AMAN HOCAM

Bekir Dolu

 

Ordu göreve pankartları ile meydanlara çıkıp asker postalı yalayan (Mustafa Abim “asker kı.ı öpen” diyor da benim terbiyem müsaade etmez)  hoca görmek istemiyor bu toplum, bunu anladık da. Bi yerlere selam gönderme niyetinde olan hocalar varsa, hoca kısmının bu türünden de hiç hazzetmiyoruz haberiniz ola. Yoktur böylesi diyecek oluyor Mustafa Abim…. Şşşt. Bi dakka dur abi. Belki vardır, belki yoktur, biz söyleyelim de.

Koca koca profesörler, üç-beş zırtabozun yersiz, zamansız, münasebetsiz bir eyleminin ardından bu duruma düşmese daha iyi olmaz mıydı yani. Mahalle kavgası mı bu ki eline iki satır bildiriyi alan sokağa fırladı. El insaf.

Bu değil sizden beklenen. İnanın bu değil. Ah bilseydiniz toplumun gözünde ne kadar güzel bir yerde olduğunuzu ey hocalar, böyle atlamazdınız polemiğin içine. Aklı beş karış havada bir gençten bir adam “yaratmak” işi sizin işiniz. El işlesin biraz, yürek işlesin, gönül işlesin. Çeneler değil. Lütfen.

Bir zamanlar profesör dedin miydi, hoca dedin mi, kürsü dedin mi, akan sular dururdu. Hocalar da hocaydı haa! Ne oldu sonra? Kimi 28 Şubat şakşakçılığından, kimi darbe sevicilikten, kimisi de televizyonlarda, reklamlarda malzeme olmaktan, deterjan test edip onaylamaktan, kimisi de horozdan, ayakkabıdan kurban fetvası güzellemekten dolayı eridi de eridi gözümüzde. Bitti.

Neyse kalan sağlar bizimdir diyeceğiz artık.

Sağ kalan var mı? Var hem de pek çok. Hiç kimseciklere eyyamcılık yapmayan, ilmini, vicdanını birilerinin emrine vermemiş hocalarımız da var memlekette. İlmin ve âlimin vicdanına güveniyorum ben.

İlim ne ola ki?

Doğrusunu isterseniz tam karşılığı mıdır bilemeyeceğim ama halkın kutsalını karşısına almayan bilime, ilim diyorum ben. Ve ister fen bilimlerinde, ister sosyal bilimlerde olsun, vakar ve ahlak sahibi bilim adamına da âlim diyorum ben. İşte böyle bir ilme ve âlime güveniyorum son tahlilde.

Değerlerin inadına aşındığı günümüzde, ilmin vicdanıdır, âlimin ahlakı ve vakarıdır son kalemiz. Haydi, hocam kaleyi savunmaya, ilerleyelim burçlara, ilerleyelim ama sessizce.

O pek kıymetli(!) bilim adamlarımızı da anlıyorum ben aslında. Sizin de anlayış göstermeniz lazım. 80 Yıllık, bazılarına göre ise 150 Yıllık imtiyazlar, dokunulmazlıklar, sırça köşkler kayıyor ellerinden yavaaş yavaş. El değiştiriyor. Kayıyor da nereye gidiyor babam? Nereye gidecek gerçek sahibine doğru. Millete.

Ulu orta vermeyin her şeyi bu millete canım. Çocuk oyuncağı mı bu!

Hadi bu cahil(!) millet yanlış işler yaparsa? Ki yapıyor da. En azından 2 kişiden birinin yanlış yaptığı bal gibi meydanda. Verirsen onca hakkı güruhun eline, olacağı budur. Bilim adamlarımız da haklı(!) Ah milletimiz faydayı-zararı bilecek durumda olsa; üç-beş zırtabozun peşine düşüp de öğrenci ayaklanması, gençlik isyanı hülyaları görmez bilim adamlarımız. İmkânı yok.

Ne yaparsın ki halk cahil. Ordu da görevini yapmıyor, medya susturuldu, yargı desen onlar da takunyalarını çoktan giydi. Sahaya sürmek için gariban üniversite öğrencilerinden başka malzeme de yok elan. Toz dumanın sebebi bu.

Netice; Reha Muhtar gibi gözlerini pörtleterek parmak sallayıp ahkâm kesen, ara sıra kulak çeken bilmiş adamlara zaten aşinayız evvelden. Eylemciler zaten belli, aynı hikâye. Amma size ne oluyor ey elde kalan sağlar, ey hocalar, ey Anadolu çocukları. Bari siz girmeyin bu tartışmalara. Karamboldan gol atmaya çalışıyor gibi duruma düşürmeyin kendinizi. Şucu-bucu olmayın Allah aşkınıza. İlim adamı olun. Âlim olun. Adam gibi adam yetiştirme işinize bakın. Vesselam.