Araştırma Görevliliği: Belirsizliğe Mahkum Bir Hayatın Mesleği

Şenol Metin

Araştırma görevliliği ile akademisyenliğe başlayan genç bilim insanları, yüksek lisans, doktora, doktor öğretim üyeliği ve nihayetinde doçentlik sürecine kadar belirsizliğe mahkum bir hayatın nesneleştirilmiş özneleridir.

Yüksek Lisans ve doktora öğrencileri arasından seçtiğimiz araştırma görevlileri en az 15 yıl süren, kadro güvencesinin olmadığı, 1-2 yılda bir görev süresinin uzatılıp uzatılmayacağı belirsiz, stresli bir memuriyet ile eğitimlerini birlikte sürdürmek mecburiyetindedirler.

Meşakkatli bir yolun yolcusu akademisyenlerimiz yolun da, kaptanın da, kuralların da her an değişebileceği belirsizlik içindedirler. Hatta yolculuğun herhangi bir safhasında araçtan da indirilebilir.

Eğitimciler Birliği Sendikası’nın Genç Akademisyenler Birliği ve Genç-Memur-Sen ile birlikte 1122 Araştırma görevlisi üzerinde yaptığı bir çalışmada Araştırma görevlilerinin % 92’si doktora sonrası işsiz kalacağı kaygısını taşımaktadır.

Kamu kesimindeki en eğitimli kesim olan öğretmenlerin bile ancak % 9’unun yüksek lisans mezunu olduğu gerçeğinde, doktora mezunu öğretmenimizin sayısı % 1 bile değilken, yıllık 100.000 kamu istihdamı içinde sadece ve sadece  8.500 doktora mezununa işsizlik kaygısı yaşatıyorsak sözün bittiği yerdeyiz demektir.

Yine bu 1122 Araştırma görevlisi üzerinde yapılan ‘Güvencesiz Meslek, Belirsiz Gelecek 50/D Araştırma Görevliliği’ raporunda denmektedir ki;

‘Türkiye’de kadro bulamaz ise yurt dışına gitmek zorundayım.’ diyenlerin oranı % 56,6’dır.

8-9 yıllık yüksek lisans ve doktora eğitim maliyeti hariç olmak üzere sadece araştırma görevlisi maaşı olarak 700-800  Bin TL ödediğimiz dikkate alındığında, bir araştırma görevlisinin doktora bittiğinde işsizliğe mahkum edilmesinin hiçbir makul nedeni yoktur.

Hiçbir şey düşünemiyorsan kamuda mühendis, veteriner, öğretmen olarak istihdam et. 

Araştırma görevliliği kadrosunu üniversitelerimiz geleceğin bilim insanlarını yetiştirmek üzere tahsis etmektedir. Ancak 2018 yılından sonra araştırma görevlileri istisnasız bir şekilde 50/D kadrosu kapsamında istihdam edilerek akademisyenliğe giriş, araştırma görevliliği  ‘güvencesiz’ hale getirilmiş, araştırma görevlileri yurt dışı beyin göçü için arayışa itilmiştir.

Yine bu rapordan bir şey daha öğreniyoruz;

50/D statüsünün güvencesizliği nedeni ile Araştırma görevlilerinin % 47,7’si mobbinge maruz kalmaktadır ki bu  korkunç bir orandır.

50/D Araştırma görevlileri, doktora sonrası sözleşmeleri fesh edilip işsiz kaldıkları için yüksek lisans ve doktora sürecini uzatabildiği kadar uzatmaktadırlar. Normalde 5-6 yılda bitecek yüksek lisans ve doktora süreci 8-9 yıla kadar uzatılmaktadır.

Yaşamdan çalınan bu 3 yıla ve anlamsız bir kural için heba edilen 3 yıl için ödenen maliyete yazık değil mi!

Küresel rekabette yeni güç kaynağı bilgi üretme kapasitemizin geliştirilmesi için fevkalede önemli olan Araştırma görevlilerinin ülkenin en cins beyinlerini çekecek bir meslek olması gerekir iken 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 50/D maddesi ile bu mümkün  değildir. 

2018 yılı sonrasında yapılan düzenlemeyle tüm araştırma görevlileri 2547 sayılı Kanunun 50/d maddesi kapsamında atanmaya başlanmıştır. Yapılan değişikliğin rasyonelitesi, makuliyeti ve vizyonu yoktur. 50D statüsünü burs olarak gören yaygın yanlış anlaşılma da bu kuralın ihdasında faktördür.  

Sonuç olarak çözüm önerimiz;

50/D kapsamında istihdamdan vazgeçilmelidir. Araştırma görevlilerinin doktora eğitimini tamamlama sonrası sözleşmesi feshedilmeyerek 2 yıl süre ile doktor araştırma görevlisi olarak görevine devamı sağlanmalıdır. Ardından, Yükseköğretim Kurulu bünyesinde oluşturulan Kariyer Ofisi aracılığıyla öğretim üyesi ihtiyacı olan üniversitelere yönlendirmesi yapılmalıdır. YÖK, doktor öğretim üyesi kadrolarının %30’unu bu modelde merkezi sistemle Kariyer Ofisi aracılığı ile kullanmalı, kalan %70 kadro ise eskiden olduğu gibi cari usulle üniversiteler tarafından kullanılmaya devam etmelidir.   Buna rağmen 2 yıl sonrasında akademisyen olarak istihdam imkanı bulamayan araştırma görevlileri üniversite ve ilgili kurumların laboratuvarlarında AR-GE mühendisi, veteriner, öğretmen, uzman gibi kadrolara atanarak kamudaki insan kaynağının daha nitelikli hale getirilmesine katkı sunabilir.

Son 2 husus; 

Araştırma görevlilerinin açık net bir görev tanımı yapılmalıdır. Araştırma görevlisi kadrosu ile öğrencilik statüsü arasındaki bağ koparılmalıdır. Ana bilim dalı başkanının hem yüksek lisans, doktora eğitim sürecinin belirleyeni hem de araştırma görevlisinin amiri olması aşırı güç temerküzü üretmekte, kötüye kullanım için zemin oluşturmaktadır. Bu nedenle araştırma görevlileri kadrolarının bulunduğu üniversite dışında yüksek lisans ve doktora imkanı getirilmelidir. Bu imkanın kullanımında idari makamların takdir yetkisi sınırlanmalıdır.  

Bilimsel çalışmalarında kolaylık sağlamak için araştırma görevlileri ile öğretim görevlilerine yeşil pasaport imkanı da sağlanmalıdır.