AŞK, ÖZLEM ve ÖTESİ  (44)

Osman Uzunkaya

Eşimle birlikte gece saat on iki sularında Kabe-i Muazzam’a dan otelimize dönmüş, yorgunluğumuzu atmak ve birazda uyumak için odamıza çekilmiştik.Odamın penceresinden salınıp yatağımın baş ucunun bulunduğu duvara bütün ihtişamı ile yansıyan ay ışığı huzmesi, duvarı adeta bir sinema perdesine çevirmişti.Yastığımı yatağımın ayak ucu tarafına koyup yavaşça uzanmış, Ay ışığını izlemeye koyulmuştum.O sırada hafızama kazınan ve yıllarca unutamadığım  rahmetli babacığımın;  “Oğlum bak sana ne aldım!” sözünü yeniden hatırlamıştım. İlk okula başlayacağımda babam bana bir çanta almıştı. Çantayı yatağımın ayak ucuna bakan duvara yaslamış ve seyre dalmıştım.Çantamın metalden yapılmış kilidinin yüzeyine yansıyan Ay ışığı huzmesi orada müthiş bir parlaklık oluşturmuştu.Babamın bana çanta almasına çok sevinmiş, çantamda parıldayan ışık cümbüşünü saatlerce seyrettikten sonra ancak uyuyabilmiştim. Duvardaki Ay ışığı huzmesi çocukluğumda yaşadıklarımı hatırlamama vesile olmuştu.Ne gariptir ki şu anda yaşadıklarım ve hissettiklerim çocukluğumdaki unutamadığım bu olayla tıpa tıp örtüşüyordu.Yarın akşam saatlerinde  Arafat’a çıkacak olmanın sevinç ve heyecanı  şimdiden yüreğimi  ısıtmıştı.Uykum kaçmış, elime aldığım Diyanet İşleri Başkanlığının “Haccı Anlamak” Adlı kitabından “Arafat” Bahsini okumaya başlamıştım.

 “Arafat kelimesi, -bilme,anlama,tanıma- ve- güzel koku- gibi manalara gelen bir kökten gelmişti. – Hac nasıl olmalıdır?- Diye sorduklarında Peygamber Efendimizin verdiği cevap kısa ve gayet net idi: -Hac, Arafat(ta olmak) tır.(İbn Mace, -Menasik-, 57-) Hac, hakikatı bilmek, tanımak,anlamak, kavramaktı. –Hac Arafat’tı- Yani arif olmaktı.Marufa,marifete,marifetullaha ermekti. Dirilişi, mahşeri, Mahkeme-i Kübra öncesi bekleyişi, ölmeden önce ölmeyi, hesaba çekilmeden önce muhasebe yapmayı bilmekti. Arif olan anlar, Arafat’ı idrak eden hacı olur, Arafat’ı kavrayan marifeti bulur. Arafat arif olma yeridir. Arafat önce kendini bilme, kendini bulma deneyimidir. -Kendini bilen Rabbini de bilir- fehvasınca, önce kendini tanıma ardından da Rabbini tanımadır.

                Arafat, zamanların en bereketlisi olan Arife günü mekanların en mübareği olan Arafat’ta, Peygamber Efendimiz gibi yüzünü Kabe-i Muazzam’a ya çevirip sırtını Cebel-i Rahme’nin (Rahmet dağının)eteklerine vererek, Rahman’ın rahmetine nail olabilmek, bütün Müslümanların derdine derman bulabilmek, günahlardan sıyrılıp göz yaşlarıyla dolabilmek, cehaletten kurtulup marifetullah ile olabilmek için bir irfan ve marifet mektebiydi.

                Arife günü hac ihramıyla Arafat’ta bulunmak, bir Müslüman için en büyük nasiplerden biriydi.Çünkü bu kutsal yerde ve bu mübarek zaman diliminde yapılan dua ve ibadetler geri çevrilmezdi. Bu itibarla Müslüman Allah’a yönelmeli, el açıp yalvarmalı günahlarını hatırlayıp, göz yaşları içinde tövbe etmeli, af ve mağfiret dilemeli; kendisi, anne-babası, çocukları, kardeşleri, yakınları, milletinin fertleri ve tüm Müslümanlar için içtenlikle dua etmeliydi.”

                Göz kapaklarım uykunun dayanılmaz ağırlığına daha fazla direnememiş ve kapanmaya başlamıştı. Elimdeki kitabı bırakmış, kendimi uykunun kollarına telim etmiştim. (devam edecek)

                Selam,sevgi ve muhabbetle..