Ahlak Nedir, Nasıl Yaşar, Neden Ölür?

Mehmet Toker
Ahlak kelimesi, Arapça "hulk" kökünden türemiş olan, tavır, davranış, fıtrat, fıtrata yerleşmiş olan seciye, karakter manalarına gelen bir kelime. Ahlak bilimcileri ahlakı bir kimsenin fıtratına yerleşmiş olan, refleks olarak ortaya konulan ve sürdürülebilir davranışlar olarak ifade ediyorlar. Refleks olma yönü, zor zamanlarda, düşünmeden, hesap etmeden aniden ortaya çıkması ki karaktere ne yerleşmişse, fıtratta ne varsa o refleks olarak ortaya çıkar. Sürdürülebilir olması, sadece bir defaya mahsus değil, her etki de aynı tepkiyi verebilir şekilde davranışın içselleştirilmiş hâle gelmesini ifade ediyor.
 
Halk arasında sıklıkla kullanılan "ahlaklı", "ahlaksız" ifadeleri galat-ı meşhur bir kullanımdır. Doğrusu "iyi ahlaklı", "kötü ahlaklı" şeklindedir. Ama iyi ahlaklı yerine "ahlaklı", kötü ahlaklı yerine "ahlaksız" kullanımı galat-ı meşhur olarak yaygınlık kazanmıştır.
 
Bir davranışın iyi ahlak veya kötü ahlak örneği bir davranış  olduğuna karar veren ya da belirleyen dört ana kriter vardır.  Bunlar akıl, örf, hakim otorite ve dindir. Akıl, doğru kaynaklardan beslenir,  idrak etme seviyesi yeterli olursa bir davranışın iyi veya kötü olduğunun sınıflamasında belirleyici olabilir. Ancak akıl, biraz bencil/menfaatçi olduğundan dolayı, bazen kendi lehine olanları ahlâki bir davranış, aleyhine olanları da gayri ahlaki bir davranış olarak da kabul edilebilir. Yani objektivitesi/tarafsızlığı tartışılır.
 
Örf, bir davranışın iyi ahlak veya kötü ahlak örneği bir davranış olduğunu belirleyebilir. Ancak evrensel ahlak kaidelerini belirleme ve evrensel üst ahlaka ulaşmak örfi kabullerle mümkün değildir. Örf, ahlaki davranışların üzerinde belirli bir noktaya kadar denetleyicidir. Örf, değişkenlik gösterdiği ve toplumlar arasında subjektif olduğu için denetleyicilik konusunda yetersiz kalmaktadır.
 
Hakim Otorite, ahlaki davranışların belirlenmesinde ve uygulanmasında etkindir. Ancak hakim otorite değişkenlik arz ettiğinden dolayı evrensel ahlak ilkelerine yine ulaşılamaz. Aynı şekilde hakim otoritenin de denetleme gücü sınırlıdır.
 
Geriye ahlaki davranışı belirleme ve denetleme konusunda din kalıyor. Ahlakın temeli din midir, değil midir? diye bu konu çok tartışılmış. Bu tartışmaya girmeden şunu ifade etmek gerekir ki;  evrensel bir ahlak öğretisine sahip olmak istiyorsak ve ahlâki davranışların her yerde, her şartta, denetlenebilir olmasını arzu ediyorsak o zaman evrensel bir din ve her şeyi, her yeri, her an gözetleyen bir tanrı inancı ahlakın belirlenmesinde ve denetlenmesinde asıl belirleyici güçtür.
 
Bugün dünya üzerindeki ahlâkî  bozuklukların, hukuksuzlukların, haksızlıkların, zulümlerin yegane sebeplerinden bir tanesi insanlığın cihan-şümûl bir ahlak anlayışına sahip olmamasından kaynaklanmaktadır. İnsanların kendilerini her hâlükârda denetleyen, gözetleyen, hesaba çekecek olan bir tanrıya inanmamalarından kaynaklanmaktadır.
 
