AŞK,ÖZLEM ve ÖTESİ (9)

Osman Uzunkaya

Başlarında takkeleri, boyunlarında kırmızı fularları ve üzerlerine giydikleri beyaz elbiseleri ile dikkati çeken bir gurup; hem bir birlerinden ayrılmıyor, hem de önlerine gelenleri saf dışı bırakarak “cennet bahçesi” ne doğru ilerlemeye devam ediyorlardı. Bende o gurubun bir kaç metre gerisinde bulunuyordum.Canımı dişime takmış küçük adımlarla yürümeye çalışırken, birden gurup hocamızı gözden kaybettiğimi anladım. “Cennet bahçesi”nin girişine dört veya beş metre kalmıştı. O esnada kalabalığın arasından sıyrılarak yanıma kadar gelen uzun boylu, iri yapılı ve siyahi bir ziyaretçi kazara sağ kol dirseğini hızlı bir şekilde suratıma çarptı.Neye uğradığımı şaşırmış ve afallamıştım. O an yüzümde dayanılmaz bir acı hissettim.Bir taraftan darbe alan yüzümü elimle oğuşturuyor, diğer taraftan da ağır-aksak adımlarla yürümeye çalışıyordum.

                Kalabalık ziyaret koridorunu tıklım tıklım doldurmuştu. Koridorun sol tarafında bulunan “cennet bahçesi”nin hemen yanındaki mekana girmeyi başarmıştım. Görevli askerler içeriye alacakları guruba yol vermek için, etrafı seyyar paravanalarla kapatmaya başlamışlardı. Kalabalığın orta kısmında olmama rağmen, arka tarafta oluşan ve sanki bir tusunamiyi andıran insan dalgası sayesinde, birden kendimi en ön sırada buluverdim. Durmadan “salavat” getiriyor ve zemini yeşil halılarla kaplı “cennet bahçesi”ne girmek için sabırsızlanıyordum.

                Nihayet Peygamber Efendimizin ayak izlerine yüz sürmüştüm. Ruhum bu müstesna yerde kıyam halinde iken, yüreğimde ki muhabbet pınarı coşmuş, gözlerime hucum eden yaşlar kirpiklerimden birer ikişer dökülmeye başlamıştı. Şu an karşımda duran minber-i şerif yok iken  Peygamber efendimiz hurma kütüğü üzerine çıkarak buradan ashabına seslenmişti. Peygamber Efendimiz“Cennet bahçesi” olarak nitelediği bu mekanda ashabıyla buluşmuş; toplantılar yapmış, önemli kararları burada almış ve zamanının büyük bölümünü de burada değerlendirmişti. Her köşesin de Peygamber Efendimizin gül cemalinden akisler bulunan ve mübarek sedasının kubbe-i hadra’da çınladığı bu muhteşem mekanı ziyaret etme bahtiyarlığına erişmiş olmanın mutluluğu anlatılamazdı.

                “Cennet bahçesi”ni ziyaret etmiş, Peygamber Efendimizin kabr-i saadetlerini selamlayarak çıkış kapısına yönelmiştim. Çıkış kapısının hemen önün de gurup hocamızın bana seslendiğini işittim.Hocamızı görünce bu güzel ziyarete vesile olduğu için kendisine teşekkür ettim. Birlikte otele gitmek üzere yola koyulduk.

                Yatağıma uzandığımda saat gece yarısı üç’ü gösteriyordu.Yorgun bedenim daha fazla direnemeden uykunun kollarına teslim olmuş ve o an uykuya dalmıştım. Her yer ışıklar içindeydi. Işıkların tam orta yerinde büyük bir hurma mağazası vardı.Hurma mağazasının beyaz mermerle kaplı merdivenlerine yönelmiştim ki Peygamber Efendimizi gördüm. Peygamber Efendimiz Orta boylu, nur yüzlü, buğday benizli ve kısa sakallı idi. Efendimizin bir kaç metre gerisinde gurup hocamız bulunuyordu.Hocamız eli ile işaret ederek beni yanına çağırdı.Efendimize selam verip mağazanın içerisine girdim. Gurup hocamız birden kaybolmuştu.Hemen yanı başımdaki terekte bulunan ve içi hurma ile dolu kasaya elimi uzatıp bir hurma aldım. O an elimdeki hurma nurdan ışıklar saçarak elma büyüklüğüne ulaşmıştı.Gördüğüm rüyanın etkisiyle uyandığımda, sabah ezanları okunmaktaydı.Bu güzel rüya sebebiyle içimi sonsuz bir huzur kaplamıştı. Mutluluktan içim içime sığmıyordu. (devam edecek)

                Selam,sevgi ve dua ile..