi varmış.