Ahlakın refleks hale gelmesi, "Zor zamanlarda tepkisel olarak meydana çıkan davranışlardır." demiştik.  Kişinin bir erdemi içselleştirip içselleştiremediğinin en bariz göstergesi refleks davranışlardır.  Mesela ayağı taşa takıldığında verdiği tepkiden, şahit olmuş oldu bir zulüm ve haksızlığa verdiği tepkiye kadar ahlâk-ı hasene veya ahlâk-ı seyyie sahibi olduğu ortaya çıkar. Sürdürülebilir olması şahıslara, zamana, hadisatın gidişatına takılmaksızın her zaman, her yerde, her ahval ve şerait içerisinde aynı davranışı sergileyebilmesidir. Belki de bugün kaybetmiş olduğunuz erdemlerden bir tanesi budur. Sürdürülebilir ahlâkî davranışın yerine inşa ettiğimiz konjonktürel davranış, insanlığın sahip olduğu ahlâkî hastalıklardan en yaygın olanıdır.
 
Konjonktürel davranış, hesâbî bir davranıştır, hasbî bir davranış değildir. Ahlakı geliştiren, sürdürülebilir bir davranış haline getiren en önemli etken sorumluluk duygusu,  yani kişinin hesap verir olmasıdır.  Sorumluluk duygusu gelişmeden, hesap verme anlayışı gelişmeden kişilerin ahlaki davranışlarda bulunmasını beklemek mümkün gözükmemektedir ya da istenilen düzeyde ve seviyede olamaz. Sorumluluk duygusunu gelişmesi için, adına "otokontrol" dediğimiz, kişinin kendi kendisini kontrol edebilme ve kainatta başıboş olmadığını, yalnız olmadığını kavrayabilme melekesinin gelişmesi gerekiyor.  Bu da kişinin haddini bilmesi ve ne kainatta, ne de kendi şahsi alanlarında sınırsız özgürlük diye bir şeyin olmadığının bilincinde olmasıyla mümkündür.  Kişisel özgürlüklerin, diğer insan veya varlıkların özgürlük alanının başladığı sınıra kadar olduğunu bilmek; kişiyi daha ahlaklı,  sorumluluk duygusu daha gelişmiş ve hesabı verilebilir bir hayatı yaşamaya yönlendirerek, otokontrolü güçlü bir hayatı yaşamayı beraberinde getirir. Bugün gerek ülkemizin özelinde, gerek dünya üzerinde görmüş olduğumuz yaygın kötü ahlâkî davranışların temeli, kişilerin özgürlük alanlarını bilmemeleri, sınırsız bir özgürlük anlayışı içerisinde olmaları, şişirilmiş egolarından dolayı kendi haddlerini, acziyetlerini bilmemeleri neticesinde de otokontrolsüz ve sorumsuz bir hayat anlayışına sahip olmalarından dolayıdır.  Kişiler gerek kendilerine, gerekse topluma karşı olan sorumluluklarını bu sebeplerden dolayı yerine getirmemektedirler.
 
Ahlak nasıl beslenir?  Ahlâkın sürdürülebilir olması için canlı bir organizma gibi büyütülüp beslenmesi gerekir. Ahlak tecrübîdir. Yani rol model alarak, taklit ederek beslenir. Öyleyse yetişmiş olan bireylerin, yetişmekte olan bireylere güzel örnekler teşkil etmesi gerekiyor. Eğer rol model, aileden başlayarak anne baba, okulda öğretmen, dairede amir, iş yerinde yetkili veya patron, toplum önünde sporcu, sanatçı, siyasetçi ve benzeri kimseler kötü ahlak örnekleri ortaya koyarsa toplamun ahlâkının da bozulacağı aşikârdır. Şayet yetişmiş kimseler ahlâk-ı hasene örneği ortaya koyarsa da toplumun ahlâkının düzeleceği yine aşikârdır. Onun için rol model kabul edilen insanların ahlâkı düzeltmede veya bozmada ne derecede önem arz ettiklerini önce kendilerinin bilmesi, akabinde de toplum bilimcilerin şuurunda olması gerekiyor. Dünya üzerinde siyaseten, ekonomik olarak sömürgeci olan siyonist güç, bugün yanlış rol modelleri yücelterek, onları şişirip, reklamını yapıp, halkın gözüne sokarak bir anlamda sömürmeye çalıştığı milletleri ahlâken bozarak işgale hazır hale getiriyor. Bu oyuna  karşı uyanık olmamız gerekirken maalesef; bize renkli, jelatinli ambalaj içerisinde sunulan kötü ahlak örneklerini anında kabul edip baş tacı yapma gibi  bir yanlışlığın içerisinde yüzmeye devam ediyoruz.  Ahlak, irâdi olmalıdır. Zorla, baskıyla yapılan davranışlar ya da kar-zarar neticesi gözetilerek yapılan davranışlar, ahlaki davranışlar değildir. Baskı ile topluluğu belirli bir davranışı yapmaya yönlendirmek münafık bir toplum ortaya çıkarır. Kar-zarar hesabı gözetilerek ortaya konulan davranışlarda, içten pazarlıklı, çıkarcı  bir toplum ortaya çıkarır. Toplum liderlerinin din ve siyaset adamlarının bu iki tehlikeli duruma dikkat etmeleri, toplumu bu sahtekarlığa düşürmemenin yollarını, çarelerini araması gerekir.  İradi olmayan, kişinin kendi tercihi ile yapmadığı davranışların ahlak  zaviyesinden de hiçbir kıymeti yoktur.
 
