AKŞAMA İKİ EKMEK

Hakan Bahçeci

Ne mübarektir şu ecel… Vaktini bilmemek nimet, geleceğini bilmek nimet… “Güzel vakitte gel güzel melek” diye dua ederdi hep.

 Sabah namazını birlikte kıldılar; evin annesi, yedisinde bir delikanlı Ömer, önlerinde evin beyi, beşikte küçük bir melek daha. Usta aynı duasıyla bitiriyor namazı. Ömer yarı uykulu, annesinin dizine uzanıyor, saçlarını okşuyor annesi. Cenneti çocuklar annesinin.

Odanın içine dolan sükûnet ve huzur, yüreklerinde birer ümit ışığı ile çoğaldıkça çoğalıyor. Beşikten tatlı bir uyanış sesi, şirin, neşeli, dünyaya bedel bir şenleniş… Bal Usta, kucağına alıyor çocuğu, cennet kokusu mu bu Ya Rabbi! Bir emanet bir muhabbet bu yavrucaklar.

Bal Usta, lakabını babasından almış, köyün en güzel balını üretiyor. “Başka bir şey var” diyorlar bu balda, bu tat bu rayiha bu renk, akıl sır erdirememiş kimse. Söylenen o ki sırrını vermiş bizim ustaya bizim usta olmuş “Bal Usta”

Arıyla balla uğraşsa da Bal Usta asıl işi inşaat; taş ustası, köyün neredeyse tüm evini Bal Usta yapmış. Gel zaman git zaman köyde kimse kalmamış, nedense göçünü alan yol tutmuş büyük şehre. Bizim usta pek niyetli değil köyünü terk etmeye ama kaderde var ise kim engel olabilir? Şehirden gelen bir mühendis duymuş ustanın maharetini, “inşaatı iyi bilir, doğrudur, dürüst, güvenilir” demişler, el birlik bizim ustayı ikna etmişler, alıp getirmişler büyük şehre.

Bal Usta, verilen işi emanet bilmiş, haram lokma yememiş, evde hanım “Bey, alışamadım şehre” dese de “ekmek paramız burada hanım” demiş. Bal Usta ismiyle müsemma, ağzından bal damlıyor, muhabbet ediyor, herkese güzel söz söylüyor, kimine “paşam” diyor kimine “gözüm” kimine “eyvallah” diyor ama hiç eyvallah etmiyor.

İki küçük oda, bir mutfak, evin önünde ufak bir bahçe, her köşesine ustanın eli değdiği belli… Ya evin içi, yerli yerinde her şey, sade ve temiz, güzel bir lavanta kokusu, köylerinden izler var, kıyıda köşede, nakışta işte. Hanım; vefalı, düşkün evine, ailesine, iki adam var evde; biri beyi, biri evladı, ama işte bir başka beşikteki kızın sevdası. Hep düşkünler çocuğa, evin neşesi, muhabbeti ve bereketi.

Bal Usta, öptü kızını, kokladı, gözlerine baktı uzunca, bugün daha bir sevimli geldi gözüne, küçük parmaklarıyla babasının yanağına dokundu kız. Usta içinin esridiğini hissetti. Garip bir kuş kanatlandı yüreğinden. Ömer atıldı babasının bacaklarına, eğildi Usta usulca, Ömer’i öptü, kızını öptü.

Sofrayı hazır etmişti evin hanımı, üç beş zeytin, çökelek, bahçeden bir iki biber, domates ve bal. Küçük kız anasının kucağında, Ömer babasına yaslanmış, hangi haz ve lezzet bu manzara karşısında kendine çeki düzen vermez?

Bal Usta, Ömer’e “Haydi Paşam, ev sana emanet, ben varayım işe” diyerek kalktı ayağa. Çocuk önce nazlandı, üzerine çıktı babasının, alt alta üst üste güreştiler biraz, Ömer yendi yine babasını. Çocuk, zafer edasıyla “balon getir bakalım bana” dedi. Usta “emrin başım üstüne Paşam” diyerek doğruldu yerinden. Hanım, öğlen için bir şeyler hazırlamış azığa. Bal Usta, muhabbetle bir buse dokundurur alnına. Hanım mahcup, “eksik olma bey, akşama iki ekmek” diyerek uğurlar ustayı.

Bal Usta, yine zamanında gelir iş başına, bugün mübarek Cuma, “mübarek olsun” diyerek iş başı yaptırır işçiye, ameleye. Ekmek parası emekle, çabayla, çalışmakla gelir nasipse. Bunu bilir de işe koyulur Bal Usta. Hakkını vermeden bırakmaz işi ortalıkta.

Bugün daha bir uğruyor diline duası, hayırdır inşallah diyerek devam etti işine gücüne. Öğle vakti, cumadır bugün, berekettir. Cumaya hazırlık yapın hele ustalar, diyerek ayağa kalkıyor Bal Usta. O an, nasıl bir andır? Vakit vakittir de hangi sona gebedir? Kepçenin şoförü pek sever Ustayı, ama işte gel gör yetmiyor bu sevmeler hiçbir kadere?

Ustanın arkası dönük, kepçenin şoförü son seferinde, son kepçeyi vuracak toprağa, hızla dönüyor kepçe, usulca ayağa kalkıyor Bal Usta. Salalar veriliyor, az bir vakit kaldı ezana, kepçenin dönüşü, Ustanın ayağa kalkışı, salanın bitişi… O vakit bu vakit midir usta?

Ömer balon istemişti, hanım iki ekmek… Şimdi kim verir bu haberi ekmek bekleyenlere?