Amme vicdanı, sendikalar ve Fenerbahçe

Şenol Metin

Vicdan, insanı yaratılış hikmetine uygun davranmaya mecbur bırakan, bu hikmete uygun davranmadığında rahatsız eden içsel bir güçtür.  Bazen vicdan insanı öylesine rahatsız eder ki, ya insanı fıtrata/masumiyete/fabrika ayarlarına geri döndürür ya da insan vicdanının sesine kulak vermez olur. Vicdanını susturmayı başaran insan ise insanlığından müstafi olur ve bir canavara dönüşür.

Bu, makamlar, kurumlar için de böyledir. Sendikalar ise bir kitle örgütü olarak mahşeri vicdan dediğimiz kamusal vicdanı tecessüm ettiren yapılardır, örgütlenmelerdir.

Bir makam, bir kurum varoluş hikmetine uygun davranmadığında onu rahatsız edecek, varoluş hikmetini hatırlatacak bir sese ihtiyaç vardır. Bu sesi haykıracak yapı sendikadır.  Bu nedenle, sendika-yönetim ilişkileri genellikle sorun temelli tezahür eder. Tıpkı vicdanın, insan yanlış bir şey yaptığında devreye girmesi, rahatsız etmesi gibi...

Bu nedenle, sendika-yönetim ilişkileri müzakere temelli olmak zorundadır, tıpkı insanın vicdanı ile yaptığı içsel müzakere gibi…

Vicdanını devreden çıkaran insan, nasıl insanlıktan müstafi olursa, bir canavara dönüşürse,  kamusal vicdan mesabesinde olan sendikalar da etkisizleştiğinde kurumlar, makamlar zulüm mekanizmasına dönüşür. O hâlde kamusal vicdanı tecessüm ettiren sendikalar ile kurumların birlikte çalışmayı içselleştirmesi gerekir. Sendikaları güçlü tutmak için kurum idari kurulları gibi yönetime katılma araçlarını çeşitlendirmek gerekir.

Ve yapmamız gereken en önemli şey üyelik, aktif üyelik...

Üniversitelerde sendikalaşma oranının kamunun diğer kesimlerine göre çok düşük olması, üniversitelerde kamusal vicdanın tecessümüne ve sesinin gür çıkmasına engel olmaktadır. Üniversitelerde kamusal vicdanı güçlü kılmak için Konya üniversitelerinin yetkili sendikası olarak bir çağrı yapıyor, akademik personel olsun, idari personel olsun, Konya üniversitelerinde görev yapan herkesi ama herkesi sendikalı olmaya davet ediyorum.

Son olarak, tıpkı insan kalmak isteyenin vicdanının sesine daha çok kulak vermesi gibi, kurumlarımızın da makamlarımızın da kamusal vicdanın sesini daha çok dinlemesi, daha adil kararlar verebilen, çalışanların daha mutlu olduğu kurumlar inşa edecektir. 

Adalet tesis edilmeden huzur mümkün değildir diyor ve sizlerle paylaşmazsam vicdanımın beni rahat ettirmeyeceği bir konuya değinmek istiyorum;

FENERBAHÇE…

Hafta sonu Türkiye’nin en eski ve en köklü spor kulübü Fenerbahçe’de başkanlık seçimi vardı. Küresel oligarşinin Türkiye mümessili Ali Koç, tek aday olarak girdiği seçimde 6 bin 682 oyun 6 bin 459’unu alarak yeniden başkanlığa seçildi. Hayırlı olsun. Ancak;
Fenerbahçe taraftarlarına yönelik ‘HeForShe’ hareketine katılmaya davet çağrısını Fenerbahçe’nin resmi web sayfasında ( https://www.fenerbahce.org/taraftar/heforshe )  gördüğümde irkildim.

Fenerbahçe, resmi web sayfasından (https://www.fenerbahce.org/haberler?hb=heforshe) yapılan duyuru ile toplumsal cinsiyet eşitliği kampanyası başlattı. Bu kampanya ‘HeForShe’ sloganı ile yürütülüyor.

Bir bilgi; LGBT Lobisinin ürettiği ‘HeFORShe’ sloganındaki ‘FOR’ erkek ve kadın cinsiyeti dışındaki cinsiyet tercihleri için kullanılmaktadır.

FETÖ Terör Örgütünün ele geçirmek için büyük kumpaslar kurduğu Fenerbahçe, maalesef küresel oligarşinin kirli ajandasının sahibi LGBT’nin toplumsal kabul arayışlara meze olmuş gözüküyor. LGBT, toplumsal cinsiyet eşitliği kamuflajında tüm ajandasını topluma dayatıyor. Şimdi bir de bütün toplumun dikkatle takip ettiği futbol kulüplerini araçsallaştırarak kirli ajandasını uygulatmaya çalışıyor. Fenerbahçe’den başka diğer takımlarda henüz bir hareketlilik gözlenmezken zaman içinde onları da ikna edeceği açık.

Buradan Fenerbahçeli yetkililere seslenmek istiyorum;

Fenerbahçe bizim tarihi, köklü bir spor kulübümüzdür ve spor kulübü olarak kalmasını istiyoruz. Küresel oligarşinin kirli ajandasına kurban edilmesin istiyoruz. FETÖ Terör Örgütüne karşı verdiği mücadele ile milletimizin kalbinde müstesna bir yer edindi ve öyle de kalsın istiyoruz.