AŞK, ÖZLEM ve ÖTESİ (32)

Osman Uzunkaya

Otobüsümüz güneşten tuz buz olmuş ve grileşmiş kayalarla kaplı dağları bir bir yalayarak Cidde yolunda ilerlemeye başlamıştı. Bir müddet sonra en ön koltukta oturmakta olan gurup hocamız eline mikrofonu alarak ayağa kalkmış ve bize hitap etmeye başlamıştı. Konuşmasını; “Kardeşlerim, yolculuğumuz bir saat civarında sürecektir. Cidde’ye ulaşınca ziyaret edeceğimiz mekanlar hakkında sizlere ayrıca bilgi vereceğim.Ziyaret yerlerini gezdikten sonra beğeneceğinizi umduğum kızıl deniz sahiline cephesi olan cennet gibi bir yerde şirketimiz tarafından sizlere ikram edilecek olan kumanyalarımızı afiyetle yiyecek ve bu anın tadını çıkararak, inşallah o bölge de hoşça vakit geçirip yorgunluğumuzu atmış olacağız.”Diyerek sonlandırmış ve hemen akabinde de güzel bir nida ile; “Kabe’nin yolları bölük bölüktür” Adlı ilahiyi söylemeye başlamıştı. Gurup hocamızın ağzından dökülen her hece  yol boyunca sıralanmış olan dağların adeta yalçın kayalıklarına çarparak kulağımda yankı buluyordu.Bir ara eşim omzuma dokunarak; “Şu rahleyi görüyormusun?” Diye sordu. Bir ayağı yolumuzun sağına, diğer ayağı da yolumuzun sol tarafına inşa edilmiş devasa büyüklüğündeki   betondan yapılmış olan rahle ile üzerindeki Kuran-ı Kerim figürü müthiş bir görsellik sergiliyordu. Daha sonra öğrendiğime göre bu rahle; yabancılar için sınır olarak belirlenen bölgeyi işaret etmek adına yapılmış büyük bir işaret taşı veya simgesiydi. Yol boyunca dağ silsilesine uzanan çöl ile kaplı arazi Cidde’ye yaklaştıkça biraz olsun yeşilleniyor,  yer  yer gözüme çarpan ufak tefek makilik alanlar sanki yüzüme gülümsüyor gibiydi.Her beş veya on kilometre de bir yol kenarlarına dikilmiş dev tabelalarda, Suudi Arabistan kralı ve oğlu veliaht prensin fotoğrafları boy gösteriyordu.

                Nihayet Cidde’ye ulaşmıştık.Cidde’ye girer girmez tek katlı ve geniş bahçeli müstakil evler ve dubleks türü lüks daireler dikkatimi çekmişti. Önümdeki cadde de seyreden son model arabalar ile henüz esmeye başlayan hafif ve tatlı bir meltem yarış ediyor gibiydi. Her yer pırıl pırıl ve yeşillikler içindeydi ama ortalıkta kimsecikler görünmüyordu.

                Bir kaç kilometre ilerlemiştik. Otobüsümüz eski evler ile metruk ve bakımsız binaların bulunduğu bir bölgeden geçmekteydi.Yoğun trafiği olan bir cadde de seyretmekte iken, gurup hocamız; “Kardeşlerim şu sağ tarafta gördüğünüz duvarlarla çevrili yerde Havva validemiz yatmaktadır. Burada otobüsümüzün durmasına müsaade edilmediği için sadece bu yeri görmek ve Havva validemizin ruhuna Fatiha bağışlamakla yetineceğiz.” Diyerek, ellerini kaldırıp sesli olarak Fatiha suresini okumuş, eşim ve bende okunan duaya eşlik etmiştik.

                Otobüsümüz Havva validemizin kabrinin bulunduğu bölgeden ayrılarak, kızıl denizin sahil şeridine doğru yönelmişti. Sahil şeridinde bulunan ve kilometrelerce uzunluğu olan yeşil alanın hemen altındaki ana yola cephe ve tabanı kumla kaplı bir yerde otobüsümüz park etmişti.Eşim ve ben otobüsten dışarıya adımımızı atar atmaz, denizin hemen yanı başında bulunan ve denizin boğazına takılmış bir inci gerdanlık gibi duran beyaz bir cami dikkatimizi çekmişti.Gurup hocamız gurubumuzdaki tüm hacı adaylarını etrafında toplayarak, bulunduğumuz yer hakkında bazı bilgileri bizimle paylaşmış ve bu güzelim caminin adının “Kısas mescidi” olduğunu söylemişti. Bu mescidin üzeri  büyük bir kubbe ile kapanmış ve biri diğerinden daha küçük olan iki minareli bir mimari özellikte inşa edilmişti. Kısas mescidinin etrafı mermer malzeme ile kaplanarak mescidin çevresiyle uyumu sağlanmıştı. Öncelikle kısas mescidini ziyaret edecek ve ikindi namazlarımızı burada eda edecektik. (devam edecek)

                Selam,sevgi ve muhabbetle..