AŞK, ÖZLEM ve ÖTESİ  (36)

Osman Uzunkaya

                Hastalığım hafifleyeceği yerde daha da ilerlemişti. Doktorun verdiği ilaçları özenle kullandığım halde bir türlü faydasını göremiyordum. Yatağıma uzandığımda öksürüğüm daha da artıyordu.Bu yüzden başımı yastığa dahi koyamıyordum.Zamanımı bazen oturarak ve bazen de ayakta dolanarak geçirmeye çalışıyordum. Eşim belli aralıklarla Türkiye’den getirmiş olduğumuz  zencefil, Nane ve ıhlamur gibi bitkileri dönüşümlü olarak kaynatıp bana içiriyordu.Ne ilaçların ne de eşimin hazırladığı bitkisel çayların faydası oluyordu.Etrafımda pervane olan eşim; eline aldığı bezle alnımdan süzülen terleri silerken  yarı ağlamaklı bir sesle; “Ne desem bilmem ki bey. Allah’ın takdiri işte! Bir taraftan hastalığına, bir taraftan da Kabe’ye gidemeyişimize üzülüyorum. İnşallah Rabbim tez zamanda şifa ihsan eder de iyileşirsin.”Diye söyleniyordu. Hani haksız da sayılmazdı. İki gündür Kabe-i Muazzam’a ya gidememiş, tavafımıza istemeyerek de olsa ara vermek zorunda kalmıştık.Bu duruma üzülmemek mümkün değildi. Hasret girdabındaki  yüreğim derya’dan çıkmış balık misali çırpınmakta, özlemim an be an artmaktaydı. Kabe-i  Muazzam’a nın yanı başında olup da ondan ayrı kalmak, tıpkı bir aşığın maşuk’undan ayrı kalması gibi bir şeydi. O esnada yatağımda diz çöküp ellerimi sema’ya kaldırarak Allah c.c’dan şifa diledim. Rabbim’den beni Kabe-i Muazzam’a dan daha fazla ayrı bırakmamasını niyaz ederken,  göz pınarlarımdan akmaya başlayan göz yaşlarımın yüzümü ıslattığını hissetmiştim. Gönlümdeki aşk yeniden depreşmiş, artık ayrılığa tahammülüm kalmamıştı.

                Eşimle birlikte dün olduğu gibi bugün de hastane servisinde yerimiz almıştık.Bu kez servis daha kalabalıktı.İki veya üç kişi benim gibi fasılasız öksürüyordu.Bu halde iken bile aralarında şakalaşan bazı hacı adayı arkadaşlar ortama renk katıyordu.Bir taraftan direksiyon sallayıp, diğer taraftan gür bir seda ile hastanenin muayene prosedürü hakkında daha önce söylediklerini tekrar eden şirket görevlisi konuşmasını;  “Hacı abilerim ve ablalarım.Hastane de işi uzun sürecek olanlarla, yatarak tedavi olacaklar beni mutlaka arasınlar; onların durumlarını  bizzat ben takip edeceğim.”Diyerek sonlandırmıştı.

 Gerek önceki muayeneden memnun kalmadığım için ve gerekse öksürüğümün boğazımdaki  arazdan değil de, göğsümdeki rahatsızlıktan kaynaklandığını fark etmiş olduğum için, bu defa göğüs hastalıkları uzmanına muayene olacaktım. Sıramı almış ve çok fazla beklemeden göğüs hastalıkları uzmanının karşısına dikilmiştim. Beni güler yüzlü bir tavırla karşılayıp, oturmamı işaret eden doktora rahatsızlığımı anlatacağım sırada öksürmeye başlamıştım. Doktor, suratını buruşturup kısık bir sesle “Anlaşıldı” diye mırıldanarak eline aldığı aletle sırtımı ve göğsümü dinlemiş;  “Sana ne oldu böyle hacı abi.Akciğerlerinde çok fazla iltihap oluşmuş.Bir müddet seni hastanemizde misafir edeceğiz. Sana serum verip antibiyotik tedavisi uygulayacağız. Geçmiş olsun.”Demiş ve elindeki kağıdı uzatarak, koridorun sonunda bulunan acil müdahale odasına gitmemi tembihlemişti.

Eşimle birlikte acil müdahale odasına gitmiş, bana gösterilen yatağa uzanarak beklemeye koyulmuştum.Biraz sonra koluma serum takılmış, ağzıma hava maskesi yerleştirilmişti.Baya bir rahatlamıştım. Uykusuzluğa yenik düşen gözlerimde uyku emareleri baş göstermiş, göz kapaklarım ağırlaşmaya başlamıştı. Eşime uyuyacağımı ima edip, bedenimi uykunun kollarına teslim etmiştim.  (devam edecek)

Selam, sevgi  ve muhabbetle..