İnsanın ahlaki davranışlarla, sorumluluk alanları iki ana başlık altında değerlendirilir.  Bir tanesi kendisine karşı olan ahlaki sorumlulukları, ikincisi topluma karşı olan ahlaki sorumluluklarıdır. Kendisine karşı olan ahlaki sorumlukları, bir: sinir sistemine karşı, iki: aklına karşı, üç: iradesine karşı olan sorumluluklarıdır. Sinir sistemine karşı olan sorumluluklarının da alkol, uyuşturucu, aşırı öfke, yersiz keder, bencillik, enaniyet gibi davranışlardır.  Sinir sistemini bozan maddi ve manevi davranışlarını kontrol etmesi, gerekirse onlardan uzak durması gerekir.  İnsanın aklına karşı olan ahlaki sorumluluğu ise fetöcülerde ve türevlerinde olduğu gibi aklını kiraya vermemesidir. Bununla beraber aklını geliştirecek, düşünce ufkunu genişletecek tercihlerde, (okumak gibi) davranışlarda bulunmasıdır.  İradeye karşı olan sorumluluğu ise sabır ve tevekkül gibi iradeyi güçlendiren hasletleri geliştirirken, haset, hiddet, israf ve benzeri düşkünlüklerden de uzak durması gerekir. Topluma karşı ahlaki sorumluluklarımız, bir: adalet, iki tesânüttür.  Adalet, kişinin toplumda, insanlar arasında  haksızlığa, zulme sebep olabilecek her türlü davranıştan uzak durmasıdır.  Yalan, yalancı şahitlik, gasp, hırsızlık, insanlarla istihza etme, kul hakkı yeme, faiz, kumar, zina aklınıza gelebilecek her türlü olumsuz davranışlar, adalet duygusunu bozmaktadır.  Dolayısıyla yasaktır. Tesanüt, yani yardımlaşma, dayanışma.  Toplumdaki insanlarla bir ve beraber olarak hareket etme, güçsüzleri, zayıfları, toplumdaki  dezavantajlı insanları koruyup kollayabilmek. Bu hasletleri kaybettiğimiz bir zaman diliminde yaşıyoruz maalesef.
 
İşte bu gün insanlık olarak maalesef erdemli, ahlâk-ı hasene ile donatılmış bir toplum olamadık ve bunun faturasını da hem bizler ödüyoruz hem de gelecek nesillerimize ödeyemeyecekleri büyük büyük faturalar bırakıyoruz. İnsanlığın bugün en fazla ihtiyaç duyduğu husus, doğru ve evrensel ahlak anlayışıdır. Bu noktada en büyük sorumluluk ta Allah'a inanan Mü'minlere, Müslümanlara  düşüyor. Şunu da  unutmamak gerekir ki İslam dininde  ahlak, hukuktan üstündür. Hukuk ahlakın işlemediği yerde devreye girer. Bugün hukukun bile yetersiz kalması, ahlaken insanlığın ne derekeye alçalmış olduğunu göstermesi açısından korkunç bir durumdur. Sorumluluklarımızdan kaçarak dünyayı daha yaşanabilir bir yer haline getiremeyiz. Sorumluluğumuz dünyayı ahlâken yeniden imar ve inşa etme sorumluluğudur. Sahip olmamız gereken cihat ruhu da bu olmalıdır.